
Esas No: 2015/14044
Karar No: 2015/14044
Karar Tarihi: 7/3/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Ş.Y. BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/14044) |
|
Karar Tarihi: 7/3/2019 |
R.G. Tarih ve Sayı: 24/4/2019 - 30754 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Recep KAPLAN |
Başvurucu |
: |
Ş.Y. |
Vekili |
: |
Av. Serpil
KIRCA YASAN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, bir bankanın itibarına zarar verildiği sonucuna
varılan köşe yazısından dolayı yaptırıma maruz kalınmasının ifade özgürlüğünü
ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu 1958 doğumlu olup olay tarihinde çoğunlukla
Antalya"daki gelişmelerle ilgili haberler yapan www.serihaber.biz isimli internet sitesinde köşe yazarıdır.
10. Anılan internet sitesinde 29/3/2013 tarihinde başvurucu
tarafından kaleme alınan "Yapı Denetim Fettullah’ın Baronlarına Teslim" başlıklı
köşe yazısı şu şekildedir:
"Mühendislik ilmine kafası basmayan Fettullah"ın, Hoca kılıklı, Katılım Banka destekli
Baronları, Yapı Denetim sektörünü kontrol altına alırken, Mühendislik Odaları
da Susma ve eylemsizlik hakkını kullanıyorlar...
Üyelerinin hak ve menfaatini korumak, Mühendislik
sektöründe gelişmeleri takip etmek, kalkınma ve refah artırımı konusunda proje
geliştirmek, mesleki sorunların çözümünde hakemlik yapmak... Vs gibi asli görevlerimi yerine getiremeyen Mühendis
Odaları, toplamu ve siyaseti, uçuk düşünceleri ile
terbiye etmeye çalışırken...
Fettullah’ın, Hoca kılıklı, Katılım Banka destekli Baronları, İstanbul"da Yapı
Denetim Şirket pazarı kurdu. 300 000 - 500 000 TL
arasında perakende satışına bile başladılar.
Yapı Denetim Şirketlerini pazara düşürerek,
Kurumları laçkalaştıran Hoca kılıklı, Katılım Banka destekli Baronlardan biri,
o kadar cesaretli ki cesaretini anlatmaya değer buluyorum.
"Fetullah"ın
tosuncukları Baron Oldular" köşe yazım yayınlandıktan sonra duyarlı bir
okuyucum, Baronlardan M.B."nin, İstanbul’da bir
adreste kurduğu, onlarca Yapı Denetim Şirketini birbirine kefil ederek, ...
katılım bankasından, 5 000 000 TL kredi kullandığına dair bir belge gönderdi.
Bu belgeyi görünce, inanın ki Ülkem adına çok
üzüldüm. Hiçbir yetkiniz olmadığı halde, onlarca Yapı Denetim Şirketlerini,
önce kuracaksınız, sonra bu Yapı Denetim Şirketlerini birbirine kefil
edeceksiniz ve İslami bir bankadan "Tek Bir İmza (yani M.B., onlarca Yapı
Denetimin sahibi olarak)" ile yüklü miktarda kredi alacaksınız...
Şaka gibi...!!
Bı kadarına da pes doğrusu...
Bu adamın yaptığına ne denir?
Nitelikli dolandırıcılık mı?
Bilmiyorum! Bana savcı ve hakimler cevap
versin.
Saygı ve sevgilerimle."
11. Yukarıdaki yazıda adı geçen A. Bankası A.Ş. (Banka)
tarafından gönderilen tekzip yazısı üzerine 11/4/2013 tarihinde başvurucunun
yazısı yayından kaldırılmış ve tekzip metni bir hafta süre ile yayımlanmıştır.
12. Öte yandan Bankanın 5/4/2013 tarihli şikâyeti üzerine
başlatılan soruşturma sonucunda başvurucunun 1/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı
Bankacılık Kanunu"nun ilgili hükümleri çerçevesinde Bankanın itibarına zarar
verme suçundan cezalandırılması istemiyle iddianame düzenlenmiştir.
13. Yargılamayı yapan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi
aşağıdaki gerekçelerle 3/3/2015 tarihinde başvurucunun netice olarak 10 ay
hapis ve 16.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir:
"..."Yapı Denetim Fettullah"
ın Baronlarına Teslim" başlıklı yazı ve içeriği
incelendiğinde; güven kurumu olan bankalara olan güvenin sarsılmasına yönelik
olarak olduğu, bu yazı ile söz konusu katılan bankanın güvenilirliği,
saygınlığı ve prestijine zarar verildiği ve itibarının zedelendiği...,
dolayısıyla;
...5411 sayılı Bankacılık Yasasına aykırılık
suçunu işlediklerinin sabit olduğu anlaşıldığından, sanıkların eylemlerine uyan
5237 sayılı TCK.’nun 37. maddesi ve 5411 sayılı
Bankacılık Yasasının 74. maddesi yollamasıyla 5411 sayılı Bankacılık Yasasının
158/1. maddesi gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına,
...hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır."
14. Başvurucunun bu karara itirazı İstanbul 6. Ağır Ceza
Mahkemesince 12/6/2015 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya
29/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 10/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
16. 5411 sayılı Kanun"un "İtibarın
korunması" kenar başlıklı 74. maddesi şu şekildedir:
"5187 sayılı Basın
Kanununda belirtilen araçlarla ya da radyo, televizyon, video, internet,
kablolu yayın veya elektronik bilgi iletişim araçları ve benzeri yayın
araçlarından biri vasıtasıyla; bir bankanın itibarını kırabilecek veya
şöhretine ya da servetine zarar verebilecek bir hususa kasten sebep olunamaz ya
da bu yolla asılsız haber yayılamaz."
17. Aynı Kanun"un "İtibarın
zedelenmesi" kenar başlıklı 158. maddesi şu
şekildedir:
"Bu Kanunun 74 üncü
maddesine aykırı davrananlar bir yıldan üç yıla kadar hapis ve bin günden ikibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkrada yazılı fiil neticesinde
özel veya kamusal bir zarar doğarsa verilecek ceza altıda bir oranında
artırılarak hükmolunur."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 7/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
19. Başvurucu; başvuru konusu yazıda eleştiri ve düşünce
özgürlüğü hakkını kullanmış olması sebebi ile cezalandırılmasının ifade
özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
20. Başvurucu ayrıca, köşe yazısıyla ilgili müştekinin tekzip
metninin yayımlanmış olmasının ilk derece mahkemesi kararında değerlendirme
konusu yapılmamış olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini
iddia etmiştir. Başvurucu, kararı veren İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi
hâkiminin Paralel Yapı
soruşturması kapsamında tutuklanmasından dolayı mahkemenin tarafsızlığı
hakkında inancının sarsıldığını, bu nedenle de adil yargılanma hakkının ihlal
edildiğini ifade etmiştir.
21. Bakanlık görüşünde; Fethullahçı
Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) genel özelliklerine,
yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin bazı tespitlere
yer verilmiştir. İlave olarak FETÖ/PDY"nin finansal
yapısının merkezinde müşteki Bankanın bulunduğunun da yapılacak incelemede
dikkate alınması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.
No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının bir bütün olarak
Anayasa"nın 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
23. Anayasa’nın “Düşünceyi
açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili
kısımları şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya
başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.
Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da
vermek serbestliğini de kapsar...
Bu hürriyetlerin kullanılması, ...
başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ...
amaçlarıyla sınırlanabilir…”
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade
özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar
verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı
25. Yazdığı bir köşe yazısı nedeniyle başvurucu hakkında HAGB
kararı verilmiştir. Söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun ifade
özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
26. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde
belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin
ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın
ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ...
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
27. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen
ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın
ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
28. 5411 sayılı Kanun"un 74. ve 158. maddelerinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı
sonucuna varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
29. Başvurucu hakkındaki HAGB kararının başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına
yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru amaçlar taşıdığı sonucuna
varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum
Düzeninin Gereklerine Uygunluk
(1) Genel
İlkeler
(a)
Demokratik Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi
30. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğü bağlamında demokratik toplum düzeninin gerekleri
ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez açıklamıştır.
İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe
ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek
başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,
anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına
gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü
araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi
gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları, bu
çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir.
Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin
barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi
açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,
4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın [GK],
B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; Tansel
Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).
(b) Müdahalenin
Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması
31. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik
toplum düzeninin gereklerine uygun
kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı
bir müdahale olması gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme,
sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç
arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz.
Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde "demokratik
toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama" ve "ölçülülük ilkesine aykırı olmama" biçiminde
iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün
parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir Coşkun, §§ 53-55; Mehmet
Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2018/69, K.2018/47, 31/5/2018, § 15;
AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).
32.İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir
toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve
istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir
toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya
elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem
olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya
ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin
zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (bazı
farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun,
§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).
33. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin fikirlerini
ifade özgürlüğü yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa"nın 26. maddesinin
ikinci fıkrasında belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp
sağlanamadığını denetlemektir. Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı
ortadan kaldırmadığı vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında
olayın şartları içinde bir denge kurmaktır (Bekir
Coşkun, §§ 44, 47, 48; Hakan
Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017,§§ 58,
61, 66).
34. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile
başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına
işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun
menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer
bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret
etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin
diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran
açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi
yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan
organların düşüncelerin açıklanmasına ve yayılmasına müdahale ederken ifade
özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan korunması
gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların
varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (bazı farklılıklarla
birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 57; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59, 68).
35. Buna göre ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu
bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı
karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun
bir müdahale olarak değerlendirilemez.
(c)
Basın Özgürlüğü
36. Anayasa Mahkemesi; Anayasa"nın 26. maddesinde yer alan ifade
özgürlüğü ile onun özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa"nın 28.
maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu
temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için
gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok kez ifade
etmiştir (Mehmet Ali Aydın, § 69;
Bekir Coşkun, §§ 34-36). Basın
özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara
ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı açıktır
(İlhan Cihaner (2),
B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63).
(d) İnternet
Haberciliği ve Basın Özgürlüğü
37. İnternet haberciliğinin de basının temel işlevini yerine
getirdiği sürece basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği
konusunda tereddüt yoktur (Medya Gündem
Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015,
§§ 36-42).
(e) İfade Özgürlüğü ile
İtibarın Korunmasını İsteme Hakkı Arasında Adil Denge
38. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade
özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü
kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının
şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel
kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17.
maddesinin birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan Cihaner (2), §
44). Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü
kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün
Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan
Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,
15/2/2017, § 44).
39. Öte yandan finans piyasalarına ve finans kurumlarına güvenin
sağlanması, kamu düzeni ve güvenliğinin temininden ayrı değerlendirilebilecek
bir husus olmayıp bu düzenin ve güvenliğin sağlanmasının önemli bir unsurudur
(AYM, E.2014/103, K.2014/199, 25/12/2014). Bir güven kurumu olan bankalar, her
ülkede para piyasasının oluşması ve işletilmesinde önemli bir rol oynar. Ülke
ekonomisi içindeki bu önemli rol nedeniyle bankacılık sisteminde meydana
gelebilecek herhangi bir aksaklık başta tasarruf sahipleri olmak üzere tüm
ekonomik sistemi etkileyebilmektedir (AYM, E.2010/116, K.2011/118, 7/7/2011).
Bu bağlamda kanun koyucu, belirtilen hususları gözönüne
alarak bir güven kurumu olan bankaların güvenilirliğini sağlamak ve bu güvenilirliği
devam ettirmek amacıyla 5411 sayılı Kanun"un 74. ve 158. maddelerinde öngörüldüğü
şekilde bankaların itibarlarına yönelik haksız saldırıları hakaret suçundan
ayırarak ayrı bir suç olarak düzenlemiş ve bu suça, hakaret suçu için öngörülen
cezaya kıyasla daha ağır bir ceza verilebilmesine olanak sağlayan hükümler
ihdas etmiştir. Kanun koyucunun bu tercihi, suç olarak tanımlanan fiillerin
hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımlarına tabi tutulacağının belirlenmesindeki
takdir yetkisinin kapsamındadır (başka bir bağlamda benzer değerlendirmeler
için bkz. AYM, E.2016/25, K.2016/186,14/12/2016, §§ 12, 13).
40. Anayasa Mahkemesi mevcut başvuruya benzer başvurularda,
başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucunun konuşmasındaki
iddialar ve ifadeler nedeniyle müştekinin müdahale edilen şeref ve itibar
hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini
değerlendirmektedir (Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §
56; Nilgün Halloran,
§ 27; İlhan Cihaner
(2), § 49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan haklar
arasında dengeleme yapılabilmesi için başvurucunun kullandığı ifadelerin
türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik
kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile
getirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların ünlülük derecelerinin ve ilgili
kişilerin önceki davranışlarının, kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan
ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi gerekir
(Kemal Kılıçdaroğlu,
§ 56; Nilgün Halloran,
§ 44; Ergün Poyraz (2) [GK],
B. No: 2013/8503, 27/10/2015, §
56; Kadir Sağdıç [GK], B. No:
2013/6617, 8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§ 66-73). Bunun için başvurucu
tarafından söylenen sözlerin yazının tamamı ve söylendiği bağlamdan
kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52;
Önder Balıkçı, § 45).
41. Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirli
bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin
denetimindedir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, bir kısıtlamanın ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığı
hususuna karar vermede yetki sahibi olan iç hukuktaki son mercidir.
(f) Maddi Olgular ile Değer Yargısı Arasındaki Fark
42. Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıaların
açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada
maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir.
Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın
mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir
Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64). Ancak bir açıklamanın
tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile müdahalenin orantılılığı
ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmemesine
göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla desteklenmiyorsa değer yargısı
ölçüsüz olabilir (Cem Mermut,
B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48).
(g) İfade
Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin Gerekçesi
43. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin
temel ekseni, derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında
dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun
olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır. İfade
özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan
kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler Anayasa"nın 26.
maddesini ihlal edecektir.
(2) İlkelerin
Olaya Uygulanması
44. Bankaların güven kurumu olması dolayısıyla onlara yönelik
güveni sarsıcı nitelikteki asılsız haber yapma fiilinin yaptırıma tabi
tutulması kamu düzeninin tekrar sağlanması açısından makul ve olması gerekli
bir tutum olarak değerlendirilebilir (bkz. § 40). Ancak bu tespit bankacılık
sisteminin ve münhasıran herhangi bir bankanın -özellikle de kendi faaliyet
alanlarındaki konularla ilgili- eleştirilerden muaf tutulduğu anlamına gelmez.
Bu bağlamda bankacılık sisteminin ve bankaların itibarına yönelik her türlü
ifadenin otomatik olarak cezalandırılmayı gerektirdiği şeklinde kategorik bir
varsayımdan hareket edilemez.
45. Başvuru konusu olayda ilk derece mahkemesi, başvurucunun
yazısının müşteki Bankanın itibarına karşı hangi surette saldırı oluşturduğu ve
cezalandırmayı gerektiği hususunda hiçbir değerlendirme yapmaksızın anılan
yazının "...güven kurumu olan bankalara olan
güvenin sarsılmasına yönelik olarak olduğu, bu yazı ile ...bankanın
güvenilirliği, saygınlığı ve prestijine zarar verildiği ve itibarının
zedelendiği..." sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda ilk derece mahkemesince
başvurucu hakkında HAGB kararı verilirken başvurucunun yazısında dile getirilen
iddialar hakkında herhangi bir araştırma yapılmaksızın -dayanakları
gösterilmeden- başvurucu tarafından kaleme alınan yazının Bankanın
güvenilirliği, saygınlığı ve prestijine zarar verdiği varsayımına
dayanılmıştır.
46. Öte yandan anılan kararda Bankanın faaliyet yürüttüğü alanın
ve yazıya konu olan meselenin kamusal niteliği ve halkın kamusal meselelere
ilişkin bilgi alma hakkı da dikkate alınmamıştır. Başvuru konusu olayda olduğu
gibi bir bankanın işlemlerindeki usulsüzlük iddiaları konusunda kamunun
bilgilendirilme hakkının bulunduğunda kuşku yoktur. Bir haber veya yazının
kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veya
makalenin yayımlanmasına o kadar boyun eğmesi gerekir (İlhan Cihaner (2),
§ 74; Kadir Sağdıç, § 67).
47. Somut davanın kendine has koşullarında başvuruya konu
ihtilafın büyük ölçüde dava konusu yazıda ileri sürülen iddiaların maddi
vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgili
olduğu görülmektedir. Bu bağlamda başvuru konusu yazıda M.B. isimli bir kişi
hakkında müşteki Bankanın da adının geçtiği ve belgelere dayalı olduğu
belirtilen bazı olgusal iddiaların yer aldığı görülmektedir.
48. Anayasa Mahkemesi, müşteki Bankayı usulsüz işlemlere taraf olmakla itham eden
iddiaların ciddi olduğunu gözönünde bulundurmaktadır.
Kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan olgusal iddiaların ifade
özgürlüğünün korumasından yararlanabilmesi için güvenilir delillerle
desteklenmesi gerekir (Nihat Durmuş ve
Durmuş Ofset Gaz. Bas. Yay. Mat. Kül. ve Spor Etk. ve Tic. Ltd. Şti.,
B. No: 2014/5761, 10/5/2018, § 54). Bu bakımdan başvuruya konu olay bağlamında
derece mahkemelerinin başvurucunun iddialarına dayanak gösterdiği belgenin
gerçekliği ile belge içeriği incelendiğinde başvurucunun iddialarının belge
içeriğinden çıkarılmasının mümkün olup olmadığı konusunda bir tespitte
bulunması gerekir. Derece mahkemesi kararlarında bu şekilde bir değerlendirme
yapılmamıştır.
49. Bu bağlamda derece mahkemelerinin başvurucunun ifade
özgürlüğü hakkı ile müşteki Bankanın itibar hakkının korunması amacı arasında
adil bir denge kurduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun ifade özgürlüğüne
yapılan müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç
baskısına tekabül ettiği ve bu sebeple de demokratik toplum
düzeninin sürekliliği için gerekli olduğu ilgili ve yeterli bir gerekçe ile
gösterilememiştir.
50. Açıklanan gerekçelerle derece mahkemelerinin kararlarında
ortaya konan gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı sonucuna varıldığından
Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ve 28.
maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğünün ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)
Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da
edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili
mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan
hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava
açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,
Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
52. Anayasa Mahkemesinin
Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 57-60) kararında, Anayasa Mahkemesince bir temel
hakkın ihlal edildiği sonucuna varıldığında ihlalin ve sonuçlarının nasıl
ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda genel ilkelere yer verilmiştir.
53. Başvurucu, ihlalin tespiti ile ihlalin sonuçlarının
kaldırılması talebinde bulunmuştur.
54. Anayasa Mahkemesi başvurucuya yönelik HAGB kararı şeklindeki
müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk koşulunu
sağlamadığından başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği
sonucuna varmıştır. Somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı
anlaşılmaktadır.
55. Bu durumda ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin
sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki
yarar bulunmaktadır. Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı
Kanun"un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının
ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması
gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve
nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple
kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 29. Asliye Ceza
Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçtan ve
2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin
başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
tutulması talebinin KABULÜNE,
B. İfade ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa"nın 26. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına
alınan ifade özgürlüğü ile Anayasa"nın 28. maddesinin birinci fıkrasında
güvence altına alınan basın özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin
ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak
üzere İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2014/172, K.2015/82)
GÖNDERİLMESİNE,
E. 226,90 TL harçtan ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
7/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.