Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/587
Karar No: 2021/131

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/587 Esas 2021/131 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/587 E.  ,  2021/131 K.

    "İçtihat Metni"

    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza

    Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanık ..."ın 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunu"nun 3/1, TCK"nın 62, 52/2-4, 50/1-a ve 54. maddeleri gereğince 14.000 TL ve 80.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve müsadereye ilişkin Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2013 tarihli ve 1317-204 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 01.10.2015 tarih ve 22451-19445 sayılı kararı ile onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.02.2017 tarih ve 3901sayı ile;
    ""...Tüm dosya kapsamına göre Libya uyruklu olan ve yine 2011 yılında Libya"da yaşanan iç karışıklık sırasında kurulup daha sonra ülkenin Genel Kurmayı niteliğine bürünen Libya Askeri Konseyinin bir mensubu olan sanığın, konsey tarafından kendisine BAE (Dubai)"ne götürülüp karşılığında ilaç alması için teslim edilen altınları ülkemiz gümrük bölgesine sokma amacıyla hareket ettiğinden bahsedilemeyeceği, uçak değiştirmek için yanında bulunan gümrüğe tabi eşyayı hata ile ülkemiz gümrük sahasına sokmasının suç kastıyla hareket ettiğini göstermeyeceği, dolayısıyla üzerine atılı suçun manevi unsurunun oluşmadığı düşüncesinde olduğumuzdan, suç kastı bulunmayan sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği hâlde mahkûmiyetine karar verilmesine ilişkin yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği..."" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 15.03.2017 tarih ve 5797-1770 sayı ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kaçakçılık suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    29.10.2011 tarihli olay tutanağına göre; Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali geliş katı yolcu karşılama salonunda kolluk görevlilerince yapılan denetim ve kontroller sırasında gümrüklü alandan çıkarak ""A"" giriş kapısına yönelen sanıktan şüphelenilmesi üzerine kolluk görevlilerince yapılan pasaport kontrolünde sanığın TK0636 sefer sayılı uçakla Trablus’tan geldiğinin anlaşıldığı, devamında beraberindeki bagajın kontrolü için X-ray cihazına sevk edildiği, şüpheli yoğunluk görülmesi üzerine yapılan fiziki kontrolde bagaj içerisinde beş adet külçe altının ele geçirildiği, Hava Limanı içerisinde yer alan PTT ofisinde yapılan tartımda ele geçen eşyanın 16.850 gr ağırlığında külçe altın olduğunun tespit edildiği,
    23.02.2012 tarihli tutanağa göre; suç konusu altınların Merkez Bankası İstanbul Şubesi nezdinde emanete alındığı,
    Libya Ulusal Geçici Geçiş Konseyi Yürütme Ofisince 10.11.2011 tarihli ve 363 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine hitaben düzenlenen Şifai Nota"ya göre, sanığın 02.11.2011 tarihinde Libya’ya geri gönderileceğinin bildirildiği, UGK Yönetim Kurulu Dışişleri Konsolosluk İşleri İdaresince, sanıktan alıkonulan altınların iadesi için Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğinden Türk makamları nezdinde girişimde bulunulmasının istendiği,
    Libya Büyükelçiliği Ankara Temsilciliğince Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına hitaben gönderilen ""Acil"" başlıklı faks suretinde, aynen; ""Libya vatandaşı ...’nin Türkiye’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri’ne giderken beraberindeki altınlar ile yakalanması ile ilgili 01.11.2011 tarihli notasına atfen, Libya vatandaşı ...’nin serbest bırakılmasıyla ilgili çabalarınızı taktir ederken, el konulan altınların Trablus Askeri Konseyi’ne ait olduğunu belirten ve ilgililerin devrimci yaralıların tedavisine katkıda bulunmak için Birleşik Arap Emirlikleri’nden bazı ilaç ve tıbbi malzemeleri götürmek üzere Konseyin Sağlık Komitesi tarafından görevlendirildiğini bildiren Trablus Askeri Konseyi Başkanı"nın mesajını ilişikte sunar, Türk makamlarınca el konulan altınların serbest bırakılmasını rica ederiz."",
    17.11.2011 tarihli Tropoli Askeri Konseyi tarafından Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Müdürlüğüne hitaben gönderilen faks suretinde ise aynen; ""Emar Ali Emar’ın Tropoli Askeri Konseyi’nde bir direnişçi olup, yaralı direnişçilerin tedavisinde katkı sağlayan ilaçları Birleşik Arap Emirlikleri’nden temin etmek amacıyla Tropoli Askeri Konseyi tarafından atandığını onaylar, var olan durumlar ve yabancı dövizin bulunamaması nedeniyle yaklaşık 16.854gr ve özelliklerini belirttiğimiz ham altını Alı Abu Al Qasem adlı ticari ruhsat taşıyan altın mağazasından satın alındığını, altınların külçe numaralarının 0930/10, 01053/10, 0946/10, 01090/10, 1129/10, olduğu, Tropoli Askeri Konseyi’nin bilgisi dahilinde, Cumartesi günü 29.10.2011 tarihinde Emar Ali Emar altınları alarak Birleşik Arap Emirlikleri’nde altın çarşısında bulunan Tasili adlı şirkete teslim edip altınlar karşılığında ilaç ve bazı tıbbi cihazların alımlarına karşı takas etmek amacıyla Tropoli Havaalanından ayrılıp Türkiye’den geçerek Birleşik Arap Emirlikleri"ne doğru hareket etmiştir. Yalnız şahıs bilmeyerek Türkiye Havalanı Salonuna girmesi sonucunda gümrük polisleri tarafından yakalanmış ve altınlara el konulmuştur. Direnişçi yaralıların tedavisinde kullanılacak bu ilaçların Libya halkının çektiği acıları hafifletmesinde önemli rol oynaması nedeniyle Tropoli Askeri Konseyi’ne ait olan bu altınların serbest bırakılmasını rica ederiz.""
    Bilgilerine yer verildiği,
    Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğünün 23.11.2011 tarihli analiz raporuna göre, dava konusu beş adet külçe altının % 0746,80 ilâ % 0783,90 oranında altın ihtiva ettiği,
    13.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna istinaden düzenlenen kaçak eşyaya mahsus tespit varakasına (KEMT) göre; dava konusu eşyanın CİF değerinin 1.246.988 TL (710.939 USD), gümrüklenmiş değerinin ise 1.246.988 TL olarak tespit edildiği,
    27.12.2011 tarihli KEMT varakasına göre; suç eşyasının toplam CİF değerinin 1.301.749 TL, gümrük vergisinin 0.00 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 1.301.749 TL olduğu,
    13.12.2011 tarihli bilirkişi raporuna göre, ele geçen eşyanın, hurda, 18 ayar ağırlıklı altınların profosyonelce eritilmesi neticesinde elde edilmiş beş adet takoz diye tabir edilen külçe altın niteliğinde olduğu ve söz konusu altınların yabancı menşeli olup yeniden işlenmek veya satılmak amacıyla yurda getirildiği,
    19.06.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; 29.10.2011 tarihinde Atatürk hava Limanı gümrüklü alan çıkışında, emniyet yetkililerince bagajında 16.850 gr ağırlığında beş adet külçe altın bulunan sanığın; transit yolcu olduğunu ve İstanbul üzerinden Dubai’ye gideceğini, altınların gümrüklü alandan çıkarılmaması gerektiğini bilmediğini, bu konuda uyarılmadığını, suç kastının bulunmadığını, Trablus Askeri Konseyinde görev yaptığını dava konusu altınları Konseyin verdiği görev gereği Dubai’ye götürüp oradan ilaç ve tıbbi malzemeyle değiştirerek Libya’ya geri götüreceğini ileri sürdüğü, bu açıklamaların gerek Trablus Askeri Konsey Başkanının mesajı gerekese Ankara’daki Libya Büyükelçiliğinin notası ile örtüşmesi nedeniyle sanığın beyanının doğru olduğu, sanığın dava konusu altınları Türkiye’ye kaçak yollardan sokmak istediğine dair dosyada başkaca bir delil ve bilgi bulunmadığından kaçakçılık kastınının bulunmadığı,
    28.11.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre; 20249 sayılı ve 11.08.1989 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Kararı’nın 2/i maddesinde işlenmemiş ve işlenmiş altın;
    ""İşlenmemiş altın, en az 995/1000 saflıkta, nitelikleri müsteşarlıkça belirlenen barlar veya külçeler halindeki altını, 2/ii maddesinde işlenmiş altın, 995/1000’den daha küçük saflıkta, gerek bir işçilik uygulanarak ziynet veya süs eşyası haline dönüştürülmüş, gerekse içine ilave madde katılarak veya katılmaksızın alım-satım yapılan altın"" şeklinde tanımlanmıştır. İşlenmemiş altın, Gümrük Giriş Tarife Cetveli"nde, 7108.12 Gümrük Tarife istatistik Pozisyonu"nda yer almakta olup, ithali ancak Merkez Bankası ve İstanbul Altın Borsasına üye olan kuruluşlar tarafından yapılabilmektedir. İşlenmiş veya yarı hâlde işlenmiş altın (külçe hâlinde) 7108.13 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu"nda yer almakta olup ithalinde 20.06.2007 tarihli ve 26558 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan Kıymetli Maden ve Taş Analizinde Yetki Verilecek Ayar Evlerinin Standartları, Seçimi ve Denetimi Esaslarının Belirlenmesine İlişkin Tebliğ hükümlerince gümrük idaresi tarafından ayar tespiti için darphanenin yetkilendirmiş olduğu laboratuvarlara gönderilmekte, yapılan analiz sonucunda verilecek yazı neticesinde gümrük idaresince ithal işlemi sonuçlandırılıp eşya sahibine teslim edilmektedir. Gerek işlenmemiş, gerekse yarı işlenmiş veya işlenmiş altının ithali altından mücevherci eşyası hariç gümrük vergilerinden muaf olarak yapılmaktadır. Dava konusu eşya işlenmemiş altın olmadığı tespit edildiğinden ithali serbest olup bu anlamda herhangi bir kayıt bulunmamakta, keza herhangi bir mercinin izni de aranmamaktadır. Ancak herhangi bir eşyayı ithal hakkı, Türkiye’de yerleşik kişilere tanınmış olduğundan, suç konusu altınları Libya uyruklu sanığın ithal hakkı bulunmamaktadır. Gümrük bölgesinden yurda giriş yapan sanığın suça konu eşyayı zatî eşyası arasında kolluk güçlerince tespit edilmesi nedeniyle de beyana tabi yolcu beraberi ticari mahiyette bir eşyayı beyan etmeyerek serbest dolaşıma soktuğu, bu halîyle dava konusu altınları yasal yoldan ithal edebilmesi için öncelikle 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve bu Kanun"a bağlı Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu Hakkında 32 Sayılı Karar ve Tebliğleri hükümlerinde gümrük idaresine beyanı zorunlu olan kıymetli maden cinsi eşyanın gümrük idaresine beyan edilmesi ve tebliğ hükümlerinde ayar tespiti yapılarak Kıymetli Madenler Borsasına teslimi gerekmekte olup ancak bu ithalatın Türkiye’de yerleşik kişilerce yapılması gerekmektedir. İnceleme konusu olayda ticari mahiyettte bir eşyanın gümrük denetimine tabi tutulmaksızın serbest dolaşıma sokulması sebebiyle 5607 sayılı Kanun"un 3/1. maddesinde belirtilen kaçakçılık fiiilinin işlendiği görüşü ile beraber aynı Kanun uyarınca eylemin, suç veya kabahat oluşturmadığının takdir edilmesi halinde ise Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümlerine muhalefet niteliğinde olduğu,
    Anlaşılmıştır.
    Sanık kollukta; Dubai"ye gitmek üzere saat 18.00 sıralarında İstanbul Atatürk Hava Limanına giriş yaptığını, Dubaiye’ye satmak amacıyla altın götürdüğünü, Libya’da savaş çıktığı için Dubai’ye direk uçuş olmadığını, akşam saat 22.00"de Dubai’ye uçağı olduğu için geliş katından çıkış yaptığını ve yukarı katta bulunan gidiş katına yöneldiğini, polislerin burada bagaj kontrolü yaptığını, beraberinde getirdiği altınları gümrüğe beyan etmediği için hakkında işlem yapıldığını, diğer ülkelerde böyle bir uygulama olmadığından gümrüğe beyanda bulunması gerektiğini bilmediğini,
    Mahkemede ise Trablus Askeri Konseyinde görevli olduğunu, dava konusu altınları Konseyin kendisine verdiği görev gereği Dubai’ye götürüp orada ilaçla ve tıbbi malzemeyle takas ederek Libya’ya götürmek istediğini, Dubai’ye direk uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden gittiğini, biletini henüz almadığını, uçak indikten sonra iki saat sonraki veya daha sonraki bir THY uçağından bilet almak üzere gümrüklü alandan çıktığını, ancak yolcu karşılama salonunda polis tarafından durdurulduğunu ve bagajındaki altınların ele geçtiğini, dava konusu altınların gümrüklü alandan çıkarılmaması veya emanete ya da gümrük idaresine teslim edilmesi gerektiğini bilmediğini, zira bu konuda uyarılmadığını, Türkçe bilmediği için polisin kendisine söylemek istediklerini anlayamadığını, soruşturma aşamasında ifadesi alınırken kendisine sorular soran kişinin bazen Türkçe bazen de İngilizce konuştuğunu, ancak İngilizceyi de tam olarak bilmediğini, altınları Dubai" de ""Tasili"" isimli şirkete teslim edeceğini,
    Savunmuştur.
    5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu"nun suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 3. maddesinin birinci fıkrası;
    "Eşyayı, gümrük işlemlerine tâbi tutmaksızın Türkiye"ye ithal eden kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye"ye ithal edilmesi halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.” şeklinde düzenlenmiş iken suç tarihinden sonra 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6455 sayılı Kanun"un 54. maddesi ile;
    “Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.” şeklini almıştır.
    Buna göre, bir eşyanın kaçakçılık fiiline konu olabilmesi için gümrük işlemine tabi tutulmadan yurda ithal edilmesi gerekmektedir. Suçun oluşumunda önem arz eden gümrük işlemlerinden, ithal ya da ihraç edilecek eşyanın gümrükçe onaylanmış bir işleme veya kullanıma tabi tutulması anlaşılmalıdır.
    5607 sayılı Kanun"da “Gümrük işlemi” kavramına ilişkin bir tanım yer almamakla birlikte, mülga edilen 4926 sayılı Kanun"un “tanımlar” başlıklı ikinci maddesi gümrük işlemi kavramını “Gümrük idarelerince, gümrük mevzuatı ve ilgili diğer mevzuat gereğince yapılan işlemleri ifade eder.” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre gümrük işlemi, bir eşyanın gümrük idareleri tarafından gerek gümrük mevzuatı gerekse ilgili mevzuatlar çerçevesinde onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması için gerekli tüm işlemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine getirilen eşya, gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanıma tabi tutulması sonrasında ülkeye sokulabilecektir.
    İthalattaki gümrük işlemleri ile ilgili olarak; 4458 sayılı Gümrük Kanunu"nun 33. maddesinde Türkiye Gümrük Bölgesine giriş ve çıkışların gümrük kapılarından yapılabileceği, 34. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine giren veya çıkan taşıtların gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak, gümrük idareleri tarafından denetleneceği, 36. maddesinin birinci fıkrasında Türkiye Gümrük Bölgesine getirilen eşyanın, girişinden itibaren gümrük gözetimine tabi olduğu ve yürürlükteki hükümlere uygun olarak gümrük idareleri tarafından denetleneceği hüküm altına alınmıştır.
    4458 sayılı Kanun"un 39. maddesinde ise Türkiye Gümrük Bölgesinin kara suları veya hava sahasından durmaksızın geçen taşıt araçları ile taşınan eşya hariç olmak üzere, Türkiye Gümrük Bölgesine gelen eşyanın, getiren kişi ya da duruma göre eşyanın gelişinden sonra taşıma sorumluluğunu üstlenen kişi tarafından gümrüğe sunulacağı, gümrüğe sunan kişinin, eşyayı daha önce ibraz olunan özet beyan ya da gümrük beyannamesi ile ilişkilendireceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun"un 3. maddesinin on sekizinci fıkrasında "Eşyanın gümrüğe sunulması" deyiminin, eşyanın gümrük idaresine ya da gümrükçe tayin edilen veya uygun görülen herhangi bir yere getirilmesi üzerine, belirlenen usul ve esaslara uygun olarak, gümrük idarelerine yapılan bildirimi ifade ettiği belirtilmiştir. Yine Kanun"un 46. maddesine göre gümrüğe sunulan eşyaya gümrükçe onaylanmış bir işlem veya kullanım tayin edilme zorunluluğu bulunmaktadır.
    5607 sayılı Kanun"un 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kaçakçılık eylemine konu eşya, 4458 sayılı Kanun"un 3. maddesinin yirmi üçüncü fıkrasına göre her türlü madde, ürün ve değeri ifade etmektedir. Buna göre herhangi bir eşya suçun konusu olabilmektedir.
    Gümrük işlemlerine tabi tutmadan ülkeye eşya sokma suçu genel kastla işlenebilen bir suçtur. Suçun oluşması için failin belirli bir amaç ya da saikle (özel kast) hareket etmesine gerek yoktur. Kanun koyucu bu suçun taksirli hâlinin cezalandırılacağını düzenlememiştir. Kast, bu suç bakımından eşyanın ithalat vergilerinden muaf olmadığını ve eşyanın bir takım işlemlere tabi tutulabileceğini bilme (öngörme); ancak buna rağmen gümrük işlemlerine tabi tutmadan yurda sokulmasını isteme şeklinde ortaya çıkacaktır (Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Cilt IV – Kaçakçılık Suçları, İstanbul, 1981, s.42).
    Suçun temel hâli bakımından, kastın ortaya konulduğunun anlaşılması açısından rejim beyannamesinin verilmesi önemlidir. Çünkü yukarıda da vurgulandığı üzere failin kaçağa konu eşyayı yurda sokma iradesi bu beyannamenin gümrük idaresine sunulması ile ortaya çıkmaktadır. Ancak eşyayı gümrük idaresini sunan kişi, beyannamede belirttiği malların cinsi, nevi ve miktarı bakımından bir eksiklik veya fazlalığın oluşması durumunda söz konusu mallar bakımından kaçınılmaz bir hataya düştüğünü ispatlaması durumunda cezalandırılmayacaktır (Erman, s. 43).
    Suçun nitelikli hâlinin düzenlendiği 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu"nun 3/1-2. cümlesi incelendiğinde ise gümrük kapıları dışından yurda eşya sokulması durumunda herhangi bir beyanname verilme durumu olmadığı gibi bu hususta eşyanın gümrük idaresinin denetime sokulma imkânı da bulunmamaktadır. Bu nedenle, nitelikli hâl için aranacak irade, failin eşyanın gümrük işlemine tabi tutmamak için gümrük kapıları dışından yurda sokma istek ve iradesidir. Bir kişinin sınırı yanlışlıkla geçmesi durumunda, gümrük işlemine tabi tutulacak bir eşya taşıyıp taşımadığı ve asıl amacının bu eşyayı ülkeye sokma olup olmadığı, olayın kaçakçılık kanunu kapsamında değerlendirilmesi bakımından belirleyici olacaktır (Batuhan Aktaş, Gümrük İşlemine Tabi Tutmadan Ülkeye Eşya Sokma Suçu Üzerine Bir İnceleme, TBB Dergisi, 2015, s.138-139-140).
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    29.10.2011 tarihinde Atatürk Hava Limanı Dış Hatlar Terminali geliş katı yolcu karşılama salonunda kolluk görevlilerince yapılan denetimler sırasında gümrüklü alandan çıkarak ""A"" çıkış kapısına yönelen sanıktan şüphelenilmesi üzerine yapılan pasaport kontolünde sanığın Libya uyruklu olduğunun ve Türk Hava Yolları firmasına ait uçakla Trablus"tan geldiğinin belirlendiği, sonrasında sanığın beraberindeki bagajın X-Ray cihazına sevk edildiği, şüpheli yoğunluk görülmesi üzerine yapılan fiziki kontrolde suç konusu beş adet 16.850 gr ağırlığında külçe altının ele geçirildiği ve söz konusu olay nedeniyle açılan kamu davası neticesinde eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş ise de;
    Sanığın, beraberindeki altınlar karşılığında tıbbi malzeme almak amacıyla Dubai"ye gitmek üzere bilet almak için gümrüklü alandan çıktığına, bu alandan ayrılmaması veya yanındaki eşyayı emanete ya da gümrük idaresine teslim etmesine gerektiğine ilişkin bilgisinin olmadığına ve gerek İngilizce gerekse Türkçe bilmediğine ilişkin aşamalarda istikrar gösteren savunması, bu savunmanın, suça konu altınların devrimci askerlerin tedavisinde kullanılacak ilaçların satın alınması amacıyla sanık tarafından bulundurulduğuna dair Tropoli Askeri Konseyi tarafından Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Müdürlüğüne hitaben yazılan 17.11.2011 tarihli bilgilendirme yazısı ve 10.11.2011, 23.11.2011 tarihli Şifai Notalar ile desteklenmesi, dosya içerisinde sanığın beraberinde getirdiği eşyanın hangi prosedürlere tabi tutulacağına ve transit yolcuların ne şekilde hareket edeceklerine ilişkin bilgilendirildiğine ve bu bilgilendirmenin hangi dilde yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmaması, böyle bir bilgilendirme yapılmış olsa dahi Trablus Askeri Konseyinde görevli olması nedeniyle kanuna aykırı olduğunu ve bu nedenle el konulacağını bilebilecek durumdaki sanığın, buna rağmen 16.850 gr ağırlığındaki altını beraberinde getirmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; somut olay özelinde sanığın savunmasının aksine, kasıtlı olarak hareket ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ve bu nedenle atılı suçun manevi unsurunun gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; ""Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 01.11.2011 tarihli iddianamesi ile olay tarihinde kolluk güçlerinin Atatürk Havalimanı dış hatları geliş katında gümrüklü alandan çıkış yapan Libya uyruklu ... isimli şahsın eşyaları arasında 5 adet değişik ebatlarda külçe halinde 16.850 gr altın ele geçirildiği, sanığın bunları gümrük görevlilerine beyan etmeyerek üzerine atılı gümrük kaçakçılığı suçunu işlediğinden bahisle açılan kamu davası sonucunda Bakırköy 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih ve 1317-204 E.K. ile yolcu olan sanığın beraberindeki ticari mahiyette olan eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmadığından sübut bulan eyleminden dolayı 5607 sayılı Kanunun 6/4 madde yollamasıyla 3/1, TCK’nın 52/1, 62, 50/1-a, 52/2, 52/4 maddeleri uygulamasıyla 80.000 TL adli para cezası ile cezalandırılıp, 24 eşit taksitte tahsiline, suç konusu eşyaların 5607 sayılı Kanunun 13 ve TCK"nın 54.maddeleri gereğince müsaderesine karar verildiği, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 01.10.2015 tarihli ve 22451-19445 sayılı ile kararın onandığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2017 tarih ve 2017/3901 sayısı ile yabancı uyruklu sanığın suç işleme kastı olmadığından mahkumiyet hükmünün onanmasına dair karara itiraz edildiği, Dairesince itiraz yerinde görülmediğinden dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi sonucu yapılan müzakerede oy çokluğuyla itirazın kabulu ile sanığın suç kastı olmadığı ve beraat etmesi gerekçesiyle bozmaya yönelik karar verildiği görülmüş ise de, aşağıda açıklanan nedenlerden dolayı suçun sabit olduğu düşüncesiyle bu karara iştirak edilmemiştir.
    Sanık aşamadaki savunmalarında Trablus Askeri Konseyinde görevli olduğunu, dava konusu altınları Konseyin kendisine verdiğini, görev gereği Dubai’ye götürüp oradan ilaçla takas ederek bu ilaçları tekrar Libya’ya götüreceğini, Libya’dan Dubai’ye direkt uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden aktarmalı bilet aldığını, İstanbul Atatürk Hava Limanında (AHL) uçak indikten sonra THY uçağı ile Dubai’ye gideceğini ancak bileti alamadığını, AHL’de uçak indikten 2 saat sonra veya daha sonraki bir THY uçağından bilet almak üzere gümrüklü alandan çıktığını, gümrüklü alan dışında yolcu karşılama salonunda polis tarafından durdurulduğunu, bagajında ki altınların ele geçtiğini, dava konusu altınların gümrük alanından çıkartılmaması, orada emanet veya gümrük idaresine teslim edilmesi gerektiğini bilmediğini, bu konuda kendisini uyaranın olmadığını söyleyerek suç kastı olmadığı belirtmiştir.
    Kast, bir suç tipini gerçekleştirmeye yönelik hareket iradesidir. 5237 sayılı TCK kast kavramına, TCK m. 21’de yer vermiştir. Buna göre,
    "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
    (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır."
    TCK m.21. maddesinin birici fıkrasında doğrudan kastı tanımlamış, ikinci fıkrasında ise, olası kast tanımına yer vermiştir. Bu tanım çerçevesinde her iki kast türünde de kastın bilme ve istemeye dayandırıldığı, olası kastın isteme unsuru bakımından farklılaştığı görülmektedir. Doğrudan kast, failin hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi veya kesin olarak öngörmesidir. TCK’nın kast kavramına yer veren 21.maddesinde kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olarak ifade edilmiştir. Buna göre kastın, bilme ve isteme olmak üzere iki unsuru vardır. Kastın gerçekleşmesi için bilme ve isteme unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Failin, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilmesi ve bu bilgiye rağmen hareketi gerçekleştirmesi, yani istemesi gerekir. Doğrudan kastın bilme unsuru, suçun maddi unsurlarıın bilinmesini ifade etmektedir. Failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerin aynı sıra, hareketinin zorunlu neticesi ya da kaçınılamaz yan neticesi olarak günlük hayat tecrübelerine göre öngördüğü ve iradi olarak kabul ettiği her şey, bunları istemese dahi, doğrudan kastın kapsamındadır. Bir başka ifadeyle, belli bir neticenin gerçekleşmesine yönelik olarak icra edilen fiilin diğer bazı neticeleri de meydana getireceği günlük hayat tecrübelerimize göre muhakkak ise, fail bu neticeler bakımından da doğrudan kastla hareket etmiştir. Kısaca belirtelim ki, TCK m.4’de kanunu bilmemenin mazeret sayılmayacağı açıkça ifade edilmiştir. Kural olarak fail, işlediği fiilin suç teşkil ettiğini bilmediğini iddia edemez meğer ki bu hususta kaçınılmaz bir yanılgıya düşmüş olsun (TCK m.30/4) (Doç.Dr.Engin Selçuk. Ceza Hukuku:2019-2020 Öğretim Yılı İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi ortak ders notları). Kaldı ki, gümrük kaçakçılığı suçları tehlike suçu niteliğinde olduğundan sadece bilmeme unsuru tek başına kastı ortadan kaldırmayacaktır.
    Kastın belirlenmesinde failin olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışları kastın belirlenmesinde ölçü olarak alınmalıdır.
    Bu cümleden sanık Libya hükümeti adına hareket ettiğini Birleşik Arap Emirlikleri"nden Dubai’ye insani amaçla (yararlılara ilaç, sağlık malzemesi) gittiğini, doğrudan uçak bulamadığı için İstanbul üzerinden seyahat etmek zorunda kaldığını, amacının Türkiye’de kalmak olmadığını söyleyerek transit yolcu olduğunu belirtmiştir. Bilindiği üzere transit seyahat planında başlangıç noktasıyla varış noktası arasında aktarma durağı bulunan yolculara transit yolcu denir. Bir kişinin transit yolcu sayılabilmesi için; aktarma noktasından aynı ya da farklı araç (uçak) firmasıyla devam edecek olan yolcunun 24 saatten uzun beklemeyecek olması gerekmektedir. Vize gerektiren durumlarda vize işlemlerinin de tamamlanması gerekir. Sanık ... saat 18:00’de İstanbul Hava Alanı"na geldiğini saat 22:00’de transit olarak Dubai’ye gideceğini söylemesine rağmen bu süre için herhangi bir uçak bileti ve/veya rezervasyonu bilgisi sunmadığı gibi doğrudan Havaalanı"nı terk ederek Türk Gümrük Sahasına girdiği ve yakalandığından Türkiye’de kalacağı düşünülmelidir.
    Sanık Türk Gümrük sahasına girmeden önce beraberinde taşıdığı standat dışı külçe altınların değeri 15.000 Amerikan Dolar’ından fazla olduğu için Gümrük İdaresine beyanda bulunması gerekirken, bu hususu bilmediğini ve kendisine bildirilmediğini söylemiş ise de, yine bilindiği üzere ülkeler arası seyahat edenlere ilgili ulaşımı sağlayan kurum ve kuruluşların ihtara yönelik anons ve broşürler dağıttığı, THY kurumu gibi uluslararası itibarlı ve disiplinli bir kuruluşun yolcularına bu uyarıyı yapmaması düşünülemez. Bu durumda sanığın aksine savunmasının yerinde olmadığı açıktır.
    Sanık ... Atatürk Havalimanı"na gelen yolcu çıkış kapısında Türk Gümrük Sahasına girdiğinde ve kolluk tarafından yakalandığında amacının havaalanı dışındaki kapıdan geçerek tekrar giden yolcu kapısından gireceğini ve seyahatine devam anlamında uçak bileti alacağını söylemiş ise de, havaalanı içerisinde giden yolcu bölümlerini uyarı levha ve ok işaretleri ile belirlendiği, keza gerek uçakta iken gerekse havaalanı içerisinde transit yolcuları nereden ve nasıl gidileceği konusunda uyarılar yapıldığından bu yöndeki savunması da samimi bulunmamıştır.
    Bu durumda,
    Suç tarihinde yürürlükte bulunan 4458 sayılı Gümrük Kanunu 3, 39, 46, 58. maddeleri ile kıymetli maden ithalatına ilişkin gümrük işlemlerini düzenleyen 1567 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Türk Parasını Koruma Hakkında 32 sayılı Kararın 2 ile 7. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Libya’dan Türkiye’ye gelen ve değeri 15.000 Dolardan fazla standart işlenmiş toplam 5 adet 16.850 gr ağırlığında ticari mahiyet arz eden altınları ticari kast ile ülkeye soktuğu anlaşılan sanığın suçunun sabit olduğu,
    Keza, her ne kadar sanığın isnat edilen izinsiz altın getirme eyleminde 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kararı anlamında değerlendirilmemiş ise de, suçta ele geçirilen altının müsaderesi önem arzettiğinden bu hususta da değerlendirme yapmak gerekmektedir;
    Doktrinde bir kısım yazar ithalat vergilerinden muaf kıymetli madenler kapsamında olan standart işlenmiş veya işlenmemiş külçe altının yurda beyan edilmeden sokulması fiilinde ele geçen eşya yönünden eylem suç olarak değerlendirilemeyeceğinden müsaderesi gerekmeyeceği, kabahat yönünden ise Gümrük Kanununda düzenleme bulunmadığını belirtmiş ise de (Seyfettin Çilesiz, Beyan Edilmeden Yurda İşlenmemiş Külçe Altın Sokulması Fiilinin Hukuki Niteliği, Yargıtay Dergisi sh.1226, Ekim-2020) kıymetli maden (altın) ithaline yönelik yasal mevzuat ve ilkelerinin açıklandığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.12.2018 tarih, 2017/7-1035 E. 2018/659 K. sayılı kararında belirtildiği üzere somut olayda da sanık yolcu beraberinde getirmiş olduğu ve ticari mahiyet arz eden altını beyan etmemiştir. Yukarıda belirtildiği gibi bunu kayıt dışı olarak ülkeye sokmuştur. Suç konusu altın standart dışı hurda ve düşük ayardan elde edilen kıymetli madendir. Bu eşyalardan gümrük vergileri ve diğer ithalat vergileri alınmasa dahi, ülke girişinde verilecek beyannameyle bir kayıt oluşturulduğundan ve bu kayıtdışılık suçun unsuru olarak değerlendirildiğinden müsadere hükümlerini düzenleyen 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 13/1 maddesi delaletiyle TCK"nın 54.maddesindeki "....kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan...." eşya anlamında beyana tabi bu altınların suçun yerine getirilmesiyle doğrudan ilişkili olduğundan, suç oluşturan hareketleri gerçekleştirmekte fiilen kullanıldığından, suçun kendileriyle işlendiği ve suçun işlenmesinde yararlanılan eşya (Osman Yaşar, H. Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Yorumu 2.Cilt, 2.Bsk. sh.1728) yani bizatihi suç konusu eşya oluğundan müsaderesi gerekmektedir.
    Kısaca sanığın atılı suçu sabit olup cezalandırılması ve eşyaların müsaderesi yönünde ilk derece mahkeme kararı, uzun yıllardır bu tür davalara ihtisas dairesi olarak bakan ve uygulamayı yerleşik hale getiren Yargıtay 7. Ceza Dairesinin onama kararı yerinde olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının reddi gerektiği,"" düşüncesiyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; ""sanığa atılı kaçakçılık suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu"" düşüncesi ile karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 01.10.2015 tarihli ve 22451-19445 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
    3- Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih ve 1317-204 sayılı hükmünün sanığın atılı suçu işlediğine dair savunmasının aksine, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, beraati yerine mahkûmiyetine hükmolunması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.03.2011 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi