
Esas No: 2013/2741
Karar No: 2013/2741
Karar Tarihi: 30/3/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
FEVZİ AYDIN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/2741) |
|
Karar Tarihi: 30/3/2016 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT |
|
|
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
Alparslan ALTAN |
Raportör Yrd. |
: |
Gökçe GÜLTEKİN |
Başvurucu |
: |
Fevzi AYDIN |
Vekili |
: |
Av. Saim BOZKURT |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör nedeniyle hısımlarının veya yerleşim yeri
sakinlerinin kaçırılması, yaralanması, ölmesi durumları dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle
Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan
başvurunun reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar ile mülkiyet haklarının; ret
işlemlerine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması,
makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma haklarının ihlal
edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 29/4/2013 tarihinde Anayasa
Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden
yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil
edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/11/2014
tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAYVE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu; terör nedeniyle hısımlarından veya yerleşim yeri
sakinlerinden kaçırılan, yaralanan, öldürülenlerin olduğunu beyan ederek bu
özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek
zorunda kaldığını iddia etmiştir.
6. Başvurucu 21/7/2005 tarihinde 5233
sayılı Kanun kapsamına giren zararının karşılanması talebiyle Batman Valiliği
Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
7. 7/11/2007 tarihli ve 2007/1-1362
sayılı Komisyon kararında, terör olayları sonucu oluşan zararın karşılanması
talebiyle yapılan başvuruda dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca
başvurucunun yaşadığı Sason ilçesinin Derince köyünün boşaltılmadığı, kişiye
yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahisle talebin reddine karar
verilmiştir.
8. Belirtilen ret işlemi aleyhine 11/2/2008
tarihinde başvurucu tarafından açılan iptal davasında, 25/9/2008 tarihli
Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi kararı ile başvurucunun yaşadığı yerleşim yerinin
boşalan ya da boşaltılan yerlerden olmadığı, köyden başvurucu dışında göç eden
olmadığı, anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve
başvurucunun mal varlığının münferit bir terör saldırısı sonucunda zarar
gördüğü yönünde bir tespit bulunmamasından bahisle davanın reddine hükmedilmiştir.
9. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci
Dairesinin 13/6/2012 tarihliilamı
ile dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararların bozulmasını
gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek hükmün onanmasına karar
verilmiştir.
10. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 25/12/2012
tarihinde reddedilmiştir.
11. Karar 5/4/2013 tarihinde
başvurucuya tebliğ edilmiştir.
12. Başvurucu29/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4.,
6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve
2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay
Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı,
Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733
sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679,
K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir,
B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).
14. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013
tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve
üçüncü fıkraları şöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge
rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine
göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü
derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört
katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci
derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci
derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara
intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri
uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde
yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun
kapsamında yaptığı talebin ve akabinde açtığı davanın reddedildiğini, idarenin
köy halkına “Köy korucusu ol ya da köyü terk et.” şeklinde yaptığı baskı ve zorlamanın Mahkemece dikkate
alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik nedeniyle
köyün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ve terör örgütü mensuplarınca
hısımlarının veya yerleşim yeri sakinlerinin kaçırılmasına, yaralanmasına ve
öldürülmesine dair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış
olduğu soyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da
saldırısının bulunmamasına dayanılarak sunduğu belgelerin
değerlendirilmediğini, idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını
ve bu belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisine savunma
yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmiştir.
17. Başvurucu; ayrıca kararın yeterli gerekçe ihtiva etmediğini,
sunduğu belgeler dikkate alınmadan idarece sunulan belgelere dayalı olarak
karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve gerçeği
yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, aynı yerleşim yerinden
önceki bir tarihte başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi
yönünde karar verdiği hâlde yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma
ve inceleme yapılmayarak davanın reddine karar verildiği, bu nedenle makul ve
objektif bir sebep bulunmamasına rağmen şahsına tazminat ödenmemesi yönünde
karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını, idarenin can ve mal güvenliğini
sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksun
kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle
zararının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yer almayan bir nedene
dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini, yaptığı
başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını
belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125.
ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi
tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233
sayılı Kanun kapsamındaki zararının tazmini amacıyla açtığı davanın
reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35.,
36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia
ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun ihlal iddialarıadil yargılanma hakkı kapsamında aşağıdaki
başlıklar altında incelenmiştir:
1. Tarafsız Mahkemede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen
belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddia etmiştir.
20. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer
iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu
konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin
tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten
hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel
bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu
olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların
anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 38-41; Cahit
Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014, §§ 34-37).
21. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin
karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar
verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede
yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının, diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
2. Çelişmeli Yargılama ve
Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu sunduğu bilgi, belge, deliller nazara alınmaksızın
sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgelere
dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davanın reddine karar verildiğini
belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin
ihlal edildiğini iddia etmiştir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda çelişmeli
yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce
bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği
kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun
kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas
edilen içtihadi kriter olan
“yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden
yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari birimden gelen
tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da
İlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve
içeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu
tespit edilmiştir. Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme
talep dilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve
savunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz
edilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular
tarafından sunulan belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine
ilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede
başvuru dosyaları kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usuleilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı
anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmiştir (Mesude Yaşar, §§
74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).
25. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan
incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve
başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığı
sonucuna varılmıştır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve
silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiasının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Gerekçeli Karar
Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu, Mahkeme kararında talep sonucuna etki eden
hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.
28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan
başvurularda, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce
bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği
kararlarında, başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan
özel durumlarının değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından
ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece
Mahkemeleri kararlarında denetlenerek reddedildiği, bu nedenlerle başvuruların
bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin, §§ 75-77).
29. Somut başvurunun incelenmesinde
başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği
noktasında Derece Mahkemelerince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış
olup olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve
belgeler kapsamında değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve
hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen istemin tartışılarak reddedildiği (bkz.
§§ 10-13), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun
bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemesinin denetiminden geçerek kesinleştiği
anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun, hakkaniyete uygun yargılanma
hakkı kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli
karar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiası hakkında farklı karar
verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkının
ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden
incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü
giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle
Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal
edildiğini iddia etmiştir.
32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari
yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki
iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu
konuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler
ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama
sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak
uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle
yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz
yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede
yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 61-69; Mahmut
Can Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,
§§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66).
Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği
ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı
durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna
varılmıştır (İsmet Kaya, B. No:
2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça
dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
34. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru
tarihi olan 21/7/2007 tarihi ile nihai karar tarihi
olan 25/12/2012 tarihi arasında geçen 5 yıl 5 aylık yargılama süresinde
uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle
yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit
edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön
de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma
hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu
kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
5. Hakkaniyete Uygun
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,
terör örgütü mensuplarınca ikinci derece hısmının
öldürülmesine dair özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu
köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle
reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete
uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
37. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun
yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
38. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası
şöyledir:
"İhlale neden olduğu
ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve
yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce
tüketilmiş olması gerekir."
39. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine
bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir
kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan
kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
40. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının
uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya
çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine
başvurulmalıdır (Cemal Ay, B. No:
2013/8674, 16/10/2014, § 29).
41. Anayasa"nın 148. maddesinin üçüncü
fıkrası ve 6216 sayılı Kanun"un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca
Anayasa"da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye"nin taraf olduğu protokoller
kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden
herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır. Anayasa"nın 148. maddesinin
dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun"un 45. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında ise, bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı
olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal
başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel
hak ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması,
kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz, Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, §§ 19-20, 12/2/2013).
42. Bireysel başvurunun ikincil niteliği
gereği, başvurucuların, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarını
öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak
iletmeleri, bu konuda sahip oldukları bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere
sunmaları, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurularını takip etmek için
gerekli özeni göstermiş olmaları gerekir. Bu şekilde olağan denetim
mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin
ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu
yapılamaz (Bayram Gök, B. No:
2012/946, 26/3/2013, § 19).
43. Başvuru konusu olayda, başvurucu
ikinci derece hısmının öldürülmesine dair özel durumu
dikkate alınmaksızın mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki
nesnel ölçütten hareketle Mahkemece reddedildiğini belirterek hakkaniyete uygun
yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de söz konusu iddianın
temyiz mercii önünde ileri sürülmesine engel bir durum ya da bu anlamda temyiz
incelemesinin etkisiz bir yol olduğuna yönelik somut bir veri ortaya
konulmadığından iddianın öncelikle temyiz mercii önünde ileri sürülmesi
gerekmektedir. Ancak olayda anılan iddiaların olağan kanun yolu olan
temyiz merciinde ileri sürülmediği tespit edilmiştir.
44. Açıklanan nedenlerle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru
yolları usulüne uygun olarak tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal
edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından
başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
45. Başvurucu ayrıca idarenin, can ve mal güvenliğini sağlama
yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini
iddia etmektedir.
46. Başvuru dilekçesi incelendiğinde başvurucunun Anayasa’nın
35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde, 5233 sayılı Kanun
kapsamında tanzim edilen belgelerde maddi zararlarının mevcut olduğu iddia
edilmiş fakat idari yargı makamlarının tazminat başvurularına ilişkin söz
konusu düzenlemeleri dar ve aleyhe yorumlayarak Anayasa’nın 35. maddesinin
ihlal edildiği ileri sürülmüştür.
47. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği
hususundaki iddiaların yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama
sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde başvurucunun
delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkin
olarak katılma imkânlarının ellerinden alındığına dair bir bulgu da
saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetlerinin derece mahkemelerince
adil yargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit
edilmiş olduğundan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiaların ayrıca
değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Ülkü
Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, § 43).
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal
edildiğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın başvuru yollarının
tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
30/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.