Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/776
Karar No: 2021/134

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/776 Esas 2021/134 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/776 E.  ,  2021/134 K.

    "İçtihat Metni"

    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    .
    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık ..."in TCK"nın 109/2, 109/3-f, 109/5, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Uşak 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.07.2012 tarihli ve 245-245 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 15.12.2014 tarih ve 1347-14225 sayı ile;
    "Sanığın aynı evde birlikte yaşadıkları mağdureye yönelik odanın kapısını kilitlemek suretiyle zorla nitelikli cinsel istismar suçuna teşebbüs ettiği olayda; eylemi sırasında kullandığı cebrin nitelik ve süresi de gözetildiğinde, bu suçun unsuru olup, suçun işlendiği zaman zarfı dışında mağdureyi alıkoymaya yönelik cebir, tehdit ya da hile kullandığına dair delil bulunmadığı ve kapıyı kilitlemek suretiyle alıkoyma eyleminin de TCK"nın 109/1. maddesindeki suçu oluşturacağı gözetilmeden aynı maddenin 2. fıkrasıyla hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 12.01.2016 tarih ve 64-3 sayı ile; sanığın TCK"nın 109/1, 109/3-f, 109/5, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 27.06.2016 tarih ve 4705-6337 sayı ile;
    "Sanığın aynı evde birlikte yaşadığı mağdureye yönelik odanın kapısını kilitlemek suretiyle zorla nitelikli cinsel istismar suçuna teşebbüs ettiği olayda; suçun işlendiği sırada ve eylemle sınırlı süre ile mağdurenin iradesiyle hareket edebilme imkânının ortadan kaldırılmasının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmayacağı, kişinin vücudunun suçun konusu olması sebebiyle, mağdurun hareket edebilme özgürlüğü ortadan kaldırılmadan bu suçun işlenemeyeceği, dosya kapsamına göre de sanığın, mağdurenin hürriyetini kısıtlayan başkaca bir hareketinin bulunmaması karşısında, mevcut hâliyle eylemin sadece 5237 sayılı TCK’nın 103/2-6. maddeleri kapsamında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüsü olduğu ve mezkûr madde ile uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da mahkûmiyet kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 08.11.2016 tarih ve 198-313 sayı ile;
    "...Değinilen bozma ilamının usul ve yasaya uygun nitelik taşımadığı; zira iddianame tanzimi sonrası açılan kamu davasının ait olduğu mahkememizin 10.07.2012 tarihli ve 245-245 sayılı dosyası yönünden tesis olunan hükümlerin uyulmasına karar verilen Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 15.12.2014 tarihli ve 1347-14225 sayılı ilamıyla bozulması üzerine, bozma ilamında yer alan "sanığın aynı evde birlikte yaşadıkları mağdureye yönelik odasının kapısını kilitlemek suretiyle zorla nitelikli cinsel istismar suçuna teşebbüs ettiği olayda eylemi sırasında kullandığı cebrin nitelik ve süresi gözetildiğinde cinsel istismar suçunun unsuru olup, suçun işlendiği zaman zarfı dışında mağduru alıkoymaya yönelik cebir, tehdit ya da hile kullanıldığına dair delil bulunmadığı ve kapıyı kilitlemek suretiyle alıkoyma eyleminin de TCK"nın 109/1. maddesindeki suçu oluşturduğu" yönündeki suçun sübutu ve hukuki nitelendirmesi açısından bağlayıcı nitelik taşıyan tespit ve değerlendirmeler göz önüne alınarak mahkememizin 12.01.2016 tarihli ve 64-3 sayılı kararının verildiği, hükme dayanak teşkil eden bu Yargıtay bozma ilamına nazaran tesis edilen hükmün tekrardan bozulmasına ilişkin kararın dosya kapsamına yansıyan beyan, delil ve olgularla uyumlu nitelik taşımadığı, suçun işlenmesi sırasında mağdureye yönelik cinsel istismara konu eylemleri sergilemeden önce, sanığın birlikte yaşadıkları evde mağdurenin bulunduğu oda kapısını kilitleme şeklindeki davranışının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma amaç ve saikine ilişkin bulunduğu, dolayısıyla mahkememizin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanığın cezalandırılmasına ilişkin kararının yargısal uygulama ve yasaya uygun nitelik taşıyıp, bozmaya ilişkin Yargıtay 14. Ceza Dairesinin ilamına karşı direnilmesi gerektiği,
    Sanığın mağdure ..."ün öz amcası olup olay tarihlerinde mağdurenin babası ve kendisinin ağabeyi olan müşteki Suat Yaşar"ın evinde kaldığı, olay günü ağabeyinin ve yengesinin işte olmaları nedeniyle evde olmamalarından istifade ederek 15 yaşından küçük (kayden 14 yaş 7-8 ay) olan öz yeğeni mağdure ..."ü evdeki odaya götürüp odanın kapısını kilitledikten sonra, kendisinin alt kısmını çıkartarak mağdurenin eteğini sıyırıp üzerine abanarak cinsel ilişkiye girmeye çalıştığı, mağdurenin "İmdat." diye bağırarak yardım istemesi üzerine evin içerisinde bulunan kardeşi tanık Alican"ın ablasının imdat çağrısını duyup hemen yakında köy berberinde tıraş olan dayısı Rıdvan (Turhan) Özden"e durumu haber verdiği, mağdurenin dayısının eve gelerek odanın kapısına yöneldiği ancak kapının kilitli olması nedeniyle kırarak içeri girdiğinde mağdurenin eteğini sıyırmış ve alt kısmı çıplak olarak ona abanmış vaziyetteyken sanığı mağdurenin üzerinde yakaladığı,
    Her ne kadar sanık bu olayın müşteki ..."in kurmuş olduğu bir komplo olduğunu ve müşteki ... ile babası ... arasındaki tapu iptal tescil davasından kaynaklandığını savunmuş ise de olayın gelişim tarzı, mağdurenin tüm aşamalardaki tutarlı beyanları, olayın hemen akabinde olay yerine gelen tanıkların anlatımları, adli tıp raporuna yansıyan tespitler ve mağdurenin Türk aile yapısı, örf ve adet icabı öz amcasına bu denli ciddi bir iftira atmasının hayatın olağan akışı gereği beklenemeyecek oluşu dikkate alındığında suçtan ve ceza almaktan kurtulmaya yönelen sanık savunmasına itibar edilemeyeceği, bu belirleme çerçevesinde; sanığın şehevi hislerinin tatminini amaçlayan, cinsel ilişki, organ sokma aşama ve derecesine mağdurenin direnmesi sebebiyle ulaşmayan cinsel dokunulmazlığı, mahremiyeti ve masuniyetini ihlal eden davranışlarını gerçekleştirmeyi teminen öz yeğeni mağdure ..."ü kapısını kilitlediği odaya sokma şeklindeki eylemine dayalı olarak üzerine atılı cebir, tehdit ve hile olmaksızın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sübuta erdiği sonucuna varıldığı," şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.01.2017 tarihli ve 862 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 11.05.2017 tarih ve 685-2574 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüsten kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Mağdure ...’in suç tarihinde on beş yaşında bulunduğu, mağdure, ailesi, dedesi ve sanık ... Özen’in hep birlikte aynı evde yaşadıkları,
    Suç tarihinde yirmi yaşında olan sanık ...’in hem mağdurenin babası ile baba bir anne ayrı kardeş olduğu, hem de mağdurenin teyzesinin oğlu olduğu,
    Sanığın 17.06.2009 tarihinde Banaz Cumhuriyet Savcılığına hitaben yazdığı dilekçede; mağdure, mağdurenin annesi ve babası ile dayısının kendisini mağdure ... ile ilişkiye girdiğinden bahisle sürekli tehdit ettikleri iddiasıyla suç duyurusunda bulunduğu,
    Bu müracaat üzerine başlatılan soruşturma sırasında mağdur ve müştekilerin de sanık hakkında şikâyetçi oldukları,
    Sanığın haklarında tehdit ve iftira suçlarından suç duyurusunda bulunduğu ... (Türkmen), ..., ... ve ... hakkındaki soruşturma evrakının tefrik edildiği,
    07.07.2009 tarihinde Uşak Devlet Hastanesince mağdure ... hakkında düzenlenen raporda; mağdurenin kızlık zarının bozulmadığı, fiili livata hâlinin mevcut olmadığı, harici muayenede darp ve cebir izine rastlanılmadığı, psikiyatrik muayenede; klinik olarak zekâ seviyesi normal sınırlarda saptanan mağdurenin anksiyete bozukluğu tanısıyla yaşadığı iddia edilen cinsel istismarla ilgili olarak ruh sağlığının bozulduğunun belirtildiği,
    25.03.2011 tarihinde Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda; kendisinde olaydan kaynaklanmış ve ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olan travma sonrası stres bozukluğu denilen psikiyatrik bozukluk tespit edilen mağdurenin, 2009 yılı Mart veya Nisan ayı içerisinde mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun oy birliğiyle mütalaa edildiği,
    02.12.2009 tarihli sosyal çalışma görevlisi tarafından düzenlenen sosyal inceleme raporunda; mağdurenin ifadelerinin anlaşılır, konuşmasının düzgün olduğu, yaşanan travmanın etkilerinin azalarak sürdüğü ve zaman zaman uyku problemi yaşadığı, travma sonrası özellikle karşı cinse yönelik bir güvensizlik duygusu oluştuğu, ev içinde huzursuzluk yaşadığı hususlarının bildirildiği,
    Banaz Toplum Sağlığı Merkezinin 03.07.2012 tarihli yazısı ekinde sunulan aşı kayıt fişi onaylı suretine göre; anne adı Hülya, baba adı Yaşar olan 19.08.1994 doğumlu Gonca Türkmen"in 27.10.1994 tarihinden itibaren aşılarının tam olarak yapıldığının belirtildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    25.06.2009 tarihinde mağdure ... Savcılıkta; amcası olan sanıkla aynı evde birlikte yaşadıklarını, yaklaşık iki ay önce sabah saatlerinde uyuduğu sırada odaya gelen sanığın ağzını kapattığını, kollarından tutmaya çalıştığını, kıyafetlerini çıkardığını, o sırada bağırdığını, kardeşi tanık ...’in bağırma sesini duyarak odaya geldiğini, daha sonra aşağı inip dayısı tanık ...’e haber verdiğini, dayısının kendisini sanığın elinden kurtardığını, dedesi tanık ...’in "Bunu ailenize söylemeyin. Olay büyümesin. Sizi öldürürler." dediğini, olayın etkisinde kalarak saat 10.30 sıralarında ilaç içmek suretiyle intihara teşebbüs ettiğini, hastaneye götürülmesine dedesinin izin vermediğini, bu olaydan sonra sanıkla aynı evde yaşamaya devam ettiklerini, kendisinin dayısıyla birlikte gündüzleri çalıştığını, garsonluk yaptığını, sanığın ise gece çalışıp gündüz uyuduğunu, iki hafta önce gündüz saat 12.00 sıralarında salonda oturduğu esnada yanına gelen sanığın "Seni seviyorum." dediğini, dayısı Rıdvan’ın da bunu duyduğunu, dayısını mutfaktan çağırıp sanığın sözlerini ona ilettiğini, bu olaydan sonra sanığın evden ayrıldığını, aynı gün akşam saatlerinde bu durumu aile içerisinde konuştuklarını, anne ve babasının da olayı bu şekilde öğrendiklerini, dedesinin, oğlu olan sanığı telefonla arayıp eve gelmemesini söylediğini, iki gün sonra akşam saatlerinde sanığın elinde tüfekle eve geldiğini, kendisine müştekiler Hülya ve Suat Yaşar"ı sorduğunu, Hülya"nın, Suat Yaşar"ın dışarıda olduğunu söylemesi üzerine sanığın elindeki tüfeği gösterip "Bu tüfekle ikinizi de öldüreceğim. Sonra buralardan gideceğim." dediğini, hiçbir gönül bağı olmamasına rağmen iki ay önce sanığın kendisine saldırdığını, ancak cinsel birleşmenin meydana gelmediğini, olay nedeniyle sanıktan şikâyetçi olduğunu, psikolojisinin bozulduğunu, olayın büyümesini istemediği için bu tarihe kadar şikâyetçi olmadığını ancak ailesinin sanık hakkında şikâyetçi olması üzerine kendisinin de beyanda bulunmaya karar verdiğini,
    24.11.2009 tarihinde Savcılıkta; sanığın öz amcası olduğunu, Derbent köyünde aynı evde ayrı odalarda kaldıklarını, tam tarihini hatırlayamadığı Mart ya da Nisan aylarında sanığın Torlaklar Petrol’de yirmi dört saat çalışıp yirmi dört saat istirahatli olduğunu, istirahatli olduğu bir gün kendisine çamaşırlarının yıkanacağını söylediğini, odasından kirli çamaşırları alıp çıkacağı sırada sanığın kendisine "Seni seviyorum." dediğini, ardından beline dolanıp kendisine doğru çevirmesi üzerine bağırdığını, sesini duyan kardeşi tanık Alican’ın berberde olan dayısı tanık Rıdvan"a haber verdiğini, bunun üzerine Rıdvan"ın odanın kapısına gelip sanıktan kapıyı açmasını istediğini, bu sırada sanığın kendisini yere yatırıp üstüne çıktığını, dayısı kapıyı kırıncaya kadar üstünde kaldığını, Rıdvan"ın kapıyı kırıp sanığı üzerinden aldığını, cinsel bir birleşme yaşanmadığını, olay sırasında giyinik olduğunu, sanığın kendisine karşı olan duygularına hiçbir zaman karşılık vermediğini, tartıştıkları sırada bulundukları yere gelen dedesi tanık Mehmet Ali’nin "Olayı anne babanıza anlatırsanız Mustafa’yı öldürürler." dediğini, bu nedenle olayı anne ve babasına anlatmadığını ancak sanıktan böyle bir hareket beklemediği için dedesine ait ilaçları içmek suretiyle intihara kalkıştığını, komşuların yardımıyla toparlandığını, dedesinin ise intihara teşebbüs ettiğinin anlaşılmaması için hastaneye gitmesini istemediğini, anne ve babasının bu olayı yaklaşık iki buçuk ay sonra kardeşinden öğrendiklerini, dayısı ve kendisiyle konuştuktan sonra sanığı çalıştığı yerden aldıklarını, evde sanıkla kendisini yüzleştirdiklerini, sanığın bağırarak böyle bir davranışta bulunmadığını söylediğini, 17.06.2009 tarihinde de annesi, babası, dayıları ve kendisi hakkında iftira atmak ve ölümle tehdit etmek suçlamasıyla şikâyetçi olduğunu, bu durumu jandarmadan duymaları üzerine kendilerinin de sanıktan şikâyetçi olduklarını, olayın yaşandığı Mart ya da Nisan ayında on beş yaşını doldurduğunu, hâlihazırda sanıkla aynı evde yaşamadıklarını ve sanıktan şikâyetçi olmadığını,
    Mahkemede; cumartesi günü çamaşır makinesine çamaşır attığı sırada gelen sanığın "Benim çamaşırlarımı da atıver." dediğini, ardından sanığın kapının arkasına perde gerdiğini, içeri girip çamaşırları aldığı esnada sanığın kapıyı kilitlediğini, üzerine doğru yürümeye başlayıp "Seni seviyorum." dediğini, saldırdığını, on iki yaşında olan erkek kardeşinin, bağırma seslerini duyarak aşağıda berber dükkanında tıraş olan dayısını çağırdığını, dayısının kapıyı kırarak kendisini sanığın elinden kurtardığını, olayın hemen ardından intihara teşebbüs ettiğini ancak dedesinin, anne ve babasının olayı öğrenmemeleri için kendisini hastaneye götürmediğini, kardeşinin olanları annesine anlattığını ve şikâyetçi olduklarını, sanık askere gidene kadar başka bir yerde kaldığını, askere gittikten sonra eve döndüğünü, iki senedir görüştüğü biri olduğunu, sanık askerden gelmeden bu kişi ile evlenmek istediğini ve sonra da şikâyetinden vazgeçtiğini,
    24.06.2009 tarihinde müşteki ... şüpheli sıfatıyla Kollukta; kızı ... ile eşinin erkek kardeşi olan sanığın ilişkiye girdiklerini yani sanığın mağdureye saldırdığını kardeşi tanık Rıdvan ve oğlu tanık Alican’ın kendisine anlattıklarını, sanığın iddia etmiş olduğu gibi ona hakaret ve tehditte bulunmadıklarını, mağdurenin kendisine üç ay önce amcası tarafından rahatsız edildiğini ve amcası tarafından ilişkiye girmek için zorlandığını anlattığını, bunun üzerine psikolojisi bozularak ilaç içtiğini, yaklaşık iki hafta önce de sanığın yine mağdureye kendisiyle ilişkiye girmek istediğini söylediğini ve mağdurenin ise bu teklifi kabul etmediğini mağdureden öğrendiğini, bu olaylar nedeniyle kızının evde kalmak istemediğini,
    24.11.2009 tarihinde müşteki sıfatıyla Savcılıkta; olayı görmediğini, 2009 yılı Şubat veya Mart ayında mağdurenin on beş yaşında, sanığın ise mağdureden dört yaş büyük olduğunu, sanıktan şikâyetçi olmadığını, sanığın daireyi sattırmak amacıyla kendisine iftira atıldığına dair savunmasının gerçeği yansıtmadığını, kayınpederi tanık ...’in tüm malvarlığını kendisine devrettiğini çünkü kendisinden başka kimsenin kayınpederine bakmadığını, mağdure ve sanığın ikisinin de genç olmaları nedeniyle böyle bir hata yaşandığını ancak olaya müdahale ederek çocuklarla konuştuklarını,
    21.04.2011 tarihinde Mahkemede; olay günü kardeşi tanık Rıdvan ile oğlu tanık Alican’ın evde, kendisinin ise iş yerinde olduğunu, olayı küçük oğlundan öğrendiğini, oğlunun kendisine içeriden mağdurenin sesinin geldiği, koşup geldiğinde mağdurenin üstünde hiçbir şey olmadığını gördüğü hususlarını anlattığını, oğlundan duyduklarına inanamadığını, daha sonra mağdureyle konuştuğunu, mağdureden, sanığın külotunu çıkardığını, ardından mağdurenin kıyafetlerinin üst kısmını çıkartıp eteğini sıyırdığını, tam ırzına geçecekken yakalandıklarını öğrendiğini, annesinin vefatı nedeniyle kendileriyle birlikte kalan sanığı çocuklarından ayırmadığını, onu büyüttüğünü, sanığın da, çocuklarını çok sevdiğini, zor zamanlarında ona yardımcı olduğunu, sanıktan böyle bir olay beklemediğini, mağdurenin evli ve hamile olduğunu, olayın bu kadar büyümesini istemediğini, mağdurenin evliliğinde sorunlara yol açtığını, şikâyetçi olmadığını ve kamu davasına katılmak istemediğini,
    24.06.2009 tarihinde müşteki ... şüpheli sıfatıyla Kollukta; ailesi, babası ve kardeşiyle Derbent köyünde aynı evde ikamet ettiklerini, kızı ile kardeşinin ilişkiye girdiklerini eşinin kardeşi tanık Rıdvan ve oğlu tanık Alican’dan öğrendiğini, bu kişilerin sanık ile mağdurenin evlerinin odasında ilişkiye girdiklerini kendi gözleriyle gördüklerini anlattıklarını ancak kendisinin olayı görmediğini, kardeşi olan sanığa tehdit ve hakarette bulunmadığını,
    08.10.2010 tarihinde müşteki sıfatıyla Mahkemede; mağdurenin babası, sanığın da ağabeyi olduğunu, mağdureyle sanığın ilişkiye girdiklerine bizzat tanık olmadığını, olay günü akşam işten döndüklerinde oğlu tanık Alican’ın kendisine "Amcam Mustafa, ablam ..."ü sıkıştırdı." dediğini, sanığın mağdureyi odaya kapattığını, sesleri duyunca Alican’ın o sıralarda evlerinde misafir olarak kalan dayısı tanık Rıdvan"a haber verdiğini, Rıdvan’ın gelip kapıyı zorladığını, kapı açılmayınca kırdığını ve mağdureyi sanığın elinden aldığını öğrendiğini, ancak hangi durumda olduklarını bilmediğini, bu nedenle aralarında tartışma çıktığını, durumu mağdureye sorduğunda mağdurenin, amcasının kendisini içeriye götürdüğünü ancak kötü birşey yapmadığını, okşamak ve benzeri cinsel bir davranışta bulunmadığını söylediğini, olay nedeniyle kimseden davacı ve şikâyetçi olmadığını, kamu davasına katılmak istemediğini, çelişki nedeniyle sorulması üzerine; Rıdvan ile Alican’ın kendisine "Mustafa"nın ..."le ilişkiye girdiğini gördük." şeklinde bir şey söylemediklerini,
    11.06.2012 tarihinde Mahkemede; sanıkla yedi yaşından itibaren aynı çatı altında yaşadıklarını, kendisini bir anlamda eşiyle beraber büyüttüklerini, sanığın böyle bir şey yapacağını tahmin etmediğini, olaydan üç dört ay sonra eşinin söylemesiyle yaşananlardan haberdar olduğunu, eşinin olayı el şakası olarak anlattığını, çocuklarının sanıkla çok yakın olduklarını, sanığın da kendisine böyle bir şey yapmadığını anlattığını, şikâyetçi olmadığını,
    Tanık ... Savcılıkta; tam olarak zamanını hatırlamamakla beraber on beş gün önce amcasının odasından ablasının "İmdat." sesini duyduğunu, berberde tıraş olan dayısı Rıdvan’a haber verdiğini, dayısının eve gelip odanın kapısını kırdığını, ablasının üzerinde sadece eteğinin olduğunu, üst kıyafetlerinin bulunmadığını, amcasının ise giyinik olduğunu, dayısının kendisini odadan çıkarttıktan sonra yüksek sesle konuşmaya başladıklarını ancak ne söylediklerini duymadığını, daha sonra dedesi ile amcasının "Anne ve babanıza demeyin. Kıtır kıtır keserler." dediklerini, o gün ablasının ilaç alarak zehirlendiğini dayısından duyduğunu, olayı anne ve babasına çok daha sonra dayısının yönlendirmesiyle anlattıklarını, yakın bir tarihte amcasının tüfekle evlerine geldiğini, anne ve babasını sorduğunu, annesinin, eşinin evde olmadığını söylemesi üzerine sanığın ayrıldığını, "Öldüreceğim." şeklinde bir söz söylemediğini,
    Mahkemede; olay tarihinde kardeşi Caner ve dayısı tanık Rıdvan ile evde oturduğunu, televizyon izledikleri sırada içeriden ses geldiğini, ablasının içerideki odada olduğunu ve kapı kilitli olduğu için açamadığını, anahtar deliğinden baktığında ablasının bağırdığını, amcasının da ona saldırdığını gördüğünü, o sırada tıraş olan dayısı Rıdvan"ı çağırdığını, dayısının gelerek odanın kapısını kırıp açtığını, ablasının üst kısmının çıplak, alt kısmının giyinik, saçının ise dağınık olduğunu, amcasının üzerinde pantolonu olmadığını, sonra dedesinin geldiğini, dayısının onları ayrı bir odaya aldığını, sonrasını bilmediğini, çelişki nedeniyle sorulması üzerine; amcasının pantolonunun olmadığını ancak kazağının olduğunu, olaydan sonra dedesi ve amcasının "Bu durumu anne ve babanıza söylemeyin. Kıtır kıtır keserler." dediklerini, bu durumu anne ve babasına bir süre sonra anlattığını,
    Tanık ... Kollukta; yaklaşık iki hafta önce Derbent köyünde ikamet eden ablası müşteki Hülya’yı ziyarete geldiğini, berberde tıraş olmayı beklerken ablasının oğlu ...’in berbere gelip "Dayı çabuk eve gel. Amcam Mustafa ile ablam ... ilişkiye giriyorlar." dediğini, eve gittiğinde sanığın mağdureyi odaya almış olduğunu, kapıyı kilitlemek suretiyle kapattığını ve arkasına da perde çekmiş olduğunu gördüğünü, şüphelenerek odanın kapısını kırıp içeri girdiğinde sanığın mağdurenin üzerine çıkıp ağzını kapattığını, sanığın üzerinde elbise olmadığını, mağdurenin eteğini kaldırıp mağdureye uygun olmayan davranışta bulunduğunu gördüğünü,
    Mahkemede ek olarak; kapıyı kırıp içeri girdiğinde belden aşağısı çıplak olan sanığın mağdurenin eteğini kaldırdığını, bir eliyle de mağdurenin ağzını kapatmış vaziyette onun üzerine abandığını gördüğünü, sanığın kalkarak odadan çıktığını, sanığın eylemine bizzat şahit olduğunu ancak sanığın mağdureyle ilişkiye girip girmediğini bilmediğini,
    Tanık ... aşamalarda; Derbent köyünde oğlu olan sanıkla aynı evde yaşadığını, evin ikinci katında ise diğer oğlu müşteki Suat Yaşar, eşi ve çocuklarının kaldıklarını, yaklaşık iki hafta önce oğlu Suat Yaşar, gelini müşteki Hülya, gelininin erkek kardeşi olan tanık Rıdvan"ın, sanığa mağdureyle ilişkiye girdiğini kabul etmediği takdirde onu öldüreceklerini söylediklerini, sanığın suçlamaları kabul etmediğini, mağdureye sanıkla ilişkiye girip girmediğini sorduğunda mağdurenin kendisine ilişkiye girmediğini, annesi ve babasının amcasına iftira attıklarını söylediğini, ikamet ettikleri evin yarısını daha önceden gelini Hülya’ya kendisine ölene kadar bakması şartıyla bağışladığını, hâlihazırda gelini kendisiyle ilgilenmediği için tapu iptal davası açtığını, sanığın da bu evde hakkı olduğu için bu iftiraya maruz kaldığını,
    İfade etmişlerdir.
    17.06.2009 tarihinde sanık ... Savcılıkta; Derbent köyünde babası tanık Mehmet Ali ile ikamet ettiğini, ağabeyi müşteki ağabeyinin eşi müşteki Hülya ve müştekilerin kızı mağdure ...’ün de aynı köyde yaşadıklarını, son üç gündür ağabeyi ..., yengesi ... ve yengesinin kardeşi tanık Rıdvan"ın, kendisinin mağdureyle ilişkiye girdiğini iddia ettiklerini, ilişkiye girdiğini kabul etmediği takdirde kendisini öldüreceklerini söylemek suretiyle tehdit ettiklerini, mağdureyle ilişkiye girmediğini, mağdurenin de böyle bir ilişkinin olmadığını söylediğini ancak buna rağmen iftiraya maruz kaldığını, babası ile ağabeyi Suat Yaşar arasında tapu iptal davasının devam ettiğini, söz konusu yerde kendisinin de hissesi olduğu için böyle bir suçlamada bulunduklarını, asılsız şekilde kendisini mağdureyle cinsel ilişkiye girmekle suçlayıp hakaret ve tehdit eden ..., Hülya ve Rıdvan’dan şikâyetçi olduğunu,
    29.06.2009 tarihinde Savcılıkta; mağdureyle hiçbir şekilde gönül ilişkisi olmadığını, iki ay önce ona saldırmadığını, iki hafta evvel de mağdureye onu sevdiğini söylemediğini, tanık olarak ifade veren Alican ve Rıdvan ile müşteki Hülya’nın yakın akraba olduklarını, bu nedenle taraflı beyanda bulunduklarını düşündüğünü, ayrıca üvey ağabeyi olan müşteki ...’ın bankaya 68.000 TL borcu olduğunu, babasından kendisine kalan daireyi satarak bu borcu kapatmak istediğini, bu nedenle hakkında suçlamada bulunduklarını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini,
    Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; babası tanık...’nin kendisine bakması karşılığında oturdukları evlerden birisini müşteki Hülya’nın üzerine tapuladığını, ancak Hülya"nın hiçbir şekilde Mehmet Ali"ye ilgi göstermediğini, annesinin uzun zaman önce vefat ettiğini, ağabeyi müşteki Suat Yaşar ile altlı üstlü oturduklarını ve ...ın üçüncü kişilere fazla miktarda borçlu olduğunu, evi satıp borçlarını ödemek istediğini, ayrıca ..."nin de 17.06.2009 tarihinde Hülya’nın kendisine bakmaması nedeniyle ona karşı tapu iptal davası açtığını, mağdureyi eve kapatıp üzerine çıkması ve mağdureye cinsel tacizde bulunmasının söz konusu olmadığını, tanık Rıdvan tarafından kapının kırılıp içeri girilmesi gibi bir olay yaşanmadığını, mağdureye onu sevdiğini söylemediğini, 17.06.2009 tarihinde kendisinin Cumhuriyet savcılığına yazdığı dilekçede tehdit edildiğinden bahsettiğini, çünkü babasının kendisini çağırması üzerine eve gittiğinde ..., Rıdvan ve Hülya’nın üzerine yürüdüklerini, Suat Yaşar’ın elinde bıçak olduğunu, mağdureye tacizde bulunduğunu iddia ettiklerini, öldürmekle tehdit ettiklerini, maruz kaldığı bu eylemler nedeniyle olayı adliyeye intikal ettirdiğini, yeğenlerinin de ailelerinin etkisi altında kaldıklarını,
    Mahkemede; böyle bir olay yaşanmadığını, yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını, olayın mahkemeye intikal ettiğini, ardından şikâyetten vazgeçtiklerini ve askere gittiğini, askerden henüz döndüğünü, mağdureyle arasında hiçbir şey geçmediğini, kendisi yatarken mağdurenin para almak için odaya girdiğini, bunu gören çocukların durumu yanlış anladıklarını, kapıda kilit de bulunmadığını, ufak bir çocuk olan tanık ..."ın durumu anne ve babasına bu şekilde anlatması ve onların da olayı büyütmeleri nedeniyle hadisenin ortaya çıktığını,
    Savunmuştur.
    5237 sayılı TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi;
    "(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
    (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
    (3) Bu suçun;
    a) Silahla,
    b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
    c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
    d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
    e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
    f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
    İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
    (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
    (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
    (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
    Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bent hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibarıyla ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
    Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için Türk Ceza Kanunu"ndaki cebir kavramı üzerinde durulmalıdır.
    Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir; suç olarak düzenlendiği TCK"nın 108. maddesinin gerekçesinde "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
    Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir." şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebileceği gibi serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak"tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama getirilmemiştir. Bu nedenle suç, mağdurun bir yere gitme veya kalma özgürlügünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmemekte, aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurların da varlığında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an ise suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi, günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir süre devam etmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır.
    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun manevi unsuru, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesi ve bilmesi, yani genel kasttır. Kanunun metninden de anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul-1994, s. 130, Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İstanbul-1994, s. 31; Durmuş Tezcan-M. Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Ankara-2008, s. 363 vd.; Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, s. 87.) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161 sayılı, 23.01.2007 tarihli ve 275-9 sayılı, 03.12.2002 tarih ve 288-419 sayılı kararları) benimsenmiştir.
    Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir sonuca varılması bakımından ""geçitli suç"" kavramının ve bu bağlamda cinsel istismar (veya cinsel saldırı) suçunun işlenmesi sırasında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun da oluşup oluşmadığının ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.
    Failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçu işlemek zorunda kaldığı hâllerde "geçitli suç" söz konusu olur. Geçit suçlar cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte içtimanın bir türünü oluştururlar. Bu tip görünüşte içtimada, bir suçun işlenmesi için daha hafif suçu basamak yapmak zorunluluğu vardır ve basamak durumunda bulunan suçu düzenleyen normun yardımcı norm oluşu nedeniyle, ağır suçu düzenleyen normun uygulanması ile yetinilir. Geçitli suçun söz konusu olabilmesi için, görünüşte içtima eden normlar arasında açık nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisinin bulunmaması, ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basamak durumunda bulunan hafif suçu düzenleyen normların korudukları hukuki değerlerin aynı nitelikte ve aynı türden olmaları, ağır suçun işlenmesi için mutlaka geçit durumundaki daha hafif bir suçun işlenmesinin gerekmesi, hafif suçun faili ve mağduru ile ağır suçun faili ve mağdurunun aynı kişiler olmaları, failin hareketi ile ağırlaşan neticeler arasında nedensellik bağının bulunması ve failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelmiş olması gerekir. Bu nedenle fail hareketine taksirle başlamış ve sonradan kastla devam etmişse veya başlangıçta hafif sonucu gerçekleştirmek istediği hâlde daha sonra kastını ağır sonuca yöneltmişse artık geçitli suçtan söz edilemez (Kayıhan İçel, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 14, Güz 2008, s. 35-49; Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, Sermet Matbaası, İstanbul, 1972, s. 226-238).
    Öğretide amaç suç-araç suç ilişkisinin bulunduğu hâllerde, amaçlanan suç işlendiği takdirde, bu suçtan dolayı da failin ayrıca cezalandırılacağı, gerçek içtima kurallarının uygulanacağı savunulmuştur (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2013, s. 538, Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 12. Bası, Ankara, 2019, s. 505).
    Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, cinsel saldırı suçu gibi bazı suçların icrası sırasında zorunlu olarak eşlik eden bir fiil olarak yer alabilir. Cinsel saldırı suçunda failin fiilini icra edebilmesinin zorunlu sonucu olarak mağdurun kısa bir süre özgürlüğünden yoksun kaldığı bu gibi hâllerde işlenen suç dışında failin sorumluluğunu gerektiren ayrı bir fiilin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak işlenen fiilin zorunlu sonucu olmamakla birlikte, amaç suçun işlenebilmesi için mağdurun hürriyetinden yoksun bırakıldığı hâllerde, fail amaç suçun yanında ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da cezalandırılacaktır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2019, s. 465). Ancak cinsel saldırı öncesi ya da sonrasında eğer mağdurun özgürlüğü sınırlandırılmışsa, fail kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da sorumlu tutulmalıdır (M. Emin Artuk-Ahmet Gökçen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 2019, s. 375.)
    Yargıtay uygulamalarına göre de kişinin vücut dokunulmazlığı amaç suçun konusu olması durumunda hürriyeti sınırlandırılmadan bu suçların işlenmesine olanak bulunmadığı için suç süresiyle sınırlı olarak kişilerin tutulması hâlinde, örneğin cinsel saldırı (cinsel istismar) veya yaralama eylemini gerçekleştirirken sadece bu suçların işlendiği süre boyunca bekletme veya tutma eylemleri ayrı bir suç oluşturmamakta, ancak amaç suç öncesinde veya sonrasında mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğü kaldırıldığında ise ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşmaktadır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Mağdurenin suç tarihinde on beş yaşında olduğu, amcası sanık ..., dedesi tanık Mehmet Ali, annesi müşteki Hülya, babası müşteki Suat Yaşar ve kardeşleriyle birlikte aynı evde ikamet ettikleri, olay günü mağdurenin sanığın kirli çamaşırlarını alıp odadan çıkacağı esnada sanığın da mağdurenin peşinden odaya girerek mağdureye "Seni seviyorum." dediği, odanın kapısını kilitleyerek alt tarafındaki kıyafetlerini çıkarıp soyunduğu, ardından mağdurenin eteğini sıyırdığı ve üzerine abanarak cinsel ilişkiye girmeye çalıştığı, mağdurenin bağırıp yardım istemesi üzerine evde bulunan kardeşi tanık Alican"ın ablasının yardım çığlığını duyduğu ve köy berberinde tıraş olan dayısı tanık Rıdvan"a durumu hemen haber verdiği, Rıdvan’ın eve gelerek odanın kapısına yöneldiği ancak kapının kilitli olması nedeniyle kapıyı açamadığı, kapıyı kırarak içeri girdiğinde sanığı mağdurenin üzerinde yakaladığı, olay günü ilaç içmek suretiyle intihara teşebbüs eden mağdurenin, gerçekleşen bu olayı dedesi tanık Mehmet Ali’nin de yönlendirmesi sonucu çevresinden gizlediği, bir süre sonra tanık Alican’ın yaşananları anlatması üzerine durumdan haberdar olan müştekilerin, sanıkla mağdureyi yüzleştirmeleri ve konuyla ilgili konuşmaları üzerine sanığın 17.06.2009 tarihinde mağdure müştekiler ve tanık Rıdvan hakkında tehdit ve iftiraya maruz kaldığı iddiasıyla şikâyetçi olduğu, bu şikâyet üzerine yürütülen soruşturma kapsamında olayın adli makamlara intikal ettiği anlaşılan olayda;
    Mağdurenin amcası olan sanığın, mağdureyle birlikte kaldıkları evde ve yalnız oldukları bir zamanda mağdureye yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüs etmesi ve bu şekilde mağdureyi hürriyetinden de yoksun kılmasına dair iddianameye konu eylemde amaç suç niteliğindeki cinsel istismar suçunun konusunun kişinin vücut dokunulmazlığı olması, zorla gerçekleştirilen eylemin cinsel istismar süresi boyunca mağdurenin hürriyetini sınırlandırmadan işlenmesine olanak bulunmaması nedeniyle cinsel istismar eylemi süresiyle sınırlı olarak alıkonulma hâlinde ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşmayacağının kabulünde zorunluluk bulunması, sanığın cinsel istismar eyleminden önce veya sonra mağdureyi hürriyetinden yoksun kıldığına dair bir iddia veya delilin de olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın mağdureye cinsel istismarda bulunurken bu eylem süresince sınırlı olarak alıkoyması şeklinde gerçekleşen olay nedeniyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmün, sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Uşak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2016 tarihli ve 198-313 sayılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi