
Esas No: 2018/90
Karar No: 2021/137
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/90 Esas 2021/137 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 654-289
Hükümlü veya tutuklunun kaçmasına teşebbüs etme suçundan sanık ...’in TCK"nın 292/1, 35/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Bakırköy (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 09.05.2013 tarihli ve 1802-862 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 20.02.2014 tarih ve 12394-1983 sayı ile;
“Sanığın kaçan topu almak üzere cezaevinin çatısına çıkıp tekrar koğuşuna döndüğü yolundaki savunmasının aksine cezaevinden kaçmaya teşebbüs ettiğine dair yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, yüklenen suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bakırköy 48. Asliye Ceza Mahkemesince 21.10.2014 tarih ve 654-289 sayı ile;
"Mahkememizde yapılan yargılamada dosyada 09.10.2012 tarihli tutanak kapsamına göre, merkezi sistem odası görevlisinin İnfaz ve Koruma Başmemurluğunu arayarak A-26 odasından bir tutuklunun çatıya çıktığını söylemesi üzerine odaya girildiği, tutuklunun çatıya çıktığının tespit edildiği, akabinde 06.11.2012 tarihli tespit tutanağı kapsamına göre hükümlünün neticeten saat 16.15 - 1648 arasında çatıda kaldığı, çatıda top olduğuna ilişkin bir görüntünün tespit edilmediği;
Duruşmada da hakimliğimizce bizzat 09.05.2013 tarihli duruşmada CD görüntüsü izlenilmiş, görüntüsünün saat 16.16"da başlayıp saat 16.42"de sona erdiği, çatıdan herhangi bir şekilde top atıldığı görülmemiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bozma ilâmı teşebbüsün unsurlarının oluşup oluşmadığı yönünde değil sanığın savunmasına göre beraat kararı verilmesine dair olduğu açıktır. Elde edilen delil durumuna göre hükümlünün cezaevinin çatısına çıktığı, merkezi sistem odası görevlisinin ikazı üzerine bulunduğu odaya gidildiğinde çatıya çıktığının tespit edildiği, 30 dakikadan fazla bir süre çatıda kaldığı, çatıdan herhangi bir top atılmadığı çekişmesizdir.
Sanığın olay tarihinde cezaevinde hükümlü olduğu eyleminin firara teşebbüs olarak değerlendirilmesinin gerektiği, sanığın bu şekilde cezaevi çatısına çıkarak burada 30 dakikadan fazla bir süre bulunmuş olmakla teşebbüs yönünde icrai hareketlere başlamış olduğunun kabulü gerekir, bu konuda icraya başlama kriterleri olarak objektif (şekli) teoriler, nedensellik teorisi ve sübjektif teoriler gibi hangi hareketin icraya başlama hareketi kabul edileceği sorununun çözümlenmesi hususunda doktrinde çok sayıda görüşler ileri sürülmüş olsa da 5237 sayılı TCK"nın 35/1. maddesinde "doğrudan doğruya icraya başlama" kriteri getirilmiştir. Yeni düzenlemeye göre failin işlemeyi kastettiği fiil ile ilgili olarak icrai hareketlerinin belli bir gerçekleşme aşamasında başlaması ile failin suçu doğrudan doğruya işlemeye başlamış olması gerekecektir. Olayımızda sanığın savunmasının yerinde olmadığı, incelenen tutanaklar Hakim gözlemi ile sabittir. Ayrıca eyleminin doğrudan doğruya icraya başlama olarakta kabulü gerekir. Hükümlü olan bir sanığın cezaevi içerisinde bulunabileceği yerler belirlidir. Hürriyeti bu şekilde tahdit edilmiş olan hükümlünün cezaevi çatısı gibi bir yerde bulunmuş olması artık icrai hareketlerin başlangıcı olarak kabul edilmelidir, hükümlünün keşif icrası ile veya uygun bir ortam bulduğunda firar etmeye niyetlendiği açıktır. Teşebbüsün derecesinin uygulanmasında hakimliğimizce bu konuda değerlendirmeler de yapılarak teşebbüsün aşaması, içinde bulunan hâl ve şartlarda göz önüne alınarak yasal en yüksek oranda indirimde yapılmıştır." gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.05.2017 tarihli ve 382159 sayılı “bozma” istemli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesiyle değişik CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 16.02.2018 tarih ve 13-8 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hükümlü veya tutuklunun kaçmasına teşebbüs etme suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından,
Sanık ...’in Metris 1 Numaralı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kasten öldürme suçu nedeniyle tutuklu olduğu, odasının A Blok kısmı, sağ koridoru, A-26 koğuşunda bulunduğu,
09.10.2012 tarihli tutanağa göre; saat 08.00 – 20.00 vardiyalı nöbeti esnasında saat 16.12 civarında merkezi sistem odası görevlisinin İnfaz ve Koruma Başmemurluğunu arayarak A-26 odasından bir tutuklunun çatıya çıktığını söylemesi üzerine yeteri kadar personelle odaya gidildiği, odada kalmakta olan sanık ...’in çatıya çıktığının tespit edildiği, kendisine neden çıktığı sorulduğunda, havalandırmada top oynarken topun çatıya kaçtığını ve topu almak için çıktığını söylemesi üzerine sanığın tutuklu olarak kaldığı A-26 odasından alınarak 20 numaralı odaya nakledildiği,
Adalet Bakanlığı Metris 1 Numaralı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 10.10.2012 tarihli yazısı ile Kurum 2. Müdürü Eba Müslim Bazan’ın muhakkik olarak görevlendirildiği,
Adalet Bakanlığı Metris 1 Numaralı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulu Başkanlığına hitaben sunulan 12.10.2012 tarihli “Disiplin soruşturması” konulu rapora göre; disiplin soruşturması başlatılan sanığın sözlü savunmaları alınarak olaya ilişkin kamera kayıtlarının CD ortamında incelendiği, olayla ilgili olarak yapılan araştırmada sanık ..."in 09.10.2012 tarihinde saat 16.12 sıralarında A-26 numaralı odasının bahçe duvarında bulunan pencere demirliklerini kullanarak çatıya tırmandığı, ardından bir süre çatıda gezindiği, daha sonra çatıya kaçan topu olduğu yerden alıp barınmakta olduğu A-26 numaralı odasının bloğuna attığı fakat kaçan topunu aldıktan sonra odasına geri dönmeyerek çatıda keşif amacıyla yaklaşık 33 dakika gezinerek diğer bloklarda bulunan tutuklu ve hükümlülerle de iletişim kurmaya çalıştığı ancak yapmış olduğu keşif sonrasında kurumdan kaçamayacağını anladığı ve bu yüzden odasına saat 16.44"de geri dönmeye çalıştığı, çatıda tellere takılmasından dolayı saat 16.48"de ancak inebildiği, olaya ilişkin sanığın vermiş olduğu sözlü savunmasında topun çatıya kaçması nedeni ile topu almak üzere çatıya çıktığını ifade etttiği ancak asıl amacının çatıya kaçan topu alma olmadığı, çatıda bir süre gezinerek keşif yaptığı, yaklaşık 35 dakika çatıda kaldığı, kaçan topu bahane ederek çatıda dolaştığı tespit edildiğinden sanık hakkında 1 günden 10 güne kadar süreyle “hücreye koyma” cezasının uygun olacağının talep edildiği,
Adalet Bakanlığı Metris 1 Numaralı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 06.11.2012 tarihli tespit tutanağına göre; sanığın çatıda kaldığı sürede çatıda top olduğuna dair bir görüntünün tespit edilmediği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık aşamalarda; olay tarihinde koğuşun bahçesinde arkadaşları ile futbol oynadığını, topun çatıya kaçmasından dolayı çatıya çıktığını, çatıda epey topu aradığını, bulunca aşağı attığını hatta başka arkadaşlarının da kaçan toplarını attığını atılı suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur.
Uyuşmazlıklık konusu "Hükümlü veya tutuklunun kaçması" suçuna ilişkin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 292. maddesinde;
“(1) Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Bu suçun, cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun, silâhlı olarak ya da birden çok tutuklu veya hükümlü tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir katına kadar artırılır...” düzenlemesine yer verilmiştir.
Suçun temel şeklinin açıklandığı maddenin birinci fıkrası uyarınca, kesinleşen mahkûmiyet hükmü nedeniyle cezasını infaz etmekte bulunan hükümlünün ya da hakkında tutuklama kararı verilmiş olan tutuklunun tutukevinden, ceza infaz kurumundan ya da gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçması ile suç oluşacak ve sanık hakkında 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına hükmedilecektir. Suçun hareket öğesini oluşturan kaçma, bulunduğu kurumun sınırlarını terk etmek ya da gözetimi altında bulunduğu görevlinin fiili egemenlik alanından kurtulmak anlamına gelmekte olup, bu durum görevlilerce tutulan tutanak ve resmî kurum yazıları ile ispat edilebilecektir.
Öte yandan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinde;
“Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” hükmü yer almaktadır.
Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kastolunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir.
Ayrıca, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna "subjektif unsur" denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s.315.) .
Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK"nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK"nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; “Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasttır” şeklinde açıklanmıştır.
Öte yandan, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirme biçimi konusunda kuşku belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Metris 1 Numaralı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kasten öldürme suçu nedeniyle tutuklu olan sanık ...’in, A Blok - sağ koridor - A-26 koğuşunda bulunduğu, 09.10.2012 tarihinde saat 08.00 – 20.00 vardiyalı nöbeti esnasında merkezi sistem odası görevlisinin İnfaz ve Koruma Başmemurluğunu arayarak A-26 numaralı odadan bir tutuklunun çatıya çıktığını söylemesi üzerine yeteri kadar personelle odaya gidildiği, odada kalmakta olan sanığın çatıya çıktığının tespit edildiği ve sanığın tutuklu olarak kaldığı odasından alınarak 20 numaralı odaya nakledildiği, Adalet Bakanlığı Metris 1 Numaralı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 10.10.2012 tarihli yazısı ile Kurum 2. Müdürü Eba Müslim Bazan’ın muhakkik olarak görevlendirildiği, disiplin soruşturması başlatılan sanığın sözlü savunmaları alınarak olaya ilişkin kamera kayıtlarının CD ortamında incelendiği, olayla ilgili olarak yapılan araştırmada sanık ..."in 09.10.2012 tarihinde saat 16.12 sıralarında A-26 numaralı odasının bahçe duvarında bulunan pencere demirliklerini kullanarak çatıya tırmandığı, ardından bir süre çatıda gezindiği, daha sonra çatıya kaçan topu olduğu yerden alıp barınmakta olduğu odasının bloğuna attığı, saat 16.44"de geri dönmeye çalıştığı, çatıda tellere takılmasından dolayı saat 16.48"de ancak inebildiği şeklinde gerçekleşen olaya ilişkin sanığın savunmasında topun çatıya kaçması nedeni ile topu almak üzere çatıya çıktığını ifade ettiği;
Her ne kadar sanığın hükümlünün veya tutuklunun infaz kurumundan kaçmaya teşebbüs etme suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Metris 1 Numaralı T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 06.11.2012 tarihli tespit tutanağına göre cezaevinin konumu ve özelliklerine göre firara teşebbüs suçu bakımından sanığın hareketinin elverişli olmadığı gibi çatıda kaldığı sürede çatıda top olduğuna dair bir görüntünün tespit edilmediği belirtilmiş ise de muhakkik raporunda sanığın savunmasında da ifade ettiği gibi aşağı top attığının belirtilmesi, CD görüntüsünün incelenmesinde saat 16.34 ve 15. saniyesinde aşağı doğru bir şey attığının görülmesi hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulunun, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesi, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanması gerektiğinden sanığın atılı suçu gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından hükümlü veya tutuklunun kaçmaya teşebbüs etme suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığına karar verilmelidir.
Bu itibarla sanığa atılı hükümlü veya tutuklunun kaçmasına teşebbüs etme suçunun oluşmadığı anlaşıldığından Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Bakırköy 48. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.10.2014 tarihli ve 654-289 sayılı direnme kararına konu hükmünün,sanığın atılı suçu gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından hükümlü veya tutuklunun kaçmaya teşebbüs etme suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığından BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.