
Esas No: 2014/2794
Karar No: 2014/2794
Karar Tarihi: 7/3/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
HALİT PAKSOY BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2014/2794) |
|
Karar Tarihi: 7/3/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör Yrd. |
: |
Tuğba YILDIZ |
Başvurucu |
: |
Halit PAKSOY |
Vekilleri |
: |
Av. Hülya
SARSAM |
|
|
Av. Mehmet
Recai BAĞCI |
|
|
|
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle
Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında talep
edilen tazminatın kabul edilmemesi, idari ve yargısal sürecin makul sürede
sonuçlandırılmaması ve yargılamayı yapan mahkemenin tarafsız olmaması nedeniyle
adil yargılanma hakkının; kaçırılma nedeniyle mahrum kaldığı maaş alacaklarının
ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/3/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar
özetle şöyledir:
8. Başvurucu; geçici köy korucusu olarak görev yapmakta iken
Şırnak"ın Uludere ilçesi Küçükkurt Tepe mevkiinde
22/8/1994 tarihinde terör örgütü mensupları ile girilen çatışma sonrasında
örgüt mensupları tarafından kaçırıldığını, terör örgütü tarafından Kuzey Irak’a
götürüldüğünü ve burada uzun süre alıkonulduğunu iddia etmiştir.
9. Başvurucu 11/10/1994 tarihli Şırnak Valiliğinin oluru ile
geçici köy koruculuğu görevine son verildiğini belirtmiştir.
10. Başvurucu, Türkiye Cumhuriyeti ile Birleşmiş Milletler
Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından ortak yürütülen Gönüllü Geri Dönüş programı kapsamında
1997 yılı Kasım ayında Kuzey Irak’tan Türkiye’ye dönüş yaptığını ifade
etmiştir.
11. Başvurucu 6/12/2006 tarihinde, oluşan zararlarının 5233
sayılı Kanun kapsamında karşılanması talebiyle Şırnak Valiliği Zarar Tespit
Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
12. Komisyon 1/2/2007 tarihli kararında, başvurucunun
zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için yeterli
belge ve delil olmadığını belirterek talebin reddine karar vermiştir.
13. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine iptal ve
tam yargı davası açılmıştır.
14. Mardin İdare Mahkemesinin 3/11/2009 tarihli kararı ile
davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun ileri
sürdüğü maddi zararın "terör örgütü
mensupları tarafından kaçırıldığı gerekçesiyle valilik tarafından görevine son
verilmesine ilişkin işlem" olduğu anlaşılarak söz konusu
işlemden kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Kanun kapsamında
değerlendirilmesine olanak bulunmadığı, ayrıca 5233 sayılı Kanun"da manevi
tazminata yer verilmemiş olması nedeniyle başvurucunun dört yıl boyunca terör
örgütünce esir olarak tutulması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi
zararın da 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanamayacağı belirtilerek dava
konusu işlemin hukuka uygun olduğu ifade edilmiştir.
15. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci
Dairesinin 28/2/2013 tarihli kararı ile dilekçede ileri sürülen temyiz
nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği
belirtilerek kararın onanmasına hükmedilmiştir.
16. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 26/11/2013
tarihli kararı ile reddedilmiştir. Başvurucu 4/3/2014 tarihinde bireysel
başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. 5233 sayılı Kanun’un 1. maddesi şöyledir:
“Bu
Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle
mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara
uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri
belirlemektir.”
18. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi şöyledir:
“Bu
Kanun,3713 sayılı Terörle
Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren
eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle
zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin
hükümleri kapsar.”
19. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı
Kanun’un 1. maddesiyle değişik 7. maddesi şöyledir:
“Bu
Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer
taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.
b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm
hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.
c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen
faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan
maddî zararlar.”
20. 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı,
adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak
olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa
kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle,hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına
uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile
belirlenir.”
21. 5233 sayılı Kanun’un 4., 6., 8., geçici 1., geçici 3.,
geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı eki kararın 1. maddesi.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 7/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tarafsız Mahkemede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu, eksik inceleme yaparak ve sunduğu delilleri
aleyhine değerlendirerek karar veren derece mahkemelerinin tarafsız olmadığını
iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer
iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu
konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin
tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten
hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel
bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu
olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların
anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,
§§ 38-41; Cahit Tekin, B. No:
2013/2744, 16/7/2014, §§ 34-37).
25. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin
karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar
verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tarafsız mahkemede
yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik
koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine
İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
27. Başvurucu; mahkeme kararında maddi tazminat talebinin
gerekçesiz olarak reddedildiğini, temyiz ve karar düzeltme kararlarının gerekçesiz
olduğunu iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda gerekçeli
karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş
ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların
hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının
değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve
hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri
kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude
Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,
§§ 75-77). Başvurucuların yargılama aşamalarında ileri sürdükleri şikâyetlerden
varılacak sonuç bakımından önem arz edebilecek nitelikte olanlar hakkında
herhangi bir değerlendirme yapılmaması, dosya kapsamındaki mevcut bilgi ve
belgeler nazara alındığında başvurucuların iddiaları hakkındaki çelişki
giderilmeksizin hüküm kurulması nedenleriyle kararların yeterli gerekçe ihtiva
etmediği sonucuna varılmış ve başvurucuların gerekçeli karar haklarının ihlal
edildiğine karar verilmiştir (Hikmet Çelik
ve diğerleri, B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 50-67; Mehmet Akkuş, B. No: 2013/4266, 23/2/2016,
§§ 59-74; Abdurrahman Dil ve Mehmet Sait Dil,
B. No: 2013/5163, 24/2/2016, §§ 50-74).
29. Kanun yolu incelemesi yapan mercinin
yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi
kullanarak veya atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması
bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi,
B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
30. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucunun köy koruculuğu görevinin sona
erdirilmesi nedeniyle alamadığı maaşlarının ödenmesi talebine
ilişkin olarak derece mahkemesince 5233 sayılı Kanun kapsamının belirlenmesi
akabinde başvurucunun maaşının kesilmesi nedeninin görevine son verilmesi
işlemi olduğu belirtilmiş ve göreve son verme işleminden kaynaklanan maddi
tazminat taleplerinin Kanun kapsamında karşılanıp karşılanamayacağı konusunda
değerlendirmeler yapılmıştır. İlk derece mahkemesince oluşturulan karar (bkz. §
14) ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle temyiz mercii denetiminden
geçerek (bkz. §§ 15, 16) kararın kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan
başvurucunun talep sonucuna etki ettiğini belirttiği iddiaları hakkında derece
mahkemelerine sunduğu belgeler değerlendirilerek karar verildiği tespit
edilmekle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında
farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
31. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun gerekçeli karar
haklarının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları
yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
C. Makul Sürede
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
32. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü giderim
talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama
prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.
maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia
etmiştir.
2. Değerlendirme
33. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495
sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 25/7/2018 tarihli
ve 7145 sayılı Kanun"un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle
Çözümüne Dair Kanun"a geçici madde eklenmiştir.
34. 6384 sayılı Kanun"a eklenen geçici maddeye göre
yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi
ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan
bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul
edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat
üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat
Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
35. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)
kararında Anayasa Mahkemesi; söz konusu başvuru yolunun kişileri mali külfet
altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir
olduğunu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul ölçüde bir başarı
şansı sunduğunu ve potansiyel olarak yeterli giderim sağladığını tespit
etmiştir (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler
doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal
iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli
giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu
tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil
niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş
olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).
36. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı
gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Mülkiyet Hakkının
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
38. Başvurucu 22/8/1994 tarihinde terör örgütü mensupları ile
girilen çatışma sonrasında örgüt üyeleri tarafından kaçırılması nedeniyle
Valilikçe geçici köy koruculuğu görevine son verildiğini belirtmiştir. Örgüt tarafından
uzun süre alıkonulması akabindeGönüllü Geri Dönüş
programı kapsamında 1997 yılı Kasım ayında Türkiye’ye geri dönüş yaptığını
ifade etmiştir. Uzun müddet köy koruculuğu maaşı imkânından mahrum kalması
sonucu oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilmesi
gerektiğini fakat anılan olayın Mahkemece hatalı şekilde değerlendirilerek 5233
sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun ve açtığı davanın reddedilmesi
nedeniyle Anayasa’nın 10. ve 35. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini
iddia etmiş ise de yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın hangi temele dayalı
olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddiaları temellendirecek
herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı dikkate alındığında ayrıca bu
konuda da inceleme yapılmamıştır.
40. Anayasa"nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."
denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa"nın anılan
maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve
parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,
E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak
değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar
ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı
sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir
(Mahmut Duran ve diğerleri, B.
No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
41. Anayasa"nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut
mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi
olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne
kadar güçlü olursa olsun Anayasa"yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.
Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa"da yer alan
mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti; makul bir şekilde
ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli
bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren
yerleşik bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir
beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı
kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için
yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan
Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).
42. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini
ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu
nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmayı
gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki
hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile
Ünlü, B.No:
2013/382, 16/4/2013,§ 26).
43. Dosya kapsamında elde edilen ve BMMYK tarafından düzenlenen
25/5/2009 tarihli belgenin incelenmesi neticesinde “Aşağıda kimlik bilgileri yazılı şahıs Kuzey Irak’a göç ederek Irak’ta çeşitli bölgelerde mülteci olarak kalmış
olup daha sonra 22/11/1997 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin ortaklaşa düzenledikleri
“Gönüllü Geri Dönüş” programı çerçevesinde Türkiye’ye dönüş yapmışlardır.”
ifadesine yer verildiği tespit edilmiştir.
44. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun’un çıkarılış
amacı “... terör eylemleri veya terörle
mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi
zararlarının yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre
içinde ve sulh yoluyla karşılanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ancak bu
yolla sonuç alamayanların başvurmaları, verilen tazminat miktarlarının haksız
zenginleşme aracı olarak kullanılmasının önlenmesi amacıyla bu Tasarı
hazırlanmıştır.” şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca 5233 sayılı
Kanun’un 2. maddesinin madde gerekçesinde “Zararların
sulhen karşılanması yöntemi ile mağdurların yargı
yoluna gitmelerine gerek kalmaksızın kısa sürede zararlarının giderilmesi
amaçlanmıştır.” ifadesine yer verilmiştir. Terör ve terörle
mücadeleden doğan maddi zararların karşılanması konusunda 5233 sayılı Kanun
6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun tazminat
hukukuna ilişkin genel hükümlerinden farklı olarak özel bir giderim usulü
öngörmektedir (Hüseyin Dayan, B.
No: 2013/5033, 13/4/2016, §§ 43, 44).
45. İdare Mahkemesince başvurucunun Kuzey Irak’ın çeşitli
bölgelerinde mülteci olarak kaldığı ve Gönüllü
Geri Dönüş programı kapsamında Türkiye’ye dönüş yaptığı, örgüt
mensupları tarafından kaçırıldığından bahisle Valilik kararı ile geçici köy
koruculuğu görevine son verilmesi sonucunda oluştuğu iddia edilen zararlarının
5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı tespitinde bulunulmuş ve davanın reddine
karar verilmiştir. Her ne kadar başvurucu, terör örgütü üyeleri tarafından
kaçırılması sonrasında görevine son verilmesi nedeniyle oluşan zararlarının
5233 sayılı Kanun kapsamında olduğunu beyan etmiş ise de yapılan tespitler
ışığında (bkz. §§ 39, 44) mahkeme önünde talebinin haklılığını ispat edemeyen
ve bunu belirli bir kanun hükmüne ya da istikrarlı bir içtihada dayandırmayan
başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı
kapsamında ekonomik bir değerin veya en azından böyle bir değeri elde etme
yönünde meşru beklentisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
46. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi
kapsamına giren korunmaya değer bir menfaati bulunmadığı anlaşıldığından
başvurunun bu kısmının konu bakımından
yetkisizlik nedeni ile kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun
olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
7/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.