16. Hukuk Dairesi 2020/2544 E. , 2020/5459 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın onanmasına ilişkin yukarda belirtilen ilamın karar düzeltme yolu ile incelenmesi ... tarafından süresinde istenilmekle; inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Rize İlinde 2859 sayılı Yasa uyarınca yapılan yenileme kadastrosu sonucunda, Merkez İlçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan ve tapuda davacı ... ile davalı ... adına kayıtlı bulunan eski 484 parsel sayılı 4.420,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 140 ada 2 parsel numarasıyla ve 4.145,50 metrekare yüzölçümlü olarak tespit ve tescil edilmiş, taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine "iş bu taşınmaz üzerinde ölçü ve tasarruf krokisinde (A) harfi ile işaretli kargir bina Yunus oğlu ... tarafından inşa ettirilmiştir." şeklinde şerh verilmiştir. Davacı ..., dava konusu taşınmazın üzerine sonradan inşa edilen ve yenileme kadastrosu sonucunda taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde verilen bu şerhin kaldırılması istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 16.03.2020 tarih 2020/1054-2020/1310 Esas, Karar sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiş, iş bu onama ilamına karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Dava, tesis kadastrosu sırasında bulunmayan ve sonradan yapıldığı anlaşılan binayla ilgili 2001 yılında 2859 sayılı Yasa uyarınca yapılan yenileme kadastrosu sırasında beyanlar hanesine işlenen muhdesat şerhinin kaldırılması istemine ilişkindir. Mahkemece, 2859 sayılı Yasaya göre yapılacak yenileme kadastrosunun uygulanmasına dair çıkartılan yönetmeliğin 15. maddesi uyarınca bu şerhin konulduğu, tespit sırasında da bu yönetmeliğin yürürlükte olduğu ve ayrıca 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç yasal düzenlemelere uygun bulunmamaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki; 3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/3. maddesi tesis kadastrosundan önceki sebeplere dayalı olarak açılan davalar yönüyle düzenlenmiş olup, tesis kadastrosundan sonra yapılacak ve mülkiyete ilişkin bir düzenleme içermeyen 2859 sayılı Yasa uyarınca yapılan yenileme kadastrosu ya da 3402 sayılı Yasanın 22/a maddesi uyarınca yapılacak uygulama kadastrosuna dayalı olarak açılacak davalarda ise hak düşürücü sürenin uygulanması mümkün değildir.
Diğer yandan; 4721 sayılı Medeni Kanunun 683. maddesinde, bir şeye malik olan kimsenin, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olacağı, 684. maddesinde ise, bir şeye malik olan kimsenin, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, bütünleyici parçanın, yerel adetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parça olduğu düzenlenmiş; 3402 sayılı Kadastro Kanunun 19/2. maddesinde de, taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterileceği belirtilmiştir. Konuyla ilgili olarak 2859 sayılı Kanunun 4. maddesinde, yenilemenin yalnız teknik çalışmaları kapsayacağı, tapu siciline geçmiş veya geçmemiş mülkiyet ve mülkiyete ilişkin hakların inceleme konusu yapılamayacağı açıklanmış, bu Kanunun 6. maddesi uyarınca çıkartılan ve 21.03.1995 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmeliğin muhdesat başlıklı 15. maddesinde ise, tapulama veya kadastro sırasında tespit edilen ve tapu kütüğünde gösterilen muhdesatla ilgili el değiştirmelerin dikkate alınmayacağı, ancak tapulama veya kadastro çalışmalarından sonra meydana gelmiş muhdesat tespit edilerek yenileme tutanağı ve paftasında gösterileceği düzenlenmiştir.
Yukarıda değinilen yasal düzenlemelere göre kural olarak, taşınmaz mal üzerindeki muhdesatların mülkiyeti arza tabi olup, arzın mülkiyeti kime ait ise muhdesatın mülkiyetinde o kişiye ait olduğu, tapu kütüğüne mülkiyeti kısıtlayıcı her türlü şerh ve beyanların ancak kanun hükümlerince düzenlenen sınırlar çerçevesinde konulabileceği tartışmasızdır. Öte yandan, yönetmelik çıkarmak, yasama ve yargılama tasarrufu olmayıp, sadece yönetimsel nitelikte bir işlemdir. Yönetmelikler, kanuna aykırı olamayacakları gibi tüzüğe aykırı hükümleri de içermezler.
Somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazın öncesinin 484 parsel numarasıyla 1952 yılında kesinleşen tesis kadastrosu sonucunda tarafların murisi Yunus Savaş adına tespit ve tescil edildiği, adı geçenin ölümüyle mirasçıları arasında yapılan intikal ve pay satın almaya dayalı olarak 1/4 payın davacı ... adına, 3/4 payın ise davalı ... adına tescil edildiği, devamında aynı yıl yapılan yenileme kadastrosu ile taşınmazın 140 ada 2 parsel numarasını aldığı ve davaya konu muhdesat şerhinin konulduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda anlatılan yasal düzenlemeler karşısında 2859 sayılı Yasa uyarınca yapılan yenileme kadastrosu ile yalnızca teknik nedenlerle yetersiz kalan, uygulama niteliğini kaybeden veya eksikliği görülen, en az bir mevkii veya ada biriminde zemindeki sınırları gerçeğe uygun şekilde göstermediği tespit edilen tapulama ve kadastro paftalarının yenileneceği, mülkiyet ve mülkiyete ilişkin hakların inceleme konusu yapılamayacağı düzenlendiği halde, bu kanunun uygulanması için çıkartılan yönetmeliğin 15. maddesinin yukarıda anılan Kanunun 4. maddesine açıkça aykırılık teşkil ettiği açık olup, yönetmeliğin bu maddesine dayalı olarak mülkiyete ilişkin bulunan ve maliklerinin rızası dışında beyanlar hanesine konulan mülkiyet hakkını kısıtlayan muhdesat şerhine değer verilemez. Tesis kadastrosundan sonra yapılan muhdesatlar kural olarak tüm maliklere ait olup aksini iddia eden malikin kendisine tanınan yasa yolları çerçevesinde (örneğin ortaklığın giderilmesi davası sırasında muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının açılabilmesi vb) ayrıca hakkını aramasına bir engel bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; Mahkemenin öncelikli görevinin, kanun hükümlerini uygulamak olduğu, kanunun uygulanması amacıyla idari bir işleme dayalı olarak çıkartılan ancak kanuna aykırı olduğu belirlenen yönetmeliğe değer verilemeyeceği gözetilerek, Mahkemece, davacının davasının kabulü ile 2859 sayılı Yasanın 4. maddesine açıkça aykırılık teşkil eden yönetmeliğin 15. maddesine dayalı olarak beyanlar hanesine konulan muhdesat şerhinin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yasa hükümlerinin uygulanmasında hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup hükmün bu nedenle bozulması gerektiği halde, sehven onanmış olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin karar düzeltme isteminin bu nedenlerle kabulü ile Dairemizin 16.03.2020 tarih 2020/1054-2020/1310 Esas, Karar sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına ve usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan karar düzeltme harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 19.11.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.