
Esas No: 2013/1550
Karar No: 2013/1550
Karar Tarihi: 24/3/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
HASAN TARIK KARAGÖZ BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/1550) |
|
Karar Tarihi: 24/3/2016 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT |
|
|
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
Alparslan ALTAN |
Raportör |
: |
Aydın ŞİMŞEK |
Başvurucu |
: |
Hasan Tarık KARAGÖZ |
Vekili |
: |
Av. Mustafa BOZKURT |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden
(TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesi
nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/2/2013 tarihinde Anayasa
Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden
yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil
edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/12/2014
tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015
tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte
yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/7/2015
tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda
sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve
erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta iken
yapılan idari bir tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından 29/4/2011 tarihinde, disiplin ve ahlak durumu gözetilerek
“ayırma sicili” tanzim edilmiştir.
8. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan Astsubay Sicil
Yönetmeliği’nin 61. maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde
oluşturulan Komisyonda başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon,
başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar 13/10/2011 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından
onaylandıktan sonra Genelkurmay Başkanının onayına sunulmuş; Genelkurmay
Başkanı tarafından da 21/10/2011 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı kararı
doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine 3/11/2011 tarihli kararnameye istinaden 15/11/2011 tarihinde
başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir. Başvurucu 5/1/2012
tarihinde göreve iadesi talebiyle Millî Savunma Bakanlığına dilekçeyle
başvurmuş, Hava Kuvvetleri Komutanlığının 8/1/2012 tarihli yazısı ile
başvurucuya talebinin uygun görülmediği bildirilmiştir.
9. Başvurucu 23/1/2012 tarihinde,
TSK’dan çıkarılmasını gerektiren bir disiplinsizliği veya adli eylemi mevcut
olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlaki durumu nedeniyle ilişiğinin
kesildiğini, tesis edilen ayırma işleminin hukuka aykırı olduğunu belirterek
ayırma işleminin iptali istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde dava açmıştır.
10. Yargılama sırasında davalı idarenin 3/4/2012
tarihli yazısının ekinde gönderilen savunmasında 27/7/1967 tarihli ve 926
sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu"nun 94. maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma”
başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun ilişiğinin kesildiği, başvurucunun
TSK’nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gözönüne alınarak tesis edilen dava konusu ayırma işleminde
hukuka aykırılık bulunmadığını belirtilmiş 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu"nun 52. maddesi kapsamında gizli bilgi ve
belge gönderildiği bildirilmiştir.
11. AYİM Başsavcılığı; başvurucunun
cinsel hayatının, kamu görevi ve asker kişi sıfatı ile bağdaşmayacak vahamet
derecesine ulaşmadığını, tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içerisinde
değerlendirilmesi gereken mahiyet arz ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzı
nedeniyle başvurucu hakkında ayırma sicili tanzim edilmesinin ölçülülük
ilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statü dışına çıkarılması işleminin sebep
unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptaline
karar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir.
12. AYİM Birinci Dairesi 3/10/2012
tarihli ve E.2012/236, K.2012/990 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın
gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Dava dosyası ve davacının özlük dosyasının
incelemesinden; 1996 neşetli muvazzaf astsubay statüsünde
bulunan davacının meslek hayatı boyunca sicil notları ortalamasının ‘tam nota
yakın çok iyi’ seviyede gerçekleştiği, sıralı sicil üstleri tarafından davacı
hakkında menfi kanaat belirtilmediği fakat 1999, 2000, 2001 ve 2002 yıllarında
sicil üstü olabilme niteliği ile ilgili olarak menfi kanaat niteliğindeki
kıstasların işaretlendiği, meslek hayatı boyunca sadece 20.07.2010 tarihinde üç
sivil arkadaşını uçuş kulesine izinsiz olarak izinsiz soktuğu için, ‘3 gün göz
hapsi’ cezası ile cezalandırıldığı, ayrıca 14 kez takdirname ile, 1 kez üstün
hizmet ödülü ve bir kez de harekat şerit rozeti ile taltif edildiği, evli olan davacının ... hususlarının tespit edilmesi üzerine davacının
sıralı sicil üstleri tarafından disiplin ve ahlak durumu gözetilerek 926 sayılı
Kanun’un 94 ve Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin 60’ncı maddeleri çerçevesinde
29/4/2011 tarihinde ayırma sicili tanzim edildiği, Yönetmeliğin 61’nci maddesi
gereğince Hv.K.K.lığı
bünyesinde teşkil eden komisyon tarafından yapılan inceleme sonucunda davacı
hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar verildiği, bu kararın 13.10.2011
tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay
Başkanının onayına sunulduğu, bu makam tarafından da 21.10.2011 tarihinde Hava
Kuvvetleri Komutanının kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görülmesi
sonucunda 03.11.2011 tarihli kararnameye istinaden 15.11.2011 tarihinde
davacının ilişiğinin kesilmesinden sonra davacının 05.01.2012 tarihli dilekçesi
ile görevi iadesi hususunda ihtiyari başvurusunun 08.01.2012 tarihli işlem ile
reddedilmesi üzerine iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır.
…
... davacının durumu
değerlendirildiğinde; davacının evli olmasına rağmen pek çok bayanla cinsel
ilişki yaşadığı, bu bayanların bazılarını birliğine ve bazılarını da lojmana
getirdiği, bu tür ilişkilerini kayda alarak mesai arkadaşlarına izlettiği
hususları dikkate alındığında; dava konusu işlemin sebep unsurunun maddi
gerçeklik ile uyumlu olduğu; davacının ahlaki durumunun TSK’nın güvenirliğini
sarsacak derecede kötü nitelik arz ettiği ve hizmetin gerektirdiği şekilde
tavır ve hareketler sergilemediği; idarenin, dava konusu işlemi tesis ederken,
takdir yetkisini kişi yararı ile kamu yararı arasındaki dengeyi gözeterek,
ölçülü ve nesnel olarak kullandığı; davalı idarece davacının sabit görülen
eylemleri nedeniyle işlem tesis etmesinde herhangi bir hukuka aykırılığın
bulunmadığı, sonuç olarak davacı hakkında ‘Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun
Değildir’ sicil belgesi düzenlenmesi işlemi ve bu sicil belgesine istinaden
Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 94/b ve Astsubay Yönetmeliği’nin 60
ve 61’nci maddeleri kapsamında ayırma işlemi tesis edilmesinde takdir
yetkisinin ölçülü ve objektif olarak kullanıldığı ve anılan işlemlerde hukuka
aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”
13. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 22/1/2013 tarihli ve E.2013/74, K.2013/66 sayılı kararı ile
reddedilmiştir.
14. Anılan karar, başvurucuya 1/2/2013
tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 25/2/2013 tarihinde
süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Anayasa Mahkemesinin 15/10/2015
tarihli yazısı ile yargılama dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun TSK’dan
ilişiğinin kesilmesi işlemine dayanak oluşturan belgelerin gönderilmesi
istenmiştir.
17. Hava Kuvvetleri Komutanlığının 5/11/2015
tarihli yazısında idari işlemin dayanağını oluşturan belgelerin, yürütülen
idari tahkikat kapsamında temin edilen ifade tutanaklarından ibaret olduğu
belirtilmiş ve bu belgeler, bazı bölümleri karartılarak Anayasa Mahkemesine
sunulmuştur.
18. Anılan belgelerin incelenmesinden; Hava Kuvvetleri
Komutanlığınca yürütülen bir idari tahkikat kapsamında 12/1/2011
tarihinde istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde, Hava Kuvvetleri
Komutanlığı Ankara Karargahı"nda başvurucunun ifadesinin alındığı; söz konusu
ifade metninde, hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun
belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz konusu metnin “ifadeyi
alan” kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış
olduğu anlaşılamamaktadır. Anılan ifade metninde, başvurucuya
S.B. isimli yabancı uyruklu bir kadını tanıyıp tanımadığı, tanıyorsa nasıl
tanıştığı ve birlikte neler yaptığı, yabancı uyruklu başka kişilerle
irtibatının olup olmadığı, Kayseri’de görev yaptığı dönemde nerede ve kimlerle
kaldığı, internet ortamında bayanlar ile sanal olarak cinsel birliktelik
yaşayıp yaşamadığı, askerî birlik içerisinde yaşanılan (ve disiplin yaptırımına
konu olan) olayla ilgili bildiklerinin neler olduğu hususlarının sorulduğu
görülmüştür. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve ifade metnini
imzaladığı anlaşılmıştır. Yine aynı şekilde 4/4/2011
tarihinde başvurucunun ikinci kez ifadesi alınmıştır. Söz konusu bu ifade
metninde ise başvurucuya internet üzerinden tanıştığı bayanlarla sanal olarak
cinsel birliktelik yaşayıp yaşamadığı, grup şeklinde cinsel ilişkide bulunup
bulunmadığı, ilişki yaşadığı bayanları kamera ile kayıt edip etmediği, porno film
arşivi olup olmadığı hususları sorulmuş, başvurucu anılan soruları yanıtlamış
ve ifade metnini imzalamıştır.
19. Başvurucu dışında dört rütbeli askerin ifadelerinin alınmış
olduğu, bu kişilerden başvurucu ve S.B. isimli yabancı uyruklu kadın hakkında
bildiklerini anlatmalarının istendiği görülmüştür. Bu kişilerin ifadelerinde,
başvurucunun cinsel birlikteliklerine yönelik bizzat tanık oldukları ya da
katıldıkları veya başvurucunun anlatımıyla öğrendikleri bir kısım olaylara
ilişkin anlatımlarda bulundukları anlaşılmıştır.
B. İlgili Hukuk
20. 926 sayılı Kanunu’nun “Çeşitli
nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”
kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası
şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle
ayırma:
Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle
Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmiyen
astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı
Kanunu hükümleri uygulanır.
Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar
hakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere
gönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve
kimler tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi
astsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesi
Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırma
işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”
21. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan Astsubay Sicil
Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırma usulleri” kenar
başlıklı 60. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik
veya ahlâkî durumları gereği Türk Silâhlı
Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir
veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine
bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:
a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmen
ıslah olmaması,
b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen
düzenleyememesi,
c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137)
Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,
...
e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarını
sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,
...”
22. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte
olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum
nedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar
başlıklı 61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle
ayırma iki şekilde yapılır.
a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:
Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle
ayırma sicil belgesinin düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman
düzenlenebilir. Temel nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret
konulmaz. Sicil üstleri, sicil belgelerinin temel nitelikler
ve son bölümdeki kendilerine ait olan kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan
hangisine göre kesin kanaate vardıklarını belirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ kanaatini
yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden sıralı sicil
üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra, Kuvvet
Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı
Personel Başkanlığına gönderirler.
...
Kuvvet Komutanlıkları,
Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel
Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelerce karargâhta bulunan dosya ve
diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir ve bunlar Kuvvet Komutanlıkları,
Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında; Kurmay
Başkanının başkanlığında personel, istihbarat ve harekât başkanları, personel
ve tayin dairesi başkanları ve gerekli gördükleri şube müdürleri ile kıdem,
personel yönetim şube müdürleri ve adlî müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden
oluşan komisyona sevk edilir. Bu
komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, ekli
belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir
değerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri
alınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğu
inceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet
Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar
ve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı
veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin
sicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerleri
değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil
Güvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay
Başkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel
başkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına
sunulup sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine
sunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada
görüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra
toplantısında gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri
tamamlanır. Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada
görüşülmesine gerek görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları,
Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi
astsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil
Güvenlik Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...
Bu Yönetmeliğin 60 ncı
maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında
‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili
düzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikali
sakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı,
Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil düzenlenebilir.
Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.
b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:
Sıralı sicil
üstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması
Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma
Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarınca
bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyaları
ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, bu Yönetmeliğin
60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı
fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespiti
hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen
komisyona sevk edilirler. Komisyon,
inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet
Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına
sunar...
Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında
Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile
Genelkurmay Başkanı tarafından ‘Silâhlı Kuvvetlerde
Kalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu
maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”
23. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk
Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”
kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere
mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.
Askerliğin temeli disiplindir.
Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi
kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”
24. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber
ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine
bilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi
ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve
atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi
geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden
kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
25. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç
Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri
hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.
Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:
…
(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve
yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,
yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp
kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan
sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,
azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri
ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde
yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
27. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı
tarafından mülakat adı altında tanık olarak çağrıldığı havası oluşturulup
sonucunda herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerek
manevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını ve bu
ifadenin okunmadan imzalatıldığını, aldatma yöntemiyle özel hayatına ilişkin
bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeye çalışılıp bu bilgilerin
ayırma işlemine dayanak olarak alındığını, tesis edilen işlemde ölçülülük
ilkesinin gözetilmediğini, ayırma işlemi tesis edilmeden önce savunmasının
alınmadığını, bu durumda tesis edilen idari işlem ve AYİM kararı nedeniyle
Anayasa’nın 10., 11., 13., 17., 20., 38. ve 129.
maddeleri ile güvence altına alınanhaklarının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun
iddialarının özü, özel hayatına ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı
yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemi
tesis edilmesi olup ihlal iddialarının niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın
20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında
incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan
başvurunun, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
30. Anayasa’nın “Özel hayatın
gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının
gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu
düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması
veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya
birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu
sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili
kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve
eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde
görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma
kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin
korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel
veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini
veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını
öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya
kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas
ve usuller kanunla düzenlenir.”
31. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı
düzenlenmiştir. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının
yapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram, kişinin maddi ve manevi
bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel
yaşamı gibi unsurları korumaktadır (Ahmet
Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, §
46). Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular da
bu hakkın içinde yer almaktadır.
32. Özel hayat, "özel bir sosyal hayat" sürdürmeyi
yani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir "özel
hayatı" güvence altına almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi
geçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas
kurma hakkını da içermektedir. AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesinde
yürütülen faaliyetlerin "özel hayat" kavramı dışında tutulamayacağı
belirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal
kimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde
yansıttığı ölçüde Sözleşme"nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada
belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan
ilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde
yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010,
§ 45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §
29).
33. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal
çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece
yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki
bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin
kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,
yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına
kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati
bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini
belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, 31/3/1987; Işıl Yaykır, B.
No: 2013/2284, 15/4/2014, § 37).
34. AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı
hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin
davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın
gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).
a. Müdahalenin
Varlığı
35. Somut başvuru açısından, başvurucunun askerlik görevinden
sadece meslekî nedenlerle yürütülen bir disiplin soruşturması neticesinde
çıkarılmamış olduğu söylenebilir. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle
TSK’dan ayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat
sürecinden TSK’dan ayırma kararından ve Derece Mahkemesi kararlarından
anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı
kapsamındaki davranış ve ilişkilerinin en önemli yeri tuttuğu görülmektedir. Bu
şartlar altında, özel yaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen
ayırma kararının, başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale
oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin
İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
36. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel
hayatın gizliliği hakkı açısından, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı
anlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel
sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan
bazı sınırları bulunmakta ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan
kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.
maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,
B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
37. Anayasa’nın “Temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
38. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve
güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak
ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak
sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi
çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan,
belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm
güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının
belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
39. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia
edilen müdahalenin incelemesinde, kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan
sebeplerin var olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde
değerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
40. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa
yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz
konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir
kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,
§ 36).
41. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısal
sürecin,926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)
fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.
ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
42. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği
hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru
Amaç
43. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat
düzenini devam ettirmek; onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde
çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla
tesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından disiplin
cezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin gereği
gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir. Disiplin
cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşik
düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılı
Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir
itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca
askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası ve
idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı
düzenlenmiştir.
44. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı
kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi
yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplin
hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve
eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşru
temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli bir
statüye girmeyi kabul eden kişilerin; sivillere getirilemeyecek bazı
sınırlamaların, askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan
kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata
Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §
41).
45. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin; askerî disiplinin
korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla
millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa"nın 20. maddesi
çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve
Ölçülülük
46. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel
hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin
önlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkili
olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.
Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel ve
aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevini
de içermektedir (Ata Türkeri, §
42).
47. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla
beraber Anayasa"nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa"da yer alan tüm temel hak
ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın
gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre
demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru
amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla
ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin
kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],
B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
48. “Demokratik toplum
düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle özel hayatın gizliliği hakkı
üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde
olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak
kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik
toplum düzeninin gerekleri”nden
olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal
ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre
sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da
başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).
49. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya
idari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp
karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından
yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derece
mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygı
hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve
“ölçülülük” ilkelerine uygun
olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 54)
50. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,
kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen
geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat
kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal
hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında,
özellikle kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel
hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla
birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu
gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Özpınar/Türkiye, § 72).
51. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına
veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu
zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın
gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu
olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara
yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi
gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §
47).
52. Millî güvenliği korumanın meşru bir amaç teşkil etmesinin
sonucu olarak kamu makamlarının, millî güvenlik bakımından önemli kadrolarda
çalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğunu takdir ederken kişiler hakkında
topladığı bilgileri kullanma yetkisine sahip olmaları gerektiğinde kuşku
bulunmamaktadır. Bununla birlikte, millî güvenliği korumak için getirilen
sistemin kötüye kullanmaya karşı yeterli ve etkili güvencelere sahip olması
gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Leander/İsveç, B. No:9248/81, 26/3/1987,
§§ 59, 60).
53. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin
değerlendirilmesi sonucunda idari bir tahkikat kapsamında Hava Kuvvetleri
Komutanlığınca başvurucunun ve diğer bazı askerî personelin ifadelerinin
alındığı, başvurucunun cinsel yaşamına dair hususların esas olarak başvurucunun
12/1/2011 ve 4/4/2011 tarihli ifadelerinden öğrenilmiş
olduğu anlaşılmaktadır. Anılan ifade metinleri başvurucu tarafından
imzalanmıştır. Başvurucunun ifadelerinde açıkladığı cinsel yaşamına ilişkin
olayların bir kısmının ifadeleri alınan diğer askerî personel tarafından da
doğrulandığı görülmektedir. Buna göre başvurucunun aralarında
yabancı uyruklu bir kadının da olduğu birçok kişiyle cinsel birliktelik
yaşadığı, yine bu cinsel birlikteliklerinin bir kısmını ilişki sırasında kayda
aldığı ve bazı mesai arkadaşlarına anılan kayıtları gösterdiği, görev yaptığı
yerlerin birinde kendisine görevi dolayısıyla tahsis edilmiş lojmanda kadın
arkadaşlarıyla cinsel birliktelik yaşadığı ve bu durumun komşularının
yakınmasına sebebiyet verdiği, cinsel birliktelik yaşadığı kişilere asker
olduğunu ve havacı olduğunu (Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde görev
yaptığını) ifade ettiği anlaşılmıştır.
54. Söz konusu ifade metinlerinde, başvurucu hakkında idari
tahkikat başlatıldığı belirtilmemiş ve hangi kapsamda başvurucunun ifadesine
başvurulduğu hususu açıklanmamış olmakla birlikte başvurucun, yargılama
sırasında ifadelerinde belirttiği olguların gerçeğe aykırı olduğu yönünde bir
iddiasının bulunmadığı görülmektedir. AYİM Birinci Dairesinin 3/10/2012 tarihli kararıyla davanın reddedilmesi sonrasında
başvurucu tarafından sunulan karar düzeltme talepli dilekçede, ifade alma
işlemi sırasında zorlayıcı ve gayri ahlaki sorulara maruz bırakıldığı,
ifadelerinin çarpıtılarak ve amacından saptırılarak imzalatıldığı, ifadelerinde
geçen yabancı uyruklu bayanlarla cinsel birliktelik yaşadığı hususunun gerçeği
yansıtmadığı, tanık olarak çağrılıp ifadesi alındıktan sonra kendisine birden
özel hayatına ilişkin sorular yöneltildiği iddia edilmiş ise de başvurucunun ve
ifadeleri alınan diğer dört askerî personelin anlatımlarında geçen olayların ve
özellikle başvurucunun kadın arkadaşlarıyla lojmanda cinsel birliktelik
yaşadığı ve durumun komşularının yakınmasına sebebiyet verdiği olgusunun
hakikate uygun olmadığına yönelik bir itirazın bulunmadığı anlaşılmıştır. Öte
yandan AYİM Birinci Dairesinde görülen davada, başvurucunun dava dilekçesinde
ya da yargılama sürecinin ilerleyen aşamalarında dile getirmediği söz konusu
ifadelerin alındığı koşullara yönelik iddialarını, davanın reddine karar
verildikten sonra karar düzeltme aşamasında yeni bir olguymuş gibi ileri sürdüğü
görülmektedir.
55. Başvurucu Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarak
görev yapmış, sıralı sicil üstleri tarafından disiplin ve ahlaki durumu
gözetilerek başvurucu hakkında “ayırma sicili” düzenlenmesi sonrasında ilgili
komisyonun kararı ve bu kararın Hava Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı
tarafından onaylanması sonucu başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir. AYİM
Birinci Dairesinin 3/10/2012 tarihli kararı ile
başvurucunun evli bir kişi olarak birçok kadın ile cinsel birliktelik yaşaması,
cinsel birliktelik yaşadığı kadınların bazılarını görev yaptığı birliğe ve
lojmana getirmesi, cinsel ilişkilerini kayda alarak bu kayıtları mesai
arkadaşlarına izletmesi olgularına dayanılarak başvurucunun ahlaki durumunun
TSK’nın güvenirliğini sarsacak derecede kötü nitelik arz ettiği ve hizmetin
gerektirdiği şekilde tavır ve hareketler sergilemediği sonucuna varıldığı
görülmektedir. Bu durumda çalıştığı askerî kurumun saygınlığını zedeleyen bir
astsubayın statü dışına çıkartılmasının, TSK tarafından kurum itibarının tamiri
ve bu tür fiillerin yeniden yapılmasının önlenmesi amacıyla sosyal bir ihtiyaç
olarak görüldüğü anlaşılmıştır. TSK’nın millî güvenliğin sağlanması ve
korunmasında üstlendiği görev dikkate alındığında askerî disiplinin sağlanması,
TSK’da çalışanların diğer kişilerin tabi olmadığı bazı sınırlamalara tabi
olmalarını gerektirmektedir. Dolayısıyla TSK’nın istihdam ettiği personelde
arayacağı nitelikler konusunda daha geniş bir takdir yetkisine sahip olduğuna
kuşku yoktur.
56. Öte yandan disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma
işlemine tabi tutulan başvurucunun 926 sayılı Kanun"un 94. maddesinin işlem
tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası uyarınca hizmet süresine bakılmaksızın
Emekli Sandığı Kanunu hükümlerinden yararlanacağı anlaşılmaktadır.
57. Askerî disiplinin gerekleri nedeniyle daha sıkı kuralların
geçerli olduğu bir statüde personel istihdam ederken TSK’nın takdir yetkisinin
daha geniş olduğu ve ayırma işlemi sonrasında başvurucunun sosyal güvenlik
hakkından yaralanma imkanının bulunduğu dikkate
alındığında idarece yapılan tespitler ve AYİM kararındaki gerekçeye göre
TSK"nın güvenilirliğini sarsacak ve askerlik hizmetinin gerekleriyle
bağdaşmayacak nitelikte eylemlerde bulunduğu ve bu eylemlerini görev yaptığı
birliğe ve görev gereği tahsis edilmiş lojmana sirayet ettirdiğitespit
edilen başvurucunun, görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek
derecede toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiilleri dolayısıyla statü dışına
çıkartılmasının demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.
58. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının bir ihlal
içermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan
özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına özel hayatın
gizliliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM"ın
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
24/3/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta iken
yapılan idari bir tahkikat sonucunda29/4/2011 tarihinde, disiplin ve ahlak
durumu gözetilerek hakkında “ayırma sicili” tanzim edilmiştir.
2. Ayırma işleminin hukuka aykırı olduğunu iddia eden başvurucu
bu işlemin iptali istemiyle Milli Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek
İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. Yargılama sırasında davalı idare,
başvurucunun TSK’nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde
bulunduğu gözönüne alınarak, 926 sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanunu"nun 94. maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum
sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca ilişiğinin kesildiğini
belirtmiştir.
3. AYİM Başsavcılığı; başvurucunun
cinsel hayatının, kamu görevi ve asker kişi sıfatı ile bağdaşmayacak vahamet
derecesine ulaşmadığını, tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içerisinde
değerlendirilmesi gereken mahiyet arz ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzı
nedeniyle başvurucu hakkında ayırma sicili tanzim edilmesinin ölçülülük
ilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statü dışına çıkarılması işleminin sebep
unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptaline
karar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir.
4. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı
düzenlenmiştir. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının
yapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram, kişinin maddi ve manevi
bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel
yaşamı gibi unsurları korumaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015,§ 46). Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel
gelişim, aile hayatı vb. konular da bu hakkın içinde yer almaktadır.
5. Özel hayat, "özel bir sosyal hayat" sürdürmeyi yani
kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir "özel hayatı"
güvence altına almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi geçen hak,
ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını
da içermektedir. AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesinde yürütülen
faaliyetlerin "özel hayat" kavramı dışında tutulamayacağı
belirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal
kimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde
yansıttığı ölçüde Sözleşme"nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada
belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan
ilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde
yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye,
B. No. 20999/04, 19/10/2010, § 45; Niemietz/Almanya,
B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29).
6. AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı
hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak
kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının
özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47-48).
7. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal
çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece
yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hak bireyin kendisi hakkındaki
bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin
kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,
yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına
kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati
bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini
belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, K.T. 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, K.T. 31/3/1987; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 37).
8. Somut başvuru açısından, başvurucunun askerlik görevinden
sadece meslekî nedenlerle yürütülen bir disiplin soruşturması neticesinde
çıkarılmamış olduğu söylenebilir. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle
TSK’dan ayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat
sürecinden, TSK’dan ayırma kararından ve Derece Mahkemesi kararlarından
anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı
kapsamındaki davranış ve ilişkilerinin en önemli yeri tuttuğu görülmektedir. Bu
şartlar altında, özel yaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek verilen ayırma
kararının, başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu
açıktır.
9. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı
açısından, birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber, özel
sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan
bazı sınırları bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan
kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu
noktada Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği
haizdir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
10. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar
başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz.”
11. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda
öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün,
yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, § 36).
12. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve ilgili yargısal
sürecin, 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)
fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.
ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda
başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına yapılan müdahalenin kanuni
dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
13. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat
düzenini devam ettirmek; onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde
çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla
tesis edildiği açıktır.Disiplin
cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşik
düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılı
Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir
itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca
askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası ve
idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı
düzenlenmiştir.
14. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması temel amacı
kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi
yürütülmesi meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplin hukukuna
ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve eylem
tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşru temellere
dayanmaktadır.
15. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel
hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin
önlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkili
olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.
Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel ve
aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevini
de içermektedir (Ata Türkeri, § 42).
16. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla
beraber Anayasa"nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa"da yer alan tüm temel hak
ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın
gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre
demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru
amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,
sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü
sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen
gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny
[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
17. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle
özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai
tedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en
son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum
düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın
demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına
yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal
ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak
değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).
18. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya
idari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp
karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından
yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derece
mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygı
hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik
toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı
bir şekilde ortaya koyulup koyulmadığı olacaktır (Bekir Coşkun [GK], B. No:
2014/12151, 4/6/2015, § 54)
19. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,
kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen
geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat
kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal
hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında,
özellikle kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel
hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla
birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu
gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Özpınar/Türkiye, § 72).
20. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına
veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu
zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın
gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu
olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara
yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi
gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, § 47).
21. AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi açıkça usul
şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan haklardan
etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar alma
sürecinin, bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı sağlayacak
nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç, başvurucunun 8.
maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil şartlarda
savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını
gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:
28945/95, 10/5/2001, § 72; Blecic/Hırvatistan; B. No:
59532/00, 29/7/2004, § 68).
22. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin
değerlendirilmesi sonucunda, Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve
diğer bazı askerî personelin ifadelerinin alındığı, başvurucunun cinsel
yaşamına dair hususların esas olarak başvurucununifadelerinden
öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifade metinlerinde, başvurucu
hakkında idari tahkikat başlatıldığının belirtilmediği gibi hangi kapsamda
başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da açıklanmamış olduğu ancak başvurucunun
kendisine sorulan soruları yanıtladığı ve cinsel yaşamına ilişkin mahrem tüm
hususları (detaylı bir şekilde) içeren ifade metinlerini imzaladığı
anlaşılmıştır. Yine ifadeleri alınan dört askerî personelin beyanlarında,
başvurucunun cinsel yaşamına ilişkin olarak bizzat tanık oldukları bazı
olayların yanı sıra genellikle başvurucudan duydukları bir kısım olayları
anlattıkları görülmüştür. Söz konusu ifadeler de başvurucunun ifadeleri ile
aynı yöntemle alınmıştır.
23. Başvurucu yargılama aşamasında AYİM Birinci Dairesinin 3/10/2012 tarihli ve E.2012/236, K.2012/990 sayılı ret
kararına karşı sunduğu karar düzeltme talepli dilekçesinde, ifade alma işlemi
sırasında zorlayıcı ve gayri ahlaki sorulara maruz bırakıldığını, ifadelerinin
çarpıtılarak ve amacından saptırılarak imzalatıldığını, ifadelerinde geçen
yabancı uyruklu bayanlarla cinsel birliktelik yaşadığı hususunun gerçeği
yansıtmadığını, tanık olarak çağrılıp ifadesi alındıktan sonra kendisine birden
özel hayatına ilişkin sorular yöneltildiğini iddia etmiştir.
24. Başvurucunun ifade tutanaklarının sıhhati hususu, AYİM
Birinci Dairesince 3/10/2012 tarihli ret kararında
değerlendirme konusu yapılmamıştır. Yine başvurucunun karar düzeltme talep
dilekçesinde dile getirdiği ifade alma işleminin ve ifade tutanaklarının hukuki
geçersizliğine yönelik iddiaları, karar düzeltme isteminin reddine dair 22/1/2013 tarihli kararda herhangi bir şekilde
değerlendirilmemiş ve bu iddialara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.
25. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadelerinin, belirli
ve somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda
bilgi verilmeden temin edilmiş olması, anılan ifadeleri şüpheli duruma
getirmektedir. Derece Mahkemesi kararlarında başvurucunun ifadelerinin sıhhati
hususunun incelenmediği, karar düzeltme aşamasında ileri sürülen iddialara
rağmen ifadelerin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği,
başvurucunun özel hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel yaşamını tüm
detaylarıyla anlatmasının sağlandığı koşulların neler olduğu hususunun ortaya
konulmadığı görülmektedir.
26. Öte yandan Mahkeme kararında başvurucunun özel hayatına
ilişkin tutum ve eylemlerinin, mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair
yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerin
TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı bir şekilde
açıklanmadığı görülmektedir. Bu durumda, karar düzeltme
aşamasında da olsa muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen ve
davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılan başvurucunun söz
konusu ifadelerinin alındığı koşullara yönelik iddialarına Derece Mahkemesince
makul bir gerekçe ile yanıt verilmemesi ve başvurucunun özel hayatına ilişkin
hususların mesleği üzerindeki etkisinin açıklanmaması nedenleriyle Derece
Mahkemesi kararının konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul
edilmelidir.
27. Buna göre başvurucunun Anayasa"nın 20. maddesinde güvence
altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
Başkan Engin YILDIRIM |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.