
Esas No: 2013/9481
Karar No: 2013/9481
Karar Tarihi: 24/3/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
HAKAN ERDOĞAN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/9481) |
|
Karar Tarihi: 24/3/2016 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
|
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT |
|
|
Recep KÖMÜRCÜ |
|
|
Alparslan ALTAN |
Raportör |
: |
Aydın ŞİMŞEK |
Başvurucu |
: |
Hakan ERDOĞAN |
Vekili |
: |
Av. Aytekin EROL |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, sicil sırasında kendisinden sonra gelen subayların
sözleşmeleri yenilenmesine rağmen e-posta yazışmaları dikkate alınarak subay
sözleşmesinin yenilenmemesi, bu işleme karşı açtığı davada Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesi tarafından verilen karar hakkındaki karar
düzeltme talebinin aynı daire ve aynı üyeler tarafından karara bağlanması
nedenleriyle eşitlik ilkesinin, iki dereceli yargılama hakkının, özel hayatın
gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 23/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan
yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde
Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/6/2014 tarihinde,
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 22/9/2014 tarihinde, başvurunun
kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar
verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 21/10/2014 tarihinde Anayasa
Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş
3/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın
görüşüne karşı beyanlarını 10/11/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
7. Anayasa Mahkemesinin 16/11/2015 tarihli yazısı ile Hava
Kuvvetleri Komutanlığından dava dosyasına sunulan gizli ibareli belgelerin
gönderilmesi, personel tarafından yazılan e-postaların denetleneceğini
düzenleyen yasal mevzuatın bildirilmesi istenmiştir. Hava Kuvvetleri
Komutanlığı 4/12/2015 tarihli yazılı cevabı ile istem konusu hususlarla ilgili
bilgi ve belgeleri sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve
ulaşılan bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu 30/8/2003 tarihinde sözleşmeli subay statüsünde
görev yapmak üzere 9 yıl süreli sözleşme imzalayarak Hava Kuvvetleri
Komutanlığında göreve başlamıştır.
10. Başvurucu, sözleşme süresi bitmeden önce 31/1/2012 tarihinde
sözleşme yenileme talebinde bulunmuş 5/6/2012 tarihli işlemle başvurucunun
sözleşmesinin yenilenmemesine karar verilmiştir.
11. Başvurucu tarafından sözleşmenin yenilenmemesi işleminin
iptali ve yoksun kaldığı özlük haklarının ödenmesi istemiyle 13/8/2012
tarihinde AYİM Birinci Dairesinde dava açılmıştır.
12. Yargılama sırasında davalı idarenin 9/10/2012 tarihli
yazısının ekinde gönderilen savunmasında Hava Kuvvetleri Komutanlığının
sözleşmeli subay ihtiyacının planlandığı, buna göre idarenin kanundan
kaynaklanan yetkisi dâhilinde hareket ederek ihtiyaç durumu dikkate alınarak ve
personelin safahat kayıtları (sicil sırası, ödül/takdir/ceza durumu, ilgili
personel hakkındaki istihbarat değerlendirmeleri, almış olduğu eğitimler ve bu
eğitimlerdeki başarı durumu) değerlendirilerek idarenin takdir yetkisi
çerçevesinde başvurucunun sözleşmesinin yenilenmediği; 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 52. maddesi kapsamında gizli bilgi ve belge
gönderileceği belirtilmiştir. Davalı idare 9/10/2012 tarihli yazı ile söz
konusu gizli belgeleri Mahkemeye göndermiştir. Bu belgeler, Hava Kuvvetleri
Komutanlığında sadece personelin kullandığı, TSK Net E-posta Sistemi üzerinden
başvurucunun e-posta adresine gönderilen veya başvurucunun gönderdiği iletilere
ilişkin, 19/12/2011 tarihli E-Posta Denetim Birimi İnceleme Sonuç Raporu ve
eklerinden oluşmaktadır. Anılan raporda, başvurucunun 2011 yılı içerisinde
göndermiş olduğu 9 adet e-posta içerisinde gizlilik derecesi “gizli” olan dosyalar olduğu, gayri
ahlaki belgeler ve oyunlar içeren e-postalar gönderdiği, kendisiyle aynı
rütbede bulunan arkadaşı T.C.D.ye gönderdiği e-postalardan birinde
psikolojisinin bozuk olduğuna intihar edebileceğine yönelik ibareler bulunduğu
yönünde tespitler bulunmaktadır. Buna göre başvurucu, inceleme dönemi
içerisinde (1/1/2006-12/12/2011) Hava Kuvvetleri Komutanlığı sistemine bağlı
resmî e-posta hesabından 2/5/2011 tarihinde üç askerî personele makineli tüfek
atışları kıymetlendirme formu isimli belgeyi, 2/5/2011 tarihinde bir askerî
personele eğitim atışlarına ilişkin bir belgeyi,13/7/2011 ve 26/7/2011
tarihlerinde iki askerî personele görevlendirmeye ilişkin bir yazı ve
görevlendirilen personel listelerini, 27/5/2011 tarihinde bir seminere ilişkin
belgeyi göndermiştir. Anılan belgelerin
“gizli” gizlilik dereceli belgeler olduğu görülmektedir.
Başvurucunun devre arkadaşlarına gönderdiği 11/2/2009 tarihli e-postanın
içeriğinde ise mizahi bir dille kaleme alınan bir hikâyenin ekinde bikinili bir
kadının fotoğrafı yer almaktadır. Başvurucunun devre arkadaşı olan T.C.D. ile
yazışmalarında ailevi sorunlarından bahsettiği, arkadaşının sorunlarına ilgisiz
kalmasına sitem ettiği yine sözleşme yenilenmesi sürecine ilişkin bazı bilgiler
paylaştığı anlaşılmıştır.
13. AYİM Başsavcılığı, idarece başvurucunun statüye alındığı
sırada mevcut olan personel ihtiyacı ile kadro durumunun değiştiğine ilişkin
bir savunma yapılmadığını, personel sayısında ortaya çıkan fazlalıktan
başvurucunun sorumlu tutulamayacağını, diğer taraftan başvurucunun hizmete
tahsisli elektronik ortamda paylaştığı ileri sürülen yazı ve fotoğrafların
içeriğinin sözleşmenin yenilenmemesi sebebi olarak kabul edilemeyeceğini, söz
konusu materyalde başvurucunun statü dışında kalmasını gerektiren ağır ve vahim
bir disiplin ihlali bulunmadığını, bu eylemlerin basit disiplin ihlali olduğunu
ve disiplin cezası ile karşılanmasının mümkün olduğunu, oysaki davalı idare
tarafından bu durum tespit edildiği hâlde başvurucuya herhangi bir disiplin
işlemi dahi uygulanmadığını, buna göre elektronik postaların başvurucunun
statüden çıkartılması sebebi olarak kabul edilmesinin ölçülülük ilkesi ile
bağdaşmadığını; sonuç olarak başvurucunun subaylık sözleşmesinin yenilenmemesi
işleminde takdir yetkisinin objektif, adil ve hakkaniyete uygun biçimde
kullanılmadığını, bu hâliyle işlemin sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka
aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde
düşünce bildirmiştir.
14. Mahkeme 28/5/2013 tarihli ve E.2013/49, K.2013/639 sayılı
kararı ile oyçokluğuyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü
şöyledir:
“…
Öncelikle dava konusu yapılan sözleşme bir idari
sözleşmedir… Sözleşmenin bir tarafı idare, diğer tarafı ise kamu personelidir.
Ancak bu kamu personeli ‘memur’ statüsünde değildir. Anayasa’da dayanağını
bulan ‘diğer kamu görevlileri’ statüsündedir… Yasama Organı, subay ve astsubay
olarak istihdam edilecek sözleşmeli personelin alınma, özlük hakları,
sözleşmenin yenilenmemesi ve feshi hallerini kanun ile düzenlemiştir.
Sözleşmeli personelin statüsü kanun ile düzenlendiğine göre öncelikle yasada
yer alan sözleşmenin yenilenmesine ilişkin hükümlere ayrıntılı olarak bakmak
gerekmektedir.
… (4678 sayılı) Kanun hükmünde sözleşmenin
hangi hallerde yenileneceğine ilişkin hüküm bulunmamaktadır…
Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliğinin…
14. maddesinin (a) fıkrasında… düzenlemesi yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, sözleşme süresi bitiminde
idareyi sözleşme yapmaya zorlayıcı yönetmelik hükmü de bulunmamaktadır. Yasa
koyucu bu şekilde bir düzenleme yöntemiyle idareye takdir yetkisi tanımıştır.
Ancak bu demek değildir ki idare takdir yetkisini keyfi bir şekilde istediği
gibi kullanacaktır. İdare takdir yetkisini hukuka uygun kullanmak zorundadır.
Diğer yandan sözleşmeli personel, sözleşmeli olmanın sonucu, kamu personelinin
diğer bir kısmını oluşturan memurlar gibi iş güvencesine sahip bulunmamaktadır.
İdare, kendi planları doğrultusunda ne kadar sözleşmeli personel
bulunduracağına ilişkin hesaplar yaparak bir mahruti yapı oluşturmaya
çalışmıştır. Yaptığı hesaplamalar çerçevesinde, Hv. Savunma subay statüsünde 2
sözleşmeli personel ile sözleşme yenilenmesine karar vermiştir. Bu noktada;
mahkememizce hesaplamalar yaparak, idarenin Hv. Savunma subay sözleşmeli
personel alımı yapması gerektiği konusunda değerlendirme yapıp, ‘idarenin…
kadar daha personel alması gerektiği’ yönünde bir sonuca varmak, yerindelik
denetimi olacaktır ki o da Anayasa’nın 125. maddesine aykırılık teşkil
edecektir. Mahkemelere böyle bir değerlendirme yetkisi tanınmamıştır. Kısaca,
sözleşmeli personelin alımında veya sözleşmeli personel sözleşmelerinin
yenilenmesinde, takdir yetkisini ortadan kaldıracak şekilde iptal kararı
vermek, hukuken mümkün görünmemektedir.
…
İstikrar bulmuş kararlarımızda da belirtildiği
üzere, kamu hizmetini yürütmekle görevli olan idarenin, bu hizmeti en iyi
şekilde yürütebilmesi için gerekli tedbirleri alma yetkisi ile donatılmasının
zorunlu olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, idarenin kamu hizmetini yürütecek
personelini alırken bir takım özelliklere sahip
olmasını araması tabii olduğu gibi statüye alındıktan sonra da bunları verimli
biçimde kullanması, hizmeti aksatacak, kendisinden artık verim alınması imkânı
kalmamış, aksine idare mekanizmasına ve kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı
olacak personelini bünyesi dışına çıkarması da olağan görünmektedir.
Dolayısıyla idare, sözleşme yenileyecek personelini belirlerken hiç şüphesiz en
iyisini seçmeye çalışacaktır. Bu bağlamda öncelikle sicil ve hakkındaki
kanaatler ne kadar iyi olursa olsun, ceza durumunu ve İKK hassasiyetini dikkate
alarak, ileride TSK’yı zor duruma düşürebilecek şekilde problem oluşturacak
veya TSK’nın itibarını zedeleyebilecek personeli öncelikle eleyebilecektir. Bu
konuda da gerektiğinde arşiv araştırması yapabileceği gibi, İKK tespitleriyle
de karar verebilecektir. Zira ortada sona ermek üzere olan bir sözleşmenin
tekrar canlandırılması söz konusudur. Yasa koyucu da sözleşmenin her iki
tarafına sözleşmeyi yenileme veya yenilememe hususunda takdir yetkisi
tanımıştır.
Bu bağlamda; dava konusu işleme baktığımızda
1602 sayılı Kanunun 52’nci maddesi kapsamında gönderilen belgeler ve ara kararı
sonrası gönderilen belgeler incelendiğinde; sözleşmesi yenilenebilecek toplam 5
sözleşmeli Hv.svn. subayının olduğu, bunlardan 4’ncü
sırada yer alan Hv.Svn.Ütğm. S.T.’ninve
1’nci sırada yer alan davacının ‘İKK hassasiyetleri çerçevesinde’
sözleşmelerinin yenilenmediği, 2,3 ve 5’nci sırada yer alan ve sözleşmeleri
yenilenen personelin ‘İKK hassasiyeti’nin
bulunmadığı, davacı ile ilgili olarak kurum içi hizmete ilişkin kullanılmak
üzere tahsis edilen e_posta adresinde gönderici
olarak; cinsellik içerikli fotoğraflar, ‘gizli’ gizlilik dereceli e_postalar gönderdiğinin belirlendiği, e_postaların
birinde intihar etmeyi düşündüğünden bahsettiği, bu hususlar birlikte dikkate
alındığında; idarenin takdir yetkisini hukuka uygun kullandığı, açık bir
değerlendirme hatasının bulunmadığı, bu bağlamda davalı idare tarafından tesis
edilen işlemde hukuka aykırı bir yön olmadığı sonucuna varılmıştır.”
15. Karara katılmayan Daire Başkanının karşıoy
yazısında aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir:
“İdare, savunma sınıfı 5 subaydan sicil
sırasına göre 2, 3 ve 5’nci sıradaki personelle sözleşme yenilemiştir. 1’nci
sıradaki, 22 takdiri olan, nitelik belgesi çok iyi olarak düzenlenen ve cezası
olmayan davacı ile sözleşme yenilenmemiştir. İdarenin dayandığı İKK ile ilgili
belgelere bakıldığında;
- Cinsellik içeren görüntülerin mizah amaçlı
gönderildiği, üstelik bu görüntülerin diğer davacıların gönderdiği görüntülere
göre nitelik ve nicelik bakımından az ve hafif olduğu, özellik arz etmediği,
- Belge olarak eklenen birçok sayfaların boş olduğu,
- Gerek idarece gerek çoğunluk tarafından
ileri sürülen gizli belgelerin e-posta ile ifşa edildiği şeklindeki iddianın
gerçeği yansıtmadığı, zira bunlarla yenileme ve dava aşamasıyla ilgili endişe
ve sıkıntılarını dile getirip, avukattan alınan bilgilerin aktarıldığı,
- E-posta ile görüştüğü T.C.D.’nin 5’nci sırada olmasına, disiplin cezası ve olumsuz
kanaat bulunmasına rağmen sözleşmesinin yenilendiği anlaşılmaktadır.
Bu sebeplerde, davacının kurumsal e-postayla
gönderdiği 2009 tarihli hizmet dışı iletilerden dolayı zamanında uyarılıp
cezalandırılması gerekirken, yenilenenlere göre gerek önde olması,
gerek daha olumsuz nitelikli personelle sözleşme yenilenmesi karşısında, takdir
yetkisinde açık hataya düşüldüğü kanaatine vardığımdan …”
16. Karara katılmayan bir üyenin karşıoy
yazısının ilgili bölümü ise şöyledir:
“Dava konusu işlem incelendiğinde; davacının
sicil/yeterlilik çizelgesinde 1’nci sırada olduğu, davacıdan sonra gelen üç
personelin sözleşmesinin yenilendiği, yeterlilik derecesi açısından 2003
yılında sözleşme yapılan Hv.Svn. Üsteğmenler içinde
birinci sırada bulunan ve nitelik belgesi ‘çok iyi’ seviyede olan davacının Hv.K.K.lığına ait kapalı devre elektronik ortamda
gönderdiği ileri sürülen yazı ve fotoğrafların içerik olarak sözleşme yenilememe
işleminin somut gerekçesini oluşturacak vahamette ve nitelikte olmadığı,
dolayısıyla davalı idarenin bu konudaki takdir yetkisini objektif sınırlar
içinde kullanmadığı, eşitlik ilkesine sadık kalmadığı, ayrıca sebep ve amaç
unsurları bağlamında tesis ettiği işlemde ‘ölçülülük’ ilkesine uygun
davranmadığı ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi kanaatinde
olduğumdan…”
17. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin
19/11/2013 tarihli ve E.2013/1097, K.2013/1104 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
18. Karar, başvurucuya 9/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
19. Başvurucu 27/12/2013 tarihinde süresinde bireysel başvuruda
bulunmuştur.
20. Anayasa Mahkemesinin 16/11/2015 tarihli yazısına verilen
Hava Kuvvetleri Komutanlığının 4/12/2015 tarihli cevap yazısına göre TSK Net
E-Posta Sistemi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) personeline görev kapsamında
kullanılması için tahsis ettiği, dış dünyaya kapalı, intranet olarak ifade
edilen sadece askerî personelin birbiriyle ve askerî hizmete ilişkin veri
paylaşımına imkân veren sınırlı bir haberleşme sistemidir.
21. Anılan yazı ve ekli belgelerden e-postaların istihbarat ve
istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde denetleneceğini öngören
kanuni düzenlemelerin, 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat
Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 5. maddesinin (a)
fıkrasının üçüncü alt bendi, 31/7/1970 tarihli ve 1324 sayılı Genelkurmay
Başkanının Görev ve Yetkilerine Ait Kanun’un 2. maddesinin ikinci fıkrasının
(a) numaralı bendi, Genelkurmay Başkanlığının 27/2/2006 tarihli ve 6406668
sayılı emri, Hava Kuvvetleri Komutanlığının 22/3/2006 tarihli ve 48960 sayılı
emri ve 14/5/2007 tarihli Genelkurmay Başkanlığı MY 411-7 TSK-NET E-Posta
Sistemi Yönerge"si (Yönerge) olduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgili Hukuk
22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç
Hizmet Kanunu’nun 17. maddesi şöyledir:
“Amir; … Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni
hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur…”
23. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:
“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber
ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine
bilhassa itina olunur.
Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi
ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve
atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi
geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden
kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”
24. 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde
İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un “Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesi
şöyledir:
“Bu Kanun’da geçen
...
e) Sözleşmeli subay: Bu Kanunda öngörülen
esaslara göre, kendileri ile sözleşme yapılarak subay nasbedilen
teğmen, üsteğmen ve yüzbaşı rütbelerini haiz subayları,
…
ifade eder.”
25. 4678 sayılı Kanun’un “Sözleşme
süreleri” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“Sözleşmeli subay adayları ön sözleşme
yapılarak askerî eğitime alınırlar. Bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan
yönetmelikte belirtilen şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır ve bu kişiler
teğmen rütbesine nasbedilirler. Sözleşme süreleri üç
yıldan az ve dokuz yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri ve
yetiştirme maliyetlerine bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre
yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların
talepleri halinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli subaylardan
rütbe yaş haddini dolduranlar hakkında 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun
hükümleri uygulanır.
Sözleşme süreleri; terörle mücadele sırasında
veya bu görevlerden dolayı alıkonulma ya da kaybolma hâli ve sıkıyönetim,
seferberlik, savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hal ile savaş hallerinde
Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının
göstereceği lüzum üzerine, durumun devamı müddetince Genelkurmay Başkanının
onayı ile talebe bakılmaksızın uzatılabilir.”
Sözleşme işlemleri, Kuvvet Komutanlıkları,
Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yapılır.”
26. 4678 sayılı Kanun’un “Rütbe
bekleme süreleri ve sözleşmenin yenilenmesi” kenar başlıklı 12.
maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
“Her sözleşme süresinin sona erme tarihinden
en az üç ay önce taraflar sözleşmeyi yenileyeceklerine dair yazılı bildirimde
bulunmadıkları takdirde, sözleşme kendiliğinden sona erer.”
27. 4678 sayılı Kanun’un “Sözleşmenin
idarece fesih halleri” kenar başlıklı 13. maddesinin üçüncü fıkrası
şöyledir:
“Sözleşmeli subay veya sözleşmeli
astsubayların sözleşmeleri, aşağıdaki nedenlerle sözleşme süresinin bitiminden
önce feshedilebilir:
…
b) Disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle
Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamayacağı, sıralı sicil üstlerinin
düzenleyeceği sicil ve kanaat raporu ile anlaşılmak.
…”
28. 4678 sayılı Kanun’un “Sağlık
hizmetlerinden yararlanma ve sosyal haklar” kenar başlıklı 16.
maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Sözleşmeli subay ve sözleşmeli
astsubaylardan;
a) Kendi kusurları olmaksızın idare tarafından
sözleşmeleri yenilenmeyenler ile sözleşme süresi içinde vefat, bir yıl
içerisinde Kanunda belirtilen süreden daha fazla hava
değişimi/istirahat/benzeri sıhhi izin süresini geçirme, bulunduğu kadronun
kaldırılması, istihdam edildiği kadronun sağlık niteliğini kaybetme nedeniyle
sözleşmeleri sona erenler ve bunların bakmakla yükümlü oldukları aile
fertlerinin, Türk Silâhlı Kuvvetlerinde sözleşmeli
subay ve sözleşmeli astsubay olarak hizmet edilen süre kadar ve en çok on yılı,
…
geçmemek üzere muayene ve tedavi hizmetleri askeri hastanelerde, asker
hastanelerinin bulunmadığı garnizonlarda ise garnizon komutanlıklarından sevk
alınmak şartıyla kamu sağlık kuruluşlarında, ücretsiz olarak verilmeye devam
edilir.
Ancak, kamu kurum ve kuruluşlarının ve sosyal
güvenlik kurumlarının sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı doğanlar, bu
hakları mevcut olduğu sürece bu maddeye göre sağlanan sağlık hizmetlerinden ve
asker hastanelerinden yararlanamazlar.”
29. 4678 sayılı Kanun’un “Tazminat
ve ikramiye ödeme esasları” kenar başlıklı 18. maddesinin birinci
fıkrası şöyledir:
“Sözleşmeli subay ve sözleşmeli astsubaylardan
kendi kusurları olmaksızın hizmet sürelerinin uzatılmaması sebebiyle veya
sözleşme süresini bitirip ayrılanlar ile durumları 13 üncü
maddenin üçüncü fıkrasının (i), (j) ve (k) bentleri kapsamına girenlere aşağıda
yazılı esaslara göre tazminat verilir:
…”
30. 4678 sayılı Kanun’un “Yönetmelik”
kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir
“Sözleşmeli subay ve astsubay adayları ile
sözleşmeli subay ve astsubaylarda aranacak nitelikler, sağlık koşulları,
alınacakları sınıf ve branşlar, duyuru, müracaat şekli ve zamanı, müracaatların
kabul edilmesi, sözleşmenin yapılması, sözleşme süreleri, sözleşmenin
feshedilmesi, görevde başarısız olma ve kendilerinden istifade edilmeme halleri
ve bunlara yapılacak işlemler, sözleşmenin uzatılmasında uygulanacak esaslar,
sınav, öğretim ve eğitimin esas, şekil ve süreleri, kıt’a,
karargâh, kurum ve idarî işlerde görevlendirilmeleri, izin, ayırma, atamalar,
yer değiştirmeler, astlık-üstlük münasebetleri, sicil işlemlerine ilişkin usul
ve esaslar, muvazzaf subay veya astsubay statüsüne geçirilecekler için
uygulanacak usul ve esaslar, sözleşme yapmaya yetkili makamlar, meslek içi
eğitim ve ihtisas kurslarının süresi ve şekli, giyim, kuşam ve istihkaklarının
verilme usulü, sağlık işlemleri, Türk Silâhlı
Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin kendilerine yapılan eğitim, öğrenim ve
yetiştirme masraflarının geri ödeme esasları ile diğer hususlar, bu Kanunun
yürürlüğe girmesini takip eden altı ay içerisinde Millî Savunma Bakanlığı ve
İçişleri Bakanlığınca müştereken çıkarılacak bir yönetmelikte gösterilir.”
31. 27/4/2002 tarihli ve 24738 sayılı Resmî Gazete"de
yayımlanan Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği’nin 14. maddesi şöyledir:
“Sözleşmenin yenilenmesi ve uzatılması aşağıda
belirtilen esas ve usullere göre yapılır.
a) Sözleşmeli subay ve astsubaylardan,
sözleşmesini yenilemek isteyenler sözleşme süresinin sona erme tarihinden 6 ay
önceden başlamak suretiyle dilekçe ile ilk amirine müracaat eder. Bu
dilekçeler, EK-C’de belirtilen nitelik belgesi ile beraber silsileler yolu ile
Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik
Komutanlığına gönderilir. Sözleşmenin yenilenip yenilenmemesi konusundaki nihai
karar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik
Komutanlığı tarafından verilir. Uygun görülenlerin sözleşmesinin yenileneceği,
sözleşmenin bitiminden önce bildirilir. Sözleşme, ilgili sözleşmeli subay veya
astsubayın talebinin İdarece kabul edildiğinin bildirilmesi ile yenilenir…”
32. 2937 sayılı Kanun’un “Bakanlıklar
ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yükümlülükleri” kenar
başlıklı 5. maddesinin (a) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve
kuruluşlarının Devlet istihbaratına ilişkin görevleri şunlardır:
a) Kendi konularında;
1. Görevlerinin gerektirdiği istihbaratı
oluşturmak,
2. MİT tarafından istenecek haber ve
istihbaratı elde etmek,
3. İstihbarata karşı koymak.”
33. 1324 sayılı Kanun’un “Görev,
yetki ve sorumluluk” kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
“Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin
savaşa hazırlanmasında; personel, istihbarat, harekat,
teşkilat, eğitim, öğretim ve lojistik hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile
ana programlarını tespit eder.
Bunlardan;
a) İstihbarat, harekat,
teşkilat, eğitim, öğretim ve tedarik dışındaki lojistik hizmetlerin Kara,
Deniz, Hava Kuvvetleri komutanlıkları ve Genelkurmay Başkanlığına bağlı kuruluşlar
ile uygulanmasını sağlar.
b) Personel hizmetleri, özel kanunlarına göre
yürütülür.
c) Lojistik tedarik hizmetleri için, tespit
etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programları, bu hizmetleri yürütecek olan,Milli Savunma Bakanlığına
bildirir.”
34. Yönerge"nin birinci bölümünün “Amaç” başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu yönergenin amacı; karargahlarda yürütülen
faaliyetlerin eş güdümü, bilgi arzı, emirlerin tebliği, göreve yönelik bilgi
alışverişi de dahil olmak üzere görevin etkinliğini artıracak bilgilendirmeyle,
TSK personeli arasında sosyal etkinliklere olanak sağlayacak yeni yıl, bayram
kutlamaları ve benzeri mesajların gönderilmesi maksadıyla tesis edilen TSK-Net
E-Posta Sistemi’nin kullanımı ve işletme-yönetimine ilişkin esasları belirlemektir.”
35. Yönerge"nin birinci bölümünün “Kapsam” başlıklı 2. maddesinin (a)
numaralı fıkrası şöyledir:
“Bu yönerge, TSK-Net ortamında TSK-Net E-Posta
Sistemi sunucusu açmaya, işletmeye ve idame etmeye yetkili tüm birlik, karargâh
ve kurumlar ile bu sunuculardan hizmet almak suretiyle sistemi kullanan tüm TSK
personelini kapsar.”
36. Yönerge"nin birinci bölümünün “Esaslar” başlıklı 4. maddesinin (e)
numaralı fıkrası şöyledir:
“Sistemin amaç dışı kullanımını önlemek
maksadıyla yönetici düzeyinde Yönergede belirtilen denetim sistemi kurulur. Bu
denetim mekanizması ile sistemde dolaşan e-postalar sürekli kontrol edilerek
amaç dışı kullanımda bulunanlar tespit edilir.”
37. Yönerge"nin birinci bölümünün “Görev ve sorumluluklar” başlıklı 5.
maddesi şöyledir:
“…
(b)…Kuvvet
Komutanlıkları(…)nın Görev ve Sorumlulukları:
…
(6) Etkili bilgisayar kullanımı, bilgi
sistemleri güvenlik tedbirleri ve kullanıcıları ilgilendiren bilgisayar işletme
usulleri hakkında bilgilendirici ve eğitici mahiyette brifingler hazırlayarak,
bu brifinglerin her yıl en az iki defa tüm kullanıcılara verilmesini
sağlamaktır.
(c) Kişisel sorumluluk:
…
(2) E-posta sistemini amacı dışında kullanan
ve bunu alışkanlık haline getiren personel hakkında, eylemi ayrıca başka bir
suç teşkil etmese dahi, yasal işlem yapılır.”
38. Yönerge"nin dördüncü bölümünün “Denetim mekanizmaları” başlıklı 5.
maddesi şöyledir:
“a. E-postaların
ihtiyaç duyulduğunda denetimini sağlamak üzere e-posta içerikleri ve iz
bilgileri merkezi olarak saklanır ve yedeklenir.
b. Yönerge ile belirlenen e-posta kullanım
esaslarını denetlemek maksadıyla Genelkurmay Başkanlığı, MSB.lığı
(emirlerine maruzdur), Kuvvet komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve
Sahil Güvenlik Komutanlığı karargahlarında İstihbarat Başkanlıkları bünyesinde
ilave kadro ihtiyacı getirmeyecek şekilde e-posta ‘denetim birimi’ teşkil
edilir.
c. Bahse konu denetim birimleri;
(1) Gönderilen e-postaları, hazırlayacakları
aylık/yıllık denetim planları kapsamında veya habersiz olarak, göreve/hizmete
yönelik olup olmaması ve İstihbarat/İstihbarata Karşı Koyma (İKK) yönlerinden
inceler,
(2) E-posta incelemelerini talep/ihbar üzerine
veya örnekleme metodu ile yapar,
(3) Kullanıcı bilgisi dahilinde veya
sunuculara yönlendirilerek toplanan e-postaları kullanıcıdan habersiz olarak
denetlemek suretiyle gerçekleştirir,
(4) Tespit ettikleri sorunlu hususları
(denetim sonuçlarını) yayımlar ve takip eder.
ç. Yönergede yer alan diğer hususların
denetimi, genel denetleme heyetleri ve MEBS Denetleme heyetleri tarafından gerçekleştirilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
39. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
40. Başvurucu; sözleşmesinin yenilenmemesine ilişkin
gerekçelerinin objektif olmadığını, aynı nasıplı
sözleşmeli hava savunma subayları arasında en iyi sicile sahip olmasına rağmen
kendisinin değil, sicil sırasında kendisinden sonra gelen diğer subayların
sözleşmesinin yenilendiğini, sözleşmenin yenilenmemesine dayanak e-postayı
kendisinin atmadığını ve e-postanın hesabına geldiğini, dava konusu Hava
Kuvvetleri Komutanlığına ait kapalı devre elektronik ortamda gönderdiği ileri
sürülen yazı ve fotoğrafların içerik olarak sözleşme yenilememe gerekçesini
oluşturacak nitelikte olmadığını, bu e-postaların içerisindeki gizli belgelerin
ifşa edilmesi gibi bir durumun bulunmadığını; kişilerin özel hayatı kapsamında
kalan ve görevle ilgisi olmayan, görevi etkilemeyen nitelikteki eylemleri
hakkında verilerin toplanarak muhafaza edildiğini ve sonrasında sözleşmenin
yenilenmemesine dayanak alındığını, bu verilerin yargılamada kullanıldığını,
AYİM Dairesi tarafından verilen kararlar hakkındaki karar düzeltme taleplerinin
aynı daire ve aynı üyeler tarafından karara bağlanmasının, yargı kararının yine
bir yargı organı tarafından denetlenmesi gereğine aykırı olduğunu belirterek
Anayasa"nın 10., 20. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal
edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi ile maddi ve manevi tazminat
talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.
No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucu Hava Kuvvetleri
Komutanlığında sözleşmeli subay olarak çalışmış, sözleşme süresinin sona ermesi
üzerine sözleşmesi yenilenmemiştir. Bu işlemin, Hava Kuvvetleri Komutanlığında
sadece personelin kullandığı TSK Net E-posta Sistemi üzerinden başvurucu
tarafından gönderilen veyine diğer kişilerce
başvurucunun e-posta hesabına gönderilen elektronik iletilerin içeriği dikkate
alınarak tesis edildiği anlaşılmıştır. Sözleşmesinin yenilenmemesi işleminin
somut sebebini başvurucuya ait kurumsal e-posta hesabının ve içeriklerinin
denetlenmesi oluşturduğundan başvurucunun bu husustaki iddiaları, Anayasa’nın
20. maddesinde yer alan özel hayatın gizliliği hakkı ile 22. maddesinde yer
alan haberleşme hürriyeti çerçevesinde ele alınmıştır.
42. Başvurucunun eşitlik ilkesinin ve iki dereceli yargılama
hakkının ihlali iddiaları ise ayrı başlıklar hâlinde incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik
Yönünden
a. Eşitlik İlkesinin
İhlal Edildiğine İlişkin İddia
43. Başvurucu, sicil sırası yönünden kendisinden düşük durumda
olan kişilerin sözleşmeleri yenilenirken kendi sözleşmesinin haksız olarak
yenilenmediğini, bu nedenle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
44. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu iddiasına yönelik bir
açıklama bulunmamaktadır.
45. Başvurucunun Anayasa"nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik
ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçen maddelerdeki
ifadeler dikkate alındığında soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp
mutlaka Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) kapsamında yer
alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §
33).
46. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin
tartışılabilmesi için kural olarak kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü
konusunda ve hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının tespiti
gerekir. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun,
kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine
yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi yeterli
olmayıp ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet,
din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle ortaya
koyması gerekir (Onurhan Solmaz, § 33).
47. Somut olayda, başvurucu sicil sırası yönünden kendisinden
düşük durumda olan kişilerin sözleşmeleri yenilenirken kendisinin sözleşmesinin
haksız olarak yenilenmediğini belirterek ayrımcılığa maruz kaldığını ileri
sürmüşse de kendisine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin
herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi belirtilen iddiasını temellendirecek
herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamıştır.
48. Bu nedenle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. İki Dereceli
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
49. Başvurucu, AYİM Birinci Dairesi tarafından verilen karar
hakkındaki karar düzeltme taleplerinin aynı daire ve aynı üyeler tarafından
karara bağlanmasının, yargı kararının yine bir yargı organı tarafından
denetlenmesi gereğine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
50. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu
kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvurunun bu bölümdeki iddialar hakkında
görüş sunulmayacağını bildirmiştir.
51. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının
incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın
Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme’nin ve
Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir
başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak
ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi
mümkün değildir (Onurhan Solmaz, § 18).
52. Sözleşme’ye ek 7. No.lu
Protokol’ün 2. maddesinde cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı
tanınmış ise de Türkiye bu Protokol"e taraf olmadığı gibi başvuru konusu olay
da bir ceza yargılaması değildir.
53. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği AYİM nezdinde
temyiz yani iki dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmış
temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme’nin ve buna ek Türkiye’nin
taraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir (Mahir Akarsu, B. No: 2012/1096, 20/2/2014,
§§ 42-45).
54. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarının
Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından
başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin
konu bakımından yetkisizlik
nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Özel Hayatın Gizliliği
Hakkının ve Haberleşme Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
55. Başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkı ve haberleşme hürriyetinin
ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi
anılan şikâyetler yönünden başka bir kabul edilemezlik nedeninin de bulunmadığı
anlaşılmaktadır. Bu sebeple başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna
karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
56. Bakanlık görüşünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzerkararlarına atıf yapılarak Sözleşme’nin 8. maddesinin
özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına aldığı, meslek hayatı
çerçevesinde yürütülen faaliyetleri de özel hayat kavramı dışında tutmak için
ilkesel bir neden bulunmadığı, devlet memuru olarak atanan bir kişinin işten
çıkarılmasına ilişkin olarak 8. madde kapsamında şikâyette bulunabileceği,
kişilerin özel hayatının sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların,
buna ilave olarak kişilerin davranış ve tutumlarını gerekçe göstererek görevden
alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale olduğu, millî
güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğu
değerlendirilirken bu kişiler hakkında toplanan bilgilerin kullanılması mümkün
olmakla birlikte millî güvenliği korumak için getirilen sistemin kötüye
kullanmaya karşı yeterli ve etkili güvencelere sahip olması gerektiği, somut
olayda başvurucuya hizmette kullanılmak üzere tahsis edilen e-posta hesabı
üzerinden elde edilen istihbari bilgilerin 2009
yılında tespit edilmiş olmasına rağmen başvurucunun hakkında herhangi bir uyarı
ve disiplin işlemi tesis edilmeksizin 3 yıl daha kamu hizmetinde tutulmaya devam
edildiği belirtilmiştir.
57. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, özel
hayatının gizliliğine yapılan müdahalenin millî güvenlik ile bir ilgisinin
bulunmadığını, gizli olduğu belirtilen belgelerin resmî e-posta ağının dışına
çıkartılmadığını iddia etmiştir.
58. Hava Kuvvetleri Komutanlığının 4/12/2015 tarihli yazısında
e-posta sistemi üzerinden yapılacak yazışmaların E-Posta Denetim Birimi
tarafından denetleneceği hususunun TSK personelinden gizlenmediği, Yönerge"nin her personelin bilgisayarı aracılığıyla
rahatlıkla ulaşabileceği intranet ortamında yayımlanarak personele ilanen
tebliğ edildiği, 2006 yılından itibaren Hava Kuvvetleri Komutanlığı
birliklerinin tamamında her yıl düzenli olarak icra edilen Muhabere Elektronik
Bilgi Sistemleri (MEBS), Güvenlik Brifingleri ve Bilgi Sistemleri Güvenliği
Brifingleri kapsamında bilgi sistemlerinin kullanım esaslarının bilgi
sistemleri güvenliğinin uygulamalı olarak personele izah edildiği, güvenlik
brifinglerini almaksızın görev bilgisayarını kullanması ve cari işlemlerini
gerçekleştirmesi mümkün olmayacağından başvurucunun söz konusu brifingleri
almış olduğunun kabulü gerektiği belirtilmiştir.
59. Anayasa"nın “Özel hayatın
gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı
gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının
gizliliğine dokunulamaz.”
60. Anayasa’nın “Haberleşme
hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:
“Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir.
Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin
önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak
usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin
yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz.
Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli
hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz
saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve
kuruluşları kanunda belirtilir.”
61. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı düzenlenmiştir.
Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının yapılması oldukça
zordur. Bununla beraber bu kavram; kişinin maddi ve manevi bütünlüğü, fiziksel
ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel yaşamı gibi unsurları
korumaktadır (Ahmet Acartürk, B.
No: 2013/2084, 15/10/2015,§ 46). Kişisel bilgiler ve
veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular da bu hakkın içinde yer
almaktadır.
62. Özel hayat “özel bir sosyal hayat” sürdürmeyi yani kişinin
sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir “özel hayatı” güvence altına
almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak ve
geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir.
AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin “özel
hayat” kavramı dışında tutulamayacağı belirtilmektedir. Mesleki hayata
getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal kimliğini yakınlarında bulunan
insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde yansıttığı ölçüde Sözleşme’nin
8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki
insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan ilişkilerini geliştirme
olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde yürüttükleri faaliyetler
kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No. 20999/04, 19/10/2010, §
45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §
29).
63. AİHM; mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı
hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak
kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının,
özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).
64. Anayasa’nın 22. maddesinde, herkesin haberleşme hürriyetine
sahip olduğu ve haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır.
Sözleşme’nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesini
isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa ve
Sözleşme’nin ortak koruma alanı, haberleşme hürriyetinin yanısıra
içeriği ve biçimi ne olursa olsun haberleşmenin gizliliğini de güvence altına
almaktadır. Haberleşme bağlamında bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü,
yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması
gerekir. Posta, e-posta, telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan
haberleşme faaliyetlerinin haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği
kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Mehmet
Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693, 16/4/2015,
§ 49).
65. Haberleşme hürriyeti ve haberleşmenin gizliliği ilkesi,
kişilerin sadece özel meskenlerinde yaptıkları iletişimleri değil; aynı zamanda
iş yerlerinde yaptıkları haberleşmeleri de güvenceye almaktadır (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015,
66. Kamu makamlarının, bireyin haberleşme özgürlüğüne ve
haberleşmesinin gizliliğine keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi,
Anayasa ve Sözleşme ile sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır (Mehmet Koray Eryaşa,
§ 50).
a. Müdahalenin Varlığı
67. Somut olayda başvurucunun Hava Kuvvetleri Komutanlığı
sistemine bağlı resmî e-posta adresine gelen ve bu hesaptan gönderilen
e-postaların E-posta Denetim Birimi tarafından denetlendiği, subay
sözleşmesinin yenilenmemesi işlemi tesis edilirken idarenin söz konusu e-posta
içeriklerini de dikkate aldığı, başvurucunun bu işleme karşı açtığı davayı
reddeden AYİM Birinci Dairesinin 28/5/2013 tarihli kararının gerekçesinde
anılan e-posta içeriklerinin değerlendirildiği anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun
iş yerinde aldığı ve gönderdiği e-postaların toplanması, saklanması, bu
iletilerin içeriklerinin başvurucu hakkında tesis edilen idari işleme
(sözleşmesinin yenilenmemesi) dayanak alınması suretiyle özel hayatın gizliliği
hakkına ve haberleşme hürriyetine müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
68. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında, çeşitli
nedenlerle özel hayatın korunması hakkına sınırlamalar getirilebileceği
belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin
birçok kararında da “temel hak ve
hürriyetlerin doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu gibi Anayasa’nın
başka maddelerinde yer alan kurallar da temel hak ve hürriyetlerin doğal
sınırını oluşturur. Bir başka deyişle, temel hak ve özgürlüklerin kapsamının ve
objektif uygulama alanının her bir norm yönünden bağımsız olarak değil
Anayasa’nın bütünü içerisindeki anlama göre belirlenmesi gerekir”
ifadesine yer verilmiştir (AYM, E. 2012/100. K. 2013/84, 4/7/2013).
69. Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında ise haberleşme
hürriyeti bakımından sınırlama sebepleri gösterilmiştir.
70. Anayasa’nın “Temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
71. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve
güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak
ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde
bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın
bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun
genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması
zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta kanun ile sınırlama
kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. ve 22. maddesinde
yer verilen hakların kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği
açıktır (Sevim Akat Eşki,
B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 35).
72. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkı ile haberleşme
hürriyetine yapıldığı iddia edilen müdahalelerin incelemesinde kanunilik ve
müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var olup olmadığı, her somut olayın kendi
koşulları içinde değerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
73. Hava Kuvvetleri Komutanlığında görev yapan askerî personele
ait kurumsal e-posta hesabının ve içeriklerinin denetlenmesinin kanuni
dayanağının bulunup bulunmadığı Anayasa Mahkemesince daha önceden verilen
kararlarda incelenmiştir. Buna göre Mahkeme; 2937 sayılı Kanun’un 5. maddesi ve
1324 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtilen hükümlerin, TSK personelinin
e-postalarının istihbarata ve istihbarata karşı koyma hassasiyeti çerçevesinde
denetleneceğini açıkça düzenlemese de istihbarata karşı koymanın kamu kurum ve
kuruluşlarının görevi olduğunu ve Genelkurmay Başkanının, istihbarat hizmetini
Kuvvet Komutanlıkları ve bağlı kuruluşları aracılığıyla yürüteceğini
belirttiği; bu kanuni düzenlemeler çerçevesinde Genelkurmay Başkanına verilen
yetkinin, istihbarat hizmetinin yürütülmesi kapsamında düzenleyici işlemler
yapmayı da içerdiği; anılan yetki doğrultusunda çıkarılan Genelkurmay
Başkanlığının 27/2/2006 tarihli ve Hava Kuvvetleri Komutanlığının 22/3/2006
tarihli emirlerinin yayımlandığı, söz konusu emirlerde yer alan hususların özel
bir yönerge hâline getirilerek 14/5/2007 tarihli Genelkurmay Başkanlığı MY
411-7 TSK-NET E-posta Sistemi Yönergesi’nin
oluşturulduğu; Yönerge’nin, askerî personelin resmî
e-posta hesabından gönderilen iletilerin denetlenebileceğine ilişkin yeterli
açıklıkta hükümler içerdiği, söz konusu düzenlemelerin “kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna
varmıştır (Bülent Polat §§
73-96). Somut olayda bu karardan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir neden
bulunmamaktadır.
74. Başvurucunun subay sözleşmesinin yenilenmemesi işleminin ise
4678 sayılı Kanun’un 6. ve 12. maddeleri ile Sözleşmeli Subay ve Astsubay
Yönetmeliği’nin 14. maddesi temelinde yürütüldüğü görülmüştür.
75. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği
hakkı ve haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut
olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru
Amaç
76. Somut olayda başvurucunun resmî e-posta adresi üzerinden
gönderdiği ve bu e-posta hesabına gelen iletilerin denetlenmesiyle elde edilen
e-posta içeriklerinin, sözleşmesinin yenilenmemesi işlemine dayanak alınması
nedeniyle haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliği hakkına müdahale
oluşmuştur. Görüleceği üzere anılan müdahale, hem Anayasa’nın 22. maddesinde
öngörülen haberleşme hürriyeti hem de 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın
gizliliği hakkının kapsamı içinde kalmaktadır.
77. Haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin meşru kabul
edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında
sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel
sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması
sebeplerinden bir veya birkaçına dayanması gerekir.
78. TSK’nın personeline görev nedeniyle tahsis ettiği resmî
e-posta adreslerinden yapılan haberleşme üzerindeki söz konusu denetlemenin
bilgi güvenliği ve istihbarata karşı koyma amacına yönelik olduğu
anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut başvuruda, ülke güvenliğini sağlamak ve
korumakla yükümlü askerî idarenin söz konusu müdahalesinin, askerî hizmetin
yürütülmesine yönelik olarak kendi personeli arasında iletişimi sağladığı
sistem üzerinden üretilen ve paylaşılan verilerin güvenliğinin sağlanmasını
hedeflediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin; bilgi güvenliği
ve istihbarata karşı koyma kapsamında millî güvenliğin korunması amacını
taşıdığı, bunun da Anayasa’nın 20. ve 22. maddeleri çerçevesinde meşru bir amaç
olduğu sonucuna varılmıştır (Bülent Polat,
§§ 101-103).
iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve
Ölçülülük
79. Bireyin temel haklarına yapılan müdahale ile bu müdahaleyle
güdülen meşru amaç arasında bir orantı bulunması zorunludur. Anayasa’nın 13.
maddesinde, bu orantının değerlendirilmesi noktasında dikkate alınmak üzere
demokratik toplumda gereklilik, hakkın özü ve ölçülülük unsurlarına riayet edilmesi
şeklinde üç ayrı güvence ölçütüne daha yer verilmiştir (Marcus Frank Cerny [GK], B. No:
2013/5126, 2/7/2015, § 70).
80. AİHM içtihatlarında ifade edilen demokratik toplumda
zorunluluk kavramı, müdahale teşkil eden eylemin acil bir toplumsal ihtiyaçtan
kaynaklanması ve takip edilen meşru amaç bakımından orantılı olması unsurlarını
içermektedir (Silver ve diğerleri/Birleşik
Krallık, B. No: 5947/72, 25/3/1983,
§ 97).
81. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü
anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak
açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu
çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz
hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne dokunduğu kabul
edilmelidir. Haberleşme hürriyeti bağlamında da bu hakkın ortadan kaldırılması,
kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede
güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin, bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır.
Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin, gereğinden fazla
sınırlanmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük
ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye
uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına
ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve araçla amacın
orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük
getirmemesini ifade eden oranlılık unsurlarını içermektedir (AYM, E.2012/100,
K.2013/84, 4/7/2013).
82. Belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp
yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil eden önlemin temelini oluşturan
meşru amaç karşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve gözetilen genel yararın
gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin
kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesi
vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması
hususunda geçerli olan bu denge, özel hayatın gizliliği hakkı ile haberleşme
hürriyetinin sınırlandırılmasında da gözönünde
bulundurulmalıdır. Öte yandan personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi
bir alanda, kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre
değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bununla birlikte
haberleşme hürriyeti ve özel hayatın gizliliği hakkı ile kamu hizmetinin
yukarıda belirtilen temellere uygun yürütülmesini gözetmek konusundaki meşru
menfaat arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının gözönünde
bulundurulması zorunludur (Marcus Frank Cerny, §
73).
83. Kişinin kamu görevlisi olması, kendisine sağladığı birtakım
ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı
ve diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirmektedir.
Kişi, kamu görevine kendi isteği ile girmekle bu statünün gerektirdiği
ayrıcalıklardan yararlanmayı ve külfetlere katlanmayı kabul etmiş sayılmaktadır.
Kamu hizmetinin kendine has özellikleri, bu avantaj ve sınırlamaları zorunlu
kılmaktadır (İhsan Asutay, B. No:
2012/606, 20/2/2014, § 38).
84. AİHM kararlarında kamu görevlilerinin iş yerlerindeki
telefon görüşmelerinin, kendilerine tahsis edilen bilgisayarlar üzerinden
yaptıkları e-posta haberleşmelerinin, internet kullanımlarının belirli ölçüde
kontrolünün başlı başına Sözleşme’nin ihlaline sebebiyet vermeyeceği, bu konuda
iş yerinin olağan ve makul gereksinimleri ve meşru amaçlar dikkate alınarak bir
değerlendirmede bulunmanın gerekli olduğu belirtilmiştir (Copland/Birleşik Krallık, B. No: 62617/00, 3/4/2007, § 48).
85. Somut olayda başvurucunun Hava Kuvvetleri Komutanlığı
sistemine bağlı resmî e-posta adresine gelen ve bu hesaptan gönderilen e-postaların
E-posta Denetim Birimi tarafından denetlendiği anlaşılmıştır. Bu sistem;
TSK’nın personeline görev kapsamında kullanılması için tahsis ettiği, dış
dünyaya kapalı, sadece askerî personelin birbiriyle iletişim kurmasına ve
askerî hizmete ilişkin veri paylaşımına imkân veren sınırlı bir haberleşme
sistemidir. Anılan sistemde personelin elektronik imza ve şifreleme suretiyle
sadece ilgilileri tarafından okunabilecek dolayısıyla gizliliği korunan e-posta
oluşturma imkânı da bulunduğu, bu tarz e-postaların içeriğinin E-posta Denetim
Birimi tarafından okunamayacağı anlaşılmıştır. Olayda başvurucunun E-posta
Denetim Birimi tarafından denetlenen e-postalarının şifrelenmeden gönderilen
iletiler olduğu tespit edilmiştir. İdarenin, bu e-posta sisteminde üretilen
verilerin güvenliğinin sağlanması, istihbarat zafiyeti yaratacak verilerin
gönderilmesinin önlenmesi ve gerekli şifreleme işleminin yapılıp
yapılmadığının, gizlilik ihlali olup olmadığının anlaşılabilmesi için
yazışmaların denetlenmesine yönelik idari tedbirler alması; millî güvenliğin
korunması meşru amacı kapsamında kaçınılmazdır. İdare; askerî personelin resmî
e-posta adreslerinden yaptıkları yazışmaların denetlenmesinin esaslarını,
ilgili mevzuatta yeterince açık bir şekilde düzenlemiş ve tüm personeline
ilanen tebliğ etmiştir.
86. Öte yandan başvurucu Hava Kuvvetleri Komutanlığında subay
olarak görev yapmış ve sözleşme süresi bittikten sonra sözleşmesi idarenin
takdir yetkisine dayanılarak yenilenmemiştir. İdare bu takdir yetkisini
somutlaştırırken sözleşmeli personel ihtiyaç durumunun yanı sıra başvurucunun
resmî e-posta hesabından gönderdiği iletilerin içeriğine dayanmıştır. E-Posta
Denetim Birimi tarafından yapılan denetimin sonucunda başvurucunun 2/5/2011,
27/5/2011, 13/7/2011, 26/7/2011 tarihlerinde, gizlilik derecesi “gizli” olan bir kısım belgeleri diğer
bazı askerî personele gönderdiği, 11/2/2009 tarihinde mizahi bir dille kaleme
alınan bir hikâyenin ekinde bikinili bir kadının fotoğrafını devre
arkadaşlarının birkaçına gönderdiği, T.C.D. isimli devre arkadaşı ile
yazışmalarında ailevi sorunlarından bahsettiği, arkadaşının sorunlarına ilgisiz
kalmasına sitem ettiği ve arkadaşıyla sözleşme yenilenmesi sürecine ilişkin
bazı bilgiler paylaştığı görülmüştür. Başvurucunun resmî e-posta hesabından diğer
askerî personele gönderdiği “gizli”
belgelerin askerî yazışma ağının dışına sızdırıldığı yönünde ya da söz konusu
e-postaların gönderildiği askerî personelin bu bilgi ve belgelere erişim
yetkilerinin bulunmadığı yönünde bir tespite yer verilmemiştir.
87. İstihbari faaliyet çerçevesinde
elde edilen söz konusu e-postalar, 2009 yılında ve 2011 yılının Mayıs ve Temmuz aylarında gönderilmiş ve bu durum E-Posta Denetim
Birimi tarafından yapılan denetim sonucunda 19/12/2011 tarihinde tespit
edilmiştir. Anılan e-posta içerikleri, başvurucunun sözleşmesinin yenilenmemesi
işlemine dayanak olarak alınmıştır. Söz konusu e-posta içeriklerinde, göreve
ilişkin olmayan bir kısım paylaşımların bulunduğu görülmektedir.
88. Askerî disiplinin gerekleri açısından daha sıkı kuralların
geçerli olduğu bir statüde personel istihdam ederken TSK’nın takdir yetkisinin
daha geniş olduğu dikkate alınmalıdır. Buna göre göreve ilişkin amaçlar
doğrultusunda kullanılması gereken bir elektronik haberleşme sisteminin ve bu
kapsamda, anılan sistem içerisindeki yazışmaların denetlenmesinin ve sonucunda
bu haberleşme sisteminin amaç dışında kişisel nedenlerle kullanıldığının tespit
edilmesi hâlinde bu kullanıma müdahalede bulunulmasının, demokratik bir
toplumda gerekli olarak kabul edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
89. Başvurucunun haberleşme hürriyetine ve özel hayatın
gizliliği hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde
söz konusu e-postaların içeriğinde yer alan bilgilerin niteliği ile bu
bilgilerin kullanılış şekline ve anılan bilgilerin dayanak alınması sonucu
uygulanan yaptırımın ağırlığına bakılarak bir değerlendirme yapılması
gerekmektedir.
90. İdare, söz konusu resmî e-posta hesabının başvurucu
tarafından görev harici olarak ve Yönerge ile belirlenen kurallara aykırı
şekilde kullanıldığını tespit ettikten sonra da başvurucuyu sözleşme süresinin
bitimine kadar (6 ayı aşkın bir süre) istihdam etmeye devam etmiş, bu süreç
içerisinde başvurucu hakkında disiplin soruşturması yapılmadığı gibi
sözleşmenin feshedilmesi de dâhil olmak üzere herhangi bir yaptırım
uygulanmamıştır. Dolayısıyla başvurucunun anılan eyleminin kamu hizmetinde
bulunmaya engel olacak nitelikte bulunmadığı, dolaylı olarak idare tarafından
da kabul edilmiştir.
91. Başvurucu hakkında uygulanan resmî e-posta hesabı üzerinden
yaptığı iletişimin denetlenmesi sonucunda bu hesabın kullanım şekli dolayısıyla
sözleşmenin yenilenmemesi işleminin, başvurucunun mesleki hayatı üzerinde
olduğu kadar temel geçim kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği
üzerinde de önemli bir etkisi bulunmaktadır. Sözleşmesi yenilenmeyen askerî
personele 4678 sayılı Kanun’un 16. ve 18. maddeleri uyarınca belirli koşulların
varlığı hâlinde, bir kısım sosyal haklardan ve sağlık hizmetlerinden sınırlı
bir süre yararlanma ve tazminat alabilme imkânı tanınmış ise de (bkz.§§ 28, 29)bütün bunların iş kaybı gibi ağır bir sonucu telafi
etmeye yetmeyeceği açıktır. Kaldı ki anılan imkânlardan yararlanmanın ön
koşulu, sözleşmenin yenilenmemesinde personelin bir kusurunun bulunmaması olup
somut olayda sözleşmenin yenilenmemesi olarak dayanılan nedenler gözönüne alındığında başvurucunun söz konusu imkânlardan
hiç yararlanamaması da söz konusu olabilecektir. Öte yandan 9 yıl süreyle subay
olarak görev yaptıktan sonra sözleşmesi yenilenmeyen başvurucunun, mesleği
gereği TSK dışında başka bir yerde iş bulmasının diğer meslek sahibi kişilere
göre daha zor olduğu hususu da dikkate alınmalıdır.
92. Başvurucunun dava konusu ettiği işlemin sözleşmesinin feshi
değil, sözleşmenin yenilenmemesi işlemi olduğu dikkate alınsa bile
sicil/yeterlilik çizelgesinde emsalleri arasında 1.sırada olan, nitelik belgesi
çok iyi düzeyde olan, sicil amirlerince hakkında herhangi bir olumsuz kanaat
bildirilmeyen, disiplin cezası bulunmayan ve takdir belgeleri ile taltif edilen
başvurucu yönünden resmî e-posta hesabının görev harici işlerde kullanılmasının
ve bu bağlamda bu hesaptan arkadaşlarına mizahi bir yazı ekindeki bikinili bir
kadın fotoğrafı göndermesinin ve psikolojik durumuna ve ailevi sorunlarına
ilişkin paylaşımlarda bulunmasının 9 yıllık görev (sözleşme) süresinin
bitiminde sözleşmesinin yenilenmemesine dayanak olarak kabul edilmesinde,
sınırlandırma ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü
sınırlanan bireyin kaybı arasında adil bir dengenin sağlanmadığı, başvurucunun
özel hayatına ve haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu
sonucuna varılmıştır.
93. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde
güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ve 22. maddesinde güvence
altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un
50. Maddesi Yönünden
94. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
95. Başvurucu, ihlalin tespitiyle uyuşmazlık hakkında yeniden
yargılama yapılmasına hükmedilmesini talep etmiştir.
96. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan
özel hayatın gizliliği hakkının ve 22. maddesinde güvence altına alınan
haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
97. Özel hayatın gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin
ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak
üzere AYİM Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
98. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde
bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili
Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası
açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple başvurucunun
tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
99. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Özel hayatın gizliliği hakkının ve haberleşme hürriyetinin ihlal
edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına özel hayatın
gizliliği hakkının ve 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme
hürriyetinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ve
haberleşme hürriyetinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için
yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci
Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.