
Esas No: 2015/10696
Karar No: 2015/10696
Karar Tarihi: 7/3/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
NAZMİ KAHRAMAN BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2015/10696) |
|
Karar Tarihi: 7/3/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
|
|
Recai AKYEL |
|
|
Yıldız
SEFERİNOĞLU |
Raportör |
: |
Tuğçe TAKCI |
Başvurucu |
: |
Nazmi
KAHRAMAN |
Vekili |
: |
Av. Rojda PERVANE |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kolluk görevlilerinin gerekli önlemi almaması
nedeniyle üçüncü kişilerin saldırısına maruz kalınması sonucu yaralanma meydana
gelmesi ve olayın failleri hakkındaki ceza soruşturmasının makul sürede
tamamlanmaması nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/6/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve
esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre
ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. 22/8/2005 tarihinde Hazro Belediyesinde çalışan yeğeni A.A.nın işyerinde yaşadığı
birtakım sorunlar nedeniyle başvurucu, Belediye binasına gelmiştir.
9. 23/8/2005 tarihli fezlekeye göre 22/8/2005 günü saat 16.00
civarlarında Hazro İlçe Emniyet Amirliğine, Belediye binasında bir silah çekme
olayının meydana geldiği bildirilmiştir. Olay yerine intikal eden kolluk
güçlerine başvurucu, bazı kişilerle arasında çıkan tartışma sırasında belinden
çıkardığı bıçağın şahıslarca silah zannedildiğini beyan etmiştir. Bu esnada
Belediye binasının bahçesinde başvurucuya tepkili 40-50 kişilik bir kalabalığın
birikmesi üzerine başvurucu, belindeki bıçağı yeniden çıkarmıştır. Bunun
üzerine başvurucu, ortamın sakinleştirilmesi ve kalabalığın dağıtılması için
Belediye binası içine alınmıştır. Bu sırada bahçeden bina içine açık camlardan
girenler olması üzerine başvurucu bina içinde daha fazla korunamayacağı
endişesiyle kolluk güçlerince binadan çıkarılmaya çalışıldığı esnada üzerine
saldıran kalabalık gruptan başına gelen bir darbe sonucu yaralanarak sağlık
ocağına sevk edilmiştir.
10. Hazro Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)
açılan soruşturmada olay anında orada bulunan Polis Memuru İ.Y. Cumhuriyet
Başsavcılığında verdiği beyanında özetle belediye binasında biriken
kalabalıktan korumak için başvurucuyu bina içine aldıklarını, başvurucunun
elindeki bıçağı vermeye yanaşmadığını, bu esnada bir grubun bina içine
girdiğini görünce başvurucuyu bina içinde koruyamayacaklarını düşünerek ekip
otosuna bindirmek üzere bina dışına çıkardıklarını, bir polis memuruyla
başvurucu koşarak çıkmaya çalışırken kendisiyle diğer polislerin de kalabalığı
sakinleştirmeye çalıştığını, o sırada başvurucunun yaralandığını görmeleri
üzerine havaya ateş açarak kalabalığı dağıttıklarını bildirmiştir.
11. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirörji
Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 6/9/2005 tarihli rapora göre başvurucu sağ occipital depresyon faktürü ve tramvatik subdural kanama teşhisiyle dört gün yoğun
bakımda tedavi gördükten sonra kliniğe çıkarılmış ve 6/9/2005 tarihinde
Ankara"daki bir tıp fakültesine sevk edilmiştir.
12. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinin 16/9/2005 tarihli
raporu ile Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi 18/9/2006 tarihli raporlarında
başvurucunun geçirdiği kafa travmasına bağlı olarak her iki gözünde işlev kaybı
bulunduğu tespit edilmiştir.
13. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 8/1/2007 tarihinde sekiz
şüpheli hakkında yaralama suçundan kamu davası açılmıştır.
14. Hazro Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 21/1/2007 tarihinde
görevsizlik kararı vermesi neticesinde Mahkemeyle Diyarbakır 1. Ağır Ceza
Mahkemesi arasında çıkan görev uyuşmazlığına dair Yargıtay 5. Ceza Dairesinin
1/10/2007 tarihli kararı uyarınca yargılamaya Hazro Asliye Ceza Mahkemesinde
2007/103 esasa kayden devam edilmiştir.
15. Mahkemece ilk duruşma 9/1/2008 tarihinde yapılmış olup
yargılama otuz yedi celse sürmüştür. İlk duruşmada başvurucunun beyanının
alınmasına yönelik talimatın 9/7/2008 tarihinde ikmalen
döndüğü görülmüştür.
16. 6/2/2008 tarihli celsede başvurucuya ait kesin doktor
raporunun alınması hususunda Diyarbakır Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine talimat
yazılmasına karar verilmiştir. 16/2/2010 tarihindeki 17. celsede beklenen
talimat cevabının bila ikmal geldiğinin görülmesi
üzerine başvurucunun vekilinden telefonla başvurucunun yeni adresinin
sorulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
17. Bu aradaki 9/6/2009 tarihli 12. celseye kadar olan
yargılamada, müşteki (başvurucu), sanık ve tanık beyanlarının alınması, adres
tespitine yönelik müzekkereler yazılması şeklindeki mutat yargılama işlemleri
yapılmıştır. Bu süreçte dosya bir kez hâkim değişikliği nedeniyle incelemeye
alınmıştır.
18. 24/3/2010 tarihli celsede başvurucunun kati raporunun
aldırılması için yeniden müzekkere yazılmasına karar verilmiştir. 4/5/2010
tarihli celsede başvurucu hakkında iletilen raporun eksik olduğu belirtilerek
bu defa Adli Tıp Kurumundan rapor temin edilmesine karar verilmiştir. 23/9/2010
tarihli celsede talep edilen raporun geldiği, bu defa Mahkemece başvurucunun
kendisinde bulunan ve ilgili sağlık kuruluşundan olay ile ilgili olarak
başvurucuya ait tüm tıbbi evrakların temini ile yeniden Adli Tıp Kurumuna
gönderilmesi, ayrıca başvurucunun göz kliniğine sevki yapılarak görme düzeyi
hakkında rapor aldırılması için yeniden talimat yazılmasına karar verildiği
görülmüştür.
19. 5/5/2011 tarihli celsede yazılan talimatın yeniden bila ikmal dönmesi üzerine 2/6/2011 tarihli celsede yeniden
rapor aldırılması hususunda talimat yazılmasına karar verilmiştir.
20. 15/9/2011 tarihli 29. celsede başvurucunun tedavi gördüğü
tüm hastanelerden tedavilere ilişkin tüm evrakların, geçici-kesin raporların
gönderilmesinin istenmesine ve müzekkere cevapları geldiğinde duruşma günü
beklenmeksizin dosyanın kül olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kuruluna
(Kurul) gönderilerek rapor tanziminin istenmesine karar verilmiştir.
21. 12/1/2012 tarihli 31. celsede ise hastanelerden gelen
belgeler üzerine dosyanın kül olarak Kurula gönderilerek rapor tanziminin
istenmesine yeniden karar verilmiştir.
22. 12/4/2012 tarihli 33. celsede talep edilen raporun geldiği
görülmüştür.
23. Mahkemenin 16/1/2012 tarihli söz konusu talebi üzerine
Kurulca düzenlenen 15/2/2012 tarihli raporda, başvurucudaki sağ perietooksipitalde fraktür ve sol oksipitalde subdural hematoma
neden olan yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu,
basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyeceği, kemik kırıklarının hayat
fonksiyonlarını orta derecede etkileyecek nitelikte olduğu tespitlerine yer
verilmiş; şahsın yüzünde sabit iz veya organlarından birisinin işlevinin
sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi hususunda görüş belirtilebilmesi için kişinin
muayene edilmek üzere sevk edilmesinin gerektiği bildirilmiştir.
24. 17/5/2012 tarihli 34. celsede ise başvurucuya rapor
aldırılması için ikametgâh adresine talimat yazılmasına, yazılacak talimata suç
tarihi itibarıyla zamanaşımının yaklaştığı nazara alınarak şahsın günsüz olarak
celbi ile Kurula sevkinin sağlanmasının istenmesine, Kurula yazılacak
müzekkereye işin acele olduğunun belirtilmesinin istenmesine karar verilmiştir.
25. 27/9/2012 tarihli 36. celsede talep edilen raporun geldiği
belirtilmiş, geçici hâkimle duruşmaya çıkılması nedeniyle dosyanın incelemeye
alınmasına karar verilmiştir.
26. Yargılamanın 37. celsesinde Mahkemenin 15/11/2012 tarihli
kararıyla, bir kısım sanık hakkında yaralama ve tehdit suçlarından beraat, beş
sanığın başvurucuya karşı işlediği yaralama suçundan neticeten 2 yıl 1 ay hapis
cezasıyla cezalandırılmasına, sanık A.K.nın
ise başvurucuya karşı işlediği, duyu ve organlardan birinin işlevini yitirmesine
neden olacak şekilde yaralama suçundan neticeten 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla
cezalandırılmasına karar verilmiştir. Gerekçenin olayın oluşuna dair ilgili
kısmı şöyledir:
"...katılan [A.A.nın] Hazro Belediye
Başkanlığında sekreter olarak görev yaptığı, katılan Nazmi Kahraman"ın [başvurucu] katılan [A.nın] dayısı olduğu, suç tarihinden kısa bir süre önce, o
dönem Hazro Belediye Başkanı [H.E.nin] erkek kardeşi [A.E.nin] sanıklardan [A.K.nın] babasını öldürdüğü, bu sebeple her iki aile arasında
gerginlik bulunduğu, ... katılan [A.A.nın] Belediye"de çalışmaması hususunda [K.] ailesi tarafından ihtarlarda bulunulduğu, bu sebeple
katılanın bir süre işine gitmediği, ancak ilerleyen zamanda işine gitmeye
başladığı, olay günü katılan [A.nın] Hazro Belediyesindeki görevine gelmesi sebebiyle
dayısı olan Nazmi Kahraman"ın [başvurucu] tedirgin olduğu, katılan [A.] ile birlikte Belediye Binasına gittiği, katılan Nazmi Kahraman"ın [başvurucu] Belediye Binasında bulunduğunun ilçede duyulması
üzerine sanıklar[ın] ... Belediye Binası etrafında toplanmaya başladığı,
sanıkların Belediye binası etrafında dolanması üzerine katılan Nazmi
Kahraman"ın [başvurucu] üzerinde
bulunduğu bıçağı çekmek için hamle yaptığı esnada [D.] ailesi şahıslarından birinin bu esnada [Z.] Bankasında bulunan polis memuru [K.E.nin] yanına gittiği,
... bir kişinin Belediye binası içerisinde silah çektiğini bildirildiği, bunun
üzerine polis memuru [K.E.nin] Belediye binasına gittiği ve Emniyet Amirliğini arayarak
takviye kuvvet istediği, polis memuru [K.nin] Belediye binası içerisine girerek katılan Nazmi
Kahraman"ı [başvurucu] uyardığı
esnada Belediye Bahçesi içerisinde biriken kalabalığın içeri girmek için hamle
yaptığı, polis memurunun katılan Nazmi"yi [başvurucu] korumak için Belediye binası içerisindeki başka bir
odaya götürdüğü, bu esnada Belediye bahçesine gelen takviye ekibin dışarıda
bekleyen grubu sakinleştirmeye çalıştığı, aradan bir süre geçtikten sonra
katılan Nazmi"yi [başvurucu]
dışarıya güvenli bir yere götürmek için hamle yaptıkları, bu esnada Belediye
bahçesinde bekleyen ve içerisinde [sanıkların da] bulunduğu grubun katılana doğru saldırmaya
başladığı, bu esnada sanık [A.K.nın] elindeki demir çubuk ile katılan Nazmi"nin [başvurucu] kafasına doğru vurduğu, katılan Nazmi"nin [başvurucu] aldığı darbenin etkisi ile yere yığıldığı, güvenlik
güçlerinin sanıkları yatıştırdığı ve katılanıntedavisinin
yapılması için hastaneye sevkinin yapıldığı anlaşılmıştır..."
27. Karar, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin (Yargıtay) 12/3/2015
tarihli kararıyla diğer sanıklar yönünden onanmış; sanık A.K.yönünden ise bozulmuştur.
28. Yargıtay kararı 27/5/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ
edilmiş olup başvurucu 19/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
29. UYAP üzerinden yapılan incelemeye göre bozma üzerine
Mahkemenin 2015/16 esasına kayden yapılan yargılama
beş celse sürmüş ilk celsesi 14/5/2015 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Söz
konusu celselerde gerekli beyan ve savunmaların yapılmasına yönelik yargılama
işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Mahkemenin 17/9/2015 tarihli
kararıyla sanık A.K.nın
neticeten 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, karar Yargıtayın 15/5/2017 tarihli kararıyla bu sanık yönünden de
onanmıştır.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 7/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
31. Başvurucu, emniyet güçlerince yeterince önlem alınamaması ve
kendisinin korunamaması nedeniyle yaralandığını, olayla ilgili ceza
soruşturmasının on yılı aşkın süredir devam ettiğini belirterek yaşam ve adil
yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
32. Somut olayda başvuru, silahla yaralama olayına ilişkindir.
Bu nedenle başvuruda öncelikle yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa’nın
17. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilirliğinin değerlendirmesi
gerekmektedir.
33. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi
için gerekli şartlardan biri, doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla
birlikte ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru da mağdura karşı
gerçekleştirilen eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayın koşulları
dikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında incelenebilir. Bu değerlendirme
yapılırken eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliğe sahip olup olmadığı ile
maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları önem
taşımaktadır (Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran, B. No: 2014/7227, 12/1/2017,§ 69;Yasin Ağca,
B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§ 109, 110).
34. Gerekçeli kararda kabul edildiği üzere saldırının demir
çubukla gerçekleştirildiği ve eylemin başvurucunun hayati tehlike geçirecek
şekilde yaralanmasına sebep olduğu, kafatası kemiğinde kırık ve beyin kanaması
teşhisiyle başvurucunun dört gün yoğun bakımda kaldığı, sonrasında da geçirdiği
kafa travmasına bağlı olarak her iki gözünde işlev kaybı meydana geldiği,
dolayısıyla olayda başvurucuya yönelik eylemin ölümle sonuçlanabilecek
nitelikte olduğu tartışmasızdır. Eylemin bu niteliği ve başvurucunun fiziki
bütünlüğü üzerindeki sonuçları diğer faktörlerle birlikte gözönünde
bulundurulduğunda başvurunun yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği
sonucuna varılmıştır.
35. Anayasa’nın “Kişinin
dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi
ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."
36. Anayasa"nın “Devletin
temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü
şöyledir:
“Devletin
temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, temel olarak yaşamının korunmadığını
ve ceza soruşturmasının makul sürede tamamlanmadığını iddia etmektedir. Bu
sebeple başvurucunun adil yargılanma hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürdüğü
iddiaları Anayasa"nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı
kapsamında incelenmiştir.
38. Başvurucunun yaşamının korunması için gerekli önlemlerin
alınmadığı yönündeki iddiasının yaşam hakkının maddi boyutu yönünden, olayın
failleri hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediği yönündeki iddiasının ise
yaşam hakkının usul boyutu yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Yaşam Hakkının Maddi
Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
39. Anayasa"nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,
Anayasa"nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve
negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve
diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).
40. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında
bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve
hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi
vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı
caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek
gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü
tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).
41. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can
kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa"nın 17. maddesi
gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşam hakkına
yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları
gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler,
yaşama hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin
cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam
hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).
42. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin
usule ilişkin bir yönü bulunmaktadır. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif
yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, doğal olmayan her ölüm olayının tüm
yönleriyle ortaya konmasını ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan
bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,
23/1/2014, § 94).
43. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma
türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım
gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Anılan
yükümlülük olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte
soruşturmalarla yerine getirilebilir (Serpil
Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).
44. Buna göre yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline
kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir
yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük her olayda
mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari hatta
disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).
45. Burada öncelikle ifade edilmelidir ki kamu makamlarının
gerekli ve yeterli önlemleri almaması sonucu ortaya çıkan her öngörülebilir
nitelikteki tehlike durumunda, ihmal düzeyinde kişisel sorumlulukları bulunan
kamu görevlilerinin benzer türdeki olayların önlenmesindeki önemli rolün
zedelenmemesi için mutlaka cezai yaptırımlarla hesap vermelerinin sağlanmasının
gerektiği söylenemeyecektir. Tazminata ilişkin hukuk yolları; bu tür olayların
gerçekleşme koşullarına, ihmali sorumluluğun derecesine ve -söz konusu ise-
yürütülen kamusal faaliyetin niteliğine göre benzer yaşam hakkı ihlallerini
önlemedeki rol bakımından yeterli olabilmektedir. Aksinin kabulü, yaşam
hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmeyen olaylarda etkili yargısal sistem
kurmaya ilişkin yükümlülüğün mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle
ilgili hukuk yollarının açık olmasıyla yeterli olabildiğine ilişkin genel kabul
ile açıkça çelişecektir (Kadri Ceyhan [GK],
B. No: 2014/1924, 17/5/2018,§ 93).
46. Başvuru dosyasının incelenmesinden şikâyetin güvenliği
sağlama hizmetinde idarenin kusuruna ilişkin olduğu değerlendirilmiştir.
47. Bu durumda Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki
pozitif yükümlülüğü, somut olayda mağdura idari yargı mercileri önünde
açabileceği bir tam yargı davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş
sayılabilir.
48. Dolayısıyla Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki yollardan
olup hem idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın
ödenmesini sağlayabilecek olan, başvurucu tarafından erişilebilir ve etkili
olmadığı ileri sürülmeyen tam yargı davası yolunun tüketildiğine ilişkin
herhangi bir bilgi ve belge Anayasa Mahkemesine sunulmamıştır. Bu durumda yaşam
hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler yönünden kanunda öngörülen
yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce
tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul
edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Yaşam Hakkının Usul
Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
50.Başvurucu kavganın tarafı olan, kendisini yaralayan sanıklar hakkında
yürütülen soruşturmanın on yılı aşkın süredir devam etmesi nedeniyle etkili
soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
51. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine
karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşama
hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir
olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
52. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin
usule ilişkin yönü, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının
belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir
soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan
hukukun etkili bir şekilde uygulanmasınısağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
53. Yürütülen bu soruşturma makul bir özen ve süratle
yürütülmelidir (Salih Akkuş, B.
No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30). Bu husus, hukuk devletine bağlılığın sağlanması
ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin
engellenmesi yönünden bir gerekliliktir.
54. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıp
yapılmadığına ilişkin tespit başvuruya konu olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki
şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık
derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin
bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668,
16/9/2015, § 91).
ii. İlkelerin Olaya
Uygulanması
55. Somut olayda çok karmaşık bir nitelik arz etmeyen, söz
konusu yaralama olayına karışan sekiz şüpheli hakkındaki kamu davası olay
tarihinden yaklaşık 1 yıl 4 ay sonra açılmıştır. Yargılamanın görev
uyuşmazlığının çözümüne ilişkin kısmı 8 aydan fazla sürmüştür. Görevli
Mahkemede 6/2/2008 tarihli kesin rapor temin edilmesine yönelik başlayan süreç,
27/9/2012 tarihinde 4 yıl 7 ayı aşkın bir süre sonunda kesin raporun temin
edilebilmesiyle sonlanmıştır. Mahkemenin 15/11/2012 tarihinde verdiği ilk
kararının temyiz incelemesi süresi 2 yıl 3 ayı aşmıştır. Temyiz incelemesinde
kararın kısmen bozulması üzerine 14/5/2015 tarihinden itibaren yürütülen yeni
yargılama ise temyiz incelemesi de dâhil olmak üzere yaklaşık 2 yıl sürmüştür.
56. Yargılama safahatı incelendiğinde Yargıtayın
kısmen onama kısmen bozma kararıyla neticelenen yargılamanın ilk kısmının -dört
yılı aşan bir sürede başvurucunun yaralanmasına dair kesin raporu temin
edilmesi süreci nedeniyle- belirgin biçimde uzadığı tespit edilmiştir. Sonuç
olarak yaralama olayıyla ilgili ceza yargılaması, bireysel başvuru tarihi
itibarıyla 9 yıl 6 ayı aşkın bir süredir devam etmektedir.
57. Başvurucunun adresten taşınması nedeniyle rapor
aldırılmasına yönelik talimatın infaz edilemeden iade edildiği tespit edilmişse
de söz konusu hususun yargılama sürecinin uzamasına belirgin bir neden oluşturmadığı,
başvuruya konu soruşturmanın ilerlemesine engel olan herhangi bir unsur ya da
güçlüğün bulunmadığı, sanık sayısının sekiz olduğu, olayın aşamaların bu derece
uzun sürmesine sebebiyet verecek nitelikte bir karmaşıklığa sahip olmadığı ve
soruşturmada yaşanan gecikme üzerinde başvurucununtespit
edilebilen herhangi bir etkisinin bulunmadığı dikkate alındığında hiçbir unsur
soruşturmanın bu denli uzun bir sürede sonuçlandırılmasını haklı kılmamaktadır.
Bu nedenle somut olaya ilişkin soruşturmanın makul bir süratle yürütüldüğünün
söylenemeyeceği kanaatine varılmıştır.
58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence
altına alınan yaşama hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un 50. Maddesi Yönünden
59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
60. Başvurucu; yaşam hakkının maddi ve usul boyutunun ihlali
nedeniyle ihlalin tespiti ve 150.000 TL manevi tazminata, 50.000 TL maddi
tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
61.Başvuruda, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği
sonucuna varılmıştır.
62. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca
ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya
takdiren net 27.000 TL manevi tazminat ödenmesine
karar verilmesi gerekir.
63. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için
başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal
arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge
sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi
gerekir.
64. Kararın bir örneğinin bilgi için Hazro Asliye Ceza
Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Net 27.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ÖDENMESİNE,
tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Hazro Asliye Ceza
Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
7/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.