Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/1201
Karar No: 2021/195

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1201 Esas 2021/195 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/1201 E.  ,  2021/195 K.
"İçtihat Metni"



Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza

Taksirle bir kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanık ...’ın TCK"nın 85/2, 62, 53/6 ve 63. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 5 ay süre ile geri alınmasına ve mahsuba ilişkin Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.06.2014 tarihli ve 178-205 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 23.02.2016 tarih ve 4040-2722 sayı ile;
"...Ölen ...’un, saat 15.58 sıralarında, 3 şeritli, 10.50 metre genişliğindeki, 50 km hız sınırı uygulanan yolun orta şeridinde seyredip, trafik ışıklarında kırmızı ışık yanması sebebiyle durmakta iken, yeşil yanması üzerine harekete geçen tanık ...’ın sevk ve idaresindeki aracı, tanığın beyanına göre, 110-115 km hızla sollayıp, 1 km kadar seyretmesi sonrası, aynı istikamette, orta şeritte seyretmekte olan sanığın idaresindeki çekicinin sağ arka köşe kısmından, kendi aracının sol ön tarafı ile çarpması, yolun sağ şeridine yönelip, yavaşlayan çekiciye ikinci kez çarpması sonucu öldüğü, aracındaki katılan eşi ...’un ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilir derecede yaralandığı olayın yargılaması sonunda, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince "idaresindeki çekici ile gündüz vakti, meskun mahalde yolun sağını takiben seyretmediği, şerit izleme kurallarına riayet etmediği, yolu ortalar vaziyette seyrettiği" bildirilip, tali kusurlu olduğu mütalaa edilen sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş ise de, olay öncesi seyrettiği orta şeritten sağ şeride doğru manevra yaptığına ya da yolu ortalar vaziyette seyrettiğine dair delil bulunmayan sanığın, idaresindeki çekici ile sağ şeritte seyretmesi gerekir iken yolun orta şeridinde seyretmesinin sonuca etkili bulunmadığı, kazanın meydana gelmemesi bakımından sanığın alabileceği herhangi bir tedbir olmadığı anlaşıldığından, atfı kabil kusuru bulunmayan sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeyip, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Kabule göre de;
Tali kusurlu olduğu tespit ve kabul edilen, "geçmişteki hâli, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları" lehe kabul edilerek hakkında TCK’nın 62. maddesinin uygulandığı görülen sabıkasız sanık hakkında, tayin edilen hapis cezasının "olayın oluş şekli, sanığın mahkemece izlenen kişiliği, suçun işlenmesindeki özellikler, zararın giderilmemiş olması, tarafların şikâyetçi olmaları ve mahkemece sanığın yeniden suç işlemeyeceği konusunda olumlu kanaat hâsıl olmadığından" şeklindeki yasal ve yeterli olmayan, dosya kapsamına da uygun bulunmayan gerekçe ile TCK’nın 50. ve 51. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 14.06.2016 tarih ve 126-212 sayı ile; sanığın CMK"nın 223/2-c maddesi uyarınca beraatine karar verilmiş, bu hükmün de katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 16.03.2017 tarih ve 11520-2127 sayı ile;
"...Dosya içeriğine göre, kaza tespit tutanağında; ölenin idaresindeki otomobille orta şeritte seyirle, aracının sol önü ile önünde aynı şeritte ve aynı yöne seyreden sanık idaresindeki demir çelik yüklü çekiciye takılı yarı römorkun arka sağ tamponuna çarptığının belirtildiği, tutanak ekindeki krokide ölenin aracına ait orta şeritten sağ şeride yönelen 5.2 metre fren izi, sanık idaresindeki römorka ait orta şeridin sağında 410 cm lastik izi, ayrıca sağ şeritte hangi araca ait olduğu anlaşılamayan 130 cm kazıntı izi bulunduğu gösterilerek ölenin bu izden 65 metre sonra sağdan yol dışı kaldığının, sanığın aracının da 70.8 metre ileride durduğunun belirtildiği anlaşılmakla; dosya içeriğine göre kaza tespit tutanağında sanığın şerit izleme ve değiştirme kurallarına uymadığının belirtilmesi, ayrıca ölenin olay öncesi orta şeritten sağ şeride yöneldiği noktada, sanığın aracına ait orta şeridin sağında 410 cm lastik izinin bulunması karşısında, olay öncesi şerit değiştirme kurallarına uymayarak ölenin seyir güvenliğini bozduğu anlaşılan sanığın atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiş,
Daire Üyeleri ... ve ...
"...Ölen ...’un saat 15.58 sıralarında, 3 şeritli, 10.50 m genişliğindeki, 50 km hız sınırı uygulanan yolun orta şeridinde seyredip, trafik ışıklarında kırmızı ışık yanması sebebiyle durmakta iken, yeşil yanması üzerine harekete geçen tanık ...’ın sevk ve idaresindeki aracı, tanığın beyanına göre; 110-115 km hızla sollayıp 1 km kadar seyretmesi sonrası, aynı istikamette, orta şeritte seyretmekte olan sanığın idaresindeki çekicinin sağ arka köşe kısmından, kendi aracının sol ön tarafı ile çarpması, yolun sağ şeridine yönelip, yavaşlayan çekiciye ikinci kez çarpması sonucu öldüğü, aracındaki katılan eşi ...’un ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilir derecede yaralandığı Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince "idaresindeki çekici ile gündüz vakti, meskun mahalde yolun sağını takiben seyretmediği, şerit izleme kurallarına riayet etmediği, yolu ortalar vaziyette seyrettiği" bildirilip, tali kusurlu olduğu mütalaa edilmiş ise de, olay öncesi seyrettiği orta şeritten sağ şeride doğru manevra yaptığına ya da yolu ortalar vaziyette seyrettiğine dair delil bulunmayan sanığın, idaresindeki çekici ile sağ şeritte seyretmesi gerekir iken yolun orta şeridinde seyretmesinin sonuca etkili bulunmadığı, sanığın seyretmesi gereken şerit dışında aracını seyretmesinin sanık yönünden 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 46. maddesinin ihlâli sayılacağı ve idari yaptırıma konu olabileceği, bununla birlikte ölenin hiç bir tedbir almadan ve yüksek bir hızla sanığın aracına arkadan çarptığı, önde seyreden sanığın eylemi ile gerçekleşen ölüm arasında ceza hukuku açısından uygun nedensellik bağının var olmadığı, kazanın meydana gelmemesi bakımından sanığın alabileceği herhangi bir tedbir olmadığı anlaşıldığından, atfı kabil kusuru bulunmayan sanık hakkında beraat kararı vermesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmayan Yerel Mahkeme kararının onanması yerine bozulması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 10.06.2017 tarih ve 304827 sayı ile;
“...Ölen ...’un saat 15.58 sıralarında, 3 şeritli, 10.50 m genişliğindeki, 50 km hız sınırı uygulanan yolun orta şeridinde seyredip, trafik ışıklarında kırmızı ışık yanması sebebiyle durmakta iken, yeşil yanması üzerine harekete geçen tanık ...’ın sevk ve idaresindeki aracı, tanığın beyanına göre; 110-115 km hızla sollayıp 1 km kadar seyretmesi sonrası, aynı istikamette, orta şeritte seyretmekte olan sanığın idaresindeki çekicinin sağ arka köşe kısmından, kendi aracının sol ön tarafı ile çarpması, yolun sağ şeridine yönelip, yavaşlayan çekiciye ikinci kez çarpması sonucu öldüğü, aracındaki katılan eşi ...’un ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilir derecede yaralandığı Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince "idaresindeki çekici ile gündüz vakti, meskun mahalde yolun sağını takiben seyretmediği, şerit izleme kurallarına riayet etmediği, yolu ortalar vaziyette seyrettiği" bildirilip, tali kusurlu olduğu mütalaa edilmiş ise de, olay öncesi seyrettiği orta şeritten sağ şeride doğru manevra yaptığına ya da yolu ortalar vaziyette seyrettiğine dair delil bulunmayan sanığın, idaresindeki çekici ile sağ şeritte seyretmesi gerekir iken yolun orta şeridinde seyretmesinin sonuca etkili bulunmadığı, sanığın seyretmesi gereken şerit dışında aracını seyretmesinin sanık yönünden 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 46. maddesinin ihlâli sayılacağı ve idari yaptırıma konu olabileceği, bununla birlikte ölenin hiç bir tedbir almadan ve yüksek bir hızla sanığın aracına arkadan çarptığı, önde seyreden sanığın eylemi ile gerçekleşen ölüm arasında ceza hukuku açısından uygun nedensellik bağının varolmadığı, kazanın meydana gelmemesi bakımından sanığın alabileceği herhangi bir tedbirin bulunmadığı anlaşıldığından, atfı kabil kusuru bulunmayan sanık hakkında beraat kararı vermesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 16.11.2017 tarih, 3526-8939 sayı ve oy çokluğuyla; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğuyla ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir kişinin ölümü ve birden fazla kişinin yaralanması ile neticelenen olayda, sanığın kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
21.08.2013 tarihli trafik kazası tespit tutanağına göre; ...’un 21.08.2013 tarihinde saat 15.58 sıralarında sevk ve idaresindeki ... plakalı otomobili ile Kırıkkale ilinden Samsun ili istikametine doğru seyir hâlindeyken Samsun yolu üzerinde bulunan Petrol Ofisi önüne geldiği sırada aracının sol ön kısımlarıyla önünde aynı şeritte aynı istikamette seyreden sanık ...’ın idaresindeki... plaka sayılı çekiciye takılı ... plakalı yarı römorkun arka sağ kısmına çarpması neticesinde yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazasının meydana geldiği, kaza nedeniyle ...’un vefat ettiği; ölenin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 56/1-c maddesinde sayılan “Önlerinde giden araçları güvenli ve yeterli bir mesafeden izlememek”, sanığın ise aynı Kanun’un 56/1-a maddesinde sayılan “Şerit izme ve değiştirme kurallarına uymamak” kuralını ihlal ettiği,
Kazanın, yerleşim yeri içerisinde, tek yönlü, bölünmüş, 3 şeritli, açık havada, gündüz vakti, 10.50 metre genişliğinde, asfalt kaplama, düz, eğimsiz yolda ve arkadan çarpma şeklinde gerçekleştiği, kaza yerindeki azami hız limitinin 50 km/saat olduğu,
Kaza tutanağının ekindeki krokiye göre; ölenin idaresindeki araca ait orta şerit üzerinden başlayıp sağ şeride yönelen ve çarpma noktasına kadar uzanan 5.2 metre fren izi, sanığın idaresindeki çekiciye ait orta şeridin sağında 410 cm lastik izi, sağ şerit üzerinde 1.3 metre kazıntı izinin bulunduğu,
21.08.2013 tarihli ölü muayene tutanağına göre; trafik kazası nedeniyle Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’ne kaldırılan ...’un, trafik kazasına bağlı kafa travması, kafatası kemiği kırığı ile birlikte beyin doku harabiyeti sonucu hayatını kaybettiği,
İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen 31.01.2014 tarihli rapora göre; katılan ..."un kaza nedeniyle sol elde ve nazal bölgede yumuşak doku lezyonlarına neden olan yaralanmasının, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu,
Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesince düzenlenen 21.08.2013 tarihli rapora göre; 2010 doğumlu katılan ...’un herhangi bir lezyonunun bulunmadığı, 2011 doğumlu Alparslan Ziya Bulut’un yaralanmasının ise basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu,
Mahkemece yapılan keşfe istinaden trafik bilirkişisi tarafından düzenlenen 30.10.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre; kazanın, sanığın sevk ve idaresindeki tır çekicisi ve arkasına takılı dorse ile Kırıkkale istikametinden Samsun ili istikametine doğru seyir hâlinde iken Petrol Ofisi önüne geldiğinde yolun orta şeridinden sağ şeride geçmek istediği sırada aynı istikamette aracının hızını yol ve hava şartlarına uyduramayan ve aşırı hızlı olan ölenin, aracını durduramayarak sanığın dorsesine çarpması şeklinde gerçekleştiği, ölenin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun arkadan çarpma ve diğer bir aracı izlerken güvenli bir mesafe bırakmamak kurallarını ihlâl etmesi nedeniyle 1. derecede; sanığın ise aynı Kanun’un 46. maddesinde sayılan “İki yönlü trafiğin kullanıldığı, dört ve ya daha fazla şeritli yollarda aksine bir işaret bulunmadıkça motosiklet, otomobil, kamyonet, otobüs dışındaki araçları kullananlar, geçme ve dönme dışında en sağ şeridi kullanmak zorundadırlar” ile Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 94. maddesinde belirtilen “Araçların durumunun elverdiği oranda gidiş yönüne göre yolun en sağından, yol çok şeritli ise trafik durumuna göre hızının gerektirdiği şeritte sürmek” ve aynı Yönetmelik"in 94/1. maddesinde belirtilen “Araçların cinsine ve hızına uygun olmayan şeritten gitmek” kurallarını ihlal ettiğinden 2. derecede kusurlu olduğu; takograf kartına göre sanığın hızının 76 km/saat olduğu,
Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 13.05.2014 tarihli rapora göre; gündüz vakti, meskûn mahalde, mahale ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uygun hızla seyretmeyen ölenin, sevk ve idaresindeki otomobil ile önünde aynı yönde yolu ortalar vaziyette seyreden sanığın sevk ve idaresindeki çekiciye tehlikeli bir şekilde yaklaşıp arkadan çarpmasıyla meydana gelen olayda, ölenin asli kusurlu; sanığın ise şerit izleme kuralına riayet etmeyip yolu ortalar vaziyette seyrettiği ve trafiği tehlikeye düşürdüğünden tali kusurlu olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ...; ölen eşinin vali yardımcısı olarak Ardahan’a atanmış olması nedeniyle olay günü ölenin kullandığı araçla Ankara ilinden Ardahan iline gitmek için yola çıktıklarını, uyuduğu için kazanın nasıl meydana geldiğini görmediğini, sese uyandığını, uyandığında eşi olan ölenin kendisinde olmadığını, kaza neticesinde kendisinin ve araç içerisinde bulunan oğlu ...’un yaralandığını,
Tanık ...; sevk ve idaresindeki aracıyla Ankara ilinden Sungurlu ilçesine doğru seyir hâlinde iken Balışeyh ilçesindeki ışıklı kavşağa geldiğinde kırmızı ışıkta durduğunu, yeşil ışıkta hareket ettiğini, sağ şeritte yaklaşık 70 km hızla seyrettiği sırada ölenin kullandığı aracın bölünmüş yolda, sol şeritten kendisini sollayarak ışıklarda durma yapmadan yeşil ışık yandığı için geçtiğini, ölenin kullandığı aracın kendi aracının önüne geçtikten kısa bir süre sonra ani bir hareketle aracını sağa kırdığını, akabinde dorseli aracın dorsesinin sağ arka tarafına çarptığını, daha sonra sanığın kullandığı aracın yavaşladığını bu esnada ölenin aynı yerden dorseye bir kez daha çarptığını, kazanın bu şekilde meydana geldiğini, yolun sağ şeridinden gittiği için olayı gördüğünü, ölenin kendi hızından en az 50 km daha fazla hızlı olduğunu, yolun en sağında bulunan emniyet şeridi ile birlikte 3 şeritli olduğunu, sanığın ise emniyet şeridinin de sayılması hâlinde orta şeritte seyrettiğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ...; olay tarihinde Sulakyurt ilçesinden 71 FC 219 plakalı çekici ile Balışeyh ilçesine bıraktığı 71 EU 724 plakalı dorseyi alarak Yozgat ili Akdağmadeni ilçesine hızlı tren malzemesi götürmek için yola çıktığını, Sulakyurt Caddesi çıkışındaki ışıklı kavşakta yeşil ışık kendisine yandığında Ankara-Samsun karayolunun Çorum istikametine giriş yaptığını, yaklaşık 150-200 metre sonra aracını emniyet şeridine park edip yolda lazım olacak ihtiyaçlarını alarak tekrar araca binip yola çıktığını, emniyet şeridinde bir müddet gittikten sonra orta şeride geçtiğini, normal hızla seyir hâlindeyken arka taraftan çarpma sesi ile birlikte aracında sarsıntı ve titreme olduğunu hissettiğini, aynadan arka tarafı kontrol ettiğinde bir aracın arka tarafta olduğunu gördüğünü, arkadaki aracın kendi aracına çarptığını anladığını, aracını emniyet şeridine alıp park etmek istediğini ancak aracın büyük olması nedeniyle hemen yanaşamadığını ve anlık bir sürede arkadaki aracın kendi aracına tekrar çarparak yaya kaldırımına savrulduğunu, araçtan inerek ambulansı aradığını, 30 yıldır ağır vasıta aracı kullandığını ve hiç kazasının olmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından, öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK"nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "Kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.
TCK’nın 22/2. maddesinde taksir; “Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için birtakım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama mecburiyetinden doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç, bu kuralların ihlâl edilmesi sonucu belirmekte, fail; dikkatli, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen, sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirli suçlarda ayrıca aranması gereken unsurlar;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmâli hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. TCK’da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir.
TCK"nın 22. maddesinin gerekçesinde; "...Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.
Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder..." şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Buna göre; yargılamayı gerçekleştiren hâkimin, bilirkişilerin tespit ettikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp, bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığının, varsa kusurunun ne olduğunun ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağının, her olayın özelliklerine göre ve kanuni gerekçelerle bizzat belirlemesi gerekmektedir. Bu kapsamda olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olabilecek ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 26.11.2013 tarihli ve 422-519 ve 25.03.2014 tarihli ve 9-138 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
Uyuşmazlığa konu olayın özellikleri dikkate alınarak, dördüncü bentte yer alan "hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması" şartına da değinilmelidir.
Taksirli hareket ile meydana gelen netice arasında illiyet bağı bulunmaması hâlinde fail bu sonuçtan sorumlu tutulamayacaktır. Neticenin gerçekleşmesinde, mağdur veya başka bir kişinin taksirli davranışının da etkili olması durumunda, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin vasfını da değiştirmeyecektir. TCK"da taksirle işlenebilen suçlarda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilecektir.
Taksirle gerçekleştirilen bazı fiillerin kanunda suç olarak tanımlanıp cezai yaptırıma bağlanmasıyla, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hâle gelen toplum hayatı içerisinde daha dikkatli davranmalarının temini amaçlanmaktadır. Kanun ve ortak hayat tecrübelerinin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen mükellefiyetini ihlâl eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı bir neticeye sebep olan kişinin taksirle işlenen suçlara ilişkin cezai sorumluluğu benimsenmiş, fakat taksirden söz edilebilmesi için failin hareketi ile meydana gelen zararlı netice arasında illiyet bağının varlığı aranmıştır. Diğer bir ifade ile tüm suçlarda olduğu gibi, taksirli suçlarda da fiil ile netice arasında nedensellik bağının bulunması cezalandırmanın şartını teşkil edecektir.
Bu aşamada, önce genel anlamda, sonrasında ise taksirli suçlar açısından nedensellik bağı üzerinde durulmasında fayda vardır.
"Neden" Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü"nde; "Bir olayı ya da durumu gerektiren, doğuran başka olay veya durum, sebep" biçiminde, "Neden olmak" ise; "Bir şeyin olmasına ya da ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak" şeklinde tanımlanmaktadır. Buradan hareketle "Nedensellik" kavramı; "Neden-sonuç ilişkisi ya da sonuç ile bu sonuca neden olan olgu veya durum arasındaki bağlantı" olarak açıklanabilir.
TCK"nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde nedensellik bağı, failin suçtan sorumlu tutulabilmesi için gerekli olan "maddi, manevi ve hukuka aykırılık" unsurlarından "maddi unsur" içerisinde yer almaktadır.
Neticeli bütün suçlar bakımından araştırılması gerekli olan "Nedensellik bağı" ceza hukukunda bu kavramın mahiyeti gereği, suçun yasal tanımında neticeye yer verilmiş olması hâlinde failin fiili ile netice arasında sebep-sonuç ilişkisini kuran bağ anlamına gelmektedir. Failin yapmak veya yapmamak şeklinde gerçekleştirdiği eylemi neticesinde dış dünyada zarar ya da tehlikenin meydana gelmiş olması hâlinde nedensellik söz konusu olacaktır. Doğaldır ki, yapılan her hareket, dış dünyada bir veya birden fazla neticeye sebebiyet verebilir; ancak dış dünyada vuku bulan her sonuç değil, suçun kanuni tanımında belirtilmiş olan netice nazara alınacaktır. TCK"da nedensellik bağı ile ilgili olarak genel bir düzenlemeye yer verilmemiş olup konu öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır. Öğretide nedensellik bağı çeşitli teorilerle açıklanmaktadır. Şartların eşitliği ya da doğal nedensellik teorisinde; netice birçok şartın bir bütün oluşturarak meydana gelmesiyle oluştuğundan ve bunlardan birinin olmaması neticenin gerçekleşmesini engelleyeceğinden, bu şartlardan birini gerçekleştiren failin eylemi ile gerçekleşen netice arasında nedensellik bağı vardır. Uygun sebep ya da kuralcı nedensellik teorisinde; hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunduğunun kabul edilebilmesi için, hareketin o neticeyi meydana getirmeye uygun olması gerekir. Objektif isnadiyet teorisinde ise; şart teorisi anlamında hareketinin verdiği netice, ancak hareketin suçun konusu üzerinde hukuken tasvip edilmeyen bir tehlike veya risk yaratması ve kendini tipik neticeye yansıtması hâlinde objektif olarak faile yükletilebilir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 123-131; Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul 2014, 8. Baskı, s. 256-268; M. Emin Artuk-Ahmet Gökçen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 11. Baskı, Ankara, 2017, s. 279-286; Berrin Akbulut, Tıp Ceza Hukukunda Nedensellik Bağı, Tıp Ceza Hukukunun Güncel Sorunları Türk-Alman Tıp Hukuku Sempozyumu, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2008, s. 222-234.) Bununla birlikte öğretide, objektif isnadiyet teorisinin nedensellik teorisi olmayıp, bir değerlendirme teorisi olduğu da ileri sürülmektedir (Veli Özer Özbek, Türk Ceza Kanunu İzmir Şerhi, Yeni Türk Ceza Kanununun Anlamı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2006, 3. Baskı, s. 321).
Uyuşmazlığa konu somut olayın özellikleri itibarıyla objektif isnadiyet kavramına ayrıca yer verilmesi gerekmektedir. Günümüz modern ceza hukuku anlayışında nedensellik bağının belirlenmiş olması tek başına failin cezalandırılması için yeterli bulunmayıp, ayrıca gerçekleşen neticenin failin eseri olup olmadığının, diğer bir ifadeyle ortaya çıkan neticenin belli bir kişiye objektif olarak isnadının mümkün olup olmadığının tespit edilmesi de gerekir. Olayda öncelikle şart teorisine göre nedensellik bağı ortaya konulmalı, ardından gerçekleşen neticenin faile isnat edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır. Eğer meydana gelen netice, üçüncü kişinin veya bir rastlantının eseri ise faile isnat edilemeyecektir. Bu nedenle netice, insanın hükmedebileceği alanın dışında kalıyorsa hukuken önemli olan bir tehlike ya da risk bulunmamaktadır. Hükmedilebilirlik, neticenin önemli derecede idare edilebilirliği anlamına gelmekte olup gerçekleştirilen fiil, hukuken önemli bir tehlike ya da risk oluştursa bile, olayın tamamen hayatın olağan akışının ve genel hayat tecrübelerinin dışarısında kalması nedeniyle beklenebilir değilse, netice faile yüklenemeyecektir. Kişinin nedensellik bağının üzerinde hâkimiyetinin bulunmaması objektif isnadiyetin yokluğu anlamına gelir. Objektif isnadiyetin varlığı için tipik neticenin fail tarafından oluşturulan risk nedeniyle meydana gelmesi gerekir. Neticenin, failin meydana getirdiği riskin dışında başka bir risk nedeniyle gerçekleşmesi hâlinde bu netice objektif olarak faile isnat edilemez. Ancak fiilin, suçun konusuna yönelik hukuken izin verilen riski aşan bir tehlike oluşturması ve neticenin bu fiil sonucunda meydana gelmesi durumunda objektif isnat edilebilirlik söz konusu olacak diğer bir deyişle fail tipe uygun neticeye sebebiyet veren hukuken önemli bir tehlike ya da risk oluşturmuş ise netice faile yüklenebilecektir. Gerçekleşen netice, failin hareketi ile tesadüfen birleşen başka sebeplerden meydana gelmişse, bu durumda neticenin faile isnat edilmesi söz konusu olmayacaktır. Bunun gibi sonradan işlenen fiilin daha önceden gerçekleştirilmiş fiilin neticeye ulaşmasını engellemesi hâlinde de önceki fiili gerçekleştiren faile neticenin isnat edilmesi mümkün bulunmayacaktır (Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, Ankara 2017, 8. Baskı, s.225; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Baskı, s. 128-131; M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 11. Baskı, Ankara, 2017, s. 286-287; Berrin Akbulut, Türk Ceza Kanunu İle Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Yaptırım Hükümleri Dışında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, Adalaet Yayınevi, Ankara 2010, s. 237; Nebahat Kayaer, Ceza Hukukunda Hekimin Tıbbi Müdahalesi Çerçevesinde İşlenen Taksirle Öldürme Suçu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir 2012, s. 111-112).
Nedensellik bağı, öğretideki görüşlere göre hukuki bir kavram değil mantıksal ya da doğal bir olgudur (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul 2014, 8. Baskı, s. 255; İzzet Özgenç, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 10. Baskı, s. 171-173). Bu anlamda, dış dünyada gerçekleşen netice ile bu neticeyi doğuran sebep arasındaki nedensellik bağı, doğa bilimleri bağlamında değerlendirilmeli ve hayat tecrübeleriyle mantığa göre belirlenmelidir. İlliyet bağının doğal olarak belirlenmesi yalnızca icrai suçlar bakımından geçerlidir, zira ihmali suçlarda farklılık söz konusudur.
Nedensellik bağının tespiti, tabiatıyla genellikle neticeli suçlar şeklinde düzenlenmiş bulunan taksirli suçlar bakımından da gereklidir. Taksirle işlenen suçtan kaynaklanan netice failin hareketi olmasaydı gerçekleşmeyecek denilebiliyorsa bu durumda nedensellik bağının varlığı kabul edilir. Örneğin ölüm neticesi failin taksirli hareketine bağlı olarak gerçekleşmiş ise, diğer bir deyişle failin taksirli hareketi olmasaydı ölümün gerçekleşmeyeceği sonucuna varılıyorsa, başka bir ifadeyle ölüm failin eseriyse bu takdirde failin eylemi ile netice arasında bir nedensellik bağının var olduğu kabul edilecektir. Taksirli suçlarda aranacak olan objektif isnat edilebilirlik, dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucunda neticeye sebebiyet verilmesidir. "Fail gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmiş olsaydı netice gerçekleşmeyecekti" denebilir ise, bu takdirde netice faile isnat edilebilecektir.
Öte yandan, nedensellik bağı hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel bilgi ve tecrübe ile çözümlenebiliyorsa bu bağlantı hâkim tarafından ortaya konulmalı, uzmanlık veya teknik ve özel bilgi gerektiren bir hususta ise söz konusu bağ, bilirkişilerden görüş alınarak tespit edilmelidir.
TCK"nın 22. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları;
"4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinde de; "Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir. Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz." açıklamalarına yer verilmiştir.
Zararlı neticenin, failin hareketlerinin mağdurun ya da üçüncü bir kişinin hareketi ile birleşmesi sonucu meydana geldiği durumlarda, failin taksirli sorumluluk şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi açısından, neticeye kimin sebebiyet verdiği, failin iradi hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının kesilip kesilmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Mağdur ya da üçüncü kişinin hareketinin ya da bir başka nedenin neticenin tek sebebi olduğu veya zararlı neticenin yalnızca bu kişilerin kusurlu hareketlerinden kaynaklandığı durumlarda, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağının ortadan kalktığı kabul edilmelidir.
Buna karşılık failin kusurlu hareketine mağdur ya da üçüncü bir kişinin kusurlu hareketinin eklendiği ve neticenin çeşitli kusurlu hareketlerin birleşmesinden meydana geldiği hallerde, nedensellik bağı kesilmeyip; TCK"nın 40. maddesine göre taksirli suçlarda iştirak ilişkisi de mümkün olmadığından, anılan Kanun"un 22. maddesinin dört ve beşinci fıkralarına göre herkes kendi kusurundan dolayı ve kusuruna göre sorumlu olacaktır.
Öğretide; "Üçüncü bir kişinin veya mağdurun hareketinin failin taksirli hareketine eklenmesi durumunda nedensellik ilişkisinin ortadan kalkıp kalkmadığı araştırılmalıdır. Eklenen hareketler kusurlu değilse, neticenin failin taksirli hareketinden kaynaklandığı kabul edilir. Diğer hareketler kusurlu ise bunların taksirin varlığını tamamen veya kısmen kaldırıp kaldırmadığına bakılmalıdır." (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, 8. Baskı, İstanbul, 2014, s. 366); "Birden fazla kişinin birleşen fiilleri ile bir neticeye neden oldukları hâllerde, bu faillerin hareketi ile netice arasındaki nedensellik ilişkisi özel önem taşır. Belirtelim ki bu hâllerde her bir kişinin hareketi ile netice arasında nedensellik ilişkisinin bulunması ön koşuldur. Ekip hâlinde faaliyet gösterenlerden birisine diğerlerini denetleme ve kişiler arasında koordinasyonu sağlama yükümlülüğü yüklenmiş ise kişi bu yükümlülüğe uygun davranmadığı için neticeye sebebiyet vermiş olabilir. Bu hâlde bu kişi neticeden sorumlu olur." (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 4. Baskı, İstanbul, 2015, s. 254); "Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketiyle mağdurun kusurlu hareketinin birleşmesi söz konusu olabilir. Bu durumda, failin sorumluluğunun ortadan kalkabilmesi için, failin netice üzerindeki hâkimiyetinin devam etmemesi gerekir. Diğer bir deyişle, neticenin meydana gelmesinde mağdurun kusurlu hareketi, neticenin faile yüklenmesini engelleyecek derecede illi seri üzerinde hakimiyet kurmamış olmalıdır. Aksi takdirde failin sorumluluğu devam edecektir. Nitekim taksirli hareketler arasında takas da mümkün değildir.” (M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 11. Baskı, Ankara, 2017, s. 374); "Birden çok kişinin davranışı birlikte neticeye sebebiyet vermiş ve tüm katılanlar özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmişse netice objektif olarak isnad edilebilir, herkes kendi taksirli fiilinden dolayı kusuruna göre sorumlu olur. Bu gibi hâllerde önceki taksirli hareket ile netice arasında illiyet bağı bulunmamasından veya kesilmesinden söz edilmesi doğru değildir." (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 7. Baskı, Ankara, 2014, s. 214); "Fail zaten taksirli hareket ediyor ve bir başkasının taksirli hareketi buna ekleniyorsa, failin hareketi ile netice arasındaki nedensellik bağı mevcut olmaya devam eder. Bu durumda mesele artık nedensellik bağı meselesi değil, failin ve üçüncü kişinin kusurunun tespiti meselesidir. Bir inşaatın yıkımı sırasında yoldan gelip geçenlere zarar verilmemesi hususunda gerekli tertibatı almayan, örneğin yıkım alanını tahta perde ile çevirmeyen müteahhit, iki işçisinin binadan sökülen kalası dikkatsizce sokağa atmaları sonucu meydana gelen neticeden her iki işçisiyle beraber taksirinden dolayı sorumludur." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 17. Baskı, Ankara, 2014, s. 249) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Ülkemizde taksirli suçlarla en çok yaralama ya da ölümle sonuçlanan trafik kazalarında karşılaşılmaktadır. Trafik kazaları genellikle trafik kurallarının ihlali neticesinde gerçekleşir ve failin kusuru da ihlâl edilen trafik kuralına göre belirlenir. Bu nedenle, uyuşmazlığın çözümünde 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun ilgili hükümleri de dikkate alınmalıdır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Karayollarında trafiğin akışı” başlıklı 46. maddesinde;
“Karayollarında trafik sağdan akar.
Aksine bir işaret bulunmadıkça sürücüler:
a) Araçlarını, gidiş yönüne göre yolun sağından, çok şeritli yollarda ise yol ve trafik durumuna göre hızının gerektirdiği şeritten sürmek,
b) Şerit değiştirmeden önce gireceği şeritte sürülen araçların emniyetle geçişini beklemek,
c) Trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmemek,
d) Gidişe ayrılan en soldaki şeridi sürekli olarak işgal etmemek,
e) (Değişik:18/10/2018-7148/19 md.) İki veya daha fazla şeritli yollarda motosiklet, otomobil, kamyonet, panelvan, minibüs ve otobüs dışındaki araçları kullanırken geçme ve dönme dışında en sağ şeridi izlemek,
f) (Ek:18/10/2018-7148/19 md.) Trafik kazası, arıza hâlleri, acil yardım, kurtarma, kar mücadelesi, kazaincelemesi, genel güvenlik ve asayişin sağlanması gibi durumlar dışındaemniyet şeritlerini ve banketleri kullanmamak,
g) (Ek:18/10/2018-7148/19 md.) Trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde ardı ardına birden fazla şerit değiştirmemek,
h) (Ek:18/10/2018-7148/19 md.) Tekyönlü karayollarında araçlarını ters istikamette sürmemek Zorundadırlar. Karayollarının belirli kesimlerinde, bu yollardan faydalanma zorunda olan hayvan sürücüleri, hayvanlarını veya hayvan sürülerini gidiş yönünde yolun en sağından ve en az genişlik işgal ederek ve imkan olduğunda taşıt yolu dışından götürmek zorundadırlar.
(Değişik:18/10/2018-7148/19 md.) Bu maddenin ikinci fıkrasının (e) bendi hükümlerine uymayanlara 488 Türk lirası, (f), (g) ve (h) bentleri hükümlerine uymayan sürücülere 1.002 Türk lirası, bu maddenin diğer hükümlerini ihlal eden sürücülere 235 Türk lirası idari para cezası verilir. İkinci fıkranın (d) bendinin kamyon ve çekici sürücüleri tarafından ihlal edilmesi hâlinde ise 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır.”,
Karayolları Trafik Yönetmeliği"nin "Karayollarında trafiğin akışı ve karayolunun kullanılması" başlıklı 94. maddesinde ise;
"Karayollarında trafik sağdan akar.
Aksine bir hüküm veya işaret bulunmadıkça karayollarında;
A) Araç sürücüleri;
a) Araçlarını durumun elverdiği oranda gidiş yönüne göre yolun en sağından, yol çok şeritli ise trafik durumuna göre hızının gerektirdiği şeritten sürmek,
b) Şerit değiştirmeden önce, gireceği şeritte sürülen araçların güvenle geçişlerini  beklemek,
c) Trafiği aksatacak veya tehlikeye sokacak şekilde şerit değiştirmemek,
d) Gidişe ayrılan yol bölümünün en son şeridini sürekli işgal etmemek,
e) İki yönlü dört veya daha fazla şeritli yollarda, motosiklet, otomobil, kamyonet, minibüs ve otobüs dışındaki araçları sürenler, geçme ve dönme dışında en sağ şeridi izlemek,
Zorundadırlar.
Sürücülerin;
f) Geçme, dönme, duraklama, durma ve parketme gibi mecburi haller dışında şerit değiştirmeleri,
g) İki şeridi birden kullanmaları,
h) Kavşaklara yaklaşırken; yerleşim yerlerinde 30, yerleşim yerleri dışında 150 metre mesafe içinde ve kavşaklarda şerit değiştirmeleri,
ı) Araçlarının cinsine ve hızına uygun olmayan şeritten gitmeleri,
j) İşaret vermeden şerit değiştirmeleri,
k) Bölünmüş yollarda karşı yöndeki trafik için ayrılan yol bölümüne girmeleri,
l) Dört veya daha fazla şeritli ve iki yönlü yollarda, karşı yöndeki trafik için ayrılan yol bölümüne girmeleri,
m) İki yönlü ve üç şeritli yollarda en sol şeride girmeleri,
Yasaktır.
” Hükümlerine yer verilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
21.08.2013 tarihinde saat 15.58 sıralarında yerleşim yeri içinde, 10.50 metre genişliğinde, refüjle bölünmüş tek yönlü, üç şeritli, eğimsiz, düz, zemini kuru, asfalt kaplamalı yolda içerisinde katılanlar ..., ... ve Alparslan Ziya Bulut’un bulunduğu otomobil ile Kırıkkale ilinden Samsun ili istikametine doğru seyir hâlinde olan ...’un, Samsun yolu üzerinde bulunan Petrol Ofisi önüne geldiği sırada önünde seyreden tanık ...’ın idaresindeki aracı solladıktan sonra sanık ..."ın yönetimindeki çekicinin sağ arka kısımlarına çarptığı, kaza neticesinde ...’un hayatını kaybettiği, katılanlar Aslıhan ve Alparslan Ziya"nın ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralandıkları, zeminde ölenin idaresindeki araca ait orta şerit üzerinden başlayıp sağ şeride yönelen ve çarpma noktasına kadar uzanan 5.2 metre fren izi, sanığın idaresindeki çekiciye ait orta şeridin sağında 410 cm lastik izi, sağ şerit üzerinde ise 1.3 metre kazıntı izinin bulunduğu anlaşılan olayda;
Tanık ...’ın; sağ şeritte yaklaşık 70 km/saat hızla seyrettiği sırada kendisinden en az 50 km/saat daha hızlı olan ölenin yönetimindeki aracın kendisini solladıktan kısa bir süre sonra ani bir hareketle aracını sağa kırdığını ve akabinde orta şeritte seyreden sanığın sevk ve idaresindeki çekicinin sağ arka tarafına çarptığını, daha sonra sanığın kullandığı aracın yavaşladığını, bu esnada ölenin aynı yerden çekiciye bir kez daha çarptığını ifade etmesi, sanığın; orta şeritte normal hızla seyir hâlindeyken arka taraftan bir çarpma sesi duyması üzerine aynadan baktığında ölenin kullandığı aracın arka tarafta olduğunu gördüğünü, bu aracın çarptığını anlayarak aracını emniyet şeridine alıp park etmek istediğini ancak aracın büyük olması nedeniyle hemen yanaşamadığını ve akabinde ölenin aracının kendi aracına tekrar çarparak yaya kaldırımına savrulduğunu savunması, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen raporda, ölenin asli kusurlu olduğunun belirtilmesi ve tüm dosya kapsamına göre mahal ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uygun hızla seyretmeyen ölenin sevk ve idaresindeki otomobil ile önünde aynı yönde yolu ortalar vaziyette seyreden sanığın yönetimindeki çekiciye tehlikeli bir şekilde yaklaşıp arkadan çarpmasıyla sonucu kazanın meydana geldiğinin anlaşılması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın, olay öncesi seyrettiği orta şeritten sağ şeride doğru manevra yaparak ölenin seyir güvenliğini bozduğu hususunda herhangi bir delil bulunmadığı, idaresindeki çekici ile sağ şeritte seyretmesi gerekir iken yolun orta şeridinde seyretmesinin sonuca etkili bulunmadığı gibi, kazanın gerçekleştiği yerin meskun mahal olup, şehir içi araçlarının bu şeridi işgal edip dur-kalk yapmaları nedeniyle bu şeritten seyretme imkanınında bulunmaması gözetildiğinde, trafik kazasının dolayısıyla trafik kazasının meydana gelmesinde atfı kabil kusuru bulunmayan sanığın beraatine karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 16.03.2017 tarihli ve 11520-2127 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Usul ve kanuna uygun bulunan Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinin 14.06.2016 tarihli ve 126-212 sayılı beraat hükmünün ONANMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.05.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.



Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


Avukat Web Sitesi