
Esas No: 2017/1153
Karar No: 2021/203
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1153 Esas 2021/203 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sanık ... hakkında resmî belgede sahtecilik, sahte kredi kartı üretme ve sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesince 28.03.2013 tarih ve 269-107 sayı ile eylemlerin nitelikli dolandırıcılık ve resmî belgede sahtecilik suçlarını oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesince 22.04.2013 tarih ve 202-153 sayı ile karşı görevsizlik kararı verilerek olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın gönderildiği Yargıtay 5. Ceza Dairesince 11.09.2013 tarih ve 11409-8447 sayı ile İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi kararındaki gerekçeye göre görevsizlik kararı kaldırılarak dosyanın tevdi edildiği İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesince 19.06.2014 tarih ve 374-196 sayı ile sanığın, sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan TCK’nın 245/3, 43 ve 52. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 120 TL adli para cezası; özel belgede sahtecilik suçundan ise TCK’nın 207/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve her iki suç yönünden aynı Kanun’un 53. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 16.12.2015 tarih ve 13103-25869 sayı ile sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına, özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise;
“Sanığın, katılana ait aslı ele geçmeyen nüfus cüzdanı fotokopisiyle katılan adına bankaya kredi kartı talebiyle başvurup, başvuru formu ve sözleşmeler imzalayarak suça konu kredi kartını teslim alması eylemlerinin kül hâlinde zincirleme olarak kredi kartının sahte olarak üretilmesi suçunu oluşturduğu, yanlış vasıflandırmasıyla özel belgede sahtecilik suçunu oluşturduğundan bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden, sanığın kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.02.2016 tarih ve 267239 sayı ile;
"Somut olayda sanığın, katılana ait aslı ele geçmeyen nüfus cüzdanı fotokopisiyle katılan adına bankaya kredi kartı talebiyle başvurup, başvuru formu ve sözleşmeler imzalayarak suça konu kredi kartını teslim aldığı ve bu kart ile birden fazla kez alışveriş yaptığı sabittir. Sanık hakkında sahte nüfus cüzdanı fotokopisi kullanmak suretiyle kredi kartı sözleşmesi ve tüketici sözleşmelerini imzalayarak ‘Özel belgede sahtecilik’ suçu yanında ‘Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması’ suçu kapsamında hem başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten sıfatı ile TCK’nın 245/2, hem de sahte üretilen bu kredi kartını kullanmak suçundan dolayı TCK’nın 245/3. maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır. Yerel Mahkeme TCK’nın 245/2. maddesi gereğince açılan kamu davası hakkında bir karar vermemiş, sanık hakkında TCK’nın 245/3, 43 ve 207/1. maddeleri gereğince mahkûmiyet hükmü kurmuştur. Yukarıdaki açıklamalar ışığında ve TCK’nın 212. maddesi amir hükmü karşısında sanığın ‘Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması’ suçu ile birlikte ‘Özel belgede sahtecilik’ suçundan da cezalandırılmasına dair Yerel Mahkeme kararında yasaya aykırı bir durum olmadığı kanaatine varılarak aksi yöndeki Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 15.11.2017 tarih ve 1906-12786 sayı ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme özel belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın TCK’nın 245/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile açılan kamu davasına ilişkin olarak Yerel Mahkemece hüküm kurulup kurulmadığı,
2- Sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK"nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun"un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmayacağı,
3- Sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK"nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun"un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturmayacağı sonucuna ulaşılması hâlinde sanık hakkında bu eylemi nedeniyle sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı,
Hususlarının belirlenmesine ilişkin olup dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan sanık hakkında açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespitinin gerekip gerekmediği, bu bağlamda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı hususunun ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan ... AŞ’nin 22.09.2011 tarihli yazısı ekinde yer alan belgelere göre; 4022 7801 …. 5335 numaralı Finansbank kredi kartına ilişkin katılan ... adına 02.08.2011 tarihli banka/kredi kartı başvuru formu ve bankacılık işlemleri sözleşmesi ile aynı tarihli kredi kartı ve şifre teslim formunun imzalandığı, katılan ... adına 06.06.2007 veriliş tarihli, E11 603005 seri numaralı nüfus cüzdanı fotokopisinin ibraz edildiği, bahse konu kredi kartı ile 02.08.2011-08.08.2011 tarihleri arasında nakit çekim ve alışveriş yapılmak suretiyle 1.674,8 TL harcama yapıldığı,
Sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.03.2012 tarih ve 17687-6263 sayı ile resmî belgede sahtecilik, sahte kredi kartı üretme ve sahte kredi kartı kullanarak yarar sağlama suçlarından kamu davası açıldığı, bahse konu iddianamede sanığın eylemlerinin “Olay tarihinde yukarıda açık kimliği yazılı bulunan şüphelinin, müştekiye ait kimlik bilgileri içeren ve olaydan sonra imha ettiği sahte kimlik belgesi ibraz ederek Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden 4022 7801 .... 5335 numaralı kredi kartını aldığı, sonrasında sahte belgeyle aldığı müşteki adına tanzim edilmiş kartla harcamalar yaptığı” şeklinde belirtildiği, TCK’nın 245/2-3, 204/1 ve 53. maddelerinin ise sevk maddeleri olarak gösterildiği, 10.02.2014 tarihli oturumda TCK’nın 207/1. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen CMK’nın 226. maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı verildiği, yapılan yargılama sonucunda İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesince 19.06.2014 tarih ve 374-196 sayı ile sanığın sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan TCK’nın 245/3, 43, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 120 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; özel belgede sahtecilik suçundan ise TCK’nın 207/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün gerekçe kısmında ise sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ile bunların nitelendirilmesinin “Yapılan yargılama safahatı ve dosya kapsamından sanığın suç tarihinde, müştekiye ait nüfus cüzdanını sahte olarak tanzim edip kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle Finansbank TAŞ Şubesine başvurup kredi kartı başvuru formunu imzalayarak sözleşme yaptığı, kredi kartını alan sanığın alışveriş yaptığı, sanığın bankaya sözleşme için verdiği fotoğraf dışında müştekinin kimlik bilgilerini içeren sahte nüfus hüviyet cüzdanının ele geçirilemediği, katılanların zararının da karşılanmadığı, bu şekilde sanığın sahte nüfus cüzdanının ele geçirilememesi nedeniyle özel belgede sahtecilik ve banka ve diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bu kredinin açılmasını sağlamak maksadı ile dolandırıcılık suçlarını işlediği anlaşılmakla, sanığın müsnet suçları işlediği yolunda mahkememizde her türlü şüpheden uzak tam bir vicdani kanat hasıl olmakla sanığın müsnet suçlardan cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.” şeklinde yapıldığı,
UYAP sorgulaması ve dosya kapsamına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiği, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... Savcılıkta; 02.08.2011 tarihinde adına kayıtlı olup kızı Mevla Karabulut tarafından kullanılan 0 542 ... 50 11 numaralı telefona Finansbank"tan mesaj geldiğini, mesajda “Sayın ..., CardFinans Gold başvurunuz onaylanmıştır. Kartınızı başvuruda bulunduğunuz şubeden teslim alabilirsiniz." yazılı olduğunu, reklam amaçlı gönderilmiş olabileceği düşüncesiyle mesajı dikkate almadığını, 11.08.2011 tarihinde İstanbul ilinde bulunan kızı Nesibe Aras’ın kendisini arayarak evlerine Finansbank"tan kredi kartı borcuna ilişkin ekstre geldiğini söylediğini, bahse konu bankaya kredi kartı veya herhangi bir işlem için başvurusunun olmadığını, Finansbank çağrı merkezini aradığında kimlik bilgilerinin kullanılarak adına kredi kartı çıkarıldığını ve çeşitli harcamalar yapıldığını öğrendiğini, aynı kişinin bilgilerini kullanarak aynı bankadan kredi başvurusunda da bulunmuş olduğunu, çağrı merkezinden öğrendiği kadarıyla başvurunun Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden yapıldığını, başvuru için gerekli evrakın bazılarının da Ümraniye İlçe Nüfus Müdürlüğünden alındığını, adına kart çıkartarak kendisini zarara uğratacak şekilde işlemler yapan şahıs ya da şahıslardan şikâyetçi olduğunu,
Mahkemede; kızının kullandığı cep telefonuna gelen mesajda adına düzenlenen kredi kartını şubeden alması gerektiğinin belirttiğini, ancak böyle bir başvurusu olmadığı için dikkate almadığını, İstanbul’da bulunan kızı Nesibe Aras’ın kendisini arayarak Finansbank’tan kredi kartı ekstresi geldiğini söylediğini, ardından bankaya gittiğini, adına kredi kartı çıkarıp kullanan ve 10.700 TL kredi alan şahıstan şikâyetçi olduğunu, davaya katılmak istediğini,
İfade etmiştir.
Sanık ... Savcılıkta; atılı suçlamaları kabul ettiğini, paraya ihtiyacı olduğu için katılan ..."un kimlik bilgileri ile Finansbank’a başvurup kredi kartı aldığını, ayrıca başvuru belgesinde ekli kimliği tamamen sahte olarak yaptırdığını, işi bitince de kimliği imha ettiğini, karttan ne kadar harcama yaptığını hatırlamadığını, bahse konu sahte nüfus cüzdanını Kemal isimli açık kimliğini bilmediği bir şahsa yaptırdığını, katılan ...’u tanımadığını, maddi sorunlardan dolayı böyle bir şey yaptığını,
Mahkemede; maddi durumunun kötü olduğunu, Kemal olarak ismini bildiği arkadaşının kendisine sahte kimlik yapabileceğini söylediğini, kendisinin de bu teklifi kabul ettiğini, ardından aynı arkadaşının ... adına düzenlenmiş kimlik getirdiğini, bu kimlikle bankaya müracaat ettiğini, kredi kartı alıp alışveriş yaptığını, katılan ...’u tanımadığını, kredi kartı sözleşmesi ile şifre teslim formunda yer alan imzalar ile bankaya ibraz edilen nüfus cüzdan fotokopisindeki resmin de kendisine ait olduğunu,
Savunmuştur.
1- Sanığın TCK’nın 245/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile açılan kamu davasına ilişkin olarak Yerel Mahkemece hüküm kurulup kurulmadığı;
Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. CMK’nın 170/1. maddesi uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun’un 170. maddesinin 4. fıkrasında da; “İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
CMK’nın 225. maddesinde de; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu madde gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır.
Yine, CMK"nın 226. maddesinde ise “Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.
Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.
Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.” hükmü getirilmiştir.
Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı tarafından düzenlenen iddianame ile CMK’nın 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırları belirlenmektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. CMK"nın 226. maddesindeki düzenlemeyle iddianamede anlatılan eylem değişmemiş olduğunda, kanun koyucu o eylemin hukuki niteliğinde değişiklik olmasını "yargılamanın sınırlılığı" ilkesine aykırı görmemiş, bu gibi hâllerde sanığa ek savunma hakkı verilerek değişen suç niteliğine göre bir hüküm kurulmasına imkân sağlamıştır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak mahkeme, eylemin hangi suçu oluşturacağına ilişkin nitelendirmede iddia ve savunmayla bağlı değildir. Örneğin, iddianamede kasten öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilen eylemin kasten yaralama suçunu oluşturacağı görüşünde olan mahkemece, sanığa ek savunma hakkı da verilmek suretiyle bahse konu suçtan hüküm kurulabilecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...’ın, katılan ... adına düzenlenmiş üzerinde kendi fotoğrafı bulunan ve ele geçirilemeyen sahte nüfus cüzdanını kullanarak katılan ... AŞ’ye başvurduğu, kredi kartı başvuru formu ve bankacılık işlemleri sözleşmesi ile kredi kartı ve şifre teslim formunu imzaladığı, ardından düzenlenmesini sağladığı 4022 7801 …. 5335 numaralı kredi kartını 02.08.2011 tarihinde katılan banka görevlilerinden teslim aldığı anlaşılan olayda; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 07.03.2012 tarihli ve 17687-6263 sayılı iddianamesinde sanığın eylemlerinin “Olay tarihinde yukarıda açık kimliği yazılı bulunan şüphelinin, müştekiye ait kimlik bilgileri içeren ve olaydan sonra imha ettiği sahte kimlik belgesi ibraz ederek Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden 4022 7801 .... 5335 numaralı kredi kartını aldığı, sonrasında sahte belgeyle aldığı müşteki adına tanzim edilmiş kartla harcamalar yaptığı” şeklinde belirtildiği, TCK’nın 245/2-3, 204/1 ve 53. maddelerinin ise sevk maddeleri olarak gösterildiği, 10.02.2014 tarihli oturumda TCK’nın 207/1. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen CMK’nın 226. maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı verildiği, yapılan yargılama sonucunda İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesince 19.06.2014 tarih ve 374-196 sayı ile sanığın sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan TCK’nın 245/3, 43, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 120 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına; özel belgede sahtecilik suçundan ise TCK’nın 207/1 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün gerekçe kısmında ise sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ile bunların nitelendirilmesinin “Yapılan yargılama safahatı ve dosya kapsamından sanığın suç tarihinde, müştekiye ait nüfus cüzdanını sahte olarak tanzim edip kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle Finansbank TAŞ Şubesine başvurup kredi kartı başvuru formunu imzalayarak sözleşme yaptığı, kredi kartını alan sanığın alışveriş yaptığı, sanığın bankaya sözleşme için verdiği fotoğraf dışında müştekinin kimlik bilgilerini içeren sahte nüfus hüviyet cüzdanının ele geçirilemediği, katılanların zararının da karşılanmadığı, bu şekilde sanığın sahte nüfus cüzdanının ele geçirilememesi nedeniyle özel belgede sahtecilik ve banka ve diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bu kredinin açılmasını sağlamak maksadı ile dolandırıcılık suçlarını işlediği” şeklinde gösterildiği, her ne kadar sahte kredi kartı kullanmak suretiyle yarar sağlama suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde sanığın eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu belirtilmiş ise de bu hususun itiraz konusu yapılmadığı, sanığın sahte kredi kartı kulllanmak suretiyle yarar sağlama eylemi dışında kalan, ele geçirilemeyen sahte nüfus cüzdanını kullanarak katılan bankaya başvurup kredi kartı sözleşmesi imzaladıktan sonra düzenlenmesi sağlanan sahte kredi kartını teslim alması eyleminin ise Yerel Mahkemece bir bütün olarak TCK’nın 207/1. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçu olarak nitelendirildiği, bu anlamda iddianamede belirtilen ve sanığın TCK’nın 245/2. maddesi uyarınca cezalandırılması talep edilen eylemine ilişkin olarak hüküm kurulduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
2- Sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK"nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun"un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmayacağı;
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılması bakımından TCK’nın 207/1. maddesinde düzenlenen “Özel belgede sahtecilik” suçu ile Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu"nun 37/2. maddesinde düzenlenen “Sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik” suçları üzerinde durulması gerekmektedir.
TCK’nın “Özel Belgede Sahtecilik” başlığını taşıyan 207. maddesi;
"Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Özel belge, kamu görevlisinin görevi nedeniyle düzenledikleri dışında kalan, resmî belgeden sayılmayan, resmî bir işlem nedeniyle düzenlenmiş olmayan, ancak; doğrudan hukuken hüküm, sonuç meydana getiren, bir hakkın doğmasına veya kanıtlanmasına yarayan yazıdır (Kubilay Taşdemir, Belgelerde Sahtecilik Suçları, Ankara, 2013, s. 441.). Başka bir deyişle, resmî belgenin özelliklerini taşımayan tüm yazılar özel belge olarak nitelendirilebilir.
Özel belgede sahtecilik suçunun seçimlik hareketleri gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi, belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi veya sahte özel belgenin bu özelliği bilinerek kullanılması olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya belgenin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesine ilişkin seçimlik hareketlerin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için bu belgelerin ayrıca kullanılması da gerekmektedir. Kullanmadan maksat, bu sahte belgenin herhangi bir hukuki ilişkide veya herhangi bir hukuki işlem tesisinde dikkate alınmasını sağlamaya çalışmaktır.
Özel belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, sahteciliğe konu belgenin aldatma yeteneğinin de bulunması gerekir.
Diğer taraftan 01.03.2006 tarihli ve 26095 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun "Amaç" başlıklı birinci maddesi;
"Bu Kanunun amacı; banka kartları ve kredi kartlarının çıkarılmasına ve kullanımına ilişkin usûl ve esasları düzenlemek suretiyle kartlı ödemeler sisteminin etkin çalışmasını sağlamaktır.",
“Gerçeğe aykırı beyan, sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik” başlıklı 37. maddesinin ikinci fıkrası ise “Kredi kartı veya üye işyeri sözleşmesinde veya eki belgelerde sahtecilik yapanlar veya sözleşme imzalamak amacıyla sahte belge ibraz edenler bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına mahkûm edilirler.” şeklinde hüküm altına alınarak kartlı ödemeler sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla TCK"da yer alan sahtecilik suçlarından ayrı olarak özel bir tür sahtecilik suçu düzenlenmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için kredi kartı sözleşmesi, üye iş yeri sözleşmesi veya bunların ekinde yer alan belgelerde sahtecilik yapılması ya da bu sözleşmelerin düzenlemesini sağlamak amacıyla sahte belge ibraz edilmesi gerekmektedir.
Buna göre kredi kartı sözleşmesi ve eki belgelerde sahtecilik yapılması durumunda TCK’nın 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik ve 5464 sayılı Kanun’un 37/2. maddesinde düzenlenen sözleşme ve eki belgelerde sahtecilik suçları arasında içtima sorunu ortaya çıkmaktadır.
Tek fiille birden fazla suç normunun ihlali hâlinde, bu normlar arasındaki içtima ilişkisi ya "farklı neviden fikri içtima" ya da "görünüşte içtima" kapsamında kalmaktadır.
Farklı neviden fikri içtima TCK"nın 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Görünüşte içtima ise çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 167.). Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir, ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara Eylül 2015, 8. Bası, s. 519.).
Fikri içtima ve görünüşte içtimanın ortak özelliği fiilin tek ve aynı olmasıdır. Ancak fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle, tek fiille ilgili suç tipleri arasında öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması, fikri içtima hükmünün uygulanmasına engel teşkil eder. Fikri içtimanın görünüşte içtimadan en önemli farkı, fikri içtima hâlinde sebebiyet verilen suç tiplerine ilişkin normların hepsinin uygulanabilmesine karşılık görünüşte içtimada normlardan sadece birinin uygulanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlâl edilmekte olup diğer normların ihlâli sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74.).
Görünüşte içtima hâllerinde hangi hükmün uygulanması gerektiği, "tüketen-tüketilen norm ilişkisi", "yardımcı (tali) normun sonralığı" ve "özel normun önceliği" gibi ilkelere göre belirlenmektedir.
Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından "özel normun önceliği" ilkesi üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Suçun temel ve nitelikli hâlleri arasındaki ilişki, özgü suç ve genel suç arasındaki ilişki ile genel ve özel kanun arasındaki ilişki, özel-genel norm ilişkisi içinde değerlendirilmektedir (M. Emin Artuk-A. Gökçen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 636; Veli Özer Özbek- Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, 2015, s. 612-613; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s. 685-686; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s. 520.). Örneğin, 5237 sayılı Kanun"da zimmet suçunu düzenleyen 247. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 sayılı Bankacılık Kanunu"nun 160. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu özel norm niteliği taşıdığından, Bankacılık Kanunu kapsamındaki bir banka görevlisinin zimmet suçunu işlemesi durumunda özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 sayılı TCK"nın 247. maddesi değil Bankacılık Kanunu’nun ilgili hükmü uygulanmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Bir numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; özel norm niteliğinde olan kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçunun kartlı ödemeler sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla TCK"da yer alan resmî ve özel belgede sahtecilik suçlarından ayrı özel bir tür sahtecilik suçu olarak 5464 sayılı Kanun"un 37. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlendiğinin anlaşılması karşısında sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK"nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun"un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturmayacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
3- Sanığın kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eyleminin TCK"nın 212. maddesi delaletiyle sahte kredi kartı üretme suçunun yanında ayrıca aynı Kanun"un 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunu oluşturmayacağı sonucuna ulaşılması karşısında sanık hakkında bu eylemi nedeniyle sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı;
08.07.2005 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun"un 27. maddesiyle 5237 sayılı TCK"nın "Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması" başlıklı 245. maddesine ikinci fıkra olarak; "Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." hükmü eklenmiştir. Bu fıkrada seçimlik hareketlerden biri olarak düzenlenen sahte banka veya kredi kartı üretme eylemi tamamen yeni bir sahte kart oluşturulması veya gerçek bir kart üzerinde değişiklik yapılması şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Ancak bu suçun oluşumu için kartın sahte olarak düzenlenmesi eyleminin mutlaka fail tarafından gerçekleştirilmesine gerek yoktur. Failin sahte belgelerle başvurarak, başkası veya olmayan bir kimse adına bankaya kart düzenletmesi durumu da, bu fıkradaki üretim tabiri içinde değerlendirilecek ve diğer unsurların varlığı hâlinde bahsedilen suç oluşacaktır (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 7348.). Nitekim Yargıtay uygulamaları da bu yöndedir.
Bu aşamada uyuşmazlık konusu ile ilgili olduğu ölçüde "dolaylı faillik" kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir.
TCK"nın "Faillik" başlıklı 37. maddesi;
"1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır." şeklinde hüküm altına alınarak birinci fıkrada müşterek faillik, ikinci fıkrada ise dolaylı faillik düzenlenmiştir.
Anılan maddenin ikinci fıkrasının gerekçesi ise "Kişi suçu bir başkasını araç olarak kullanmak suretiyle gerçekleştirebilir. Bu durumda dolaylı faillik söz konusudur. Dolaylı faillikte, arka plandaki kişi, suçun icraî hareketlerini gerçekleştiren şahsın ve hareketinin üzerinde hâkimiyet kurmaktadır ve bu hâkimiyet nedeniyle, fail olarak sorumlu tutulmaktadır.
Suçun işlenmesinde kusur yeteneği olmayan kişilerin araç olarak kullanılması durumunda, dolaylı faile verilecek olan cezanın bu nedenle artırılması kabul edilmiştir. Zira bu durumda sadece bir suç işlenmemekte, kendisini yönlendirme yeteneği olmayan kişiler istismar da edilmektedir." şeklinde açıklanmıştır.
Suç teşkil eden haksızlık bazen başka bir kişinin araç olarak kullanılması suretiyle gerçekleştirilebilir. Dolaylı faillik olarak tanımlanan bu durumda, arka plandaki kişi (dolaylı fail), görünüşte suçun icrasına doğrudan bir katkıda bulunmamakla birlikte, suçun icraî hareketlerini gerçekleştiren şahıs ile bu şahsın hareketleri üzerinde hâkimiyet kurmakta ve bu hâkimiyet nedeniyle de araç olarak kullanılan kişi, dolaylı failin işlemeyi kastettiği suçun kanuni tanımındaki hareketleri gerçekleştirmektedir. Bu durumda suçun icra hareketlerini gerçekleştiren kişi, azmettirilen veya müşterek failden farklı olarak, özgür iradesiyle hareket etmemekte adeta bir araç konumunda bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak da bir başkasını suçun işlenişinde araç olarak kullanan kişi, suçun faili olarak cezalandırılmaktadır.
Kişinin iradesi üzerinde hâkimiyet kurulması, zorlama yoluyla, kusur yeteneği olmayan bir kişinin bu durumundan veya kişinin hatasından yararlanmak suretiyle gerçekleşebilir (M. Emin Artuk-A. Gökcen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 13. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2019, s. 741.).
Bu anlamda gerçeğe aykırı belgelerle yapılan başvuru üzerine banka görevlisinin hatasından yararlanılarak, diğer bir ifade ile banka görevlisinin araç olarak kullanılması suretiyle sahte kart üretilmesinin sağlanması hâlinde de bankaya başvuran kişinin sahte kart üretme suçu bakımından dolaylı fail olarak sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir (Berrin Akbulut, Bilişim Alanında Suçlar, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2017, s. 322.).
TCK"nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun konusu, sahte olarak üretilmiş banka veya kredi kartıdır. Bu nedenle sahteciliğin banka veya kredi kartında yapılmış olması gerekir. Kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik eylemi, yapılan başvuru sonucunda sahte kartın banka tarafından düzenlenmesinin sağlanması hâlinde bu fıkra kapsamında aksi hâlde ise 5464 sayılı Kanun"un 37/2. maddesi kapsamında değerlendirilir. Nitekim Yargıtay uygulamaları da bu yönde gelişmiştir.
TCK’nın 245/2. maddesinde yer alan suç bir tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Maddede sayılan hareketlerin gerçekleştirilmesiyle birlikte, herhangi bir zararın oluşup oluşmadığına bakılmaksızın salt zarar tehlikesi dikkate alınarak suçun oluştuğu kabul edilecektir. Bu bakımdan bahse konu suçun mağduru kart çıkaran banka veya diğer finansal kuruluştur (Mehmet Emre Yıldız, Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, Birinci Baskı, s. 247-248; Veli Özer Özbek-Koray Doğan- Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Seçkin, Eylül 2017, s. 993.). Yargıtayın istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da TCK’nın 245/2. maddesinde düzenlenen suçun mağdurunun kartı düzenleyen banka veya diğer finansal kuruluş olduğu kabul edilmiştir.
Diğer taraftan uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından görünüşte içtima hâllerinde hangi hükmün uygulanması gerektiği belirlenirken dikkate alınan ilkelerden "tüketen-tüketilen norm ilişkisi" üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
Bir ceza normu bir veya daha fazla başka ceza normlarını bünyesine almış ise "tüketen-tüketilen norm ilişkisi"nden söz edilir. Bu durumda normları bünyesine alan ceza normu, diğer normları tüketmektedir. Bu takdirde fiile sadece tüketen norm uygulanabilecektir. TCK"nın 42. maddesinde "Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz." şeklinde hüküm altına alınan ve işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedileceğine ilişkin kuralın istisnalarından biri olan "bileşik suç" tüketen-tüketilen norm ilişkisinin tipik görünümlerinden birisidir.
Öte yandan zincirleme suç, 765 sayılı Kanun"un 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Buna karşın 5237 sayılı Kanun"un 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
TCK"nın 43/1. maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK’da yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer şartların da varlığı hâlinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi mümkündür. Nitekim, 765 sayılı TCK’nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir.
5237 sayılı TCK"nın 43/1. maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde gözönüne alınabilecektir.
Ayrıca, Kanun"da “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları konusunda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması da mümkün olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir.
Aynı suç 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.” denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de “aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu”, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir. Buna göre suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz etmek mümkün iken, suçun ismi değiştiğinde artık aynı suçtan bahsetmek mümkün değildir. Örneğin dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılık eylemleri aynı suç sayılır iken, dolandırıcılık ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık ile dolandırıcılık, hırsızlık ile suç eşyasını satın alma aynı suç kavramı içerisinde değerlendirilemeyecektir. Aynı suç kavramına, suçun teşebbüs aşamasında kalmış hâli de dahildir. Zincirleme suç oluşturan eylemlerden bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı da teşebbüs aşamasında kalmış olsa bile, işlenen suçların isimleri değişmediği sürece, aynı suç sayılacaktır (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş Yayınevi 18. Baskı, Ankara, 2012. s. 339; Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Cilt, Ankara, 2014, s. 1241-1242; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 8. bası, Ankara, 2015, s. 492-493; Türkan Sancar Yalçın, Yeni Türk Ceza Kanununda “Zincirleme Suç”, TBB Dergisi, sayı 70, Mayıs/Haziran 2007, s. 253.).
Diğer taraftan TCK"da düzenlenen resmî ve özel belgede sahtecilik suçları bakımından özel bir içtima hükmü getiren aynı Kanun"un “İçtima” başlıklı 212. maddesi; “Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş olup bu hükme göre, sahte resmî veya özel belgenin başka bir suçun işlenmesinde kullanılması durumunda, fail hem sahtecilik, hem de belgenin kullanıldığı suçtan dolayı sorumlu tutulacaktır. Başka bir anlatımla sahte belge başka suçun işlenmesi sırasında kullanıldığında fail, hem sahtecilik hem de belgenin kullanıldığı suçtan cezalandırılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Bir numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; gerçeğe aykırı belgelerle yapılan başvuru üzerine banka görevlilerinin araç olarak kullanılması suretiyle sahte kart üretilmesinin sağlanması hâlinde bankaya başvuran kişinin sahte kart üretme suçu bakımından dolaylı fail olarak sorumlu olduğu ve TCK"nın 245. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılmasının gerektiği, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu"nun 37. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik ve 5237 sayılı TCK"nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında hüküm altına alınan banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından biri diğerinin daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekli olmadığından TCK"nın 43. maddesinin birinci fıkrasında belirtildiği şekilde aynı suç sayılamayacakları, bu anlamda sanık hakkında kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eylemi nedeniyle sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı, yine kredi kartı sözleşmesinde sahtecilik suçunun kartlı ödemeler sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla TCK"da yer alan resmî ve özel belgede sahtecilik suçlarından ayrı özel bir tür sahtecilik suçu olarak 5464 sayılı Kanun"da düzenlenmesi karşısında resmî ve özel belgede sahtecilik suçları açısından TCK"nın 212. maddesinde hüküm altına alınan özel içtima hükmünün bu suç açısından uygulama yerinin bulunmadığı hususları bir bütün olarak dikkate alındığında; TCK"nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen sahte kredi kartı üretme suçunun 5464 sayılı Kanun"un 37. maddesinin ikinci fıkrasında hüküm altına alınan kredi kartı sözleşmesindeki sahtecilik suçunu bünyesine aldığı ve bu suçu tükettiği, diğer bir anlatımla bu durumda kredi kartı sözleşmesindeki sahtecilik suçunun sahte kredi kartı üretme suçunun unsuru olduğu, bu anlamda somut olayda sanık hakkında kredi kartı sözleşmesi ve ekinde yer alan belgede sahtecilik yapma eylemi nedeniyle sahte kredi kartı üretme suçu bakımından zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının birinci paragrafında yer alan “zincirleme olarak” ibaresinin çıkartılmasına karar verilmelidir.
4- Dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan sanık hakkında açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespitinin gerekip gerekmediği, bu bağlamda eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı;
Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde;
Bir numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gerçekleşen olayda; TCK"nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen suçun mağdurunun kart çıkaran banka veya diğer finansal kuruluş olduğu, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı bankaya yönelik gerçekleşen eylemlere ilişkin olarak fail hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği, dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre de sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile sanık hakkında aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespiti gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının birinci paragrafında yer alan "suçunu oluşturduğu” ibaresinden sonra gelmek üzere de "ayrıca dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan sanık hakkında açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespiti gerektiği gözetilmeden eksik araştırmayla ve” ibaresinin eklenmesine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a) (1) ve (2) numaralı uyuşmazlık konuları bakımından REDDİNE,
b) (3) ve (4) numaralı uyuşmazlık konuları bakımından değişik gerekçe ile KABULÜNE,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 16.12.2015 tarihli ve 13103-25869 sayılı bozma kararının birinci paragrafında yer alan “zincirleme olarak” ibaresinin çıkartılmasına, “suçunu oluşturduğu” ibaresinden sonra gelmek üzere de "ayrıca dosya kapsamı ile UYAP sorgulamasına göre sanık ... hakkında; Kemal Karabulut kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Mecidiyeköy Şubesinden kredi kartı aldığı iddiası ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.01.2012 tarih ve 143402-9-1 sayı ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 08.08.2011 olarak gösterildiğinin, yine İbrahim Ünal kimlik bilgilerini kullanarak Finansbank Pendik Çarşı Şubesinden 4022 7801 …. 7307 numaralı kredi kartını aldığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.03.2015 tarih ve 195698-15736-817 sayı ile İstanbul Anadolu 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, suç tarihinin 2011 yılı Ekim ayı olarak gösterildiğinin anlaşılması karşısında sanığın aynı bankaya yönelik eylemlerinin ayrı ayrı sahte kredi kartı üretme suçunu mu yoksa zincirleme şeklinde işlenen sahte kredi kartı üretme suçunu mu oluşturduğunun belirlenebilmesi bakımından söz konusu dava dosyalarının akıbetleri ile aynı bankaya yönelik sahte kredi kartı üretme suçundan sanık hakkında açılan başka dava bulunup bulunmadığı hususları araştırılıp aralarındaki bağlantı nedeniyle mümkün ise davaların birleştirilmesi sağlanarak aksi hâlde ilgili evrakın onaylı suretleri getirtilip deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tespiti gerektiği gözetilmeden eksik araştırmayla ve” ibaresinin EKLENMESİNE,
3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 06.05.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.