
Esas No: 2020/50
Karar No: 2021/206
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/50 Esas 2021/206 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanık ..."in beraatine ilişkin Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.12.2009 tarihli ve 378-475 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı ve katılan mağdure vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 30.10.2013 tarih ve 23029-10727 sayı ile;
"Sanıkla arasında dosyaya yansıyan herhangi bir husumet bulunmayan mağdurenin aşamalardaki samimi anlatımları, iddiayı destekler nitelikteki kadın doğum uzmanınca düzenlenen 04.07.2009 tarihli ve 184 sayılı doktor raporu ile olay günü sanığın mağdureyi telefonla aradığına ilişkin tespit ve tüm dosya içeriğinden, suç tarihinden önce mağdure ile tanışıp arkadaş olan sanığın olay günü telefonla randevulaşıp buluştuğu, mağdureyi evine götürmesinin ardından cinsel ilişkiye girme teklifini reddedip aybaşı hâlinde olduğunu söyleyen ve bakire olan mağdureye rızası dışında vajinal yoldan organ sokmak suretiyle cinsel saldırıda bulunduğu anlaşıldığından, eylemine uyan TCK"nın 102/2. maddesi gereğince cezalandırılması yerine yazılı gerekçeyle beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 08.07.2014 tarih ve 26-263 sayı ile sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan TCK"nın 102/2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 11.09.2019 tarih ve 4900-10780 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.11.2019 tarih ve 110692 sayı ile;
"...Tarafların sosyal statülerine baktığımızda, sanığın 26.06.1970 tarihli ve 7/880 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile göçmen olarak Türk Vatandaşlığını kazandığı, 44 yaşında, bekâr, 5.000 TL aylık geliri olduğunu beyan eden esnaf, mağdurenin ise 27 yaşında, bekâr, tekstil işçisi olarak çalıştığı ve ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde; olaydan geriye doğru bir yıllık arkadaşlıklarının olduğu, ara ara görüştükleri, sanığın evinde cinsel ilişki boyutuna ulaşmayan beraberlikleri olduğu anlaşılmaktadır.
Mağdurenin regl dönemine tesadüf eden 02.07.2009 tarihinde tarafların buluşarak sanığın evine gittikleri hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Mağdure 04.07.2009 tarihli Bursa Cumhuriyet Başsavcılığında olayla ilgili olarak alınan ilk beyanında "....sarılıp öpmeye çalıştı, sonra beni tutup yatak odasına götürdü, üzerimde badi ve bolero ile kot eteğim vardı, kendisi hemen soyundu, üzerinde sadece iç çamaşırları kaldı, ben "Ne yapıyorsun?" diye sorduğumda ,"Bir şey yapmam. Ben sana zarar vermem." dedi, ben ayaktayken eteğimi kaldırdı, kendisine âdet gördüğümü söylememe rağmen külodumu indirdi ve çıkardı, bu arada kendi külodunu da çıkardı, sırtüstü yatağa yatarken beni kollarımdan sımsıkı tutarak üzerine çekti, "Hastayım, yapma" dememe rağmen ben kendimi savunamadan cinsel organını benim cinsel organıma soktu..." şeklinde anlatımda bulunurken,
15.07.2009 tarihli Bursa Cumhuriyet Başsavcılığında alınan sonraki beyanında "...Daha sonra beni kolumdan tutarak yatak odasına doğru çekmeye başladı. Ben kendisine regl döneminde olduğumu, kesinlikle evlenmeden evvel kimseyle ilişkiye girmeyeceğimi söyledim. Şahıs beni dinlemedi ve yatak odasına götürdü. Yatak odasında kendi pantolonunu ve iç çamaşırını çıkardı. Benim üzerimde kot bir etek vardı. Eteğimi yukarı kaldırarak iç çamaşırımı yarıya kadar indirdi. İç çamaşırımda kadın bağı vardı. Tamamen kandı. Kendisine "İnanmıyorsan bak, kanamalıyım." dedim. O zaman bana "Arkadan yapalım." diye söyledi. Ben kendisine "Kesinlikle olmaz." dedim. Şüpheli sırtı yatağa dönük olduğu hâlde kollarımdan tutarak beni yatağa doğru çekmeye çalışıyordu. Ben de onu ellerimle itiyordum. O sırada şahıs sırtüstü yatağa düştü. Ben de onun üstüne düştüm. Ve bir acı hissettim. Şahsın cinsel organı benim cinsel organıma girmişti. Cinsel organımdan kan geldi ve ben bağırıp ağlamaya başladım..." şeklinde,
Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/378 esas sayılı dosyasının 09.12.2009 tarihli 1 numaralı celsesinde, "...Bana sarıldı, yatak odasına doğru götürüyordu, yapmamasını, evlenmeden önce ilişkiye giremeyeceğimi söyledim, kendi pantolon ve külodunu çıkarttı, beni belimden tutuyordu, eteğimi yukarı doğru sıyırıp külodumu yarıya kadar indiren sanığa regl döneminde olduğumu söyleyince anal yoldan ilişkiye girmeyi teklif etti, ben kabul etmeyince rızam dışında benimle cinsel ilişkiye girdi, kızlığımın bozulmasına neden oldu..." şeklinde çelişkili beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Mağdure hakkında kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından düzenlenen 04.07.2009 tarihli ve 184 sayılı adli rapor formu; hymen saat 7 hizasında, kenarları ekimotik, son 2-3-4 gün içerisinde olduğu düşünülen kaideye inen laserasyon mevcuttur (Kızlık zarı izale edilmiştir.) biçimindedir.
Mağdurenin olaydan hemen sonra evden çıkarken sitenin kapıcısının kendisini ağlar vaziyette gördüğünü belirtmesine karşın site görevlisi olan tanık ..."ın mağdureyi doğrulamadığı görülmüştür.
Mağdurenin 12.11.2014 tarihinde ise şikâyetinden vazgeçtiği görülmektedir.
Sanık ise tüm aşamalarda verdiği beyanlarında üzerine atılı suçu kabul etmemiş, mağdurenin kızlığını bozmadığını, ilişkiye girmediğini, suçsuz olduğunu savunmuştur. Ayrıca yaklaşık 1 sene öncesine kadar tanıdığı mağdure ile bu süre zarfında kendi isteği doğrultusunda müteaddit defalar kendi (sanığın) evinde birlikte olduklarını, seviştiklerini ancak mağdure bakire olduğunu söylediği için cinsel ilişkiye girmeden sürtünerek veya oral seks yoluyla boşaldıklarını, daha önceden fırsat varken mağdure ile cinsel ilişkiye girmediğini, regl döneminde de (âdet döneminde de) cinsel ilişkiye girmeyeceğini, suç tarihinde mağdurenin ısrarla evlenmek istediğini ve "Gerekirse 1 ay sonra boşanırız." dediğini, mağdurenin kendisiyle evlenmesini sağlamak için böyle bir iddiada bulunduğunu, beraat kararından sonra mağdurenin defalarca mesaj attığını, "Korkma aşılarımı yaptırdım." dediğini beyan etmiş, kaldı ki kendisinde obsesif kompulsif bozukluk olması nedeniyle regl döneminde (âdet dönemi) bulunan mağdureyle kesinlikle cinsel ilişkide bulunamayacağını da savunmuştur.
Bu itibarla, sanık ..."in nitelikli cinsel saldırı suçundan savunmalarının aksine, kuşku sınırlarını aşan, yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Kabule göre;
Sanığın, Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/26 esas sayılı dosyasının 27.05.2014 tarihli 2 numaralı celsesinde kendisinde obsesif kompulsif bozukluk olduğunu söylemesi karşısında, Yüksek Yargıtay Ceza Dairelerinin bir kısım kararlarında da (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29.03.2017 tarihli ve 2564-987 sayılı kararı, 12.03.2014 tarihli ve 5155-1508 sayılı kararı, 03.05.2011 tarihli ve 6728-2795 sayılı kararı; Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 13.11.2017 tarihli ve 10798-11647 sayılı kararı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 01.04.2019 tarihli ve 9552-6887 sayılı kararı, 16.10.2018 tarihli ve 20075-15235 sayılı kararı, 15.11.2017 tarihli ve 2175-14709 sayılı kararı, 18.10.2017 tarihli ve 18811-13077 sayılı kararı, 13.11.2012 tarihli ve 18028-37729 sayılı kararı; Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.05.2019 tarihli ve 5410-9140 sayılı kararı, 07.11.2016 tarihli ve 9874-14103 sayılı kararı, 12.07.2017 tarihli ve 13687-19315 sayılı kararı, 16.01.2017 tarihli ve 34536-1482 sayılı kararı, 02.06.2016 tarihli ve 6085-11168 sayılı kararı, 09.05.2016 tarihli ve 3044-9332 sayılı kararı, 08.04.2015 tarihli ve 51569-26486 sayılı kararı, 19.03.2012 tarihli ve 6170-6255 sayılı kararı; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 24.09.2007 tarihli ve 5987-6617 sayılı kararı; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 03.04.2013 tarihli ve 6016-5120 sayılı kararı, 27.03.2013 tarihli ve 69-4612 sayılı kararı; Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 24.05.2018 tarihli ve 388-4498 sayılı kararı; Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 02.10.2017 tarihli ve 9829-4369 sayılı kararı; Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 02.03.2015 tarihli ve 339-21706 sayılı kararı, 27.10.2014 tarihli ve 982-17385 sayılı kararı; Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 08.06.2017 tarihli ve 36664-7501 sayılı kararı, 05.10.2016 tarihli ve 30728-15467 sayılı kararı) vurgulandığı üzere;
Sanığın varsa tedavi belgeleri ve kullandığı ilaçların yazıldığı reçeteler de temin edilerek, suç tarihi itibarıyla TCK"nın 32. maddesi uyarınca "akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalmış ya da önemli derecede azalmış olup olmadığı" konusunda yöntemince rapor aldırılarak sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 08.01.2020 tarih ve 7234-149 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Görüldüğü gibi Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1-Sanığa atılı nitelikli cinsel saldırı suçunun sabit olup olmadığının,
2-Sabit olduğunun kabulü hâlinde kendisinde obsesif kompulsif bozukluk olduğunu iddia eden sanığın işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı, buna bağlı olarak da hakkında TCK’nın 32. maddesinin birinci veya ikinci fıkralarının uygulanmasının gerekip gerekmediği hususlarında rapor alınmasına gerek olup olmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Kayden 10.10.1982 doğumlu katılan mağdure ..."in suç tarihinde 27 yaşında olup tekstil işçiliği yaparak geçimini sağladığı (Kararın devam eden kısımlarında katılan mağdure ..."den "mağdure" olarak söz edilecektir.),
Suç tarihinde 44 yaşında ve bekâr olan sanık ...’in ise üniversite mezunu olup işletmeci olarak çalıştığı,
Mağdurenin 04.07.2009 tarihinde Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına kendiliğinden müracaat ederek sanık hakkında şikâyetçi olması üzerine soruşturmanın başladığı,
04.07.2009 tarihinde Bursa Zübeyde Hanım Doğumevince mağdure hakkında düzenlenen raporda; hymen saat 7 hizasında kenarları ekimotik, son 2-3-4 gün içerisinde olduğu düşünülen, kaideye inen laserasyon mevcut olduğunun ve kızlık zarının izale edildiğinin bildirildiği,
05.07.2009 tarihinde Bursa Sağlık Müdürlüğünce sanık hakkında düzenlenen raporda; darp izinin bulunmadığının belirtildiği,
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının 28.07.2009 tarihli ve 214317 sayılı yazısından; 15.06.2009 – 05.07.2009 tarihleri arasında mağdurenin ... numaralı GSM hattına ait HTS kayıtlarının gönderildiği, suç tarihi olan 02.07.2009 tarihinde saat 15.28, 16.48, 17.15 ve 22.00’de sanığın kullandığı ... numaralı GSM hattından mağdurenin arandığı, sırasıyla 36, 9, 6 ve 287 saniye süren görüşmeler yapıldığı, yine 03.07.2009 tarihinde saat 14.35’de sanığın mağdurenin kullandığı hattı arayarak 91 saniye görüştükleri, müracaatın gerçekleştiği 04.07.2009 tarihinde saat 11.35’te mağdurenin sanığı aradığı ve 1 saniye görüştükleri, saat 11.37’de bu defa sanığın mağdureyi aradığı ve 53 saniye görüştükleri, son olarak mağdurenin aynı gün saat 13.36’da sanığa mesaj gönderdiği, suç tarihinden önce 29.06.2009 tarihinde saat 00.44’te mağdurenin sanığın kullandığı GSM hattına mesaj gönderdiği, akabinde saat 00.45, 08.43, 13.56, 13.57 ve 18.40’ta sanığın mağdureyi aradığı ve sırasıyla 393, 261, 63, 55, 256 saniye görüştükleri, yine 30.06.2009 tarihinde saat 18.00’de sanıktan gelen arama üzerine 172 saniye telefon görüşmesi yaptıkları, 01.07.2009 tarihinde saat 23.27’de sanığın mağdureye mesaj gönderdiği,
28.08.2009 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta; sanığın evinin bulunduğu adrese gidildiği, sanıkla aynı blokta 5, 7 ve 10 numaralı dairelerde ikamet eden ... , ... ve... isimli bina sakinleriyle görüşüldüğü, hepsinin de olay tarihinde başka bir adreste bulunmaları nedeniyle olaya dair bir görgü ve bilgilerinin bulunmadığını belirttikleri,
12.11.2014 havale tarihli dilekçesinde; mağdurenin sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiğini belirterek müdahil sıfatının kaldırılmasına ve sanık hakkında verilen cezanın şikâyet yokluğu nedeniyle düşürülmesine karar verilmesini istediği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdure ... 04.07.2009 tarihinde Savcılıkta; bir yıldan bu yana sanıkla arkadaşlık yaptığını, baş başa kaldıkları zamanlarda sanığın kendisine cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediğini, bakire olduğunu, evlenmeden önce birlikte olmalarının mümkün olmadığını söyleyerek sanığı reddettiğini, sanığın ise artık bakireliğin kalmadığını, evlenmeden önce herkesin cinsel ilişkide bulunduğunu söyleyerek kendisini ikna etmeye çalıştığını, sırf bu nedenle iki ay önce sanığı terk ettiğini, ancak bu sürede sanığın kendisini aramaya devam ederek yeniden görüşmek istediğini, ısrarlarına dayanamayarak sanıkla 02.07.2009 tarihinde Heykel McDonalds önünde buluştuğunu, sanığın arabasıyla gelip kendisini aldığını, bu sırada aracın arka koltuğunda sanığın bir arkadaşının da olduğunu, sanığın arkadaşını Cumhuriyet Caddesinde yol üzerinde bıraktıklarını, yolda giderken sanığa nereye gittiklerini sorduğunda sanığın kendisine evine gittiklerini, orada oturup konuşacaklarını ve birlikte film izleyeceklerini söylediğini, sanığın eve girer girmez kendisine sarılıp öpmeye çalıştığını, kendisini tutup yatak odasına götürdüğünü, üzerinde badi, bolero ve kot eteğinin olduğunu, sanığın hemen soyunduğunu sadece iç çamaşırlarının kaldığını, ona ne yaptığını sorduğunda sanığın bir şey yapmayacağını ve zarar vermeyeceğini söylediğini, ayaktayken eteğini kaldırdığını, âdet gördüğünü söylemesine rağmen külodunu çıkardığını, sırtüstü yatağa yatarken kendisini kollarından sımsıkı tutup üzerine doğru çektiğini, hasta olduğunu, yapmamasını söylemesine rağmen kendisini savunmasına fırsat vermeden sanığın, cinsel organını kendi cinsel organına soktuğunu, her tarafın kan olduğunu ve canının yandığını, kızlığının bozulduğunu düşünerek ağlamaya başladığını, hemen sanığın üstünden kalktığını, sanığın "Dikkatli ol. Yatağı kan yapıyorsun." diyerek bağırdığını, birlikte banyoya geçtiklerini, sanığın ıslak bez alarak banyo ile oda arasına damlayan kanları silmeye başladığını, bir taraftan da yatağı da kan yaptığını söyleyerek kendisine bağırdığını, kıyafetlerini getirdiğini, giyindikten sonra beraber evden çıktıklarını, arabaya bindiklerinde sanıktan kendisini doktora götürmesini istediğini, sanığa "Sana güvenmiyorum. Bugün doktora götürmezsen sen sonra inkâr edersin." dediğini, sanığın da kendisine hasta olduğunu, hastalığı geçince doktora götüreceğini, o zaman bir şey olmadığını göreceğini söylediğini, bu defa sanığa çocuk olmadığını, başına geleni bilebileceğini, kızlığının bozulduğunu, durumu temizlemesi için kendisiyle evlenmesi gerektiğini söylediğini ancak sanığın cevap vermediğini, bu işin temizlenmesi için muhakkak evlenmeleri gerektiğini, ancak isterse birkaç ay sonra boşanabileceklerini söylediğinde sanığın "Belki olabilir." dediğini, uzun süre dolaştıklarını, saat 21.30 sıralarında sanığın kendisini mahallesine getirdiğini ve "Arabadan in." dediğini, inmek istemeyince tekrar hareket ettiklerini, pazarın bulunduğu sokağa geldiklerinde sanığın yolun ortasında durup "Arabadan in." diyerek bağırmaya başladığını, sanıktan nüfus cüzdanını istediğini ancak sanığın vermediğini, sanığın bağırmalarına dayanamayıp ona "Mahallemize götür. Orada ineceğim." dediğini, sanığın kendisini tekrar mahallesine götürerek evine yakın bir yerde arabadan indirdiğini, 03.07.2009 tarihinde birkaç kez telefonla sanığa çağrı bıraktığını, en sonunda kendisini arayan sanığa iyi olmadığını söylediğini ve sanıktan kendisini doktora götürmesini istediğini, sanığın ise işlerinin olduğunu, gelemeyeceğini söyleyip telefonu kapattığını, rapor alıp savcılığa şikâyette bulunacağını söyleyerek sanığa mesaj gönderdiğini, ancak cevap gelmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
15.07.2009 tarihinde Savcılıkta; sanığı yaklaşık bir yıldır tanıdığını, Çekirge"de bir arkadaş ortamında tanıştıklarını, zaman zaman telefonla konuşup dışarıda buluşup görüştüklerini, yine sanıkla buluştukları bir gün havanın çok sıcak olduğunu, sanığın terlediğini, gömleğini değiştireceğini söylemesi üzerine birlikte sanığın evine gittiklerini, kendisinin eve çıkmak istemediğini, sanığın "Bana güven. Ben sana bir şey yapmam." dediğini, birlikte eve çıktıklarını, sanığın gömleğini değiştirdiğini ve kendisine karşı herhangi bir kötü hareketi olmadığını, sonrasında evden ayrıldıklarını, bunun haricinde kesinlikle olay gününe kadar sanığın evine tekrar gitmediğini, hep dışarıda buluştuklarını, tatilde olduğu sırada sanığın sürekli kendisini telefonla aradığını, telefona cevap vermediğini, tatilden döndükten sonra 02.07.2009 tarihinde öğle saatlerinde sanığın ... numaralı telefon hattından kendisine ait ... numarayı yine arayarak buluşmak istediğini söylediğini, kabul ettiğini, saat 15.30 civarında McDonalds"ın önünde buluştuklarını, geldiğinde arabada başka bir şahsın daha olduğunu, o şahsın beş dakika sonra araçtan indiğini, arabayla sanığın evinin önüne geldiklerini, sanığın "Eve çıkalım." dediğini, önce kabul etmediğini, sanığın kendisine "Bak daha önceden de gelmiştin. Bana güvenmiyor musun? Sana bir şey yapmam." demesi üzerine sanıkla birlikte eve çıktıklarını, eve girer girmez sanığın havanın çok sıcak olduğunu söyleyip gömleğini çıkardığını, sanığa "Ev çok sıcak. Camları aç hava alsın." dediğinde sanığın evin toz olabileceğini söyleyip camları da açmadığını, kolundan tutarak kendisini yatak odasına doğru çekmeye başladığını, regl döneminde olduğunu, evlenmeden önce kimseyle ilişkiye girmeyeceğini söylediğinde, sanığın dinlemeyip kendisini yatak odasına götürdüğünü, yatak odasında pantolonunu ve iç çamaşırını çıkardığını, üzerindeki kot eteğini yukarı kaldırarak iç çamaşırını yarıya kadar indirdiğini, iç çamaşırında kadın bağı bulunduğunu ve tamamen kan olduğunu, sanığa "İnanmıyorsan bak. Kanamalıyım." dediğini, sanığın bu defa "Arkadan yapalım." dediğini, ancak sanığın bu teklifini de kabul etmediğini, sanığın sırtı yatağa dönük olduğu hâlde kollarından tutarak kendisini yatağa doğru çekmeye çalıştığını, kendisinin de sanığı elleriyle ittiğini, o sırada sanığın sırtüstü yatağa düştüğünü, kendisinin de sanığın üstüne düştüğünü ve bir acı hissettiğini, sanığın cinsel organının kendi cinsel organına girdiğini, cinsel organından kan geldiğini ve bağırıp ağlamaya başladığını, bunun üzerine sanığın "Sus, sus. Beni rezil mi edeceksin? Yatağı da kan yaptın." diyerek bağırdığını, sanığa "Sen benim kızlığımı bozdun. Hemen doktora gideceğiz." dediğini, sanığın "Sen şu anda hastasın. Doktorluk bir durumun yok. Sana herhangi bir şey olmadı. Ben daha önceden de bu şekilde hasta olan kızlarla birlikte oldum. Olsaydı anlardım. Ben profesyonelim." diyerek cevap verdiğini, evden çıkarken ağlamakta olduğunu, ağladığını site görevlisi olduğunu düşündüğü, kısa boylu, kel, hafif toplu bir şahsın da gördüğünü, daha sonra arabaya bindiklerini, sanığa "Ben arabadan inmiyorum. Beni doktora götüreceksin." dediğinde sanığın da "Şu anda hastasın. Bir hafta sonu götürürüm." diye cevap verdiğini, sanığın gün boyu kendisini araç içinde dolaştırdığını, araçta devamlı bu olayı konuştuklarını, kendisine "Hiç olmazsa yaptığını temizle. Birkaç ay sonra da boşanırız." dediğini, sanıkla araç içinde gece saat 21.30"a kadar dolaştıklarını, sanığın kendisini sokak ortasında bırakmaya kalktığını, ısrarla kendisinden arabadan inmesini istediğini, kendisinin de ısrarla doktora gitmek istediğini, saat geç olunca evinin yakınlarında araçtan inip eve gittiğini, sanıkla kesinlikle rızasıyla birlikte olmadığını, zorla ırzına geçen sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Mahkemede; olay tarihinden yaklaşık bir sene öncesinde sanıkla tanıştığını, bu süre içerisinde bir kez sanığın evine gittiğini, onda da sanığın gömleğini değiştirip dışarı çıktığını, olay tarihinde sanığın kendisini telefonla arayıp özlediğini söylediğini, buluştuklarını, arabayla sanığın evine doğru gittiklerini, istememesine rağmen kendisine zarar vermeyeceğini söyleyen sanıkla eve girdiğini, sanığın eve girer girmez kapıyı kapattığını, gömleğini çıkarıp kendisine sarıldığını, yatak odasına doğru götürdüğünü, sanığa yapmamasını, evlenmeden önce ilişkiye girmeyeceğini söylediğini ancak sanığın kendi pantolon ve külodunu çıkarttıktan sonra belinden tuttuğunu, eteğini yukarı doğru sıyırıp külodunu yarıya kadar indirmesi üzerine sanığa regl döneminde olduğunu söylediğinde sanığın anal yoldan ilişkiye girmeyi teklif ettiğini, kabul etmeyince rızası dışında kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, kızlığının bozulmasına neden olduğunu, sanığın eylemini zorla gerçekleştirdiğini, girdikleri evin kapıcısının kendisini ağlarken gördüğünü, sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini,
Tanık Ali Altın Kollukta; sanığı tanıdığını, sanığın evine arada bir gittiğini, mağdureyi ise tanımadığını, tarihini hatırlamadığı bir gün saat 18.00 sıralarında yani ikindi namazından sonra sitenin bahçesini suladığı bir sırada sanığın yanında daha önce hiç görmediği bir kadınla binadan çıktığını, sanığın önde, kadının ise arkasında yürüdüğünü, sessiz bir şekilde yanından geçtiklerini, tartıştıklarını görmediğini, arabaya binip gittiklerini,
Mahkemede; olay tarihi itibarıyla sanığın evinin bulunduğu sitede görev yaptığını, genelde site sakinlerini tanıdığını, onlarla görüştüğünü, sanığı da tanıdığını, olay günü önde sanık, arkada ise bir kadın olduğu hâlde binadan çıktıklarını, hatta sanıkla birbirlerine hâl hatır sorduklarını ancak kadına dikkatli bir şekilde bakmadığını, o an için herhangi bir olumsuzluk ve farklı bir şey hissetmediğini, sanığı daha önce bu kadınla gördüğünü hatırlamadığını, çıkarken kadının ağladığını fark etmediğini, ayrıca utandığı için kadının yüzüne bakmadığından kadının kim olduğunu bilemediğini, onu daha önce görüp görmediğini ve kadının ne giydiğini hatırlamadığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... 05.07.2009 tarihinde Kollukta; mağdureyle yaklaşık 1,5 yıl önce bir arkadaş ortamında tanıştığını, bugüne kadar yaklaşık altı-yedi defa görüştüklerini, bu birlikteliklerinde evine de üç-dört kez gittiklerini, bu konuda mağdureye herhangi bir baskı da yapmadığını ancak seviştiklerini, 02.07.2009 tarihinde saat 15.00 sıralarında mağdurenin kendisini cep telefonundan arayarak "Özledim. Seninle görüşmek istiyorum." dediğini, kabul ederek Heykel McDonalds önünde buluştuklarını, o sırada yolda görüp arabasına aldığı bir arkadaşını da yolda indirdiğini ve mağdureyle birlikte evine gittiklerini, daha önceki görüşmelerinde ve eve gitmelerinde olduğu gibi yine mağdurenin kendisine sarılmasıyla aralarında sevişme yaşandığını, hatta mağdurenin aybaşı olduğunu ancak bu durumda bazı kadınların olduğu gibi kendisinin de daha ateşli olduğunu söylediğini, sevişirken mağdure külodunu çıkarınca gerek yatak gerekse yerlerde kan lekesi oluştuğunu ve bu durumdan rahatsız olup mağdureden giyinmesini istediğini, araca bindiklerinde mağdurenin kızlığının bozulduğunu ve evlenmelerinin gerektiğini söylemeye başlaması üzerine mağdureye "Sen ne diyorsun? Ben seninle normal hâlinle birlikte olmadım. Bu hâlin ile hiç olmadım ama yine de şüphen varsa bu durumun düzeldiğinde doktora götürürüm. Olmadığını anlarsın. Ben kendimden eminim. Böyle bir niyetim dahi olmadı." demesine rağmen mağdurenin ısrarla evlenmeleri gerektiğini, evlendikten bir ay sonra boşanabileceklerini söylediğini, mağdurenin amacının ne olduğunu anlayamadığını, evlenmelerinin mümkün olmadığını söyleyerek mağdureyi evlerinin yanına bıraktığını, mağdurenin daha sonra telefonla arayarak doktora gitmek istediğini söylediğini ancak işleri nedeniyle götüremediğini, zaten mağdurenin aybaşı hâlinin de bitmediğini, polis merkezinde mağdurenin kızlık zarının 2-3-4 gün içinde bozulduğu şeklindeki doktor raporunu okuyunca şaşırdığını, mağdurenin olay günü kendisini aniden arayarak görüşmek istediğini söylemesi ve raporda da kızlık zarındaki bozulmanın o günlerde gerçekleşmiş olabileceğinin bildirilmesi nedeniyle mağdurenin birileriyle müşterek hareket ederek kendisini zor duruma düşürmek ve kendisinden faydalanmak istediğini düşündüğünü, mağdurenin evlenme vaadiyle kandırıldığını beyan etmesi hâlinde 44 yaşında bir insan olarak evlenmeyi düşündüğü biriyle 1,5 yılda 6 kez buluşmasının normal olmadığının da düşünülmesi gerektiğini, yıllardır ticaretle uğraşan, yasalara saygılı ve yanında birçok kişi çalıştıran bir birey olarak bir kızın zorla ya da evlenme vaadiyle kızlığını bozduğuna dair suçlamanın kendisini çok üzdüğünü, mağdureye zorla sahip olması hâlinde kendisinin ve mağdurenin vücudunda bunun emarelerinin mutlaka bulunması gerektiğini, suçlamaların hayal ürünü olduğunu ve mağdurenin birileri tarafından yönlendirildiğine inandığını, suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini,
Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; suçlamayı kabul etmediğini, mağdure ile yaklaşık 1,5 yıllık dönem içinde 6-7 kez birlikteliklerinin olduğunu, fiili görüşmelerinin de bu kadar olduğunu, olay günü de aynı şekilde mağdurenin rızasıyla birlikte olduklarını, mağdurenin telefonla arayıp görüşmek istediğini söylediğini, eve gittiklerini, sevişmeye başladıkları sırada mağdurenin aybaşı olduğunu söylediğini, kanama başlayınca kendisinin panik yaptığını, mağdureye regl dönemi sona erdiğinde onu doktora götürüp kontrol ettireceğini söylediğini, daha sonra hakkında böyle bir isnatta bulunulduğunu, mağdurenin kendisiyle evlenmesini sağlamak için böyle bir iddiada bulunduğunu, hatta kendisine "Evlen. Daha sonra istersen boşanırız." dahi dediğini, iddiayı kabul etmediğini,
09.12.2009 tarihinde Mahkemede; olaydan yaklaşık bir sene öncesine kadar mağdureyi tanıdığını, bu süre içerisinde mağdurenin isteği doğrultusunda çeşitli defalar birlikte olduklarını ancak mağdure bakire olduğunu söylediği için tam bir birleşme yaşamadan sürtünerek veya oral seks yoluyla boşaldığını ve bu şekilde ilişkiye girdiklerini, genelde mağdurenin buluşmak istediği zaman telefonla çağrı bıraktığını, kendisi telefonla dönüş yaptığında konuşup ilişkiye girdiklerini, olay günü de kendisine çağrı atan mağdureyi telefonla arayarak görüştüğünü, her zaman olduğu gibi evine götürdüğünü, yine mağdurenin rızasıyla yatak odasına geçtiklerini ve tamamen soyunduğunu, mağdurede ise külot olduğunu, yatağa sırtüstü uzandığını, mağdurenin de üzerine çıktığını ve aybaşı dönemi olduğunu söylediğini, sürtünmeye başladığını, aybaşı dönemi olduğu için o şekilde seks yapmayıp oral seks yapmayı teklif etttiğini, mağdurenin aniden kendisini yatağın kenarına atarak kızlığının bozulduğunu, evlenmek zorunda olduklarını, gerekirse evlenip kısa süre sonra boşanabileceklerini söylediğini ancak kendisinin mağdurenin bu teklifini kabul etmediğini, mağdureye kızlığının bozulmuş olamayacağını, gerekirse onu doktora götürüp kontrol ettirebileceğini söylediğini, suçlamayı kabul etmediğini, daha önceki görüşmelerinde kendisinden başka kız arkadaşlarının da olduğunu öğrenen mağdurenin "Senin başına öyle bir çorap öreceğim ki göreceksin." şeklinde beyanlarda bulunduğunu ancak kendisinin bu açıklamaları önemsemediğini,
27.05.2014 tarihinde Mahkemede; obsesif kompulsif bozukluğu bulunduğunu, olay tarihinde mağdurenin âdetli olduğunu ve böyle bir durumda mağdureyle birlikte olmasının mümkün olmadığını, yapacak olsa daha önce de yapabileceğini, böyle bir yapıda insan olmaktansa ölmeyi tercih edeceğini, beraat kararından sonra mağdurenin kendisine defalarca mesaj attığını, telefonda kendisine "Korkma aşılarımı yaptırdım." dediğini, kendisinin de telefonu mağdurenin yüzüne kapattığını, mağdureyle yalnız kalmak istemediğini, iş yerine gelen mağdurenin, bir arkadaşının dolduruşuna geldiğini kendisine söylediğini,
Savunmuştur.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Cinsel saldırı" başlığını taşıyan 102. maddesinin suç tarihindeki hâli;
"1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı,
d) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır.
5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." şeklinde iken, 28.06.2014 tarihli Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"un 58. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu;
"(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,
d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur." hâlini almıştır.
Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan maddenin ilk fıkrasında cinsel saldırı suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında ise vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır.
Korunan hukukî değer, kişilerin cinsel özgürlüğü ve dokunulmazlığıdır. Cinsel saldırı suçunda failin kadın ya da erkek, evli veya bekâr olması mümkündür. Fail ile mağdurun farklı ya da aynı cinsiyetten olması da önemli değildir. Ancak, TCK’nın 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunun mağdurunun on sekiz yaşını tamamlamış olması gerekir. Cinsel saldırı kasten işlenebilir ve failin kastının suçun kanuni tanımındaki tüm unsurları, yani mağduru, cinsel davranışı, vücut dokunulmazlığının ihlalini ve mağdurun rıza göstermediğini kapsaması gerekir. Bu suçla korunan hukuki yarar üzerinde tasarrufta bulunabilen cinsel özgürlük olduğundan hukuki sınırlar içerisinde kalması şartıyla rızaya ehil mağdurun cinsel davranışa göstereceği rıza, fiili hukuka uygun hale getirecektir. Maddenin ikinci fıkrasındaki nitelikli halin oluşması için vücuda organ veya sair cismin sokulması gerekir.
Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ile mağdurenin olay öncesinde yaklaşık 1,5 yıllık bir arkadaşlık ilişkilerinin bulunduğu, daha önce telefonla konuşarak kararlaştırdıkları gibi olay tarihinde saat 15.00 sıralarında buluşarak sanığa ait eve gittikleri, mağdurenin 04.07.2009 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek sanığın kendisine zorla organ sokmak suretiyle cinsel saldırıda bulunduğunu iddia ettiği ve olayla ilgili soruşturmanın başladığı, mağdurenin Savcılıkta alınan ilk beyanında, sanığın eve girer girmez kendisine sarılıp öpmeye çalıştığını, kendisini tutup yatak odasına götürdüğünü, sanığın hemen soyunduğunu ve üzerinde sadece iç çamaşırlarının kaldığını, kendisi ayaktayken sanığın, eteğini kaldırdığını, âdet gördüğünü söylemesine rağmen sanığın, külodunu çıkardığını, sanığın sırtüstü yatağa yatarken kendisini kollarından sıkıca tutup üzerine doğru çektiğini, sanığa, hasta olduğunu ve yapmamasını söylemesine rağmen kendisini savunmasına fırsat vermeden sanığın cinsel organını kendisinin cinsel organına soktuğunu ifade ettiği, ilk Savcılık beyanından yaklaşık 10 gün sonra alınan ikinci beyanında ise, olaydan önceki bir tarihte bir defa daha sanığın evine gittiğini, sanığın gömleğini değiştirmesi üzerine evden ayrıldıklarını ve başına herhangi bir kötü olay gelmediğini, olay günü ise eve girer girmez sanığın havanın çok sıcak olduğunu söyleyip gömleğini çıkardığını, sanığa evin hava alması için camları açmasını söylediğinde sanığın evin toz olabileceğini söyleyip camları da açmadığını, sanığın, kolundan tutarak kendisini yatak odasına doğru çekmeye başladığını, regl döneminde olduğunu ve evlenmeden önce kimseyle ilişkiye girmeyeceğini söylediğinde, sanığın dinlemeyip kendisini yatak odasına götürdüğünü, yatak odasında pantolonunu ve iç çamaşırını çıkaran sanığın kendisinin üzerindeki kot eteği yukarı kaldırarak iç çamaşırını yarıya kadar indirdiğini, iç çamaşırında kadın bağı bulunduğunu ve tamamen kan olduğunu, bu durumu gören sanığın bu defa anal yolla ilişkiye girmeyi teklif ettiğini, bu teklifi de kabul etmemesi üzerine sanığın sırtı yatağa dönük olduğu hâlde kollarından tutarak kendisini yatağa doğru çekmeye çalıştığını, kendisinin sanığı elleriyle ittiğini, o sırada sanığın sırtüstü yatağa düştüğünü, kendisinin de sanığın üzerine düştüğünü ve bir acı hissettiğini, sanığın cinsel organının kendi cinsel organına girdiğini, olaydan sonra evden çıkarken ağlamakta olduğunu ve bu hâlini site görevlisi olduğunu düşündüğü, kısa boylu, kel, hafif toplu bir şahsın da gördüğünü iddia ettiği, sanığın ise tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmediği, Bursa Zübeyde Hanım Doğumevince mağdure hakkında düzenlenen 04.07.2009 tarihli raporda; hymen saat 7 hizasında kenarları ekimotik, son 2-3-4 gün içerisinde olduğu düşünülen, kaideye inen laserasyon mevcut olduğunun ve kızlık zarının izale edildiğinin belirtildiği anlaşılan dosyada;
Mağdurenin soruşturma aşamasında Savcılıkta farklı tarihlerde verdiği beyanlarında sanığı olaydan 2 ay önce terk ettiğini ancak söz konusu zaman zarfında sanığın kendisini telefonla aramaya devam ederek görüşmek istediğini belirtmesine rağmen sanık ve mağdurenin kullandığı telefon numaralarının 15.06.2009-05.07.2009 tarihleri arasındaki arama ve mesaj gönderme kayıtlarında 29.06.2009 tarihine kadar aralarında hiçbir görüşme kaydının bulunmadığının anlaşılması, 29.06.2009 tarihinde ise saat 00.44’te mağdurenin sanığın telefonuna mesaj atması ve 00.45’te sanığın mağdureyi telefonla arayıp yaklaşık 6,5 dakika süren bir görüşme gerçekleştirmeleri suretiyle aralarında ilk iletişimin başlaması, mağdurenin aşamalarda rızasına aykırı olarak kendisiyle ilişkiye girdiğini ve kızlığını bozduğunu iddia ettiği sanığın kendisiyle evlenmeyi kabul etmediğini beyan etmesi ve sanığın ise aşamalarda mağdureyle rızası dahilinde organ sokma olmaksızın ilişki yaşadıklarını ancak yatağın üzerine kan lekesinin bulaşması nedeniyle rahatsız olup mağdureden giyinmesini istediğini belirtmesi ve ayrıca olayın hemen akabinde mağdurenin, kızlığının bozulduğunu söyleyerek kendisini evliliğe zorladığını ifade etmesi, temizlik takıntısı bulunan sanığın mağdurenin regl döneminde olduğunu bilmesi hâlinde onunla ilişki kurmak istemesinin hayatın olağan akışına uygunluk göstermemesi, nitekim sanığın kovuşturma aşamasında kendisinde temizlik takıntısı bulunduğu yönündeki beyanının mağdurenin aşamalarda sanığın yatağın kirlenmesi nedeniyle kendisine tepki gösterdiği ve evin hava alması için camları açmasını söylediğinde sanığın evin toz olabileceğini söyleyip camları açmadığı yönündeki beyanlarıyla da örtüşmesi ve sanığın aşamalarda istikrarlı ve tutarlı bir şekilde eylemin mağdurenin rızası doğrultusunda gerçekleştiği yönündeki savunmasını da doğrulaması, her ne kadar sanık Kolluktaki ve tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesindeki savunmasında mağdurenin 02.07.2009 tarihinde kendisini saat 15.00 sıralarında aradığını belirtmiş ancak alınan HTS kayıtlarında sanığın savunmasının aksine sanığın mağdureyi olay günü saat 15.28, 16.48, 17.15 ve 22.00’de aradığı anlaşılmış ise de sanığın kovuşturma aşamasındaki savunmasında genelde mağdurenin buluşmak istediği zamanlarda çağrı attığını, ardından buluştuklarını, olay günü de mağdurenin çağrı atmasının ardından onu telefonla arayıp mağdureyi her zamanki gibi evine götürdüğünü belirterek soruşturma aşamasındaki beyanında aleyhine hasıl olan çelişkiyi gidermesi, mağdurenin Savcılıkta alınan ilk beyanında dile getirmediği hâlde sonraki beyanlarında sanığın olay sırasında kendisine anal ilişki teklifinde bulunduğunu, bu teklifi reddetmesi üzerine eylemi gerçekleştirdiğini belirterek yeni olgular eklemek suretiyle sanığın aleyhine iddialarını genişletmesi ve olay örgüsüne dair önemli hususlarda farklı beyanlarda bulunması, mağdurenin eylemden sonra ağlar vaziyette evden çıkarken kendisini gördüğünü belirttiği site görevlisi tanık Ali"nin ise mağdurenin bu iddiasını doğrulamaması, sanıkla iletişim kurmaya devam edip olaydan iki gün sonra sanığa şikâyetçi olacağına dair bir mesaj da göndererek Savcılığa müracaatta bulunan mağdurenin, kollarından tutarak kendisini sırtüstü yatağa atan sanığın üzerine düşmesi esnasında sanığın cinsel organının kendisinin cinsel organına girdiği şeklindeki anlatımının da olağan hayat tecrübelerine aykırı olması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde mağdurenin sanığın eylemine rızasının bulunup bulunmadığı hususunun şüphede kalması, oluşan şüphenin de sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek sanığa atılı nitelikli cinsel saldırı suçunun sabit olmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; birinci uyuşmazlık yönünden itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Ulaşılan bu sonuç karşısında, ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 11.09.2019 tarihli ve 4900-10780 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.07.2014 tarihli ve 26-263 sayılı mahkûmiyet hükmünün sanık ...’e atılı nitelikli cinsel saldırı suçunun sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek, Özel Daire onama kararının kaldırılıp Yerel Mahkeme hükmünün bozulması nedeniyle, sanık ... hakkındaki cezanın infazına başlanmış ise İNFAZIN DURDURULMASINA, sanığın bu suçtan cezaevine alınmış olması ihtimali bulunduğundan, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değilse DERHAL SERBEST BIRAKILMASI için YAZI YAZILMASINA,
5-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.03.2021 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 06.05.2021 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.