8. Hukuk Dairesi 2010/7163 E. , 2011/3647 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tescil
... ile Hazine ve Bayındır Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair ...Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 25.06.2010 gün ve 202/195 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, kendisine ait 175 ada 1 ve 178 ada 1 parselin arasında kalan ve bu taşınmazların bütünü olan yerin, kadastroca yol olarak tespit dışı bırakıldığını, belirterek dava konusu yerin adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili ile davalı ... Tüzel Kişiliği temsilcisi ayrı ayrı; dava konusu yerin yol olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamından; dava konusu yerin, 2005 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında, yol niteliğiyle tespit dışı bırakıldığı anlaşılmaktadır. Kadastroca tespit dışı bırakılan bir yerin genel hükümlere göre tescilinin yapılabilmesi için taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya elverişli ve tescil tarihine kadar kanunda belirtilen koşullar altında tasarruf edilmiş olması gerekir. Yerel bilirkişi ve tanıklar ağırlıklı olarak; dava konusu taşınmaz bölümünün sınırında bulunan 178 ada 1 ve 175 ada 1 parselin öncesinde ... isimli kişiye ait iken satışı ile davacıya intikal ettiğini, daha önce satıcı ...’a ait bulunan 175 ada 2 parsel üzerinden başlayıp dava konusu taşınmaz bölümü üzerinden geçerek giden bir yolun bulunduğunu, ...’ın kendisine ait 175 da 2 parsel üzerinden geçen yolu 25-30 yıl önce kapatması sonucunda dava konusu yerinde yol olarak kullanılmamaya başlandığını, davacıya ait arazilerin arasında kalan dava konusu yerin avlu halini aldığını bildirmişlerdir. (Pek kullanılmasa ve araç geçmese bile hayvanların gelip geçtiği yol olma özelliğini koruduğuna ilişkin tanık beyanları da bulunmakta olup bu açıklamalar davacı tarafından dosyaya sunulan 7.8.2006 günlü dilekçedeki açıklamalarla da doğrulanmaktadır.) Yollar kamunun yararlandığı Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, bu tür yerlerin özel mülkiyet şeklinde tasarruf edilmesi ve kazanılması mümkün değildir. Ancak 2644 sayılı Tapu Kanununun 21.maddesinde; köy ve belediye sınırları içinde kapanmış yollar ile yol fazlalarının ilgili köy veya belediye adına tescil edileceği belirtilmiştir. Terkedilme veya kapanma ya da güzergah değişikliği nedeniyle aktif yol olmaktan çıkmış bulunan bir yer köy tüzel kişiliği veya belediye adına tescil edilebileceği gibi, yasa da belirtilen koşullar altında tasarruf edilmiş olması halinde kazanılması da mümkün olabilir. Bir yolun kapanmasından veya terk edilmesinden söz edebilmek için bu yolun kamu tarafından hiç kullanılmaması, tamamen terk edilmesi yada yetkili merciler tarafından yol olmaktan çıkarılması gerekir. Genel yada kadastral bir yolun işgal edilmesi veya gidiş gelişe kapatılması ile yolun terk edildiği sonucuna varılamaz. Görülmekte olan davada öncesi itibariyle yol olan bu yerin davacının satıcısı ... tarafından 20-25 yıl önce kapatıldığı ve aktif yol olma özelliğini bu nedenle yitirdiği anlaşılmaktadır. Dolayısı ile az yukarıda değinildiği üzere kapanmış veya terk edilmiş bir yol söz konusu olmadığından böyle bir yolun ve yerin kazanmayı sağlayan zilyetlik yolu ile edinilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Bir an için dava konusu taşınmaz bölümünün hiç yol olmadığı ve yol olarak kullanılmadığı kabul edilse dahi; 24.5.2010 tarihinde yapılan keşifte bilirkişi olarak görevlendirilen ziraatçı bilirkişi ...tarafından düzenlenen 25.5.2010 günlü raporda; dava konusu taşınmazın taşlık-kayalık niteliğe sahip üzerinde hiç tarım yapılmayan bir yer olduğu açıklanmıştır. Böyle bir yerin kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak edinilebilmesi için 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesinde belirtilen koşullar altında tasarruf edilmesi yani imar-ihya edilerek tarım arazisi haline getirilmesi ve imar-ihya işleminin tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile tasarruf edilmesi gerekmektedir. Dava konusu taşınmaz bölümü imar-ihya edilmediğine ve tarımsal faaliyete konu bulunmadığına göre; var olan hiçbir tasarruf şekli kanunun aradığı anlamda bir tasarruf şekli olmadığı için iktisap sağlamayacağına göre; davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yukarıda açıklanan yasal gerekliliklerin gözardı edilmesi sonucunda davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme hükmünün HUMK nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.06.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.