Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2021/6
Karar No: 2021/263
Karar Tarihi: 08.06.2021

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/6 Esas 2021/263 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2021/6 E.  ,  2021/263 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 7. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 532-367


    Kaçakçılığa konu eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanık ..."in 5607 sayılı Kanun"un 6/4. maddesi yollamasıyla aynı Kanun"un 3/1. maddesi ile TCK"nın 52/1-2, 62, 51/1-3-7, 52/2-4 ve 54. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 1.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine, taksitlendirmeye ve müsadereye ilişkin Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.12.2012 tarihli ve 726-1945 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 02.07.2015 tarih ve 24903-18394 sayı ile;
    ""7201 sayılı Tebligat Kanunu"nun 35/1. maddesinde "Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.." hükmü öngörülmüş olup, yurt dışında ikamet eden sanığın adresine geçerli bir tebligatın yapılmamış olması nedeniyle, yoklukta verilen kararın Türkiye"de bir adrese Tebligat Kanunu"nun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi usule uygun bulunmadığından, öğrenme üzerine yapılan temyiz talebinin süresinde kabul edilerek ve hükmolunan cezanın nevi ve miktarına göre sanık müdafisinin duruşmalı inceleme talebi yerinde görülmediğinden 5320 sayılı Yasa"nın 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK"nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
    Yurtdışı istinabe yoluyla alınan mahkeme beyanında, Türkiye"de bir avukat tutarak savunma yapmak istediğini belirterek başka bir beyanda bulunmayan sanığın usulünce sorgusu yapılıp, savunması alınmadan yargılamanın sonlandırılması suretiyle CMK"nın 147 ve 191. maddelerine aykırı davranılması;"" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 06.06.2016 tarih ve 532-367 sayı ile;
    ""Sanığın hazırlık aşamasında 09/07/2009 tarihinde alınan ifadesinde yurt dışı adresi bildirdiği, bu adrese mahkememizce yurt dışı talimat yazıldığı, sanığın 24/08/2010 tarihinde Alman Mahkemesi huzurunda kendisine savunma hakkı tanındığı, sanığın "Türkiye"de bir avukat tutmak istiyorum, kendime bir avukat arayacağım, dava konusu ile ilgili olarak şimdi burada herhangi bir beyanda bulunmak istemiyorum." şeklinde beyanda bulunduğu, sanığın bu şekilde susma hakkını kullandığı, aradan iki yıl geçmesine rağmen Mahkememize müracat etmediği gibi Türkiye"de bir avukat da tutmadığı, yargılamalara da katılmadığı anlaşılmaktadır.
    Mahkememizce sanığa savunma hakkı tanınmış ve sanık susma hakkını kullanmıştır. Bu nedenle Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 02/07/2015 tarihli bozma ilamının yerinde görülmediği,"" şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.06.2018 tarihli ve 311475 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 01.12.2020 tarih ve 6490-17448 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın savunmasının usulüne uygun alınıp alınmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    09.07.2009 tarihli olay tutanağına göre; Türk Hava Yollarına ait uçakla Düsseldorf’dan Atatürk Hava Limanına gelen ve passaport giriş işlemlerini müteakip Gelen Yolcu Salonuna geçen ve şüpheli hareketlerde bulunan sanığın bagaj bandından aldığı iki adet valizle yeşil hat muayene peronlarından çıkıp Hava Limanını terk edeceği sırada yapılan kontrolde toplam 7.811 gram altının ele geçirildiği;
    07.11.2012 düzenlenme tarihli kaçak eşyaya mahsus tespit varakasına göre; ele geçirilen eşyanın CİF değerinin 290.788 TL, vergiler toplamının 210.06 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 290.998 TL olarak bildirildiği,
    Sanık müdafisi Av. ...’ın 16.01.2013 tarihinde, 28.10.2010 düzenlenme tarihli vekâletname ibraz ettiği ve 14.03.2013 havale tarihli dilekçe ile Yerel Mahkemece verilen sanığın mahkûmiyetine ilişkin 17.12.2012 tarihli ve 726-1945 sayılı kararı ile 06.06.2016 tarihli ve 532-367 direnme kararını temyiz ettiği;
    Sanığın 24.08.2010 tarihinde Leverkusen Asliye Ceza Mahkemesinde uluslararası istinabe yöntemiyle alınan ifadesinde; Türkiye’de bir avukat tutmak istediğini, kendisine bir avukat arayacağını, dava konusuyla ilgili olarak burada herhangi bir beyanda bulunmak istemediğini belirttiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlığın çözümü bakımından, ""Savunma hakkı"", ""Hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı kuralı ve istisnaları"" ile ""Sanığın duruşmadan bağışık tutulması""nı düzenleyen CMK hükümlerine değinilmesi faydalı olacaktır.
    Oldukça geniş bir kavram olan "Savunma hakkı", şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar bir gün şüpheli veya sanık konumuna düşebilecek olan toplumda yaşayan herhangi bir ferdi, dolayısıyla bütün toplumu ve yine adaleti sağlama yükümlülüğü bulunan Devleti de ilgilendirmektedir. Ceza muhakemesinin amacı, yargılama neticesi verilen ve iddia ile savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlamaktadır. Bu yönüyle, geniş bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gereken savunma hakkı, yargı mercileri huzurunda kendisini savunma, müdafi yardımından yararlanma, susma, soru sorma, aleyhine olan işleme katılmama, tercümandan yararlanma, delillerin toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma, kanun yoluna başvurma gibi hakları içermektedir.
    Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi"nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunma hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir.
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın "Temel haklar ve ödevler" bölümünde yer alan 36. maddesinde savunma hakkı; "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." şeklinde düzenlenmiş olup, "Temel hak" niteliğine uygun olarak savunma hakkı verilmemesi veya savunma hakkının sınırlandırılması durumunda verilen karar hukuka aykırı olacaktır. Buna göre, sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi, yargı mercilerince her aşamada nazara alınması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın herhangi bir nedenle sınırlandırılması da mümkün değildir. Nitekim 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/8 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-h maddeleri uyarınca savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir.
    Savunma hakkının temelini oluşturan sorgu, sadece sanık lehine getirilmiş bir hüküm değil, aynı zamanda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla konulmuş, kamusal niteliği de bulunan emredici bir usul kuralıdır. Savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ilke olmakla birlikte, kanun koyucunun başka bir mağduriyete sebebiyet vermemek, yargılamanın uzamasını engellemek, usul ekonomisi, gereksiz emek ve gider kaybına neden olmamak açısından bazı sınırlamalara gittiği de bir gerçektir. Ancak bu sınırlamalar yukarıda da belirtildiği gibi istisna olup, bu hâllerde dâhi usul kanunumuz bazı şartların varlığını aramaktadır.
    Sanık duruşmada hazır bulunması gereken kişilerden olup, bu durum yargılamanın "Yüze karşılık" özelliği ve savunma hakkının sonucudur. Bu nedenledir ki, ceza muhakemesi hukukumuzda istisnai hâller haricinde, gelmeyen sanık hakkında duruşma yapılamayacaktır.
    CMK’nın “Duruşmanın başlaması” başlıklı 191. maddesi uygulanma tarihi itibarıyla;
    “(1) Sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır. Sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.
    (2) Tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılırlar.
    (3) Duruşmada, sırasıyla;
    a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır,
    b) İddianame veya iddianame yerine geçen belge okunur,
    c) Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,
    d) Sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde, usulüne göre sorgusu yapılır.”
    “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesi ise;
    “(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
    a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.
    b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.
    c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.
    d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.
    e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.
    f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.
    g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.
    h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.
    i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:
    1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.
    2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.
    3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.
    4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.
    5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.”
    Şeklinde düzenlenmiştir.
    Görüldüğü gibi ifade ve sorgu şüpheli ve sanık bakımından bir yükümlülük olmakla beraber aynı zamanda bir haktır. 5271 sayılı CMK"nın 147. maddesinde belirtilen yasal hakları kendisine hatırlatılan ve “Açıklamada bulunmama” hakkını kullandığına dair bir beyanda bulunmayan, savunma yapmak için kendisine avukat tutmak isteyen sanığın yüklenen suç ile ilgili sorgusu yapılmadan, soruşturma evresindeki ifadelerine atıfta bulunması ve mahkeme tarafından da iddia konusu eylemin aydınlatılması açısından hiçbir soru yöneltilmemiş olması durumunda, usulüne uygun sorgu yapıldığından söz edilemez. Bu savunmalara dayanılarak hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir.
    Uyuşmazlığın çözümü bakımından, ""Hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı kuralı ve istisnaları"" ile ""Sanığın duruşmadan bağışık tutulması""nı düzenleyen 5271 sayılı CMK hükümlerine değinilmesi faydalı olacaktır.
    Sanık hazır olmaksızın duruşma yapılamayacağı kuralını düzenleyen CMK’nın “Sanığın duruşmada hazır bulunmaması” başlıklı 193. maddesinin birinci fıkrası;
    “Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir” hükmü amir olup, bu kuralın istisnai hâlleri ise aynı maddenin ikinci fıkrasında;
    “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.”
    194. maddenin ikinci fıkrasında; “Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir.”
    195. maddenin birinci fıkrasında; “Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır.”
    200. maddenin birinci fıkrasında; “Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir.”
    204. maddenin birinci fıkrasında ise; “Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır.”
    Biçiminde gösterilmiştir.
    “Sanığın duruşmadan bağışık tutulması” başlıklı 196. Maddesinde ise, uygulanma tarihi itibarıyla;
    “(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir.
    (2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur.
    (3) Sorgu tutanağı duruşmada okunur.
    (4) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır.
    (5) Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.
    (6) Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir”
    Hükümlerine yer verilmiştir.
    Maddenin birinci fıkrasında, mahkemece sorgusu yapılmış olmak şartıyla sanığın veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafisinin istemi ile duruşmada hazır bulunmaktan vareste tutulabileceği kabul edilmiş, beşinci fıkrasında ise hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın sorgusu yapılmış olmak şartıyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebileceği düzenlenmiştir.
    Her iki fıkrada da sanığın sorgusunun yapılmış olması hâli bağışık tutulmanın şartı olarak belirtilmiştir.
    Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
    Eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etmek suçundan sanık hakkında açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama kapsamında uluslararası istinabe yoluyla 24.08.2010 tarihinde Leverkusen Asliye Ceza Mahkemesince ifadesine başvurulan sanığın; Türkiye’de avukat tutmak istediği, kendine bir avukat arayacağı ve dava konusuyla ilgili olarak söz konusu Mahkemede herhangi bir beyanda bulunmak istemediği yönündeki ifadesinin ardından Yerel Mahkemece sanığın 5607 sayılı Kaçakçılık Kanunu’nun 6/4. maddesi yollamasıyla 3/1. maddesi ile TCK’nın 62, 52/1, 51 ve 54. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 1.000TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine ve müsadereye karar verildiği anlaşılmış ise de;
    Sanığın hakkındaki suçlamaya ilişkin olarak susma hakkını kullanmak istediğini açıkça ileri sürmemesi ve savunmasını müdafisi huzurunda yapmak istediğini beyan etmesinin savunmasını yaptığı anlamına gelmeyeceği, sanığın bu beyanlarına savunma anlamı verilerek mahkûmiyet hükmü kurulmasının ise duruşmanın yüz yüzeliği ve sözlülüğü ilkeleriyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlâli sonucunu doğuracağı ve böylelikle Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan savunma hakkının kısıtlanmış olacağı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, direnme kararına konu hükmün, belirlenen bu usulü nedenden dolayı sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; ""Sanığın usulüne uygun savunmasının alındığı"" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
    SONUÇ :
    1- Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.06.2016 tarihli ve 532-367 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın sorgusu yapılmadan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.06.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi