Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2020/445
Karar No: 2021/299

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/445 Esas 2021/299 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2020/445 E.  ,  2021/299 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    Sayısı : 307-375

    Sanık ... hakkında kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında, yapılan yargılama sonunda ... 8. Ağır Ceza Mahkemesince 15.11.2016 tarih ve 461-397 sayı ile, sanığın eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK’nın 86/1-3. maddesi delaletiyle aynı Kanun"un 87/4, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, ceza miktarı yönünden resen istinafa tabi olan hükme yönelik olarak sanık müdafisi, Cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekili tarafından da istinaf talebinde bulunulması üzerine dosyayı inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 16.03.2017 tarih ve 536-416 sayı ile istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
    Bu hükmün sanık müdafisi ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.04.2019 tarih ve 2059-2173 sayı ile;
    "...Suçta kullanılan aletin elverişliliği, hayati vücut bölgesinin hedef alınması, maktulün aldığı darbenin etkisi ile düşüp hareketsiz kalması üzerine sonuç aldığını düşünerek sanığın eylemini diğer katılan ...’ye karşı devam ettirmesi, meydana gelen zararın ağırlığı nazara alındığında, sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğunun anlaşılması karşısında, kasten öldürme suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli kasten yaralama sonucu ölüme sebebiyet verme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına ve dosyanın ... 8. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
    ... 8. Ağır Ceza Mahkemesince 17.07.2019 tarih ve 307-375 sayı ile;
    "...Taraflar arasında alacak borç ilişkisinden ötürü, çekişme olduğu açıktır. Bundan ötürü tarafların karşılıklı olarak birbirleri ile küfürleştikleri ve aralarında çıkan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, bundan ötürü dargın oldukları açıktır. Olay günü yukarıda izah edildiği gibi, sanık ..."in maktul ..."ın lokantadan çıkışını kollayarak elinde bulunan tahta parçası ile maktulün kafasına vurması sonucu gelişen komplikasyonlar sonucu maktulün vefat etmesinin sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğinin kanıtı olamaz. Şayet sanığın maktulü öldürme niyeti olsaydı; olayda ölümü kolaylaştıracak silah veya bıçak gibi bir materyal ile maktul ..."ı kollardı, sanığın amacının yukarıda izah edildiği gibi, maktul ile daha önceden aralarında cereyan eden küfürleşme ve kavgalardan ötürü duyduğu infialle bir yerde ona tahta parçası ile vurma şeklinde gelişen olayın kasten öldürme şeklide nitelendirilmesini eşyanın tabiatına aykırı olacağı her türlü kuşkudan varestedir.
    Ceza Kanunu"ndaki maddelerin sıralanması rastgele olarak yapılmamıştır. Her bir maddenin kendine has bir özelliği vardır. Ölümle biten her olayın mutlaka kasten öldürme şeklinde nitelendirilmeyeceği TCK"nın 85, 87 ve 81. maddelerinin düzenlenmesi ve sistematiği ile belirlenmiştir. Ölümle biten her olay kasten öldürme şeklinde nitelendirilecekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 85 ve 87. maddelerinin kanun koyucu tarafından Türk Ceza Kanunu"na kazandırılmasına gerek kalmazdı.
    Bu durumda sanığın kastının öldürme şeklinde nitelendirilmesi düşünülemez. O hâlde eylemin kasten öldürme şeklinde nitelendirilmeyip, kasten yaralama sonucu maktulün ölümüne neden olma şeklinde nitelendirilerek buna göre hüküm kurulması gerektiği inancına varılmış mahkememizin 15.11.2016 tarihli kararının yerinde olduğu düşüncesi ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.04.2019 tarihli ve 2059-2173 sayılı kararına uyulmayarak direnme kararı verilmesi yoluna gidilmiştir." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.
    Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi, Cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.05.2020 tarihli ve 15639 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.11.2020 tarih ve 2315-3055 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık ... hakkında ...’ya yönelik kasten yaralama suçundan verilen beraat kararı istinaf kanun yoluna başvurulmaksızın, sanık ... hakkında ..."ya yönelik kasten yaralama suçundan verilen beraat kararı bu hükme yönelik istinaf talebinin yasal süreden sonra yapıldığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmesi suretiyle, sanıklar ... ve ... hakkında kasten yaralama suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri ise bu hükümlere yönelik istinaf taleplerinin Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi suretiyle kesinleşmiş olup direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu Başkanınca müzakere sırasında yeniden belirlendiği şekliyle Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
    1- Sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun,
    2- Sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılması hâlinde sanığın eylemini doğrudan kasıtla mı yoksa olası kasıtla mı gerçekleştirdiğinin,
    Belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    14.10.2015 tarihli tutanakta; ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, Ulubat Sokak’taki 3 numaralı binanın önünde kavga olduğunun bildirilmesi üzerine, ekip arabasıyla olay yerine gidildiği, yaralı olan maktul ...’ın cankurtaranla hastaneye sevk edildiği, başından yaralı katılan ...’ın Dışkapı SSK Hastanesine gönderildiği, yapılan araştırmalar sonucu olaya karıştığı öğrenilen sanık ... ile kardeşi inceleme dışı sanık ...’nın olayda kullandıkları sopaları da yanlarına alarak kaçtıkları, olay yerinde yıkanmış kan lekelerinden başka suç deliline rastlanılmadığının belirtildiği,
    14.10.2015 tarihli CD izleme tutanağında; olay yeri güvenlik kamerasının kaydettiği görüntülere göre saat 12.31.07 sıralarında sanık ...’nın lokantanın duvarına önceden dayadığı tahtayı eline alıp geri bıraktığı, saat 12.31.13’te maktul ...’ın lokantadan çıktığı, sanığın bu esnada duvara dayadığı 5x10 tabir edilen kalası eline alarak arkasından yaklaştığı maktulün başına bu kalasla vurduğu, başına aldığı darbenin tesiri ile yere düşen maktulün yerde hareketsiz kaldığı, maktulün başından sızan kanın yere yayıldığı, ardından sanığın lokantanın iç bölümüne kardeşi inceleme dışı sanık ... ile birlikte girdiği ve katılan ...’a da kalasla vurmaya başladığı, katılanın yere düştüğü, iş önlüklü bir kişinin katılanı yerdeyken tekmelediğinin belirtildiği,
    15.10.2015 tarihli tutanakta; sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’nın aynı gün Cinayet Büro Amirliğine gelerek teslim oldukları, suçta kullandıkları sopaları attıkları yeri gösterebileceklerini söylemeleri üzerine belirttikleri yere gidildiği ancak suç aletlerinin belirtilen yerde bulunamadığı ifadelerine yer verildiği,
    Adli Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığınca düzenlenen 10.02.2016 tarihli otopsi raporunda; hastane notunda, “14.10.2014 tarihinde darp nedeniyle acil servise getirilen hastanın yapılan tetkiklerinde sağ frontotemporoparietal bölgede akut subdural hematom tespit edilmesi nedeniyle acil operasyon amacıyla yatırıldığı, genel durumunun kötü, GCS2+E pupiller middilate, ışık refleksi yok, vitalleri instabil, hipotansif seyrettiği, acil operasyona alındığı, operasyondan sonra entübe vaziyette yoğun bakıma alındığı, hipotansif seyretmesi nedeniyle dopamin başlandığı, 16.10.2015 tarihinde subdural direninin çekildiği, hastanın çıkardıklarının azalmaya başladığı, aldığı ile çıkardıkları arasındaki farkın giderek arttığı, hemoglobin düşüklüğü geliştiği, endokrine danışıldığı, kristalize insülin önerildiği, hastanın takibinde saturasyon düşüklüklerinin derinleştiği kardiyopulmoner arrest geliştiği, 22.10.2015 tarihinde saat 10.00 yapılan 45 dakikalık CPR ve medikasyona yanıt alınamaması nedeniyle ölü kabul edildiği,” kayıtlı olan şahsın cesedinin 181 cm boyunda, takriben 90-95 kg ağırlığında ve 50-55 yaşlarında olduğu, saçlı deri kaldırıldığında deri altının yaygın kanamalı ekimozlu bulunduğu, her iki temporal adale grubunun kanamalı olduğu, solda parietal kemik orta bölümden başlayan bir adet kırık hattının 5 cm sonra iki dala ayrıldığı, bunlardan arkaya devam eden kırık hattının 3 cm ilerleyerek sonlandığı, diğer kırık hattının aşağıya kaideye doğru indiği, seyri sırasında temporal kemik alt uçta sola öne doğru 3x2,5 cm’lik ve yukarıya doğru 0,2-0,3 cm çıkıntı oluşturacak şekilde ve sağa doğru lineer uzantı yapacak şekilde dallar verdiği, bu üçgen şeklinde daldan çıkan bir kırık hattının öne seyirle 4 cm ilerleyerek temporal kemik önde sonlandığı, sağ temporoparietofrontal bölgede 10,5x10 cm’lik kraniektomi defekti olduğu, bu bölgede açıklığın dura ve cerrahi materyal ile kapatılmış olduğu, beyin dokusunun yer yer sütüre alanlardan dışarıya protrüze olduğu, kafatası açılıp beyin beyincik ve beyin sapının çıkartıldığı, beyinde yaygın subdural ve subaraknoid kanama tespit edildiği, beyin, beyincik ve beyin sapının ileri derecede yumuşak kıvamda ve ödemli görünümde olup kesitlerinde başkaca makroskopik patoloji görülmediği, kafa kaide kemiklerinin incelenmesinde, orta kafa çukurlarında yoğun olmak üzere 0,2-0,3 cm kalınlık oluşturan subdural kanama alanları olduğu, kubbe kemiklerinden inen kırık hattının sol orta kafa çukurunda sonlandığı, otopsi kesisi yüze indirildiğinde, burun kökü cilt altı kanamalı görünümde olup yüz ve burun kemiklerinde makroskopik kırık görülmediği, kişinin ölümünün küt kafa travmasına bağlı kafatası kubbe ve kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin zarları kanaması ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiğinin bildirildiği,
    ... Adli Tıp Şube Müdürlüğünce sanık ... hakkında 13.10.2015 tarihli olay nedeniyle düzenlenen adli raporda; darp nedeniyle gelen şahsın GKS’nin 15 olduğu, sağ pariatelde 2x1 cm ebadında kesi bulunduğu, gözlerin hiperemik olduğu, mevcut yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu,
    ... Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10.12.2015 tarihli raporda; katılan ...’ın darp nedeniyle geldiği; frontopariatelde 4-5 cm"lik kesinin olduğu, sağ dizinde ..., sol tibial bölgede yüzeyel abrazyon olduğu, çekilen grafilerinde fraktür saptanmadığı kayıtlı olup, mevcut tıbbi belgelere göre yaralanmasının, kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu bilgilerine yer verildiği,
    ... Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesince inceleme dışı sanık ... hakkında düzenlenen 14.10.2015 tarihli raporda; sol kolda 2 adet 3 mm’lik kesici delici alet giriş yarası bulunduğu, yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun belirtildiği,
    Maktul ...’ın 13.10.2015 tarihinde meydana gelen olayla ilgili olarak Siteler Polis Merkezinde verdiği 14.10.2015 tarihli ifadesinde; ... Ahşap isimli iş yerini kardeşi katılan ...’la birlikte işlettiklerini, 13.10.2015 tarihinde kardeşi ... ile sanık ...’in birbirlerine küfrettiklerini, sanık ...’in abisi inceleme dışı sanık ...’i telefonla aradığını, yaptıklarının yanlış olduğunu ifade ettiğini, saat 16.00 sıralarında araçta bulundukları esnada sanık ...’in yerden büyükçe bir taş alarak kendilerine doğru savurduğunu, taşın, içinde bulundukları araca isabet etmediğini, araçtan indiklerini, sanık ...’in katılan ...’ye yumruk attığını, sanığın işitme kaybı bulunan ...’nin gözlük şeklindeki işitme cihazına kasten yumruk attığını, ...’nin etraftaki bir sopa ile kendisini savunduğunu beyan ettiği ve olaydan yarım saat kadar sonra kendisini telefonla arayan ...’nın “Seni öldürürüm, kökünüzü kazıyacağım, ...’yi öldüreceğim, ananızı avradınızı sinkaf edeceğim,” şeklinde sözlerle kendisini tehdit ettiğinden bahisle sanık ... ve kardeşi inceleme dışı sanık ...’dan şikâyetçi olduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Katılan ... Kollukta; maktulün kardeşi olduğunu, Siteler’de, ... Ahşap Dekorasyon isimli iş yerini kardeşi maktul ile birlikte işlettiklerini, iş yerlerinin karşısında ise sanık ... ile ...’in kardeşi ...’in iş yerinin bulunduğunu, olaydan bir gün önce sanık ve kardeşi ile aralarında kavga çıktığını, sanık ...’in taşla kendilerine saldırdığını, ...’in ise kendilerini tehdit ettiğini, sanık ...’in kendisini darbederek 4.000 TL değerindeki işitme cihazını kırdığını, sanığın saldırısını engellemek için eline geçirdiği sopa ile iki kez sanık ...’e vurduğunu, bu olayla ilgili olarak polise gidip şikâyetçi olduğunu, olay günü öğle yemeği için kardeşi maktul ..., ...’ın arkadaşları ... ve ... ile birlikte yakınlardaki lokantaya gittiklerini, yemeği yedikten sonra lokantanın sahibi ...’nın yanlarına gelerek sanık ... ve kardeşi ...’in telefonla aradıklarını, yemek yemeye lokantaya geleceklerini, kendileri ile karşılaşmak istemediklerini söylediğini, bunun üzerine masadan kalktıklarını, maktul ve misafirlerinin önden çıktığını, kendisinin ise hesabı ödemek için geride kaldığını, bu sırada başının arkasına sert bir cisimle vurulduğunu, arkasını döndüğünde sanık ... ile kardeşi inceleme dışı sanık ...’i gördüğünü, her ikisinin de ellerinde sopa bulunduğunu, korkup lokantanın iç kısmına koştuğunu ama sanık ve kardeşinin kendisinin peşinden geldiklerini, vurarak kendisini yere düşürdüklerini, etraftakilerin müdahalesi ile ellerinden kurtulduğunu, dışarı çıktığında abisi maktul ...’ı kan içinde yerde yatarken gördüğünü, sanık ... ile kardeşi inceleme dışı sanık ...’in olay yerinden araçlarına binerek kaçtıklarını,
    Mahkemede; olay günü saat 11.00 sıralarında atölyeye geldiğini, ağabeyi maktul ...’ın misafirlerinin geldiğini, yemek vakti gelince lokantaya gittiklerini, saat 12.40 civarında masadan kalktıklarını, maktul ve arkadaşları lokantadan çıkarken kendisinin ise hesabı ödemek için lokantada kaldığını, hesabı öderken inceleme dışı sanık ..."nın kendisine saldırdığını, kaçarken sanık ...’nın bir sopayla başına vurarak kendisini yere düşürdüğünü, yere düştükten sonra sanık ...’in sopa ile kendisine vurduğunu, ...’in ise kendisini tekmelediğini, lokantada yemek yiyenlerin sanık ve kardeşi ...’i kendisinden uzaklaştırdıklarını, başı kan içinde lokantadan çıktığında ağabeyi maktul ...’ı yerde kan içerisinde yatarken gördüğünü, maktulü hastaneye götürdüklerini, Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bir hafta yoğun bakımda kalan maktulün vefat ettiğini,
    Katılan ... Mahkemede; maktulün kardeşi olduğunu, olayı görmediğini, şikâyetçi olduğunu,
    Tanık ... Kollukta; olayın meydana geldiği ... Gıda isimli iş yerinin sahibi olduğunu, 14.10.2015 tarihinde saat 12.30 sıralarında iş yerinin çok kalabalık olduğunu, sanık ...’yı katılan ...’ı bir kütük parçasıyla kovalarken gördüğünü, sanığın ...’yi yere yatırıp sopayla vurduğunu, etrafta bulunan müşterilerin de yardımıyla ...’yi sanığın elinden kurtardıklarını, sanığın kaçarak gittiğini, dışarı çıktığında maktul ...’ı hareketsiz şekilde yerde yatarken gördüğünü, sanık ...’in kardeşi ...’in de olay yerinde bulunduğunu, kavganın neden çıktığını bilmediğini,
    Mahkemede; Siteler’de market ve lokanta işlettiğini, ... soyadlı şahıslar ile ... soyadlı şahısların dükkân komşuları ve aynı zamanda müşterileri olduklarını, olaydan bir gün önce tarafların kavga ettiklerini ancak o kavgaya tanık olmadığını, olay günü maktul ..., ...’ın kardeşi ... ve yanlarındaki bir kişinin lokantaya gelip yemek yediklerini, bir ara sanık ..."yı kapıda gördüğünü, bir gün önceki kavgayı da bildiği için maktul ...’ın kulağına eğilip “... Abi kapıda dikkatli çıkın,” dediğini, maktul ... ve misafirlerinin kalkıp ön kapıdan çıktıklarını, ...’nin ise ödeme yapmak için kasaya geldiğini, o esnada dışarıda olanları görmediğini, ...’nin hesabı ödedikten sonra dışarıya çıkmak üzere iken birden geriye doğru koşmaya başladığını, sanık ...’in elinde sopa olduğu hâlde içeriye girip ...’ye vurmaya başladığını, engel olmak istediğini ancak müdahale edene kadar ...’in sopa ile ..."ye bir iki tane vurduğunu, lokantada bulunan müşterilerin de yardımıyla sanık ..."i tutup dışarıya çıkarttıklarını, dışarıda maktul ..."ı yerde gördüğünü, başından kan akan ve kusmaya başlayan maktul için cankurtaran çağrıldığını,
    Tanık ... Mahkemede; olay günü maktul ... ile birlikte lokantaya gittiğini, yemek bittiği sırada lokanta sahibi veya çalışan olduğunu düşündüğü genç bir şahsın gelip ..."ın kulağına bir şeyler fısıldadığını, ne dendiğini anlamadığını, masadan kalktıklarını, ...’nin hesabı ödemek için arkada kaldığını, önce kendisinin lokantadan çıktığını, ardından maktul ...’ın kapıdan çıktığını, bir anda silah sesine benzer bir patlama sesi işittiğini, dönüp arkasına baktığında, lokantanın kapısında bir şahsın elinde bir tahta parçası ile ..."ye vurduğunu gördüğünü, ...’nin ise “Abi neredesin?” diye bağırdığını, maktul ...’ı hareketsiz biçimde yerde yatarken gördüğünü, ortalığın karıştığını,
    Tanık ... Mahkemede; lokantadan çıkacakları esnada dışarıdan bir gürültü geldiğini, ters yönde olduğu için dışarıda olup bitenleri göremediğini, ardından içeride kalan ..."ye de saldırıldığını, saldıranları tanımadığını, görse teşhis edemeyeceğini, dışarı çıktığında maktul ..."ı yerde yüzüstü yatarken gördüğünü,
    Tanık ... Mahkemede; sanık ...’in kendisine ait evi tadil edip kapılarını imal ettiğini, evin merdivenini ise maktul ...’ın yapacağının kendisine söylendiğini, evi kontrole gittiğinde maktul ...’ın merdivenleri yaptığını gördüğünü, ...’a "Siz ..."in elemanı mısınız?" diye sorduğunda maktulün “Hayır, ... merdiven işini bize verdi. O nedenle merdiven işini ben yapıyorum" diye cevap verdiğini, işi bitirip gittiklerini, ancak maktulün merdiveni istenen renkte imal etmediğini, bunun üzerine muhatabı olan sanık ..."i telefonla aradığını, durumu kendisine bildirdiğini, onun da sorunu çözeceklerini söylediğini, zaman geçmesine karşın bu hatayı düzeltmek için herhangi bir girişim olmayınca maktul ...’ın telefon edip “Biz orada bir hata yaptık ama bizim kabahatimiz yok. Bu rengi bize ... söylediği için böyle yaptık. Ama biz öyle esnaf değiliz gelip düzeltmek istiyoruz,” dediğini, bu konuşmadan bir hafta sonra da gelip istedikleri şekilde merdivenlerin renginin düzeltildiğini, ancak merdivenlerin rengini gelip düzeltenin kim olduğunu bilmediğini, maktul ... ve kardeşi ...’nin merdivenleri istedikleri süreden de önce bitirdiklerini,
    İnceleme dışı sanık ...; sanık ...’in kardeşi olduğunu, kardeşi ile birlikte mobilya imal ettiklerini, maktul ... ve kardeşi katılan ...’nin de kendileri gibi mobilya imal ettiklerini, iş yerlerinin aynı caddede karşılıklı olduğunu, aldıkları bir imal işini yetiştiremeyeceklerini anlayınca kardeşi sanık ...’in bu işi maktul ... ve kardeşi ...’ye bedel karşılığında devrettiğini, maktul ve kardeşi ...’nin devraldıkları bu işi ayıplı ve eksik yaptıklarını, bu nedenle sanık ...’in iş karşılığında vermesi gereken 4.500 TL’yi ödemediğini ve işin tam ve kusursuz olarak yapılmasını talep ettiğini, olaydan bir gün önce 13.10.2015 tarihinde sanık ... ile maktulün telefonda tartıştıklarını, birbirlerine küfrettiklerini, akşam saatlerinde de maktul ve kardeşi katılan ...’nin sanık ...’i dövdüklerini, maktulün sopa ile birkaç kez sanık ...’in başına vurduğunu, ...’nin ise sanık ...’in gözüne biber gazı sıktığını, ...’in hastaneye giderek rapor aldığını ve olayla ilgili olarak şikâyetçi olduğunu, olay günü maktul ... ve kardeşi ...’nin sanık ...’den bahisle “...’i dövdük, kafasını kırdık, haddini bildirdik,” şeklindeki sözlerle alay ettiklerini öğrendiklerini, sanık ...’in olay günü öğle yemeği yemek için gittiği lokantada maktul ... ve ...’ın kardeşi ... ile karşılaştığında elindeki sopa ile maktulün başına vurduğunu, kendisinin kavga seslerini duyduktan sonra olay yerine gittiğini, kavgayı ayırmak için aralarına girdiğini, katılan ... tarafından bıçakla kolundan yaralandığını, ...’ye tekme attığını, kavga sırasında kimseye sopayla vurmadığını, kavganın etraftakilerce aralandığını,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık ... Kollukta; ağabeyi inceleme dışı sanık ... ile birlikte Siteler’de yaklaşık 5 yıldır mobilya işiyle uğraştığını, maktul ... ve kardeşi ...’ın da kendileri gibi mobilya işi yaptıklarını ve iş yerlerinin komşu olduğunu, olay tarihinden 6 ay kadar önce 14.000 TL bedelle bir dairenin ahşap işlerinin yapılması konusunda maktulle anlaştıklarını, bu tutarın 10.000 TL’sini peşin olarak maktule ödediğini, kalan 4.000 TL’nin ise işin bitiminde ödenmesi konusunda anlaştıklarını, bu maksatla maktule 3 adet senet verdiğini, maktulün 6 ay geçmesine karşın işi bitirmediği gibi kalan 4.000 TL’nin ödenmesini istediğini, maktule işi bitirmediği için ödeme yapmayacağını söylediğini, maktulün kardeşi katılan ...’ın 13.10.2015 tarihinde kendisini telefonla arayarak para ödenmezse o güne kadar yaptığı işleri söküp alacaklarını söylediklerini, kendisinin ise ...ye “Sıkıysa, git, sök” dediğini, bunun üzerine ...’nin kendisine küfrettiğini, kendisinin de “İn aşağıya, kim kimin anasının avradını s.kiyormuş görelim” diyerek telefonu kapattığını, iş yerinin önüne giderek ...’yi beklemeye başladığını, maktul ile ...’nin kısa süre sonra bir araçtan indiklerini, ...’nin elinde gaz spreyi, maktul ...’ın elinde ise sopa bulunduğunu, kendisine doğru koşmaları üzerine yerden aldığı taşı ...’ye savurduğunu, ...’nin ise spreyle gözüne gaz sıktığını, maktul ...’ın sopayla 3 kez kendisinin başına vurduğunu, esnafın kendilerini ayırdığını, hastaneye giderek rapor aldığını, tedavisi bitince Siteler Polis Merkezine gittiğini ancak personel bulunmadığı söylenerek 14.10.2015 günü gelmesi salık verilerek gönderildiğini, olay günü saat 08.00 sıralarında polis merkezine giderek şikâyetçi olduğunu, iş yerine döndüğünde maktul ... ile kardeşi ...’yi kendi iş yerlerinin önünde kabadayı tavırlarla volta atarken gördüğünü, bu hâllerinden tahrik olduğunu, yine aynı gün kendisine geçmiş olsun dilemek için telefon eden ...’ın telefondaki sözlerinden de etkilendiğini, malzeme yüklerken ... Gıda isimli iş yerinde maktul ... ile katılan ...’yi gördüğünü, yine tahrik olduğunu, bir gün önce kendisine vurulan sopayı eline aldığını ve lokantadan çıkan maktul ...’ın başına bir kez vurduğunu, yine ...’ye de sopayla 2-3 kez vurduğunu, ağabeyi inceleme dışı sanık ...’nın kendisinin ardından olay yerine geldiğini, ...’nin bıçakla ...’i kolundan yaraladığını, ...’in ise yerdeki ...’ye birkaç kez tekme attığını, olay yerinden aracıyla kaçtığını, akşam saat 21.00 sıralarında polisin kendisine telefon etmesi üzerine teslim olduğunu,
    Mahkemede; Siteler’de mobilyacılık yaptığını, maktul ...’ın da mobilya üretimi yaptığını, maktule 15 gün içerisinde bitirmek kaydıyla iş verdiğini, ancak maktulün taahhüt edilen süre içerisinde işi yapmadığını ve bitirmesi gereken işi müşteriye süresi içerisinde teslim etmediğini, müşterinin malı süresinde teslim alamayınca kendisini sıkıştırmaya başladığını, bunun üzerine maktul ..."a işi ne zaman bitireceğini sorduğunu, ...’ın işi bitirmesi için paraya ihtiyacı olduğunu, senet vermesi durumunda işi bitireceğini, kendisi işi bitirene kadar senet karşılığını da ödeyebileceğini söylediğini, maktulün bu teklifini kabul ettiğini, 1.500 TL bedelli toplam tutarı 4.500 TL olan 3 adet senedi maktule verdiğini, buna rağmen maktul ...’ın taahhüt ettiği süre içerisinde işi bitiremediğini, senet bedelini de tahsil etmeye kalkıştığını, maktul ... ile kardeşi ...’ın “Senedi ödemezsen seni döveceğiz, seni Siteler’de esnafa rezil edeceğiz” diyerek kendisini sıkıştırdıklarını, telefonla defalarca arayıp kendisine hakaret ettiklerini, 13.10.2015 tarihinde ...’ın kendisini telefonla arayıp "Sen bu parayı ödemezsen biz gidip bu yaptığımız işi de sökeceğiz, seni de orada rezil edeceğiz" diyerek kendisini tehdit ettiklerini, tahminen 200 metre ötede ... ve maktul ..."ı ellerinde sopa ve biber gazı olduğu hâlde kendisine doğru gelirken gördüğünü, saldırı başlayınca korunmak amacıyla maktul ve kardeşine karşı koyduğunu, bu esnada maktul ...’ın elindeki sopa ile kafasına üç kez vurduğunu, ...’ın da gözüne biber gazı sıktığını, her ikisine de yumrukla karşılık verdiğini, canını kurtarmak amacıyla kime ait olduğunu bilmediği bir dükkâna sığındığını, cankurtaran ile hastaneye gönderildiğini, ardından karakola giderek şikâyette bulunduğunu, olay günü iş yerinde iken ... ve maktul ...’ın dükkânın önünde volta atar gibi tavır takındıklarını, bakkala su almak için gittiğinde bakkalın kendisine maktul ... ve kardeşi ..."nin orada olduklarını söyleyip, "Seni öldürecekler, dikkatli ol" dediğini, korku ile dışarıya çıkıp olayın meydana geldiği dükkânın önüne eline bir tahta parçası alarak gittiğini, ... ile maktul ..."ın peş peşe bakkaldan çıktıklarını görünce sinir ve korku ile elindeki tahta parçası ile maktul ..."ın kafasına bir defa vurduğunu, ...’ın yere düştüğünü, bu duruma şaşırdığını, şaşkınlık içerisinde yanına dönüp baktığında ağabeyi ..."nın kolunda kan olduğunu gördüğünü, kimseyi kovalamadığını, ..."a da elindeki tahta parçası ile bir kez vurduğunu, daha sonra aracına binip olay yerinden uzaklaştığını, tutuklandıktan 10 gün sonra maktul ..."ın vefat ettiğini öğrendiğini,
    Savunmuştur.
    5237 sayılı TCK’nın “Kasten Öldürme” başlığı altında düzenlenen 81. maddesi;
    "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır” hükmünü içermektedir.
    “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrası ise suç ve karar tarihindeki hâli ile;
    “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”, şeklinde iken 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürülüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, bu fıkrada yer alan “onaltı” ibaresi “onsekiz” şeklinde değiştirilmiş, TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrası “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
    Konuya ilişkin TCK"nın 87. maddesinin gerekçesinde ise; “Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir” açıklamasına yer verilmiştir.
    765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terk edilmiş olmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161.).
    765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.
    5237 sayılı TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi;
    “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir.
    Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
    Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir (Hamide ..., Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, ... 2015, s. 286 vd; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, ... 2009, c 3, s. 2484 vd.).
    5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.
    Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK"nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için;
    a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,
    b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,
    c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,
    d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,
    Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
    Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.
    Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK"nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.
    Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.
    Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.
    Diğer yandan, 5237 sayılı TCK’nın “Kasten öldürme” başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Suçun vasıflandırılması için failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğu büyük önem taşımaktadır.
    5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
    İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.
    Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.
    Öte yandan; 5237 sayılı TCK"nın "Kast" başlıklı 21. maddesi;
    "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
    (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır.
    Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır.
    Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir.
    Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir.
    Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir.
    Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır.
    Olası kasıt ile doğrudan kasıt arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasıttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kasıtla hareket ettiği kabul edilmelidir.
    Olası kastı doğrudan kasıttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kasıtta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.
    Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;
    Maktul ... ile katılan ..."ın kardeş oldukları, ... ilinin ... ilçesinde mobilya üreterek satış yaptıkları, sanık ... ile ...’in kardeşi inceleme dışı sanık ..."nın da kardeş oldukları ve maktulün iş yerinin karşısında mobilya imalatı ile uğraştıkları, maktul ile sanığın arasında ticari ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlık bulunduğu, bu nedenle olay tarihinden bir gün önce sanık ... ile maktul ... ve ...’ın kardeşi arasında tartışma çıktığı, sanık ...’nın irice bir taş parçasını maktul ... ve ...’ın bulunduğu araca savurduğu, araçtan inen ...’a yumrukla vurarak basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı ve ...’nin kulağındaki işitme cihazının parçalanmasına neden olduğu, sanığa engel olmak isteyen maktulün, eline geçirdiği bir sopa ile sanığa vurarak sanığı basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, tarafların Siteler Polis Merkezine giderek birbirlerinden şikâyetçi oldukları, olay günü maktul ... ve kardeşi katılan ..., arkadaşları ... ve ...’un öğle yemeğini yemek için tanık ...’in işlettiği lokantaya gittikleri, lokanta dışında 5x10 tabir edilen kalası alarak maktul ve katılanı beklemeye başlayan sanık ...’nın lokantadan çıkan maktulün arkasından yaklaşarak maktulün baş bölgesine elindeki kalın kalasla şiddetli bir şekilde bir kez vurduğu, aldığı darbenin tesiri ile maktulün yere düşüp hareketsiz kalması üzerine sanığın lokantaya girerek maktulün kardeşi katılan ...’ye de elindeki kalasla saldırdığı ancak etrafta bulunanların müdahalesi üzerine suçta kullandığı aletle olay yerinden aracına binerek kaçtığı, maktul ...’ın kaldırıldığı hastanedeki tüm tıbbi müdahalelere karşın 22.10.2015 tarihinde hayatını kaybettiği, Adli Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesince düzenlenen otopsi raporunda; maktulün künt kafa travmasına bağlı kafatası kubbe ve kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin zarı kanaması ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu öldüğünün bildirildiği anlaşılan olayda; maktul ile sanık arasında bir gün önce de kavgayla sonuçlanan husumet bulunması, sanığın suçta kullandığı 5x10 tabir edilen kalın kalasın başa havale edildiğinde ölüme neden olabilecek elverişli bir alet oluşu, sanık tarafından maktulün başının özellikle hedef alınması, sanığın elindeki kalın kalasla maktulün başına çok şiddetli bir şekilde vurması, bu şiddetli darbe sonucu maktulün başında kafa kubbe ve kaide kemiklerinde birden fazla kırık ve beyin kanamasına yol açılmış olması, darbenin tesiri ile maktulün yere düşüp hareketsiz kalması üzerine sonuç aldığını düşünen sanığın eylemini maktulün kardeşi katılan ...’ye karşı devam ettirmesi, etrafta bulunanların müdahalesi üzerine suçta kullandığı aletle olay yerinden aracına binerek kaçmış olması hususları göz önüne alınarak, sanığın olay öncesi, olay sırası ve olay sonrasındaki davranışları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının, kasten öldürme suçunun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek, doğrudan kasıtla maktul ..."ı öldürmeye yönelik olduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla sanığın eyleminin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğuna ilişkin Yerel Mahkeme direnme kararına konu hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
    Sanığın eylemini doğrudan kasıtla işlediğine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ... ve Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun "Kast" başlıklı 21. maddesi;
    "1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
    2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kasıt vardır" şeklinde düzenlenerek, birinci fıkranın ikinci cümlesinde doğrudan kast tanımlanmış, ikinci fıkrasında; öğreti ve uygulamada "dolaylı kast, belirli olmayan kast, olursa olsun kastı" olarak da adlandırılan "olası kast" tanımına yer verilmiştir.
    Öncelikle doğrudan kast ve olası kast kavramlarına kısaca değinmek gerekirse:
    Doğrudan kast:
    Fail, düşündüğü, öngördüğü ve dolayısıyla bildiği sonucu aynı zamanda isteyerek gerçekleştirmişse, gerçekleşen bu sonuç bakımından "doğrudan kast" söz konusudur.(İçel, K.: Ceza Hukukunda Temel Kusurluluk Şekli "Kast" (... Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Güz, sh. 61-70.).
    Fail, işlediği suçun maddi unsurlarının bütününü düşünmüş, öngörmüş ve dolayısıyla, bütün bunlar hakkında bilgiye sahip olmuş ise, doğrudan kast mevcuttur. Bir suçun işlenmesi kararlaştırılmış, bu suçun maddi unsurları ve özellikle işlenen fiilin günlük hayat tecrübelerimize göre muhakkak surette sebebiyet vereceği neticeleri öngörülmüş ise; fail doğrudan kastla hareket etmiştir.(Dönmezer/Erman II, no: 930; Öztürk/Erdem/Özbek, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri Hukuku, 6. bası, sh.191.).
    Fail, kanuni tanımda yer alan maddi unsurların mevcut olduğunu bilerek tipikliği gerçekleştirmek için hareket ediyorsa veya hareketinin bunları gerçekleştireceğini bilerek veya kesin olarak öngörerek davranışını yapıyorsa doğrudan kastla hareket ediyordur.
    Olası kast:
    Olası kast halinde, bir suçun kanuni tanımındaki maddi unsurların gerçekleşebileceği fail tarafından öngörülmektedir. Doğrudan kasttan farklı olarak, olası kast halinde; somut olayda suçun kanuni tanımında yazılı maddi unsurların gerçekleşmesi, fail tarafından muhakkak değil, muhtemel olarak addedilmektedir.
    Fail, gerçekleştirdiği fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini düşünmüş, bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmiş ise; bu neticeler açısından olası kastla hareket etmiştir. Fail fiili işlerken bu neticelerin muhtemelen gerçekleşebileceğini öngörmüş ve bunları kabul etmiştir. Neticenin gerçekleşmesi kabullenilmiştir. Olası kast halinde, kanuni tarife uygun neticenin meydana gelmesi, olayın seyrine bırakılmaktadır. Kişi, neticenin meydana gelmesini muhtemel addetmekle birlikte, bunun gerçekleşmemesi için özel bir çaba göstermemektedir. Kanuni tarife uygun neticenin meydana geleceği muhtemel addedilmesine rağmen, fail fiili işlemekten geri kalmamıştır.
    Olası kastta, gerçekleşmesi mümkün ve muhtemel görülen netice;
    -kabullenilmiş
    -olayın seyrine bırakılmış
    -bunun gerçekleşmemesi için özel bir çaba gösterilmemiştir.
    Doğrudan kastta fail kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşeceğini bilerek, kesin olarak öngörerek, isteyerek fiili gerçekleştirirken, olası kastta muhtemel bilmeyle hareketi yapmaktadır. Failin tehlikeliliği, hukuki değeri ihlal konusundaki kararı doğrudan kastta olası kasta göre daha fazladır.
    Olası kastta fail, kanuni tanıma uygun unsurların gerçekleşebileceğini muhtemel görmekle birlikte söz konusu unsurların gerçekleşmemesi için özel bir çaba göstermemekte, gerçekleşmesine katlanmakta, kayıtsız kalmakta, gerçekleşmesini kabullenmektedir. Kanunumuzda kasta ilişkin belirlemede isteme kavramına yer verilmesi, bilinçli taksir ile olası kast arasında bilme noktasında farkın bulunmaması nedenleriyle, doktrinde de kabul edildiği gibi, farkın isteme açısından yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.
    Alman Ceza Hukuku uygulamasında, failin eyleminin iyi şekilde sonuçlanacağına ilişkin hiçbir veri olmamasına rağmen eylemi gerçekleştirmesi veya öngördüğü tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmemesini tesadüfe bırakması halinde kabullenme vardır. Fail planını fevkalade tehlikeye rağmen uyguluyor ve güven duymasını gerektiren bir husus yoksa, tehlikenin gerçekleşip gerçekleşmemesini tesadüfe bırakmışsa olası kastı bulunmaktadır. Ölümün gerçekleşme ihtimalinin olasılık değeri arttıkça, failin neticeyi istemediği iddiası zayıflamaktadır.
    Ancak bu belirleme tek başına yeterli olmayıp, olaydaki tüm objektif ve subjektif olgular ile failin lehine ve aleyhine durumlar ile birlikte değerlendirilerek karar vermelidir. Yargıtay da kararlarında objektif ve subjektif unsurları değerlendirdiği gibi, tehlikeli hareketlerde ölüm neticesinin çok yakın ihtimal dahilinde olduğu hallerde olası kastı kabul ettiği söylenebilir. Suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs suçunu mu yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesinde;
    -fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı,
    -varsa husumetin nedeni ve derecesi,
    -failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği,
    -darbe sayısı ve şiddeti,
    -mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, -hedef seçme imkânı olup olmadığı,
    -failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği,
    gibi ölçütler esas alınmalıdır.
    Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.
    Ölümle neticelenen bir olayda, failin hareketi sonucunda doğrudan ölüm gerçekleşse dahi, bu husus, doğrudan kast veya olası kast sorumluluğunu tek başına gündeme getirmeyecektir. Doğrudan kast; bir sonucun fail tarafından istendiğinin tereddütsüz tespitine bağlı iken, olası kastta failde tereddütsüz sonucu isteme iradesinin varlığı tespit edilememekle birlikte, istenerek harekete bağlı olan neticenin gerçekleşmesine bir kayıtsızlık veya "olursa olsun" olarak nitelendirilebilecek bir kabullenme hali vardır.
    Teorik olarak kolaylıkla farklılığı açıklanabilen doğrudan kast ve olası kast ayrımının somut olaylarda tespiti tereddüte yer bırakmaksızın yapılamıyorsa, artık bu noktadan sonra, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın lehine bir değerlendirme ile olası kastın varlığının kabulü yasaya daha uygun düşecektir.
    Netice sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine, Türk Ceza Kanunun genel hükümleri kısmında 23. maddesinde yer verilmiş olup “bir fiiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirli hareket etmesi gerekir” şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde kişi "suç teşkil eden bir fiili işlerken, kastetiği neticeden daha ağır veya başka bir netice gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda netice sebebiyle ağırlaşmış suç sözkonusudur. Örneğin, basit yaralamada bulunmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür. Örneğin gözün, kulağın üzerine sert bir cisimle vuran kişi bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağını bu şekilde örgörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir. Buna karşılık yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice meydana gelmiş olabilir. Örneğin canının biraz yanması için mağdurun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması halinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir." açıklaması ile netice sebebiyle ağırlaşmış suçun hukuki niteliği belirlenmiştir.
    Netice sebebiyle ağırlaşmış suç hükümleri bakımından istenmeyen ağır netice bazı hallerde öngörülmüş ve kabullenilmiş olabilir, öğretide; "örneğin, yaralamak düşüncesiyle hasmının başına odunla vuran kişi, bu eylem neticesinde mağdurun ölebileceğini öngörmüş, ancak bu neticeyi umursamamış kabullenmişse, artık netice sebebiyle ağırlaşmış yaralamadan (madde 87/4) değil kasten öldürmeye ilişkin TCK’nın 81. maddesine göre cezalandırılır ancak olası kast indirimi yapılması gerekir." (Gökçen, Ahmet, Balcı, Murat Kasten Öldürme Suçları 2013 baskı s.58).
    Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirilecek olursa:
    Sanık ... ve kardeşi ...’in ... Siteler’de mobilya imalatı üzerine iş yerlerinin bulunduğu, aldıkları bir işi zamanında bitiremeyecekleri düşüncesiyle işin bir kısmını aynı sokak üzerinde mobilya imalatı yapan maktul ... ve kardeşi ...’ye devrettikleri, maktul ile kardeşinin üstlendikleri ahşap merdiven işini tamamlamalarına rağmen alacaklarının ödenmemesi nedeniyle iki taraf arasında anlaşmazlıklar çıktığı, neticesinde sanık ve kardeşinin toplam 4.500.TL bedelli üç adet senedi maktul ve kardeşine verdiği, ancak bu senetlerin de zamanında ödenmemesi üzerine olay tarihinden bir gün önce sıkışan trafikte karşılaşan her iki taraf arasında kavga olayı yaşandığı, olay günü ise sanık ... ile ... arasında telefonda karşılıklı küfürleşmeler olduğu, öğle saatlerinde maktul ... yanında kardeşi ... ve iki arkadaşı ile birlikte Siteler’de bir lokantada yemek yedikleri sırada sanık ...’in elinde 5’e 10 tabir edilen tahta olduğu halde kardeşi ... ile birlikte bahse konu lokantanın önüne giderek maktul ile kardeşinin lokantadan çıkışlarını beklemeye başladıkları, izlenen kamera görüntülerine göre; bu durumu farkeden lokanta çalışanının, yemeğini henüz bitirmiş olan, maktulün kulağına eğilerek bir şeyler söylemesinden bir kaç saniye içerisinde maktul ve yanındakilerin masadan kalkarak dışarıya yöneldikleri, bu sırada ...’nin hesabı ödemek amacıyla kasaya doğru gittigi, maktulün lokantadan çıktığını gören sanık ...’in maktule arkadan yaklaşarak elinde tuttuğu tahta parçası ile maktulün kafasının arka tarafına bir kez vurduğu, vurmanın etkisi ile maktulün yüzüstü yere düştüğü, sanık ve kardeşi ...’in yere düşen maktule yönelik ikinci bir eyleme girişmeden doğrudan lokantanın içerisine yöneldikleri ve hesap ödemekte olan maktulün kardeşi ...’ye de saldırarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilir derecede yaraladıkları, olayların hemen ardından hastaneye kaldırılan maktulün, 8 gün sonra, "künt kafa travmasına bağlı kafa tası kubbe ve kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin zarları kanaması ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu" öldüğü tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.
    Somut olayda, ikisi de Siteler esnafı olan taraflar arasında alacağa bağlı bir anlaşmazlık olduğu muhakkak ise de; alacak miktarı, alacak meselesinin 7 ay gibi bir süre devam etmesi ve taraflar arasında adli mercilere dahi intikal edecek düzeye ulaşmamış kavga olayı ile karşılıklı küfürleşme boyutunu aşmayan telefon görüşmesi dışında bir olay yaşanmamış olması dikkate alındığında, sanığın maktulü öldürmesini gerektirecek, sanıkta öldürme kastını doğuracak boyutta bir husumet bulunduğunu söylemek mümkün değildir.
    Sanayide esnaf olan sanığın öldürme fiili için daha elverişli olan silah veya herhangi bir bıçak temin ederek olay mahalline gitmesi mümkün iken tahta sopayla gittiği, istisnai bazı hallerde tahta sopa öldürmeye elverişli sayılabilirse de genel hayat tecrübelerine göre bu sopalarla yapılan darbelerin yaralanma ile sonuçlandığı, yerleşik uygulamaya göre öldürmeye teşebbüsün varlığını kabul edebilmek için kişinin, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp elinde olmayan nedenlerle tamamlayamadığı takdirde sorumlu olacağı. Sanığın, müktülün başına doğru bir el ateş edip yere düştükten sonra fiili tamamladığı düşüncesiyle olay yerinden ayrılması halinde öldürmeye teşebbüs fiilinin gerçekleştiğinin kabulü gerekebilecek ise de, olayda kullanılan sopayı bir kez vurduktan sonra eylemine devam etmeyip akabinde hiç bir duraksama göstermeden maktülün kardeşi ...’yi darbetmek için lokanta içine yöneldiği aynı sopa ile mağdur ...’yi de darp etmesine rağmen sadece yaralama fiilinin gerçekleştiği nazara alındığında ve yukarıdaki açıklamalar ışığında;
    Yukarıda yazılı mahkemenin kabulüne uygun olayın oluş şekli ve tespitler ışığında sanığın hukuki durumu değerlendirilecek olursa: Alacak meselesine bağlı anlaşmazlıklar olan maktul ... ve sanık ... arasında, 7-8 ay süren bu anlaşmazlık boyunca, adli tahkikat boyutuna dahi varmayan darp ve karşılıklı telefonda küfürleşme dışında bir olay yaşanmayıp, öldürmeyi gerektiren bir husumetin bulunmaması, olaydan bir gün önce gerçekleşen telefonda küfürleşme olayını müteakip, maktul ... ve kardeşi ...’nin yakında bir lokantada yemek yediklerini öğrenen sanık ve kardeşinin ellerinde tahta parçaları olduğu halde lokantanın önüne gelerek maktul ve kardeşinin lokantadan çıkışını bekledikleri, maktulün çıktığını görünce de sanığın elindeki tahta ile maktulün kafasının arka bölümüne vurduğu, maktulün yere düştüğünü görünce de hemen lokantanın içinde hesap ödemekte olan maktulün kardeşi ...’ye yöneldiği, sanığın maktulü öldürme kastının bulunması halinde yerde yatmakta olan maktule karşı eylemini devam ettirme ve istediği neticeyi burada gerçekleştirme olanağına sahip olmasına rağmen ne sanık ne de kardeşinin maktule karşı herhangi bir eylem gerçekleştirmedikleri, sadece suçta kullanılan sopa darbesi ile ölüm sonucunun gerçekleşmiş ölümü gerçekleştirecek olmasının sanığın doğrudan öldürme kastıyla hareket ettiği sonucunu doğurmayacağı, başlı başına maktulün ölmesinin kastı belirlemeyeceği, burada, tam da olası kastın tipik bir halinin bulunduğu, elindeki sopa ile maktulün kafasının arka bölümüne vuran sanık da doğrudan öldürme kastı olmasa da, bu eylemi gerçekleştirmesi halinde, vurduğu bölge itibariyle, maktulün ölebileceğini öngörmesine rağmen eylemini gerçekleştirdiği, bu şekilde gerçekleşmesi muhtemel ölüme karşı kayıtsız kaldığı, neticeyi olayın seyrine bıraktığı ve bir anlamda neticeyi kabullendiği ve bu surette eylemi olası kastla gerçekleştiği değerlendirilerek sayın çoğunluğun suçun doğrudan kastla işlendiği yönündeki düşüncesine katılınmamıştır." görüşüyle,
    Aynı uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın maktule yönelik suçu olası kasıtla işlediği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- ... 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.07.2019 tarihli ve 307-375 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin doğrudan kasıtla işlenen kasten öldürme suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Bozma nedeni, kasten öldürme suçu bakımından öngörülen koşullu salıverilme oranı ve sanığın tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak sanık müdafisinin tahliye talebinin REDDİNE,
    3- Dosyanın ... 8. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi