
Esas No: 2020/457
Karar No: 2021/301
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/457 Esas 2021/301 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sanığın mağdureler ..., ... ve ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/1-1. cümle, 103/4, 43/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 3 kez 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.12.2016 tarihli ve 282-413 sayılı hükümlere yönelik sanık müdafisi ve katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince 22.03.2017 tarih ve 558-579 sayı ile duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece sanık hakkında mağdureler ... ve ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının esastan reddine; mağdure ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün ise kaldırılarak, sanığın TCK"nın 103/1-1. cümle, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanık müdafisi ve katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 26.06.2018 tarih ve 8067-4605 sayı ile;
"…İlk derece mahkemesince kurulan hükümlerin istinaf incelemesini yapan Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince verilen 22.03.2017 günlü hükme ilişkin gerekçeli karar başlığında zabıt katibinin ad ve soyadının yazılmaması suretiyle 5271 sayılı CMK"nın 232/2-b. maddesine muhalefet edilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesince 26.09.2018 tarih 1747-1667 sayı ile duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece sanık hakkında mağdureler ... ve ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine; mağdure ...’a yönelik çocuğun basit cinsel suçundan kurulan hükmün ise kaldırılarak, sanığın TCK"nın 103/1-1. cümle, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; karar verilmiştir.
Bu hükümlerin de sanık müdafisi ve katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 10.09.2019 tarih ve 1812-10718 sayı ile sanık müdafisinin temyiz isteminin reddine ve katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.03.2020 tarih ve 33414 sayı ve özetle;
"...Sanığın mağdure ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sabit olmadığı, mağdureler ... ve ...’a yönelik eylemlerinin ise sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturduğu," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 10.11.2020 tarih ve 3262-4840 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında mağdureler ..., ... ve ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında mağdureler ..., ... ve ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, mağdureler ... ve ...’a yönelik eylemlerinin TCK"nın 103/1. maddesinin birinci cümlesi kapsamında kalan çocuğun basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa aynı fıkranın ikinci cümlesinde yer alan sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğunun, mağdure ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçunun ise sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanık müdafisinin 30.10.2017 tarihli temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçesinin süresinde olup olmadığının, bu bağlamda Özel Dairece sanık müdafisinin temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçesi yönünden de temyiz incelemesi yapılması gerekip gerekmediği değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesince 19.12.2016 tarih ve 282-413 sayı ile çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın mağdureler ..., ... ve ...’a yönelik eylemleri nedeniyle cezalandırılmasına karar verildiği, hükümlere yönelik sanık müdafisi ve katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece sanık hakkında mağdureler ... ve ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının esastan reddine; mağdure ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün ise kaldırılarak, TCK’nın 103/4. maddesinin uygulanmaması suretiyle sanığın 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verildiği,
Bu hükümlerin de sanık müdafisi ve katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece;
"Gerekçeli karar başlığında zabıt katibinin ad ve soyadının yazılmaması suretiyle 5271 sayılı CMK"nın 232/2. maddesinin (b) fıkrasına muhalefet edilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda bozmaya konu eksiklik giderilerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar verilip kurulan hükümlere karşı yasa yolları, şekli, süreleri ve sonuçlarına ilişkin olarak ise hüküm fıkrasının sonunda;
"Dair, sanık ... sanık müdafisi ile mağdure Ülkü vekilinin yüzlerine karşı, diğer mağdure vekilleri ile mağdureler ve müştekiler ile katılan Bakanlık vekilinin yokluklarında, iddia makamında C.Savcısı İbrahim Gül"ün huzuru ile isteme uygun, duruşmada hazır bulunanlar yönünden kararın tefhiminden itibaren; duruşmada hazır olmayanlar yönünden ise tebliğden itibaren 15 gün içerisinde hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286. maddesi uyarınca temyiz yasa yolu açık olmak üzere," şeklinde ihtarda bulunulduğu, 27.09.2018 tarihinde sanık müdafisi tarafından hükümlerin usul ve kanuna aykırı olduğuna, gerekçeli karar tebliğ edildiğinde ayrıntılı temyiz dilekçesinin sunulacağına ilişkin dilekçe verildiği, sanık müdafisine gerekçeli kararın 17.10.2018 tarihinde tebliğ olunduğu ancak yapılan tebligatta temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin sunulmasına ilişkin sürenin belirtilmediği, sanık müdafisinin temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçesini 30.10.2018 tarihinde verdiği, katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekilinin ise gerekçeli kararın 30.10.2018 tarihinde tebliğ olunması üzerine 01.11.2018 tarihinde özetle; "Cezaların üst hadden tayin edilmesi gerektiği ve TCK’nın 62. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı," hususlarını içeren temyiz dilekçesini sunduğu,
Yargıtay 14. Ceza Dairesince 10.09.2019 tarih ve 1812-10718 sayı ile;
"Sanık müdafisinin temyiz dilekçesinin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK"nın 294/1. maddesinde yer alan ‘Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.’ ve aynı Kanun’un 295/1. maddesindeki ‘Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir" şeklindeki düzenlemeler gözetilerek yapılan değerlendirmede, sanık müdafisinin tefhim edilen hükümle ilgili verdiği 27.09.2018 tarihli süre tutum dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebi göstermeyip, 17.10.2018 günü usulüne uygun şekilde gerekçeli hükmün tebliğiyle işlemeye başlayan yedi günlük kanuni süresinden sonra 30.10.2018 tarihinde gerekçeli temyiz dilekçesini verdiği anlaşıldığından, vaki temyiz isteminin CMK"nın 298. maddesi uyarınca reddine,
Katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinin incelenmesine gelince;
5271 sayılı CMK"nın 288 ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler nazara alınıp aynı Kanun’un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinde belirttiği nedenler de gözetilerek yapılan değerlendirmede, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından gerçekleştirilen inceleme neticesinde mağdureler Şevval Nur ile Dilara"ya yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükümler yönünden vaki istinaf başvurusunun esastan reddine ve mağdure Ülkü"ye yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükme ilişkin istinaf başvurusunun kabulüyle hükmün kaldırılarak sanığın bu suçtan mahkûmiyetine dair kurulan hükümlere yönelik temyiz sebepleri yerinde görülmediğinden, katılan Bakanlık vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK"nın 302/1. madde ve fıkrası gereğince esastan reddiyle hükümlerin onanmasına," karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Ön sorun konusunda isabetli bir çözüme ulaşılabilmesi bakımından, kanun yoluna başvuru hakkının hukuki niteliği, temyiz başvuru usulü ve başvuru üzerine yapılacak işlemlerin ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’daki düzenlemeler ile 5271 sayılı CMK ve 1412 sayılı CMUK hükümlerinin kıyasen değerlendirilmesiyle temyiz denetiminin ne şekilde yapılacağına da değinilmesi gerekmektedir.
Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrası "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmünü içermektedir.
İlk derece mahkemesinin hükümlerine karşı kanun yoluna başvuru hakkının sözleşme kapsamında korunması gereken bir hak olarak kabul edilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 nolu protokolle gerçekleşmiştir. Protokol, 22.11.1984 tarihinde imzalanmış; 01.11.1988’de yürürlüğe girmiş; Türkiye Büyük Millet Meclisinde 25.03.2016 tarihinde onaylanarak iç hukukumuzun bir parçası hâline gelmiş bulunmaktadır. Protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesi "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir.
2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan protokol ile adil yargılanma ilkesi kapsamında cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı kabul edilmiştir. Bu hakkın istisnaları ikinci fıkrada gösterilmiş olup yasada düzenlenmiş hâliyle az önemli suçlar ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılanması ve beraat kararının temyiz edilmesi sonrası verilen mahkûmiyet hâlleridir. Bazı görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanması hâlinde bu istisna uygulanabilecektir. Sözleşmede istisna getirebilme olanağına rağmen İç hukukumuzda ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek iki dereceli sistem benimsendiği anlaşılmaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin ikinci fıkrası;
"Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir."
"Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesi;
"(1) Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.
(2) Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir"
"Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddenin 6. fıkrası;
"Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir"
"Eski hâle getirme" başlıklı 40. maddesi;
"(1) Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir.
(2) Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır."
"Temyiz istemi ve süresi" başlığını taşıyan 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 291. maddesi;
"(1) Temyiz istemi, hükmün açıklanmasından itibaren on beş gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.
(2) Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar.",
"Temyiz başvurusunun içeriği" başlığını taşıyan 294. maddesi;
"(1) Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.
(2) Temyiz sebebi, ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.",
"Temyiz gerekçesi" başlığını taşıyan 295. maddesi ise;
"(1) Temyiz başvurusunda temyiz nedenleri gösterilmemişse temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden veya gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde hükmü temyiz olunan bölge adliye mahkemesine bu nedenleri içeren bir ek dilekçe verilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz isteğinin sanığın yararına veya aleyhine olduğunu açıkça belirtir.
(2) Temyiz, sanık tarafından yapılmış ise, ek dilekçe kendisi veya müdafii tarafından imza edilerek verilir.
(3) Müdafii yoksa sanık, tutanağa bağlanmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla gerekçesini açıklayabilir; tutanak hâkime onaylatılır. Sanığın yasal temsilcisi ve eşi hakkında 262 nci madde, tutuklu sanık hakkında ise 263 üncü madde hükümleri saklıdır."
Hükümlerini içermektedir.
Bir kanun yolu başvurusunun esas yönünden mercisince incelenmesi, Anayasamızın 36. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında kalmaktadır.
Anayasamızın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz" şeklindedir.
Öğretide de kanun yoluna başvurmanın bir insan hakkı olduğu ifade edilmiştir. (Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakeme Hukuku, 4. Baskı, s. 838)
Görüldüğü üzere; temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına bağlıdır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı da bu anlamda mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlamaların mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması da gerekir.
Anayasal ve yasal nitelikteki söz konusu emredici düzenlemelerden anlaşılacağı üzere; Yargı mercilerince verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve mercisinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta taraflara bildirilmesi gerektiği şeklindeki düzenleme ile kanun koyucunun Anayasa’daki emredici düzenlemeye paralel şekilde ilgililerin "kanun yolu" başvurularında hak kayıpları ile sonuçlanabilecek yanılgıyı önlemek için ayrıntılı düzenleme yapmak ihtiyacını hissettiği görülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da kanun yoluna başvurma hakkının belli bir süre koşuluna bağlanması, hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması gibi önemli ve meşru bir amaca hizmet etmekte olduğu, bu bakımdan iç hukuktaki usullerin belirli ve öngörülebilir olması koşuluyla yargısal başvuruların birtakım kurallara tabi tutulmasının tek başına mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, ancak mahkemelerin iç işleyişlerine ilişkin süreçlerdeki aksama ve hatalardan kaynaklanan sorumluluğun ilgililere yüklenemeyeceği ve dava açma sürelerini düzenleyen karışık ve dağınık olan mevzuatın aşırı şekilci yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmiştir.
Süresi içinde vermiş olduğu dilekçeyle sebep göstermeksizin hükmü temyiz eden tarafın, kararın kendisine tebliğinden itibaren 7 gün içinde sunacağı dilekçeyle sebep bildirmesi gerekmektedir. Bu sürenin "hak düşürücü" veya "düzenleyici" nitelikte olduğu uygulamada ve doktrinde tartışmalıdır. Hukuki bir konuda kesin çizgilerle ayrışmış bir tartışma varsa ve yargı organları aynı konuda farklı sonuçlara varıyorlarsa taraflar açısından yasanın öngörülebilirliği ilkesinde sorun olduğu sonucuna ulaşılabilecektir. Nitekim 1412 sayılı CMUK’nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay tarafından sebep içermeyen temyiz taleplerinin incelenmesine ilişkin yerleşik uygulama, sistemde değişiklik yapan ve istinaf mahkemelerini faaliyete geçiren 5271 sayılı CMK’nın uygulandığı ilk dönemlerde yanılgı hâli olarak makul görülebilecektir.
Hukuk devleti olmanın sorumluluğu bağlamında verilen kararlar ile kurulan hükümlere karşı yasa yolları, şekli, süreleri ve sonuçlarının ilgililere açıkça bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi hâlinde, yasal sürelerin tebligat tarihinden itibaren değil ancak öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, öğrenme tarihi kesin olarak belirlenebilen hâller dışında taraf beyanının esas alınması gerekliliğinden hareketle, usulüne uygun sebep içeren dilekçe var ise bu kapsamda temyiz incelemesi yapılması, aksi hâlde ilgiliye yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda yapılacak meşruhatlı tebligatla 7 günlük süre içinde yasal düzenlemeye uygun sebep bildirmemesi hâlinde sebep yokluğundan temyiz talebinin reddedileceği ihtar edilmeli, sonucuna göre esasa ilişkin temyiz incelemesi yapılıp yapılmayacağına karar verilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık müdafisinin yüzüne karşı 26.09.2018 tarihinde tefhim olunan hükümde 5271 sayılı CMK’nın 295. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin tebliğden itibaren (7) gün içerisinde verilmesi gerektiğinin bildirilmediği gibi bu hususun meşruhatlı tebligat ile de bildirilmediği anlaşıldığından, sanık müdafisinin temyiz başvurusu için belirlenen sürenin bitmesinden ve gerekçeli kararın 17.10.2018 tarihinde tebliğinden itibaren yedi gün geçtikten sonra sunduğu 30.10.2018 tarihli temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçenin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu kabul edilerek bu dilekçe doğrultusunda inceleme yapılması gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 10.09.2019 tarihli ve 1812-10718 sayılı, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesince 26.09.2018 tarih ve 1747-1667 sayı ile sanığın mağdureler ..., ...’e yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin istinaf isteminin esastan reddi ile mağdure ...’a yönelik çocuğun basit cinsel istismarı suçundan Yerel Mahkeme TCK’nın 103/1-1. cümle, 103/4, 43/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca kurulan hükmün kaldırılarak, sanığın TCK"nın 103/1-1. cümle, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin, hükümlerin onanmasına dair kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, sanık müdafisinin süresinde kabul edilen temyiz nedenlerini bildirir ek dilekçe ile katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekilinin 01.11.2018 tarihli temyiz dilekçesi uyarınca temyiz incelemesi yapılması için Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
...
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.