Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/1190
Karar No: 2021/302

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1190 Esas 2021/302 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/1190 E.  ,  2021/302 K.

    "İçtihat Metni"

    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Ağır Ceza
    .
    Sanık ...’in nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından beraatine ilişkin Adana (Kapatılan) 6. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK"nın 250. maddesi ile görevli) verilen 18.11.2008 tarihli ve 220-231 sayılı hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 07.06.2012 tarih ve 18689-12967 sayı ile;
    "Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında katılan ..."e yönelik yağma, sanık ... hakkında katılan ..."e yönelik yağma ve özgürlüğü kısıtlama, sanıklar ... ve ... hakkında katılan ..."e yönelik yağma ve özgürlüğü kısıtlama eylemlerine azmettirme suçları bakımından: Katılan ..."in Aksaray"da faaliyet gösteren Özeller Turistik Tesislerinin sahibi ve Aksaray Birlik Otobüs Firmasının yüzde bir ortağı olduğu, ..., ... ve ..."in Aksaray Birlik ve Yüksel Turizmin sahipleri ve katılan ..."e yüklü miktarda borçları olup ve bu borçtan dolayı katılan tarafından Yüksellere ait otobüslere haciz konulduğu, 07.12.2005 günü katılan ..."in sahibi olduğu tesiste iken, Nevşehir Seyahat adlı otobüs firmasının ortaklarından ..."ın firmada huzursuzluk çıktığını gelip kendilerini anlaştırmasını istediği, katılanın sanık ..."ü aradığı, birlikte yola çıktıkları, Nevşehir"e sanık ..."e ait onun kullandığı araçla gittikleri, saat 23.20 sıralarında Aksaray"a dönmek üzere yola çıktıkları, yolda ..."in tuvalet ihtiyacı için aracı durdurup inerek araçtan uzaklaştığı sırada bir aracın aniden gelip aracın yanında durduğu, araçtan inen maskeli ve silahlı üç kişinin silahlarını katılana doğrultup, birisinin "Silah var mı?" diye sorduğu, diğerinin üzerini aradığı, bu kişilerden uzakta duran ve elinde silah olan sanık ..."ın "En ufak hareketinde vururum" diyerek katılanı tehdit edip katılanın kravatını ve cep telefonunu aldığı, katılanın üzerinde 7.000 TL olmasına karşın bu parayı almadığı, sanık ..."ün de üzerini arayıp cep telefonunu aldıkları, Mevlüt"e ait araca katılan, sanık ..., Neşet ve kar maskeli kişinin bindiği, kar maskeli kişinin aracı kullandığı, Neşet"in yolda cep telefonlarını attığı ve arkadaki arabalar takip ediyor mu diye arabayı kullanan kişiye birkaç defa sorduğu, katılanı önce Ekecik Gökdeler Köyünde bulunan kullanılmayan çoban kulübesine götürdükleri, bir süre burada tuttukları, buradan ..."ın çiftlik evine götürdükleri, çiftlik evinde ... ve ... tarafından katılan tehdit edilerek zorla iki adet senet imzalattıkları, sonra katılan ve sanık ..."ü sanık ..."ın kendisine ait kamyonetle eski Tatlıses tesisine getirip bıraktığı somut olayda, sanık ... tüm aşamalarda kaçırmadıklarını olay gecesi Nevşehir dönüşü katılanı evine bıraktığını katılanın olayları uydurup iftira attığını diğer sanıklarda olayın katılanın senaryosu olup uydurduğunu savunmuş iseler de; 11.12.2005 tarihli katılan ..."in evinin dört köşesinde bulunan kamera kayıtları incelendiğinde sanık ..."ün katılanı evine getirdiğine dair hiçbir kaydın bulunmadığı gibi savunmasının aksine 17.02.2006 tarihli ekspertiz raporuna göre katılanın yer göstermesi sonucu düzenlenen 10.12.2005 tarihli olay yeri inceleme raporunda Ekecik Gökdeler Köyündeki çoban kulübesinden elde edilen sigara izmaritlerinden 2d ve 2m nolu sigara izmaritleri üzerine bulaşmış tükürük örneklerinin ..."den alınan kan örneği ile genotip olarak uyumlu olduğu, ..."ın çiftlik evinin bahçesi ve Ekecik Gökdeler Köyündeki çoban kulübesinden elde edilen sigara izmaritlerinden 1 ve 2h nolu sigara izmaritleri üzerine bulaşmış tükürük örneklerinin ..."den alınan kan örneği ile genotip olarak uyumlu olduğu, Ekecik Gökdeler Köyündeki çoban kulübesinden elde edilen sigara izmaritlerinden 2f ve 2k nolu sigara izmaritleri üzerine bulaşmış tükürük örneklerinin ..."dan alınan kan örneği ile genotip olarak uyumlu olduğu, 21.12.2005 tarihli ekspertiz raporunda ..."a ait çiftliğindeki, giriş kapısı kilit aynası üzerinden alınan parmak izinin katılan ..."nin sol el işaret parmak iziyle aynı olduğunun saptanması ile katılanın anlatımlarının somut ve maddi delillerle kanıtladığı, Aksaray Sulh Ceza Mahkemesince verilen usulüne uygun dinleme kararlarına dayanılarak sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..."ın kullandığı telefonlara ilişkin telefon dinleme tutanakları kapsamında sanıkların olay öncesi ve sonrası konuşma içeriklerinin de katılanın anlatımlarını doğruladığı, 21.01.2006 tarihli katılan ..."in sanıkları teşhisine ilişkin "Teşhis Tutanağı" kapsamına göre; "Katılana yüklü miktarda borçlu olan" sanıklar ... ve ..."in sanık ..."le birlikte diğer sanıkları katılanın özgürlüğünü kısıtlamak suretiyle yağmalanması için azmettirdikleri ve sanık ..."ün eyleme asli maddi fail olarak, diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ..."ında asli maddi fail olarak katıldığının anlaşılması karşısında: sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ..."ın yağma; sanıklar ... ve ..."in yağma ve özgürlüğü kısıtlama suçuna azmettirme; sanık ..."in yağma ve özgürlüğü kısıtlama suçundan; hükümlülükleri yerine yazılı biçimde beraatlerine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 21.11.2014 tarih ve 104-295 sayı ile, sanığın nitelikli yağma suçundan TCK’nın 38/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 148/2, 149/1-a-b-c-h-g ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 38/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 109/2, 109/3-a-b, 110/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve her iki suç yönünden de TCK’nın 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükümlerin de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 10.10.2017 tarih ve 2657-3250 sayı ile, nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasına, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise "Katılan ..."e yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından şu anda temyizin konusu olmayan sanıklar ..., ..., ..., ..., Ziya Boz, ..., ... hakkında TCK 109/2. maddesi uyarınca temel ceza 2 yıl olarak belirlenen cezanın Dairemizin 07.06.2012 gün 2009/18689 esas ve 2012/12967 karar sayılı ilamı ile Onama kararı verilerek kesinleştiği, aynı anda eylem bütünlüğü içerisinde el ve işbirliği ile hareket etmek suretiyle hemfiil olan sanık ... ve olayın başından itibaren suç işleme kasıt ve iradesi ile hareket ederek bu suçu azmettiren sanıklar ... ve ... hakkında cezanın bireyselleştirilmesi ilkesine aykırı olacak şekilde yerinde yeterli olmayan gerekçe gösterilmeden TCK"nın 109/2. maddesi uyarınca temel cezanın fazla tayini," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 20.11.2017 tarih ve 395006 sayı ile;
    "Sanık ..."in aynı dosyada sanık olarak yargılanan kendisinden iki yaş büyük Fahri ve dokuz yaş büyük ağabeyi Mevlüt ile birlikte Aksaray Birlik isimli seyahat firmasının işlerini takip etmekte olduğu ancak asıl işleri yapan ve malik olarak görünen büyük ağabeyleri ... olduğunun dosya kapsamından anlaşıldığı, aynı ilde ticari faaliyetleri bulunan katılan ..."in yargılamaya konu olaydan hemen sonra alınan 09.12.2005 tarihli kolluk ifadesinde belirttiği şekilde, 2002 yılı Aralık ayında ... ile birlikte 2 adet Mercedes otobüs aldıkları, her biri 229.000 Euro olan otobüslerin 90.000 Euro peşinat bedellerini kendisinin verdiğini, taksitleri ise ..."in ödeyeceğini, taksitlerin bitiminde kendisinin peşinat olarak verdiği parayı ödeyeceğini, buna dair senet yaptıklarını ancak vadesi geldiğinde parasını ödemediğini bu sebeple kendisini icraya verip otobüslere haciz koydurması nedeniyle aralarının iyi olmadığını kendisine kırgın olduklarını fakat sonradan sulh anlaşması yaptıklarını beyan ettiği, olay günü olan 07.12.2005 tarihinde de bir iş için Nevşehir ilinden çağrıldığında kendisinin ..."e haber verip birlikte gittiklerini akşam 18.00 sularında yola çıkıp geceleyin 23.00 sularında dönüşe geçtiklerinde, ..."in Acıgöl mevkisinde tuvalet ihtiyacı gerekçesiyle aracı durdurup indikten sonra arkadan gelen bir araçtan inen silahlı ve maskeli üç kişinin kendilerine silah doğrultup araca bindirerek önce Ekecik Köyü civarındaki terkedilmiş bir ağıla, 08.12.2005 tarihinde sabah 05.00 sularında da buradan alıp sanıklardan ..."a ait Kazıcıktolu Köyü"ndeki besi çiftliğine götürerek burada aynı gün saat 15.30"a kadar tehdit ve baskı altında tutup iki adet senet imzalattıklarını, sonra da sanık ..."nin refakatinde Aksaray-Ankara karayolundaki Hanefi Yılmaz tesislerine getirerek serbest bıraktıklarını iddia ve beyan ettiği görülmektedir. Bu iddia ve beyanlar doğrultusunda yapılan soruşturma ve yargılamalar sonucunda da sanıkların büyük çoğunluğunun mahkûm edildiği ve hükümlerin onandığı anlaşılmaktadır. Katılanın bu yağma ve hürriyeti tahdit fiiline azmettiren olarak sanıklar Ayhan, Mevlüt ve ..."in isimlerini vermesi üzerine derinleştirilen soruşturmada iletişimin tesbiti yoluna da gidilmiş ve yapılan telefon dinlemeleri de dosyada yer almış bulunmaktadır.
    Sanıklardan ..."in kayda ve sonra da hükme esas alındığı anlaşılan 29 telefon görüşmesinin 4 ünün sanıklar arasında yer almayan Hacı Mehmet Akpınar ile, 3 ünün Köse isimli, 1 inin Murat isimli şahısla geri kalan büyük çoğunluğunun ise ağabeyi ... ile yapıldığı, ağabeyi ... haricindeki bir kez Murat isimli, üç kez Köse isimli, 4 kez de Hacı Mehmet Akpınar isimli şahısla görüşmelerin hiçbirinde sanığın bu suça diğer sanıkları azmettirdiğine dair bir bulguya rastlanmadığı, Hacı Mehmet Akpınar isimli şahsın asli faillerden ... isimli sanığın babası olduğu ve adliyedeki sorgu olayının takibini içeren görüşmenin bu olaya ilişkin olduğunun belirlenemediği gibi, konuşma tarihinin 20.01.2006 olup 07.12.2005 olan suç tarihinden çok sonraya tekabül ettiği, yine hakkında aynı suç sebebiyle yargılama yapılıp mahkûmiyet kararı verilen diğer sanıklar ..., ..., ... ve diğer sanıklarla hiç bir irtibatının ve tanışıklığının belirlenemediği, bu sanıkların ifadelerinde ya da aralarında yaptıkları görüşmelerde sanık ..."ın isminin geçmediği, sanıklardan ... ile sanık ... arasında geçen suç tarihinden önceki 06.12.2005 tarihli saat 20.20 ibareli konuşma ve tesbit tutanağında adının geçmediği, yine suç tarihinden sonra olay yerindeki iz ve emarelerin yok edilmesi amacıyla yapılan telefon görüşmelerinde doğrudan veya dolaylı olarak adının geçmediği, katılan ile suç tarihinden önce 05.12.2005 tarihli 17.40 ibareli görüşmede tehdit veya başkaca suç emaresini gösteren bir bulguya rastlanmadığı anlaşılmaktadır. Dosya içerisindeki belgelerden de, katılanın alacağının sanıklardan ..."den olup 2005 yılı Mayıs ayında katılanın sanık ... hakkında Aksaray İcra Müdürlüğünde takip başlattığı ve keza borç yapılandırma (sulh) belgesinin de katılan ile ... arasında yapılmış olduğu görülmektedir. Bu durumda sanık ..."in yargılamaya konu suçlara diğer sanıkları azmettirdiğine dair katılanın soyut şüphesinden öte bir delil elde edilememiştir.
    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun genel hükümler bölümünde yer alan "suça azmettirme" başlıklı 38. maddesi metnine bakıldığında; "MADDE 38. - (1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.
    (2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.
    (3) Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir." düzenlemesi yer almakta olup azmettirme; Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 10.05.2016 tarih, 2016/329 esas, 2016/251 karar sayılı içtihadında da vurgulandığı şekilde; "...Azmettirme, belli bir suç işleme hususunda henüz bir düşüncesi olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer kişi daha önceden suçu işlemeye karar vermiş ise, bu takdirde azmettirme değil, artık aynı Kanun"un 39/2. maddesi kapsamında manevi yardım söz konusu olacaktır. Azmettiren konumundaki kişinin kasten hareket etmesi gerekir. Bu kastın, failde belli bir suçu işleme konusunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsaması gerekli olmasına karşın, eylemin yer ve zamanı ile işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesine gerek yoktur.
    Öte yandan, latince "in dubio pro reo" olarak ifade edilen ve masumiyet (suçsuzluk) karinesinin bir uzantısı olan "şüpheden sanık yararlanır ilkesi" ceza yargılaması hukukunun evrensel nitelikteki önemli ilkelerinden biridir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, teorik de olsa hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir..." Somut olayımızda ise, sanık ... yönünden azmettirme olgusu somut delillerle ispatlanamamıştır.
    Bu sebeplerle; sanıklardan ... yönünden katılan ..."e yönelik 07.12.2005 tarihli yağma ve hürriyeti tahdit suçlarına azmettirdiğine ilişkin delil bulunmadığı," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 05.12.2017 tarih ve 3502-5620 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    İtirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında katılan ..."e yönelik nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...’e atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli yağma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği"nin 27. maddesi uyarınca öncelikle;
    a- Sanık hakkındaki iletişimin tespiti tutanaklarının duruşmaya getirtilerek okunup bunlara karşı sanığın savunması alınmaksızın hüküm kurulmak suretiyle CMK"nın 209 ve 217. maddelerine aykırı davranılıp davranılmadığının,
    b- Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin,
    Belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Katılanın 07.12.2005 tarihinde saat 18.00 sıralarında tesiste bulunduğu sırada daha önceden tanıdığı Nevşehir Seyahat isimli otobüs firmasının ortaklarından ... tarafından arandığı, Muharrem"in katılana hitaben firmada aralarında huzursuzluk çıktığını, Nevşehir’e gelerek kendilerini anlaştırmasını söylediği, katılanın teklifi kabul ederek kendisi gibi otobüs firması sahibi olan inceleme dışı sanık ...’ü arayarak bu yere beraber gitmeyi teklif ettiği, Mevlüt’ün kabul ederek "Yarım saat sonra tesise senin yanına geliyorum." dediği ve yarım saat kadar sonra da kendi kullandığı gri renkli Renault Clio marka aracıyla yalnız olarak katılanın bulunduğu tesise geldiği, katılanın ön yolcu koltuğuna bindiği ve bu şekilde Nevşehir iline doğru yola çıktıkları, saat 23.30 sularında Nevşehir’e ulaştıkları, Nevşehir’de bulundukları sırada Mevlüt’ün katılana "Ben çorba içeceğim." diyerek yanından ayrılmak istediği, katılanın ise "Yemek yedin ne çorbası?" diye sormasına rağmen Mevlüt"ün oradan ayrıldığı, yarım saat kadar sonra da geri döndüğü, katılanın arkadaşlarıyla oynadığı okey oyununun bitmesi üzerine de saat 23.20 sıralarında katılan ile Aksaray’a doğru yola çıktıkları, saat 23.30 sıralarında Aksaray il sınırında bulunan Acıgöl diye bilinen bir yere vardıkları sırada Mevlüt"ün tuvaletinin geldiğini söyleyerek arabayı yolun kenarında durdurup araçtan inerek uzaklaştığı, bu esnada arabanın yanına hızla gelen bir aracın aniden durduğu, araçtan inen üç kişinin silahlarını katılana doğrulttuğu ve içlerinden birinin "Üzerinde silah var mı?" diye sorduğu, yüzünde kar maskesi olan bir diğerinin ise katılanın üzerini aradığı, bu kişilerden biraz uzak duran elinde iki silah olan inceleme dışı sanık ...’in devamlı olarak "En ufak hareketinde vururum." diyerek katılanı tehdit ettiği, katılanın kravatını ve cep telefonunu aldıkları, cebinde çok miktarda para olmasına rağmen bu paraları almadıkları, üzerini aradıktan sonra katılanı Mevlüt’ün arabasının ön yolcu koltuğuna oturttukları, Mevlüt’ü ise aynı aracın arka koltuğuna oturttukları, kar maskeli kişinin direksiyona geçtiği, Mevlüt’ün yanına Neşet’in binerek bir elindeki silahı Mevlüt’ün başına, diğer elindeki silahı ise katılanın başına dayadığı, katılanın başındaki kasketi gözüne kadar indirip üzerine de kar maskesi taktığı ve bu şekilde yaklaşık 20 km kadar Aksaray istikametine doğru gittikleri, bu sırada Neşet’in katılana hitaben "Bu şerefsizin polis dostu neyi çoktur, telefonlarından bizi bulabilirler." diyerek katılana ait cep telefonunu arabanın camından dışarı attığı, yolda indirerek verici var mı diye katılanın üzerini aradığı, üzerinde bulduğu 7.000 TL civarındaki parayı tekrar cebine koyduğu, katılanı silah zoru ile Ekecik Dağı eteklerindeki kullanılmayan bir ağıla götürdükleri, burada katılanı köyden getirilen ipler ile bağlandıkları, bir süre sonra katılanın ve yanında bulunan Mevlüt’ün buradan çiftlik evine nakledildikleri, burada Mevlüt ve katılana silah zoru ile ikişer adet boş senet imzalattırıldığı, senetler alındıktan bir süre sonra jandarmaya şikâyetçi olmamaları hususunda tehdit edilerek serbest bırakıldıkları, ardından katılan ile Mevlüt"ün yazıhaneye gittikleri, Mevlüt’ün teklifi ile Neşet’in babasını bulup senetleri kurtardıktan sonra şikâyetçi olmaya karar verdikleri, bu nedenle Mevlüt’ün Neşet’in babası olan Mehmet Akpınar’ı arayarak olayı anlattığı, birkaç dakika içinde yazıhaneye gelen Mehmet Akpınar’a senetleri verdiği takdirde şikâyetçi olmayacakları konusunda güvence verdikleri, teklifi kabul eden Mehmet Akpınar’ın katılandan süre istediği, senetlerin getirilmemesi üzerine de katılanın şikâyetçi olduğu, katılandan alınan senetlerin ele geçirilemediği, katılanın şikâyetçi olması nedeniyle de bunların tahsil edilemediği, bu nedenle eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı, sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’nin katılanın kaçırılmasından bir gün önce Neşet’i arayarak acil işlerinin olduğunu bildirmeleri, bu sırada şehir dışında olan Neşet ile eylemi gerçekleştiren diğer inceleme dışı sanıkların toplanarak katılanın bulunduğu Nevşehir iline yönelmeleri, Mevlüt’ün yemek yediği hâlde çorba içme bahanesi ile katılanın yanından ayrılması, yolda arabayı durdurması, daha sonra inceleme dışı sanıklarla aralarında geçen katılanın oyalanması talepleri, Neşet"e para verilmesini içeren görüşmeler birlikte değerlendirildiğinde, sanık ...’ın eylemi gerçekleştirmeleri için inceleme dışı sanıkları azmettirdiği iddiası ile kamu davası açıldığı,
    Aksaray (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 08.12.2005 tarihli ve 2005/857 değişik iş sayılı kararı ile, sanık ...’in kullandığı 05445633535 numaralı telefon hattı için iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararı verildiği, ayrıca inceleme dışı sanıklar hakkında da iletişimin tespiti kararları verildiği ve bu kararlara istinaden iletişim tespit tutanakları düzenlendiği,
    Duruşmalar sırasında Yerel Mahkemece söz konusu iletişim tespit tutanakları sanığa okunarak bunlara ilişkin savunmasının alınmadığı,
    Yerel Mahkemece "...Sanık ... tüm aşamalarda kaçırmadıklarını, olay gecesi Nevşehir dönüşü katılanı evine bıraktığını, katılanın olayları uydurup iftira attığını, diğer sanıklarda olayın katılanın senaryosu olup uydurduğunu savunmuş iseler de; 11.12.2005 tarihli katılan ..."in evinin dört köşesinde bulunan kamera kayıtları incelendiğinde sanık ..."ün katılanı evine getirdiğine dair hiçbir kaydın bulunmadığı gibi savunmasının aksine 17.02.2006 tarihli ekspertiz raporuna göre katılanın yer göstermesi sonucu düzenlenen 10.12.2005 tarihli olay yeri inceleme raporunda Ekecik Gökdeler Köyü"ndeki çoban kulübesinden elde edilen sigara izmaritlerinden 2d ve 2m nolu sigara izmaritleri üzerine bulaşmış tükürük örneklerinin ..."den alınan kan örneği ile genotip olarak uyumlu olduğu, ..."ın çiftlik evinin bahçesi ve Ekecik Gökdeler Köyü"ndeki çoban kulübesinden elde edilen sigara izmaritlerinden 1 ve 2h nolu sigara izmaritleri üzerine bulaşmış tükürük örneklerinin ..."den alınan kan örneği ile genotip olarak uyumlu olduğu, Ekecik Gökdeler Köyü"ndeki çoban kulübesinden elde edilen sigara izmaritlerinden 2f ve 2k nolu sigara izmaritleri üzerine bulaşmış tükürük örneklerinin ..."dan alınan kan örneği ile genotip olarak uyumlu olduğu, 21.12.2005 tarihli ekspertiz raporunda ..."a ait çiftliğindeki, giriş kapısı kilit aynası üzerinden alınan parmak izinin katılan ..."nin sol el işaret parmak iziyle aynı olduğunun saptanması ile katılanın anlatımlarının somut ve maddi delillerle kanıtlandığı, Aksaray Sulh Ceza Mahkemesince verilen usulüne uygun dinleme kararlarına dayanılarak sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..."ın kullandığı telefonlara ilişkin telefon dinleme tutanakları kapsamında, sanıkların olay öncesi ve sonrası konuşma içeriklerinin de katılanın anlatımlarını doğruladığı, 21.01.2006 tarihli katılan ..."in sanıkları teşhisine ilişkin ‘Teşhis Tutanağı" kapsamına göre; "katılana yüklü miktarda borçlu olan" sanıklar ... ve ..."in sanık ..."le birlikte diğer sanıkları katılanın özgürlüğünü kısıtlamak suretiyle yağmalanması için azmettirdikleri ve sanık ..."ün eyleme asli maddi fail yani doğrudan fail olarak, diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ..."ın da asli maddi fail yani doğrudan fail olarak katıldıkları, bu şekilde sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ..."ın nitelikli yağma suçunu; sanıklar ... ve ..."in nitelikli yağma ve özgürlüğü kısıtlama suçuna azmettirme suçlarını; sanık ..."in ise yağma ve özgürlüğü kısıtlama suçlarını işlediklerinin sabit olduğu," şeklindeki gerekçeyle sanık ... hakkında nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurulduğu,
    Anlaşılmaktadır.
    Ön sorunların birlikte değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
    Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaca ulaşılmasını olanaklı kılmak için de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu delil serbestisi dolayısıyla da bu delillerin hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edileceği esasını benimsemiş, ancak duruşmanın ve delillerin doğrudan doğruyalığı ile duruşmaların sözlülüğü ilkelerinin zorunlu sonucu olarak da hâkimin kararını, ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırılabileceği diğer bir anlatımla duruşmada okunmamış ve tartışılmamış belge ve delillerin hükme esas alınamayacağını belirtilmek suretiyle de bir bakıma bu ilkeye sınırlama getirmiştir.
    Bu nedenle duruşma sırasında, kanıt aracı olan belge okunmalı, tarafların belge içeriği hakkında bilgi sahibi olmaları sağlanmalı ve söz konusu belgeye karşı bir diyecekleri olup olmadığı sorulmalıdır.
    Bu konuya ilişkin olarak CMK"nın "Duruşmada Okunması Zorunlu Belge ve Tutanaklar" başlıklı 209/1. maddesinde;
    "Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.",
    "Delilleri Takdir Yetkisi" başlıklı 217/1. maddesinde;
    "Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir." şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.",
    "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de;
    "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
    a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
    b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
    c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanunu"nun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun"un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
    d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
    (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hâllerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.",
    "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise;
    "(1) Hükmün başına, "Türk Milleti adına" verildiği yazılır.
    (2) Hükmün başında;
    a) Hükmü veren mahkemenin adı,
    b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
    c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
    d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
    Yazılır.
    (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
    (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
    (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
    (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
    (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.",
    Hükümlerine yer verilmiştir.
    Buna göre, Anayasa"nın 141 ve CMK"nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. "Başlık" bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun"un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun"un 53. ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
    Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
    CMK"nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
    Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, CMK"nın 289/1-9 ve CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308/7. maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
    Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).
    AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44).
    Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan "kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama" yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33).
    Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
    Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
    Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında "ilgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
    Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında ön sorunlara ilişkin yapılan değerlendirmede;
    Sanık ...’in katılana karşı nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlemeleri için inceleme dışı sanıkları azmettirdiği iddia olunan olayda; Yerel Mahkemece "...Katılanın anlatımlarının somut ve maddi delillerle kanıtladığı, Aksaray Sulh Ceza Mahkemesince verilen usulüne uygun dinleme kararlarına dayanılarak sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..."ın kullandığı telefonlara ilişkin telefon dinleme tutanakları kapsamında, sanıkların olay öncesi ve sonrası konuşma içeriklerinin de katılanın anlatımlarını doğruladığı, 21.01.2006 tarihli katılan ..."in sanıkları teşhisine ilişkin ‘Teşhis Tutanağı" kapsamına göre; "katılana yüklü miktarda borçlu olan" sanıklar ... ve ..."in sanık ..."le birlikte diğer sanıkları katılanın özgürlüğünü kısıtlamak suretiyle yağmalanması için azmettirdikleri..." şeklindeki gerekçe ile sanık hakkında nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkûmiyet hükümleri kurulduğu, Aksaray (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince verilen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararlarına istinaden düzenlenen iletişim tespiti tutanaklarının ilgili kısımlarının sanığa okunarak bunlara ilişkin savunması alınmayıp CMK’nın 209 ve 217. maddelerine aykırı davranıldığı, ayrıca Yerel Mahkemece hangi iletişimin tespiti tutanaklarının hükme esas alındığı belirtilmeksizin, bu iletişimin tespiti tutanaklarının sanığın üzerine atılı suçlar ile ilişkilendirilip tartışılmadığı, delillerle sonuç arasındaki bağın ne olduğunun ve niçin bu sonuca varıldığının gösterilmediği, bu nedenle CMK’nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi," düzenlemesine muhalefet edildiği, dolayısıyla itiraza konu hükümlerin, Anayasa"nın 141 ve CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermediği, ayrıca söz konusu iletişimin tespiti tutanakları sanığa okunup bunlara ilişkin savunması alınmayarak CMK’nın 209 ve 217. maddelerine aykırı davranılıp sanığın savunma hakkının kısıtlandığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
    SONUÇ :
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
    2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 10.10.2017 tarihli ve 2657-3250 sayılı sanık ... hakkındaki nitelikli yağma suçundan kurulan düzelterek onama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan bozma kararlarının KALDIRILMASINA,
    3- Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 21.11.2014 tarihli ve 104-295 sayılı sanık ... hakkında nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, Anayasa"nın 141 ve CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçe içermemesi, ayrıca söz konusu iletişimin tespiti tutanaklarının sanığa okunarak bunlara ilişkin savunması alınmayarak CMK’nın 209 ve 217. maddelerine aykırı davranılıp sanığın savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
    4- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 22.06.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.





    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi