1. Hukuk Dairesi 2013/6744 E. , 2013/9075 K.- TAPU İPTALİ VE TESCİLİ
- MURİS MUVAZAASI
- GİZLİ BAĞIŞ SÖZLEŞMESİ
- FERAGAT
- TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 706
- TAPU KANUNU (2644) Madde 26
- BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 213
"İçtihat Metni"Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne, feragat eden davacıların davalarının ise feragat nedeniyle reddine ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal ve payları oranında mirasçılar adına tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, işlemin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, feragat eden davacılar yönünden feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakanın 26.08.2006 tarihinde ölümüyle davalı ve davacıların mirasçı olarak kaldıkları, mirasbırakanın dava konusu 984 ada 121 parselde yer alan 10 nolu bağımsız bölümü 09.12.2004 tarihinde satış suretiyle davalı oğlu Cevdet"e temlik ettiği, mirasçılardan sağ eş M. ile kızları A. H. ve G.n satış işleminin muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeyi davayı açtıkları aşamada M.ile A."nin davadan feragat ettikleri, davalının murisin kendisinden aldığı borçlar ve muris adına yaptığı ödemelere karşılık taşınmazın devredildiği savunmasında bulunduğu ve dava konusu taşınmazın bedelini mirasbırakana ödediğine dair tanıklarca imzalanmış tarihsiz belge ile iki adet senettir başlıklı ve 15.08.1995 tarihli birinde mirasbırakanın davalıdan 40.000 dolar aldığına; diğerinde mirasbırakanın yaklaşık 260.000TL borcunun davalı tarafından ödendiğine dair mirasbırakanca imzalanmış belgeleri delil olarak sunduğu anlaşılmaktadır.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 0l.04.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda yeterli bir araştırma yapıldığı söylenemez. Zira davalı taraf savunmasında satışın gerçek olduğunu ve bedelin ödendiğini ileri sürerek senet ve belgeler ibraz etmiş, mahkemece bu belgelerin aslı istenilmemiş ve sıhhati üzerinde durulmamıştır. Ayrıca dava konusu taşınmazın bedelinin mirasbırakana ödediğine ilişkin ibraz edilen belgede imzası bulunan bir kısım tanıklar dinlenmişse de bedelin ödendiğine tanıklık ettiği ifade edilen H..Ö.ve R.H.Ö.. dinlenilmediği gibi tanık beyanları ve davalı tarafın sunduğu belgeler değerlendirilmeksizin sonuca ulaşılmıştır.
Hal böyle olunca muvazaa iddiasının yukarıdaki ilkeler uyarınca araştırılması, mirasbırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması özellikle de ibraz edilen belge ve senetlerin asıllarının getirtilerek sıhhati üzerinde durulması ve anılan delillerin içeriğinin değerlendirilerek ve savunmada irdelenerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalı tarafın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK."nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.