1. Hukuk Dairesi 2013/6739 E. , 2013/9205 K.- TAPU İPTALİ VE TESCİLİ
- MURİS MUVAZAASI
- GİZLİ BAĞIŞ SÖZLEŞMESİ
- TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 706
- TAPU KANUNU (2644) Madde 26
- BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 237
"İçtihat Metni"Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar taraflarca yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Toplanan delillerden ve dosya içeriğinden; miras bırakan L..nin, kayden maliki olduğu 3175 parsel sayılı taşınmazı davalı torunu A."e, 3279 parsel sayılı taşınmazı ise davalı diğer torunu T.."e 06.08.2004 tarihinde tek akitle satış suretiyle devrettiği, 27.6.2012 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 237 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; çekişme konusu taşınmazların temliklerinin muvazaalı olup olmadığı yönünde mahkemece yapılan araştırmanın hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki; miras bırakanın mal satmaya ihtiyacının olup olmadığı, davalıların alım gücüne sahip olup olmadıkları, murisin başka taşınmazlarının ve sosyal güvencesinin bulunup bulunmadığı, ölümünden önce nerede ve kiminle yaşadığı araştırılmadığı gibi, davacı ve davalılar arasındaki ilişkiler üzerinde de durulmamıştır. K. taşınmazların temlik tarihi değerleri bilirkişiye hesaplatılmadığı gibi veraset ilamı da taraflardan temin edilmemiştir.
Hal böyle olunca; değinilen hususlar ile yukarıdaki ilkeler de gözetilerek, murisin gerçek irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde saptanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK."nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının tüm; davalıların yargılama giderlerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.