Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 04.06.2013 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı H.. Ö..., davacı M..Ö..vekili Avukat A..S..Ö..geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilenler vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan E.."nın, 26.04.2006 tarihinde öldüğü, geride mirasçıları olarak davacı torunları ile davalıların babası dava dışı oğlu M..in kaldığı, murisin adına kayıtlı 17654 parselde 3 nolu bağımsız bölümü intifa hakkını üzerinde bırakıp davalılara 03.02.2000 tarihinde satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır.
Öte yandan, miras bırakanın sağlığında mal varlığının tamamını veya bir kısmını, mirasçıları arasında hoşgörü ile karşılanabilecek makul ölçüler içerisinde paylaştırmışsa mirasçısından mal kaçırma iradesinden söz etme olanağı yoktur. O halde miras bırakanın denkleştirme yapıp yapmadığı üzerinde durulması, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden, taşınır, taşınmaz ve hakların araştırılması, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgelerin mercilerinden getirtilmesi, her bir mirasçıya geçirilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınarak paylaştırmanın mı? Yoksa mal kaçırma amacının mı? Üstün tutulduğunun aydınlığa kavuşturulması zorunludur.
Somut olaya gelince; davacılar murisin ölümünden önce dava konusu 17654 parsel sayılı 3 nolu bağımsız bölümün mirasçı M.. Ö,," ün çocukları davalılar adına 1/2 hisseli olarak 03/02/2000 tarihinde cüzi bir bedelle devrettiğini ve bu işlemi satış gibi gösterdiğini, murisin ölümünden önce eşinden emekli aylığı aldığını ve sağlının da yerinde olduğunu, herhangi bir ihtiyacının olmadığını, murisin davalılar olan torunları ile yapmış olduğu tapu işleminin gizli bağış ve mirasçılardan mal kaçırma olduğunun açıkça ortada olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlar;davalılar ise,murisin sağlığında mal varlığını paylaştırmak amacıyla temlik yaptığını, işleminin muvazaalı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlar;mahkemece,murisin gerçek amacının muvazaa olmayıp sağlığında mirası paylaştırmak gayesi ile temlikleri yaptığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ne var ki;mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığı gibi denkleştirmenin sadece mirasçılar arasında olacağı,davalıların henüz E.mirasçıları olmadığının da dikkate alınmaması da doğru değildir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve değerlendirme yapılması hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken anılan hususlar gözardı edilerek yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK."nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.12.2012 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 990.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenlerden alınmasına, 04.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.