8. Hukuk Dairesi 2012/2213 E. , 2012/10247 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ve müşterekleri ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair ... Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 27.12.2011 gün ve 1518/2845 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar dava dilekçesinde; 142 ada 27 sayılı parselin kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit ve tescil edildiğini, dava konusu yerlerin zilyet ve tasarruflarında bulunduğunu, anılan parselin tapu kaydının iptali ile adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişler, 27.05.2010 tarihli yargılama oturumunda; davacılardan .... ve..., anılan parsel içerisinde 16 dekar büyüklüğünde dört parça taşınmazın babaları ...’ın kendilerine verdiğini, ... ise, üç dekar yerin babasından kaldığını, ... ve ...’in de babalarının ölümünden sonra yapılan taksim sonucu kendilerine birer parça taşınmaz kaldığını, Umuhan Bakır’ın da iki parça yeri bulunduğunu ve bu yerlerin tesciline karar verilmesini bildirmişlerdir.
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, teknik bilirkişinin rapor ve krokisinde A ve E harfleriyle gösterilen taşınmazların davacı ..., B ve D harfleriyle işaretli yerlerin... C ve F harfleriyle belirlenen bölümlerin ..., G harfiyle saptanan kısmın ..., H harfiyle açıklanan bölümün ..., I harfli yerin ise ... adlarına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmesi üzerine, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik, babadan intikal, bağış ve paylaşım hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece, açıklandığı biçimde davanın kabulüne karar verilmiş ise de, kurulan hüküm davacılardan ....,....ve.... bakımından infaza elverişli olmadığı gibi, 142 ada 27 sayılı parselin Hazine üzerinde kalan üç parçanın birbirinden bağımsız olduğu ve bu konuda mahkemece herhangi bir hüküm kurulmadığı, öte yandan davacı ...’e taşınmazın babasından kaldığı dosya kapsamıyla sabit olduğu halde, intikal şekli üzerinde durulmadığı, davacılar dışında miras yoluyla veya bağış suretiyle gelen taşınmazlar bakımından bağış yapan ve miras bırakan kişiler ile diğer mirasçılar yönünden miktar araştırmasının yapılmadığı belirlenmiştir.
Hükme esas alınan teknik bilirkişi ...’un 6.7.2011 tarihli rapor ve krokisinde; A, E, B, D, F ve C harfleriyle işaretli yerlerin birbirinden bağımsız parçalar halinde olduğu ve aralarında başka taşınmazlar bulunduğu halde tek parça halinde adı geçenler adına tescile karar verilmesi infazda duraksama yaratmaktadır. Doğru, düzgün ve sağlıklı sicil tutulması kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulur. Her parçanın aynı ada son parsel numaralarıyla ismi geçen davacılar adına iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken, bir bütün olarak tek parsel halinde tescile karar verilmesi kamu düzeni ilkesine aykırı olup, hükmün bu haliyle infaz edilmesi olanaklı bulunmamaktadır.
Bundan ayrı, 142 ada 27 sayılı parsel içerisinde aynı teknik bilirkişinin rapor ve krokisinde; J, M, L ve K harfleriyle belirlenen yerlerin Hazine üzerinde kaldığı, ancak bu yerlerin de bitişik olmayıp birbirinden bağımsız parçalar halinde olduğu, kroki ile sabit bulunduğu halde, mahkemece bu konuda herhangi bir karar verilmemiş olması doğru değildir. Kabul edilen parçalar göz önünde tutulduğunda, birbirinden bağımsız olup, Hazineye kalan taşınmaz bölümlerinden biri için aynı ada aynı parsel numarasıyla davalı Hazine üzerinde bırakılmasına, kalan üç parça bakımından ise, aynı ada son parsel numaralarıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline biçiminde hüküm kurulması gerekmektedir.
Davacılardan ... ve ...’a taşınmaz bölümlerinin babaları tarafından 1991 yılında bağışlandığı dosyadaki bilgilerden anlaşıldığına ve kadastro tespitinin de 2008 yılında yapıldığı belirlendiğine, bu nedenle davacıların bağış tarihinden dava tarihine kadar bağımsız 20 yıllık zilyetlikleri bulunmadığı saptandığına göre 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince, bağış yapan babaları bakımından da miktar araştırmasının yapılması zorunludur. Aynı şekilde, davacı ... ve ...’e de babalarının ölümünden sonra yapılan tereke paylaşımı sonucu taşınmazların adı geçenlere kaldığı anlaşıldığından aynı kanunun aynı maddesi gereğince muris ile murisin diğer mirasçıları bakımından da miktar araştırmasının yapılması gerekmektedir. Ancak miktar araştırmasının yapılması için öncelikle terekenin paylaşıma tabi tutulduğu tarihin belirlenmesi ve o tarihten tespit tarihine kadar 20 yıllık bağımsız zilyetlikleri yok ise, muris ve mirasçıları bakımından miktar araştırmasının yapılmasının düşünülmesi gerekir. Yukarıda açıklandığı biçimde bağışı yapan, muris ve mirasçıları bakımından 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince miktar araştırmasının yapılması, belgesizden edinilen taşınmazların olup olmadığının Kadastro ve Tapu Sicil Müdürlüğü ile zilyetliğe dayalı tescil davaları açıp açmadıklarının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulması, belgesizden edinilen taşınmazlara ait kadastro tutanakları ile tapu kayıtlarının Tapu Sicil Müdürlüğünden, zilyetliğe dayalı olarak açılmış tescil davalarına ilişkin dosyaların ise, bulunduğu mahkemelerden getirtilerek miktar sınırlamaları bakımından göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Öte yandan, davacı ..., dava konusu yerin babasından kaldığını 27.05.2010 tarihli yargılama oturumunda açıklamış, ancak babasından kendisine intikal şekli konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Babasının ölümüyle terekesi elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir. Terekeye tabi bir taşınmaz için bir veya birkaç mirasçının tek başına üçüncü kişi durumunda bulunan Hazineye karşı aktif dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava konusu taşınmazın ...’a terekenin paylaşımı, satış, bağış veya miras payının devri suretiyle kalmış ise, davanın bulunduğu bu haliyle yürütülmesi ve aşağıda belirtilen eksiklikler yerine getirilmelidir. Şayet, satış, bağış, paylaşım ve miras payının devri yoluyla davacıya kalmamış ise, davacı ...’in elbirliği mülkiyetine tabi bulunan bir taşınmaz için üçüncü kişiye karşı dava açma sıfat ve ehliyeti bulunmadığı gözetilerek TMK.nun 701 ve 702. maddeleri gereğince, Bilal’in açtığı davanın reddine karar verilmesi gözetilmelidir.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK. nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK.nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 09.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.