Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2021/180
Karar No: 2021/379

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/180 Esas 2021/379 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2021/180 E.  ,  2021/379 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 9. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 445-260
    Görevi kötüye kullanma suçundan sanık ..."ın TCK’nın 257/2, 43, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1.860 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 22.01.2013 tarihli ve 45-37 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 10.05.2016 tarih ve 5130-4860 sayı ile;
    "Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
    Ancak;
    KİT rejimine tabi bulunan PTT Genel Müdürlüğünde 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler kapsamında istihdam edilen personelin, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname"nin 11/b madde ve fıkrası uyarınca; "ifa ettikleri görevlerinden doğan suçlardan dolayı" kamu görevlisi sayıldığı, 7201 sayılı Tebligat Kanunu"nun 1. maddesi uyarınca, bu Kanun hükümlerine göre tebligat işlemlerini yapmakla PTT Genel Müdürlüğünün yetkili kılındığı ve tebligat işlemlerinin Genel Müdürlük personeli veya memur vasıtasıyla yapılacağının hükme bağlandığı, aynı Kanun"un 52. maddesi uyarınca da; "bu Kanunun tatbikinde vazifeli bulunan memur ve hizmetliler ile mahalle, köy muhtarı ve ihtiyar heyeti ve meclisi azalarının" işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlilerine ilişkin hükümlere göre cezalandırılacağının belirtildiği, yine 5584 sayılı Posta Kanunu"nun "Ulaştırma Sözleşmeleri" başlıklı 10. maddesinin gerek önceki metnine, gerekse bu maddeye 29.04.2009 tarihli ve 5893 sayılı Yasa ile eklenen ve "PTT İdaresi, postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürebilir" hükmünü içeren 2. fıkrasına göre; sadece posta ayrım ve dağıtım işlerinin ihale yoluyla yüklenici firmaya veya üçüncü şahıslara verilebileceği, tebligat işlemlerinin ise ayrık tutulduğu, ayrıca 5237 sayılı TCK"nın 6/1-c madde ve fıkrasının gerekçesinde; "kamusal faaliyetin, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş bir siyasal kararla, belli bir hizmetin kamu adına yürütülmesi" olduğu, kamu faaliyetinin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak, özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda ise bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağına yer verildiği,
    Hususları nazara alınarak;
    İlgili Kurumdan sorulup, sanık ..."ın PTT Genel Müdürlüğü personeli ya da yüklenici firma elemanı olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasından sonra hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması,
    Kabule göre de;
    Yüklenen suçu TCK"nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında aynı Kanun"un 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkiyi kullanmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliklerinden CMUK"nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozmaya uyan ... 5. Asliye Ceza Mahkemesince 09.05.2017 tarih ve 445-260 sayı ile sanığın TCK’nın 257/2, 43, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 1.860 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve hak yoksunluğuna ilişkin verilen hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.03.2021 tarih ve 2734-1012 sayı ile;
    "Dosya içeriğine göre 01.11.2011 olan suç tarihinin gerekçeli karar başlığında 2011 olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiş, 28.06.2014 tarihinde Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Yasa"nın 106/3. maddesi hükmüne aykırı olarak infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin sanığa ihtarına karar verilmiş ise de bu hususun infaz sırasında dikkate alınması mümkün görülmüş, yüklenen suçu TCK"nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında aynı Kanun"un 53/5. maddesi gereğince hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin kazanılmış hakka konu olmaması nedeniyle tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir." açıklamasıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.03.2021 tarih ve 43076 sayı ile;
    “...Sanık ... hakkında Yüksek Yargıtay 5. Ceza Dairesince 10.05.2016 tarih ve 5130-4860 sayı ile CMUK"nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca verilen bozma kararı öncesi ... 1. Sulh Ceza Mahkemesince 22.01.2013 tarih ve 45-37 sayı ile sanığın TCK"nın 257/2, 43/1, 62, 50/1-a ve 52/1-2-4. maddeleri gereğince 1.860 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bozma öncesi hükümde TCK"nın 53/5. maddesinin uygulanmadığı, karşı temyizin de bulunmadığı, bozma kararı sonrası ... 5. Asliye Ceza Mahkemesince 09.05.2017 tarih ve 445-260 sayı ile sanığın TCK"nın 257/2, 43/1, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri gereğince 1.860 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, TCK"nın 53/5. maddesi uyarınca TCK"nın 53/1. maddesi kapsamındaki bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten 46 gün boyunca yasaklanmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Ancak;
    Sanık hakkında bozma kararı öncesi 5237 sayılı TCK"nın 53/5. maddesinin uygulanmamasının 5320 sayılı Kanun"un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK"nın 326/son maddesi gereğince sanık lehine kazanılmış hak oluşturacağı gözetilmeden, bozmadan sonraki kararda kazanılmış hak ilkesine aykırı şekilde 5237 sayılı Kanun"un 53/5. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    Açıklanan nedenlerle Yüksek Dairenizin itiraza konu 02.03.2021 tarihli ve 2734-1012 sayılı ilamına sanık ... hakkındaki itirazımızın kabulü ile "sanık hakkında, bozma öncesi 5237 sayılı Kanun"un 53/5. maddesinin uygulanmamasının 5320 sayılı Kanun"un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK"nın 326/son maddesi gereğince sanık lehine kazanılmış hak oluşturacağı gözetilmeden, bozmadan sonraki kararda sanık lehine kazanılmış hak ilkesine aykırı şekilde 5237 sayılı Kanun"un 53/5. maddesinin uygulanmasına karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan, hükmün CMUK"nın 321. maddesi gereğince bozulması, ancak bu husus yeniden yargılanmayı gerektirmediğinden, aynı Yasa"nın 322. maddesi uyarınca, hüküm fıkrasındaki "5237 sayılı Kanun"un 53/5. maddesinin uygulanmasına" ilişkin bölümün çıkarılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına" karar verilmesi," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.04.2021 tarih ve 435-1974 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    İtirazın kapsamına göre inceleme; sanık ... hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 53/5. maddesi uyarınca uygulanan güvenlik tedbirinin aleyhe bozma yasağına konu olup olmayacağının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Yürütülen soruşturma sonucunda sanık ...’ın görevi kötüye kullanma suçundan TCK"nın 257/1, 43, 53 ve 58. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
    Yapılan yargılama neticesinde ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.01.2013 tarihli ve 45-37 sayılı kararı ile sanık ...’ın görevi kötüye kullanma suçundan, TCK"nın 257/2, 43, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1.860 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye karar verildiği, hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece eksik araştırma ile hüküm kurulması, kabule göre de sanık hakkında TCK’nın 53/1-a-5. maddesinin uygulanmaması isabetsizliklerinden CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca bozulmasına karar verildiği, bozmaya uyan ... 5. Asliye Ceza Mahkemesince 09.05.2017 tarih ve 445-260 E.K. sayı ile sanığın TCK’nın 257/2, 43, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 1.860 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve hak yoksunluğuna karar verildiği, hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için öncelikle ceza ve güvenlik tedbiri kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
    765 sayılı Türk Ceza Kanunu"nda yaptırımların tümü "ceza" olarak öngörülmüş olup, 11. maddede cürümlere mahsus cezalar; ağır hapis, hapis, ağır para, kamu hizmetlerinden yasaklılık, kabahat fiillerinin karşılığı olarak da; hafif hapis, hafif para, muayyen bir meslek ve sanatın tatili icrası düzenlenmiştir. Bu Kanun"un yürürlükte bulunduğu dönemde, öğretide yaptırımlar; "asıl ve feri cezalar ile tamamlayıcı cezalar" olarak üçe ayrılmış, tamamlayıcı cezalar; "eylemin karşılığında ve ceza hükümlülüğüne bağlı olarak kanundaki açıklama doğrultusunda ve asıl ceza yanında hükümde gösterilmesi gereken cezalardır" biçiminde tanımlanmıştır.
    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK"da ise yaptırımlar, "ceza" ve "güvenlik tedbirleri" adı altında yeniden düzenlenmiş; ceza olarak yalnızca hapis ve adli para cezasına yer verilmişken, güvenlik tedbirleri; "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma, eşya ve kazanç müsaderesi, sınır dışı edilme, çocuklara, akıl hastalarına, mükerrirlere ve tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri" şeklinde sayılmıştır.
    Kanunda "yaptırım" terimine yer verilmek suretiyle, konusu suç teşkil eden eylemler için yalnızca "ceza" değil, cezalarla birlikte veya ayrıca ceza niteliği taşımayan başkaca sonuçların yani "güvenlik tedbirlerinin" de uygulanabileceği belirtilmiş bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre güvenlik tedbirleri; kusurlu olmadıklarından ceza verilmeyenler açısından uygulanabilen bir yaptırım olmasının yanı sıra, ceza sorumluluğu bulunan kişiler bakımından cezanın yanında, tehlikelilik hâliyle bağlantılı ve orantılı olarak uygulanabilen, ceza sistemini tamamlamaya yönelik bir nitelik arz etmektedir.
    Öğretide de güvenlik tedbirleri; "Suç işleyen kişiye, suç işlemesi dolayısıyla ve suçun tekrarlanması ihtimali karşısında, gösterdiği tehlikelilik durumu göz önünde bulundurulmak suretiyle uygulanan, kendisini ve toplumu koruyucu nitelikteki ceza hukuku yaptırımlarıdır" şeklinde tanımlanmıştır.
    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında 53. maddesi suç tarihinde;
    “1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
    a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
    b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasî hakları kullanmaktan,
    c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
    d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasî parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
    e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.
    2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
    3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın e bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
    4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
    5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
    6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar” şeklinde düzenlenmişken Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 140-85 sayılı kararı ile; bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;…” bölümü, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “…seçilme ehliyetinden…” ibaresi yönünden, yine aynı fıkrada yer alan “…hapis cezasına…” ibaresi ise (b) bendinde yer alan “Seçme ve…” ibaresi yönünden iptal edilmiş, yine söz konusu karar ile bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “…ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresi ile aynı maddenin ikinci fıkrası, birinci fıkranın (b) bendinde yer alan “Seçme ve seçilme ehliyetinden…” ibaresi yönünden iptal edilmiş, Anayasa Mahkemesinin adı geçen kararı ile; dördüncü fıkrada yer alan “Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya…” ibaresi, aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan “…seçilme ehliyetinden…” ibaresi yönünden iptal edilmiş, 14.04.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle, üçüncü fıkranın birinci cümlesine “ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere “denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da” ibaresi ve ikinci cümlesine “cezası ertelenen” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen” ibaresi eklenerek yürürlükteki hâlini almıştır.
    Uyuşmazlığın esasını teşkil eden beşinci fıkranın gerekçesinde; “…Belli bir hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar dolayısıyla mahkûmiyet hâlinde, mahkûm olunan cezanın infazından sonra da etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörülmüştür. Bu durumda mahkemenin belli bir hak ve yetkiyle ilgili olarak vereceği yasaklama kararı bir güvenlik tedbiri niteliği taşımaktadır” denilmek suretiyle, anılan maddenin beşinci fıkrasının uygulanabilmesi için hükümde ayrıca gösterilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
    Buna göre TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunlukları, kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın kendiliğinden ortadan kalkacağı düzenlemesine yer verilmiş, maddenin beşinci fıkrasındaki düzenleme ile de birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesi sağlanmıştır.
    Nitekim Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında da; TCK’nın 53. maddesindeki hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla, herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın, bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağının öngörüldüğü, ancak aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam edeceği sonucuna varılmıştır.
    Görüldüğü gibi, TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasında belirlenen yasaklama, birçok açıdan TCK’nın 53. maddesinin birinci fıkrasındaki hak yoksunluklarından farklıdır. Bu farklılıklar kısaca şöyle özetlenebilir:
    a) Birinci fıkrada yoksun bırakılma ifadesine yer verilmişken, beşinci fıkrada açıkça yasaklanmasından söz edilmektedir.
    b) Birinci fıkrada düzenlenen hak yoksunlukları yalnızca hapis cezasının yasal sonucu iken, beşinci fıkradaki yasaklama, hem hapis, hem de para cezası açısından söz konusudur.
    c) Birinci fıkrada hâkimin süre konusunda herhangi bir takdir hakkı bulunmazken, beşinci fıkrada yasaklılık süresinin belirlenmesi hâkimin takdirine bağlıdır.
    d) Birinci fıkradaki yoksunluk hükmün kesinleşmesi ile başlarken, beşinci fıkradaki yasaklılık cezanın infaz edilmesinden itibaren başlayacaktır.
    e) Birinci fıkradaki hak yoksunlukları tüm kasıtlı suçlar için söz konusu iken, beşinci fıkradaki hak yoksunluğu yalnızca birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar açısından söz konusu olabilir. Ayrıca beşinci fıkrada düzenlenen hak yoksunluğunun ancak kötüye kullanılan hak ve yetkiyle ilgili olarak verilmesi gerekmektedir.
    f) Mahkûmiyetin yasal sonucu olmaması nedeniyle beşinci fıkrada, hâkimin bu hak yoksunluklarına hükmedildiğini kararında açıkça göstermesi ve hükmedilen yoksunlukların süresini de belirlemesi gerekli olup, “...yasaklanmasına karar verilir...” şeklindeki emredici ifade de bu zorunluluğu ortaya koymaktadır.
    Öğretide de; suç karşılığı olarak suçludaki tehlikelilik hâliyle orantılı şekilde ve hükmedilen cezanın yarısından bir katına kadar uygulanabilecek olan TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan güvenlik tedbirinin süresinin takdirinin tamamen hâkime ait olması nedeniyle, bu hak yoksunluğuna karar verildiğinin hükümde açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğu, anılan fıkranın uygulanmasına hükümde yer verilmemiş olması hâlinde ise aleyhe yönelen temyiz bulunmaması durumunda 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca 1412 sayılı CMUK’nın 326. maddesi uyarınca lehe temyiz davası üzerine cezanın aleyhe değiştirilmemesi kuralı kapsamında kalacağı hususu kabul edilmektedir (Prof. Dr. Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... 2011, s. 591–594; Prof. Dr. Bahri Öztürk, Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, ... 2006, s. 324; Doç. Dr. Faruk Turhan, Türk Ceza Kanununda Güvenlik Tedbiri Olarak Hak Yoksunluğu ve Yasaklılığının Hukuki Niteliği, Kapsam ve Koşulları Üzerine Bir Değerlendirme, Ceza Hukuku Dergisi, Ağustos 2007, s. 171–196; Dr. Murat Aksan, Ceza Muhakemesine Bağlı Hak Yoksunluğu, Doktora Tezi, ... 2007, s. 302.).
    Bu aşamada "cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi"ne değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
    Cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi; temyiz davasının yalnızca sanık veya müdafisi ya da sanık lehine Cumhuriyet savcısı tarafından açıldığı durumlarda, temyiz davası sonucunda sanığın durumunun ağırlaştırılamayacağı, sanığın aleyhine sonuç doğuracak şekilde düzeltmelerin yapılamayacağını veya kurulacak yeni hükümdeki cezanın sanığın aleyhine olarak önceki hükümden daha ağır olamayacağı anlamına gelmektedir.
    Latince “reformatio in pejus” olarak adlandırılan, öğreti ve uygulamada “lehe yasa yolu davası üzerine aleyhe değiştirememe zorunluluğu, aleyhe düzeltme yasağı, aleyhe bozma yasağı, aleyhe bozmama zorunluluğu, aleyhe kötüleştirememe, yaptırımı ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı” olarak ifade edilen ilkenin amacı; hükmün aleyhine de bozulabileceğini düşünen sanığın, bazı olaylarda istinaf ya da temyiz yasa yoluna başvurmaktan çekinmesinin önüne geçmek, yasa yoluna başvurma hakkını daha özgürce kullanabilmesini sağlamaktır.
    Bu kural, 5252 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 326. maddesinin 4. fıkrasında; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” şeklinde yasal düzenlemeye kavuşturulmuş olup 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesinin 4. fıkrasında da "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." şeklinde ifade edilmiştir. Ceza muhakemesi hukukumuzda bu maddeler dışında cezayı aleyhe değiştirmeme yasağını düzenleyen başka bir hüküm de bulunmamaktadır. Buna göre; ceza hukukunda genel anlamda aleyhe bozma yasağı kavramından bahsedilemeyeceği, ancak gerek 1412 sayılı CMUK"nın 326. maddesinin son fıkrası gerekse 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesinin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek bir “cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi” veya “aleyhte düzeltme yasağı”nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında vurgulandığı gibi, “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında güvenlik tedbiri olarak TCK"nın 53/1. maddesinde düzenlenmiş bulunan, mahkûmiyetin kanuni ve doğal sonucu olan bu hak yoksunlukları kararda gösterilmemiş olsa bile aleyhe bozma yasağı kapsamında değerlendirilemeyecektir.
    TCK’nın 53/5. maddesinde düzenlenen “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında düzenlenen hak yoksunluğu, güvenlik tedbirlerine ilişkin bölümde yer alsa da hükümlülüğün yasal sonucu olmayıp madde gerekçesinde de belirtildiği üzere cezanın infazından sonra etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasından yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörüldüğünden söz konusu fıkranın uygulanabilmesi için hükümde ayrıca gösterilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
    Nitekim Ceza Genel Kurulunun 20.09.2011 tarihli ve 104-183 sayılı kararında da TCK’nın 53/5. maddesinde düzenlenen hak yoksunluğunun mahkûmiyetin kanuni ve doğal sonucu olmayıp aleyhe bozma yasağı kapsamında kaldığı sonuca ulaşılmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    ... (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince sanık ..."ın görevi kötüye kullanma suçundan, TCK"nın 257/2, 43, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1.860 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin verilen hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesince eksik araştırma ile hüküm kurulması, kabule göre de sanık hakkında TCK’nın 53/1-a-5. maddesinin uygulanmaması isabetsizliklerinden CMUK’nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca bozulduğu, bozmaya uyan Yerel Mahkemece sanığın TCK’nın 257/2, 43, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/1-5. maddeleri uyarınca 1.860 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve hak yoksunluğuna karar verildiği, hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince onandığı olayda;
    TCK"da yaptırımlar "ceza" ve "güvenlik tedbirleri" adı altında ayrı ayrı düzenlenmiş olup, 5252 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 326. maddesinin dördüncü fıkrası; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
    Her ne kadar TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasında “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında düzenlenen hak yoksunluğu, güvenlik tedbirlerine ilişkin bölümde yer almış ise de; bu fıkrada düzenlenen hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasının aynı maddenin birinci fıkrasında düzenlenen hak yoksunluklarından farklı olup aynı hüküm ve sonucu doğurmaması, TCK"nın 53. maddesinin beşinci fıkrasının mahkûmiyetin yasal sonucu olmaması, birinci fıkrada “yoksun bırakılır” ifadesine yer verilirken beşinci fıkrada açıkça “yasaklanmasından” söz edilmesi, birinci fıkrada düzenlenen hak yoksunlukları yalnızca hapis cezasının yasal sonucuyken, beşinci fıkradaki yasaklamanın hem hapis hem de adli para cezası açısından söz konusu olması, birinci fıkrada hâkimin süre konusunda herhangi bir takdir hakkı bulunmazken, beşinci fıkrada yasaklılık süresinin belirlenmesinin hâkimin takdirine bağlı olması, birinci fıkradaki yoksunluk hükmün kesinleşmesi ile başlarken, beşinci fıkradaki yasaklılığın cezanın infaz edilmesinden itibaren başlayacak olması, birinci fıkradaki hak yoksunlukları tüm kasıtlı suçlar için söz konusu iken, beşinci fıkradaki hak yoksunluğunun yalnızca birinci fıkrada gösterilen hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar açısından söz konusu olması ve anılan fıkrada düzenlenen hak yoksunluğunun ancak kötüye kullanılan hak ve yetkiyle ilgili olarak verilmesinin gerekmesi, mahkûmiyetin yasal sonucu olmaması nedeniyle hâkimin beşinci fıkrada düzenlenen hak yoksunluklarına hükmedildiğini kararında ayrıca göstermesi ve hükmedilen yoksunlukların süresinin de belirlemesi gerektiğinin anılan maddenin gerekçesinde belirtilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasının aynı maddenin birinci fıkrası gibi hükümlülüğün yasal sonucu olmayıp cezanın infazından sonra etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi gerektiği anlaşılmakla, TCK"nın 53. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca uygulanan güvenlik tedbirinin aleyhe bozma yasağına konu olacağı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
    SONUÇ :
    Açıklanan nedenlerle,
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- ... 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.05.2017 tarihli ve 445-260 sayılı hükmünün, sanık hakkında TCK’nın 53/5. maddesi uyarınca uygulanan güvenlik tedbirinin aleyhe bozma yasağına konu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususun 1412 sayılı CMUK"nın, 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün görüldüğünden, hüküm fıkrasının 1/ı bendinde yer alan sanık hakkında TCK’nın 53/1-5. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
    3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 09.09.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi