
Esas No: 2013/2582
Karar No: 2013/2582
Karar Tarihi: 3/3/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
|
ŞEHMUS ÖZSUBAŞI BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/2582) |
|
Karar Tarihi: 3/3/2016 |
RG Tarih ve Sayı: 14/7/2016 - 29770 |
|
GENEL KURUL |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Zühtü
ARSLAN |
Başkanvekili |
: |
Burhan
ÜSTÜN |
Başkanvekili |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
|
|
Serruh KALELİ |
|
|
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Alparslan
ALTAN |
|
|
Nuri
NECİPOĞLU |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Celal
Mümtaz AKINCI |
|
|
Erdal
TERCAN |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M.
Emin KUZ |
|
|
Hasan
Tahsin GÖKCAN |
|
|
Kadir
ÖZKAYA |
|
|
Rıdvan
GÜLEÇ |
Raportör |
: |
Murat
ŞEN |
Başvurucu |
: |
Şehmus ÖZSUBAŞI |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru, vejetaryen olan bir hükümlünün protein
ihtiyacının cezaevi koşullarında karşılanmamasının insan haysiyeti ile bağdaşmayan
muamele yasağını, vejetaryen olup olmadığının tespiti için devlet hastanesine
gönderilmesinin kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı ile
ayrımcılık yasağını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/4/2013 tarihinde
Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve
eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler
tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını
karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.
4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 21/11/2014
tarihinde, adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik
incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 26/12/2014
tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte
yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 26/12/2014 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık,
tanınan ek süre sonunda görüşünü 26/2/2015 tarihinde
Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 10/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
8. İkinci Bölümün 7/1/2016
tarihinde yaptığı toplantıda, başvurunun niteliği itibarıyla Genel Kurul
tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü"nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca
Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
9. Başvuru formu, ekleri ve Bakanlık görüşünde ifade
edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
10. Başvurucu, başvuru tarihinde Kırıkkale F Tipi Yüksek
Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.
11. Başvurucu, cezası infaz edilirken Cezaevi idaresine
başvurarak et ve türevlerinden oluşan besin maddelerinden hiçbirini yemediğini
belirtmiş ve protein ihtiyacının dış kantin aracılığıyla karşılanmasını talep
etmiştir.
12. Başvurucunun talebi, Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli
Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulunun 15/1/2013
tarihli ve 2013/16 sayılı kararı ile 17/6/2015 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında
Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik"in 4. maddesi gerekçe
gösterilerek reddedilmiştir. Gerekçede şu hususlar belirtilmiştir:
“… kantinde yumurta satışı
yapılmadığından, ayrıca et ve et ürünleri yemeyenler için kurum mutfağında ayrı
yemek çıkarıldığından ve haftada 2 kez kahvaltıda yumurta verildiğinden
hükümlünün talebi yerinde görülmemiştir.”
13. Başvurucu, İdare ve Gözlem Kurulunun ret kararına karşı
Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine itirazda bulunmuştur. Başvurucunun 28/1/2013 tarihli itiraz dilekçesi şöyledir:
“Ben et ve türevleri olan hiçbir şey yemiyorum. Bunu cezaevi
ve doktoru da bilmektedir. Zaten bundan dolayı defalarca protein ihtiyacının
karşılanması için mantar ve yumurtanın getirilip kantinde satılmasını istedim.
Bu talebim kabul görmeyince dış kantin aracığıyla kendi paramla almak
istediğimi bildirdim. Bu istemim de haftada iki kez tüm mahkumlara
verilenin yeterli olduğu ve kantinde satılmadığından kabul edilmemiştir.
Mevcut haliyle hiçbir şekilde protein ihtiyacımı
karşılayamıyorum. Bu durum sağlığımı da bozmaktadır. Yönetmelikte dini
düşüncesi ya da sağlığının el verdiği yiyeceklerin verilmesini öngörmektedir.
Sırf cezaevi kantininde satılmadığı için yumurta almama
engel olunuyor. Oysa domates, biber vb. şeyler de cezaevi kantininde satılmıyor,
ama her hafta sebzelerimizi müdürlük nezaretinde dışarıdan alıyoruz. Özellikle
yumurtaya engel konulmasının hiçbir mantıklı açıklaması olamaz.
Özel ya da lüks bir talepte bulunmuyorum. Sadece vücut ve
sağlık ihtiyacı olan proteinin temini için yumurta alınmasını istiyorum.
Talebin kabul edilmemesi hukuka da aykırıdır. Beslenme ihtiyacım engelleniyor
dolayısıyla sağlığımın bozulmasına neden olunuyor.
Sonuç-Talep
Protein ihtiyacımı karşılayabilmem için ya iç kantine
yumurta getirilip satılması ya da dış kantinden alınması için idare gözlem
kurulunun kararlarının iptal edilmesini istiyorum.”
14. İtirazı inceleyen İnfaz Hâkimliği 4/2/2013
tarihli kararıyla İdare ve Gözlem Kurulu kararının kanuna uygun olduğunu
değerlendirerek itirazı reddetmiştir.
15. Başvurucu anılan karara Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesine
itirazda bulunmuştur. 21/2/2013 tarihli itiraz
dilekçesi şöyledir:
“Hem cezaevi müdürlüğüne hem de infaz hakimliğine
yazdığım dilekçede yeterli düzeyde beslenemediğimi belirtmiş ve gerekçelerimi
izah etmiştim.
Oysa infaz hakimliği sadece cezaevi
müdürlüğünün belirttiği maddeye bile baksaydı talebimin yasalara aykırı
olmadığını görürdü. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un
(5275) “Hükümlünün Beslenmesi” altında yapılan düzenlemede “… dini ve kültürel gerekleri göz önünde tutularak besin
verilir ve içme suyu sağlanır” denmekte.
Yine “Hasta hükümlüye kurum hekiminin belirleyeceği besinler
verilir” hükmü bulunmaktadır.
Ben et ve hiçbir türevini yemiyorum. Dolayısıyla yeterli bir
besin alma durumum da yok. Sağlık açısından protein alımı zorunludur. Bundan
dolayı kantinden yumurta, mantar vb. satılmasını istedim. Kabul edilmeyince dış
kantin aracılığıyla kendi paramla almayı talep ettim. Bu da kabul edilmedi.
Cezaevi müdürlüğü haftada iki kez yumurtayı tüm mahkumlara veriyor. Diğer alınan besinlerle bu öteki mahkumlar için yeterli olabilir. Ama yukarıda belirttiğim
gibi ben et ve hiçbir türevini yemiyorum. Bir şekilde ihtiyacımı karşılamak
durumundayım. Cezaevi bu ihtiyacımı karşılamadığı için ücretini ödeyerek kendim
karşılamak istiyorum. Talebim budur.
İnfaz hakimliği 5275 sayılı kanunun
“yeterli beslenme” hükmüne dahi uymadan karar vermiştir. Herkesi et yemeye
zorlamak kültürel gerekleri göz önünde bulundurmamak bir insan hakları
ihlalidir. Bu uygulama kanunların tanımadığı keyfi bir cezalandırma ve
eziyettir.”
16. İtirazı değerlendiren Mahkeme 6/3/2013
tarihli ve 2013/245 Değişik İş sayılı kararıyla başvurucunun itirazını kabul
etmiş ve başvurucunun “tam teşekküllü bir
devlet hastanesine sevk edilerek et ve türevlerini yiyip yiyemediği hususunda
rapor aldırılarak et ve türevlerini yiyemediğinin raporla tespit edilmesi
halinde hükümlünün protein ihtiyacının karşılanması amacıyla parasının hükümlü
tarafından karşılanmak üzere iç ya da dış kantin aracılığıyla hükümlüye yumurta
temin edilip verilmesine” karar vermiştir. Karar başvurucuya 11/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
17. Mahkemenin anılan kararı gereğince başvurucu, Kırıkkale
Yüksek İhtisas Hastanesine sevk edilmiş ve hazırlanan 12/3/2013
tarihli raporda başvurucunun et ve et ürünleri yemesinde tıbben sakınca
olmadığı belirtilmiştir.
18. Başvurucu 10/4/2013 tarihinde
bireysel başvuruda bulunmuştur.
19. Ceza İnfaz Kurumu tarafından Bakanlık görüşü için
hazırlanan 19/2/2015 tarihli ve 1727 sayılı bilgi
notunda başvurucunun durumuna ilişkin verilen bilgi şöyledir:
“Kurumumuzda hükümlü olarak bulunan Şehmus
Özsubaşı içerisinde kırmızı et bulunan yemekleri
yemediğini beyan etmiş, bu nedenle içerisinde kırmızı et bulunan yemek
çıktığında yemeğin etsiz olarak verildiği (Örn: Etli
patates yemeği yerine patates yemeğinin etsiz olarak verildiği), sadece et
yemeği yerine ise haşlanmış yumurta, haşlanmış patates, domates, biber gibi
gıda maddeleri verildiği (Örn: Köfte yerine haşlanmış
yumurta, biber, domates vb.) tavuk ve balık yemeklerini yediği tespit
edilmiştir.
Hükümlüye 15/1/2013 tarihinden önce
diyet ve vejetaryen yemekleri haftalık tabelasına göre verilmektedir, ayrıca
tutanak tanzim edilmemektedir.”
20. Ceza İnfaz Kurumunun Bakanlık aracılığıyla Mahkememize
sunduğu 8/1/2013 ile 14/1/2013 tarihleri arasındaki
haftalık yemek listesinde “vegan”
ve “vejetaryen” hükümlülere
yönelik ayrı bir menü belirlendiği görülmüştür.
B. İlgili Hukuk
21. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz
Hâkimliği Kanunu"nun 4. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İnfaz hakimliklerinin görevleri
şunlardır:
1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz kurumları ve
tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri, barındırılmaları,
ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin sağlanması,
bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve tedavilerinin
yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem veya
faaliyetlere ilişkin şikayetleri incelemek ve karara
bağlamak.”
22. 4675 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci, beşinci ve son
fıkraları şöyledir:
“…
Şikayet başvurusu üzerine infaz hakimi,
duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek
gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem veya faaliyet hakkında
resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca
ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı
görüşünü alır. (Ek cümle: 22/07/2010-6008 S.K/5.md.)
Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya
tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp
değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/07/2010-6008
S.K/5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini
ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir.
(Ek cümle: 22/07/2010-6008 S.K/5.md.) İnfaz hâkimi
gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz
kurumunda da alabilir.
…
İnfaz hakiminin kararlarına karşı
şikayetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren bir
hafta içinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre acele itiraz yoluna
gidilebilir.
…
İtiraz, infaz hakimliğinin
kurulduğu yer ağır ceza mahkemesine, ağır ceza mahkemesinin birden fazla
dairesinin bulunması halinde (2) numaralı daireye yapılır. İnfaz hakimi aynı zamanda bu mahkemenin üyesi olduğu takdirde
itirazla ilgili karara katılamaz.”
23. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu"nun 268. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Hâkim veya mahkeme kararına karşı itiraz, kanunun
ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci Maddeye göre ilgililerin kararı
öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde kararı veren mercie verilecek bir
dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak
suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı
veya hâkim onaylar. 263 üncü Madde hükmü saklıdır.
(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı
yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde,
itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.
24. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve
Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun"un “Hükümlünün beslenmesi” başlıklı 72. maddesi şöyledir:
“(1) Hükümlüye Adalet ve Sağlık Bakanlıklarınca birlikte
belirlenecek kalori esasına göre, sağlıklı ve güçlü kalması için nitelik ve
nicelik olarak besleyici, sağlık koşullarına uygun, makul çeşitlilikte, yaş,
sağlık, çalıştığı işin özelliği, dinî ve kültürel gerekleri göz önünde
tutularak besin verilir ve içme suyu sağlanır.
(2) Hükümlü, kendisine verilen günlük besin ve ihtiyaç
maddeleri dışındaki ihtiyaçlarını kurum kantininden sağlayabilir. Kantini
bulunmayan kurumlarda, bu maddeler, idarenin izin ve kontrolü altında dışarıdan
sağlanabilir.
(3) Hasta hükümlüye, kurum hekiminin belirleyeceği besinler
verilir.”
25. 20/3/2006 tarihli ve 10218 sayılı Ceza İnfaz
Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün (Tüzük) 77. maddesi şöyledir:
“(1) Hükümlülerin beslenmesinde, 5275 sayılı Kanunun 72’nci
maddesinde belirtilen hükümler uygulanır.
(2) Hükümlülerin beslenmesine ilişkin esas ve usuller
yönetmelikle gösterilir.”
26. 26/10/2005 tarihli ve 25978 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren Hükümlü ve
Tutuklular ile Ceza İnfaz Kurumları Personelinin İaşe Yönetmeliği’nin (Yönetmelik)
9. maddesi şöyledir:
“(1) Hasta hükümlü ve tutukluya, diyetisyen veya hekimlerin
belirleyeceği besinler verilir.
(2) İnancı gereği veya vegan,
vejetaryen türü özel bir beslenme şekline sahip hükümlü ve tutukluların
talepleri, iaşe miktarı ile sınırlı kalmak üzere karşılanır.
(3) Eğitim merkezlerinde de bu uygulama yapılır.”
27. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmi Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz
Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik"in 4.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Koğuş, oda ve eklentilerinde kantinden temin edilebilen
sebze, meyve ve diğer gıda maddeleri bulunabilir.”
C. Uluslararası Belgeler
28. 11/1/2006 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar
Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında Rec (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararı’nın (Avrupa Cezaevi
Kuralları) “Beslenme” başlıklı
bölümü şöyledir:
“1. Mahpuslara, yaşlarını, sağlıklarını, fiziki koşullarını,
dinlerini, kültürlerini ve çalıştıkları işin özelliğini hesaba katan besleyici
gıdalar temin edilmelidir.
2. Asgari enerji ve protein miktarı da dâhil olmak üzere
besleyici bir gıdanın gerekleri ulusal mevzuatta düzenlenmelidir.
3. Yiyecekler hijyenik olarak
hazırlanmalı ve dağıtılmalıdır.
4. Mahpuslara makul aralıklarla günde üç öğün yemek
verilmelidir.
5. Mahpuslar temiz içme suyuna her zaman ulaşabilmelidir.
6. Pratisyen hekim veya nitelikli bir hemşire tıbbi
sebeplerle özel bir mahpusun beslenmesinde değişiklik yapmalıdır.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
29. Mahkemenin 3/3/2016 tarihinde
yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun
İddiaları
30. Başvurucu; vejetaryen olmasından dolayı et ve
türevlerinden oluşan besin maddelerinden hiçbirini yiyemediğini, protein
ihtiyacının cezaevi koşullarında karşılanmadığından bu ihtiyacının karşılanması
için cezaevi idaresine başvurduğunu, başvurusunun reddedildiğini, buna ilişkin
itirazın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesine rağmen kendisinin onur
kırıcı bir şekilde vejetaryen olmasının hastalık olarak değerlendirilmek
suretiyle vejetaryen olup olmadığının tespiti için hastaneye sevk edildiğini,
et yiyenler için uygulanmayan bir usulün kendisine uygulandığını belirterek
Anayasa"nın 10., 17. ile 25. maddelerinde düzenlenen
eşitlik ilkesi, insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı ile düşünce ve
kanaat hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde
bulunmuştur.
B. Değerlendirme
31. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun
şikâyetleri insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağı ve din ve vicdan
hürriyetine ilişkindir. Başvurucunun yeterli protein alamadığına ve kendisine
ek besin verilmesinin reddedilmesine yönelik iddialarının cezaevinde uygun
sağlık şartlarının sağlanması bakımından insan haysiyeti ile bağdaşmayan
muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği açıktır. Öte yandan
başvurucunun vejetaryen olup olmadığının tespiti için Mahkeme kararıyla
hastaneye gönderilmesinin din ve vicdan hürriyeti kapsamında olup olmadığının
belirlenmesi gerekmektedir.
32. Bakanlık görüşünde başvurucunun din ve vicdan hürriyeti
temelindeki iddialarının kabul edilebilirliğine ilişkin olarak değerlendirme
yapılmamıştır. Bakanlık tarafından esasa ilişkin görüş sunulmuştur.
33. Anayasa"nın 24. maddesinin birinci fıkrasında yer alan
"vicdan", "dinî inanç" ve "kanaat" kavramlarının tanımlanmasının
zor olduğu açıktır. Bu zorluk sebebiyle kapsamlı bir tanım yapmak yerine bir
davranışın Anayasa"nın 24. maddesinin koruma alanında kalıp kalmadığı her somut
olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir. Bununla birlikte bir inanç veya
kanaatin anılan koruma kapsamında olabilmesi için mutlak olarak dinî nitelikte
olması gerektiği söylenemez. Anayasa’nın 24. maddesi, dinî nitelikte olsun ya
da olmasın bir inancın ve bu inancın bir tezahürü olan kanaatin sonucu ortaya
konan değerleri koruma altına alır.
34. Ancak bu kabul; bir din, inanç ya da kanaatten
kaynaklanan veya esinlenilen her türlü davranışı koruma gerekliliği olarak
değerlendirilemez. Bu korumadan yararlanabilmek için ortaya
konulan din, inanç veya kanaatin yeterli derecede ikna ediciliğe, ciddiyete,
tutarlılığa ve etkiye ulaşan bir inanç olması gerekmektedir (Benzer yönde
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Campbell ve Cosans/Birleşik
Krallık, B. No: 7511/76;
7743/76, 25/2/1982, § 36; Pretty/Birleşik Krallık, B. No: 2346/02, 29/4/2002, § 82; Das Universelle Leben Aller Kulturen
Weltweit E.V./Almanya (k.k.),
B. No: 60369/11, 17/10/2015, § 33).
35. Bu bağlamda bir inanç veya kanaatin din ve vicdan
hürriyeti kapsamında kabul edilebilmesi için ilk olarak bireyin vicdani bir
mesele veya dinî bir itikat olarak korunan bir inanç veya kanaat temelinde
hareket edip etmediğinin, ikinci olarak ise başvurucunun asıl davranışının
korunması gereken inanç veya kanaatlerinin bir dışa vurumu olup olmadığının
değerlendirilmesi gerekir (Skugar ve diğerleri/Rusya (k.k.),
B. No: 40010/04, 3/12/2009). Öte yandan inanç
özgürlüğü, kişinin inançlarını veya kanaatlerini içinde yaşamasını değil; bu
inanç ve kanaatlerinin dışa vurumu olan yaşam tarzını da koruma altına alır. Bu
koruma mutlak olmamakla birlikte ibadet olarak kabul edilecek durumlarda daha
geniş yorumlanmalıdır.
36. Öte
yandan bir yaşam tarzının veya davranışın din ve vicdan hürriyeti kapsamında
değerlendirilebilmesi için bahse konu davranışın din, inanç veya kanaatle
samimi bir bağlantısı olması gerekir. Davranış, din veya inancın genel kabul
görmüş pratik uygulaması şeklinde belirlenen ibadet veya dinî vecibelerin bir
yansıması olmalıdır. Ancak din veya inancın dışa vurumu, belirli bazı
davranışlarla sınırlanamaz. Davranış ve bahse konu inanç arasındaki yeterli
yakınlığın ve bağlantının varlığı, her olayın kendi şartları içinde
belirlenmesini zorunlu kılar.
37. Somut olayda başvurucu, başvuru formunda ve itiraz
dilekçelerinde vejetaryen olmasının neden kaynaklandığına yönelik ayrı bir
beyanda bulunmamış ve herhangi bir inanç temelinde de bir açıklama
getirmemiştir. Bununla birlikte başvurucunun herhangi bir beslenme tercihi veya
sağlık sorunları dışında dinî inancı veya dinî olmayan nedenlerle
vejetaryenliği benimsediğini belirleyebilecek bir hususa da rastlanmamıştır.
Başvurucunun vejetaryen olduğunu beyan ederek et ve türevlerini yememesinin, iç
dünyasının bir dışa vurumu olarak kabul etmek mümkün ise de vejetaryenliğinin
Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında korunması gereken bir dinî veya din dışı
inanç veya kanaate dayalı olup olmadığı başvurusundan anlaşılamamaktadır.
Vejetaryenlik dinsel, ahlaki ve beslenmeye ilişkin nedenlere dayanan bir durum
olabilir. Ancak vejetaryenliğin Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında ileri
sürülebilmesi ve korunabilmesi için en azından bir inancın motivesi veya etkisi
ile yapılmasının ortaya konması gereklidir. Başvurucunun, cezaevi idaresine
yaptığı başvuru ve daha sonrasında yargı mercilerinde dile getirdiği
itirazlarında vejetaryenlik tercihinin neden kaynaklandığını ortaya koymaması
nedeniyle herhangi bir dine veya din dışı bir inanca dayalı referans ortaya
konmadan korunması talep edilen vejetaryenliğin Anayasa’nın 24. maddesi
kapsamında ele alınabilmesi mümkün değildir.
Zühtü ARSLAN, Engin
YILDIRIM, Recep KÖMÜRCÜ, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan
Tahsin GÖKCAN ve Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamışlardır.
38. Öte yandan başvurucu, İdare ve Gözlem Kurulu kararına
karşı İnfaz Hâkimliğine yaptığı itirazda “Mevcut
haliyle hiçbir şekilde protein ihtiyacımı karşılayamıyorum. Bu durum sağlığımı
da bozmaktadır. Yönetmelikte dini düşüncesi ya da sağlığının el verdiği
yiyeceklerin verilmesini öngörmektedir.” şeklinde şikâyetini
belirtmiştir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itirazda ise “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında
Kanun’un (5275) “Hükümlünün Beslenmesi” altında yapılan düzenlemede “… dini ve kültürel gerekleri göz önüne tutularak besin verilir
ve içme suyu sağlanır.” şeklinde hüküm olduğunu hatırlatmıştır.
Başvurucunun ileri sürdüğü mevzuat hükümleri ile vejetaryenliğin bir yaşam
tarzı olarak kişinin kendini tanımlamadaki önemi bir bütün olarak dikkate
alındığında vejetaryenliğin korunması gereken bir yaşam tarzı olduğu
yadsınamaz. Bu kapsamda başvurucunun beslenmeye ilişkin bir tercihini
yansıttığı kabul edilen vejetaryenliğin Anayasa’nın 17. maddesinin birinci
fıkrası kapsamında kişinin maddi ve manevi varlığın korunması hakkı kapsamında
değerlendirilmesi gerekir.
39. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının Anayasa’nın
17. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen insan haysiyeti ile bağdaşmayan
muamele yasağı, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kişinin
maddi ve manevi varlığının korunması hakkı ile Anayasa’nın 10. maddesinde
korunan eşitlik ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul
Edilebilirlik Yönünden
a. İnsan Haysiyeti İle Bağdaşmayan Muamele
Yasağı Yönünden
40. Başvurucu, vejetaryen olmasından dolayı protein
ihtiyacının karşılanması için ek besin maddeleri verilmesi isteğinin
reddedilmesinin insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağını ihlal ettiğini
ileri sürmüştür.
41. Bakanlık görüş yazısında, AİHM
kararlarına atıfta bulunarak cezaevi sistemindeki kaynakların ilke olarak
sınırlı olduğunu ve cezaevinde verilen diyet yiyeceklerin her zaman başvuranın
hoşuna gidecek türden olmayabileceğinin kabul edildiğini, bu tür meselelerde
esas olanın başvurucu açısından sağlık durumunu önemli ölçüde ve doğal seyrinin
ötesinde kötüleştiren bir beslenmenin veya sağlık hizmetinin yeterli olup
olmadığının olduğu belirtmiştir. Bu bağlamda Bakanlık, somut olayda başvurucunun Kırıkkale
F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulduğu sırada protein ihtiyacını
karşılayamaması nedeniyle sağlık durumunun kötüye gittiğine ilişkin bir sağlık
raporu bulunmadığını hatırlatmıştır.
42. Anayasa"nın 17. maddesi şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan
haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
..."
43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" başlıklı 3. maddesi
şöyledir:
"Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı
ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."
44. Demokratik toplumların en temel değerlerinden biri olarak
herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı Anayasa"nın 17.
maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında insan
onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye "işkence" ve "eziyet" yapılamayacağı,
kimsenin "insan haysiyetiyle
bağdaşmayan" ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı yasağına
yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,
B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).
45. Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya
muameleye tabi tutulamaz." şeklindeki kural, hükümlü ve
tutuklulara yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus,
5275 sayılı Kanun"un "İnfazda temel
ilke" başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında
zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda
bulunulamaz." ve yine Kanun"un 6. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti
bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının
korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir."
şeklinde düzenleme ile açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla verilen bir
mahkûmiyet veya tutuklama kararının infazında mahkûmlar için sağlanacak şartlar
insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan Günana, B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 36).
46. AİHM, Sözleşme"nin 3. maddesi çerçevesinde cezaevinde
tutulma koşullarını değerlendirirken başvurucular tarafından yapılan somut
olaylara ilişkin iddialarla birlikte koşulların bir bütün olarak gözetilmesi
gerektiğini belirtmiştir (Dougoz/Yunanistan, B.
No: 40907/98, 6/3/2001,
§ 46). Bu kapsamda, cezaevinde alınan önlemlerin şiddeti,
amacı ve bireyler için sonuçları birlikte değerlendirilmelidir (Van der Ven/Hollanda,
B. No: 50901/99, 4/2/2003, §
51).
47. Anayasa"nın 17. maddesi, cezaevinde tutulan bir hükümlü
veya tutuklunun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir şekilde
olmasını koruma altına alır. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki
davranışların, mahkûmları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan
kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma
sokmaması gerekir. Cezaevinde tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde
mahkûmların sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence
altına alınması ve mahkûmlara gerekli tıbbi yardım sağlanması da insan onuruna
yakışır şartların sağlanması için gereklidir (Piechowicz/Polonya, B. No: 20071/07, 17/4/2012, § 162). Dolayısıyla uygun sağlık hizmetinin
sağlanmayışı veya daha genel olarak hasta bir hükümlü veya tutuklunun uygun
olmayan şartlarda tutulması Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele
teşkil edebilir (Benzer yönde AİHM kararları için bkz. Gülay Çetin/Türkiye, B. No: 44084/10, 5/3/2013, § 101). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların
sağlığı göz önünde bulundurmak suretiyle cezaevlerinde uygun beslenmenin
sağlanmasının da Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında kamu otoritelerinin pozitif
bir yükümlülüğü olduğu kabul edilmelidir (Benzer yönde
AİHM kararları için bkz. Moisejevs/Litvanya,
B. No: 64846/01, 15/6/2006, § 78). Nitekim 5275 sayılı
Kanun’un 72. maddesi, Tüzük’ün 77. maddesi ve Hükümlü
ve Tutuklular ile Yönetmelik’in 9. maddesinin hükümlü ve tutukluların
beslenmesi kapsamında ilgili kamu otoritelerine pozitif yükümlülük yüklediği
açıktır (§ 22-25).
48. Öte yandan bir muamelenin Anayasa"nın 17. maddesinin üçüncü
fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış
olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin
aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak
değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal
etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem
taşımaktadır (Tahir Canan, B. No:
2012/969, 18/9/2013, § 23). Değerlendirmeye alınacak
bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir
(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Aksoy/Türkiye,
B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96, 21/12/2000,
§ 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004,
§ 53).
49. Başvuru konusu olaya ilişkin olarak başvurucu, et ve
türevlerinden oluşan besin maddelerinden hiçbirini yiyemediğinden protein
ihtiyacını yeterli düzeyde karşılayamadığı gerekçesi ile cezaevi kantininde
yumurta veya mantar gibi besin maddelerinin temin edilmesini talep etmiştir.
Başvurucunun talepleri cezaevi idaresi tarafından reddedilmiştir. Cezaevi
idaresi, başvurucu için ayrı yemek çıkarıldığını, ayrıca başvurucuya haftada
iki gün yumurta verildiğini belirtmiştir (§ 11). Başvurucu, karara yaptığı
itirazda kendisine ayrı bir menü verilmediğini ileri sürmemiş ve sebze
ihtiyaçlarının da kantin vasıtasıyla temin edildiğini belirtmiştir. Dolayısıyla
başvurucunun beslenmesi değerlendirilirken tercihleri dikkate alınmıştır.
Bununla birlikte başvurucu, protein yetersizliğinden kaynaklanan bir sağlık
sıkıntısından da bahsetmemiştir. Protein yetersizliği başvurucunun kendi
değerlendirmesine dayanmaktadır ve başvurucu, bu değerlendirme dışında yaşadığı
bir rahatsızlıktan veya buna ilişkin bir tedavi talebinden bahsetmemiştir (§§
12, 14).
50. Başvurucunun protein yetersizliği nedeniyle sağlık
sıkıntıları yaşadığına dair iddiaları değerlendirilirken başvurucu, sağlığının
kötüleşmesine neden olan bir durum veya kendisinde büyük sıkıntı ya da endişeye
yol açtığını gösteren herhangi bir delil ortaya koymamıştır. Bakanlığın sunduğu
belgeler kapsamında başvurucu gibi vejetaryen olan hükümlü ve tutuklular için
ayrı bir menü hazırlandığı da açıktır. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun cezaevinde
tutulduğu sırada başvurucuya tıbbi yardımın sağlanmadığı, bu dönemde sağlık
durumunun önemli ölçüde ve doğal seyrinin ötesinde kötüleştiği veya sağlık
hizmetinin yetersizliği nedeniyle başvurucunun büyük sıkıntı çektiği sonucuna
varmak için hiçbir dayanak bulunamamıştır.
51. Öte yandan başvurucunun bulunduğu Kırıkkale F Tipi Yüksek
Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda vejetaryenler için özel bir menü de
çıkarılmaktadır. Nitekim başvurucunun protein ihtiyacının karşılanması için
kantinde yumurta bulunması talebi de kendisine vejetaryen menü ve haftada iki
kez yumurta verilmesi sebebiyle reddedilmiştir. Başvurucunun protein
yetersizliğinden sağlık sorunları yaşadığına dair somut bir veri de
bulunmamaktadır. Cezaevi idaresi, vejetaryen olan hükümlü ve tutuklular
açısından ayrıca kantinde de alternatifler sunmaktadır. Nitekim cezaevi,
kantininde sebze ve meyve satarak vejetaryenler için imkân da tanımaktadır.
Dolayısıyla vejetaryen başvurucunun beslenme tercihi çerçevesinde gerekli olan
menü cezaevi tarafından sağlanmaktadır.
52. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun insan haysiyeti ile
bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine dair iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Maddi ve Manevi Varlığın Korunması Hakkı
Yönünden
53. Başvurucunun, vejetaryen olup olmadığının tespiti için
Mahkeme kararıyla hastaneye sevki sebebiyle maddi ve manevi varlığın korunması
hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun
değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için
başvurunun bu şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar
verilmesi gerekir.
c. Eşitlik İlkesi
Yönünden
54. Başvuru konusu olayda başvurucunun kendine ayrımcılık
yapıldığına dair iddiaları, vejetaryen olup olmadığına yönelik rapor
aldırılması ile ilgili iddialarının incelenmesi neticesinde yeterli bir şekilde
değerlendirilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun eşitlik ilkesine yönelik
iddialarının ayrı olarak incelenmesi gerekli görülmemiştir.
2. Esas
Yönünden
55. Başvurucu, vejetaryen olup olmadığına dair Mahkeme
kararıyla rapor aldırılmasının maddi ve manevi varlığın korunması hakkını ihlal
ettiğini ileri sürmüştür.
56. Bakanlık görüşünde, AİHM’in
vejetaryenlik hususunda verdiği kararlara atıfta bulunulmuş ve başvuru konusu
olayda içinde et bulunan yemeklerin vejetaryen olduğunu beyan eden
hükümlü/tutuklulara özel olarak etsiz hazırlanıp Cezaevi yönetimi tarafından
sunulduğunu, ayrıca et yemekleri yerine iaşe miktarı sınırları içinde kendi
beslenmelerine uygun yiyecekler verildiği belirtilmiştir.
57. Anayasa"nın "Kişinin
dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17.
maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve
geliştirme hakkına sahiptir."
58. Sözleşme’nin "Özel
ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi
şöyledir:
"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve
yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi,
ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal
güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç
işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu
olabilir."
59. Kişinin bireyselliğinin yani bir kişiyi diğerlerinden
ayıran ve onu bireyselleştiren niteliklerin hukuken tanınması ve bu unsurların
güvence altına alınması son derece önemlidir. Birçok uluslararası insan hakları
belgesinde "kişiliğin serbestçe geliştirilmesi" kavramına yer
verilmekle beraber Sözleşme kapsamında bu kavrama açıkça işaret edilmediği
görülmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013,
§ 27).
60. Anayasa"nın 17. maddesinin birinci
fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına
sahip olduğu belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi
varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme"nin 8. maddesi çerçevesinde özel
yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel
bütünlük hakkı ile bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin
kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, § 28). Somut olay açısından bireyin
yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru hâline gelen
vejetaryenliğin bir yaşam tarzı olarak kişinin kendini tanımlamada ortaya
koyduğu önem bir bütün olarak dikkate alındığında vejetaryenliğin kişinin
manevi varlığı kapsamında olduğu açıktır.
61. Öte yandan hükümlü ve tutuklular, Anayasa"nın ve
Sözleşme"nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına
kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan
ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014,
§ 65; aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, §
69). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların maddi ve manevi varlığının korunması
hakkı, cezaevinde tutulmanın doğal sonuçları çerçevesinde Anayasa ve Sözleşme
kapsamında koruma altındadır.
62. Anayasa"nın 17. maddesinde manevi varlığın korunması ve
geliştirilmesi hakkı açısından herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş
olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak
bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların da hakkın
doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca
hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da
Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların
sınırlandırılması da mümkün olabilir. Bu noktada Anayasa"nın 13. maddesinde yer
alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki, § 33).
63. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak
kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine
aykırı olamaz."
64. Belirtilen Anayasa hükmü,
hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel
öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu
tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini
ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa
kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak
uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile
sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa"nın 17.
maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi
gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).
65. Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü anayasa
hukukunda önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz
olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun
hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır.
66. Bu genel açıklamalardan sonra ilk olarak başvurucunun
hakkına yönelik bir müdahalenin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Başvurucunun Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrası tarafından korunan bir
hakkına müdahalenin varlığının tespit edilmesi hâlinde bu müdahalenin
Anayasa"nın 13. maddesi kapsamında kanunla öngörülme, meşru bir amaca matuf
olma ve demokratik toplumda gerekli olma şartlarını sağlayıp sağlamadığı
değerlendirilmelidir.
a. Müdahalenin Varlığı
67. Somut olayda başvurucu vejetaryendir ve bu bağlamda
protein eksikliği olduğunu iddia etmektedir. Protein eksikliğini tamamlamak için
başvurucunun kantinde yumurta bulundurulması talebi reddedilmiştir. Bu karara yapılan
itiraz üzerine Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucuyu et ve türevlerini yiyebilip
yiyemediği hususunda sağlık raporu almaya zorlamıştır. Dolayısıyla başvurucunun
vejetaryen olmasına rağmen sağlık raporu almaya zorlanması ile manevi varlığının
korunması arasında doğrudan bir bağ vardır. Bu sebeple başvurucunun maddi ve
manevi varlığın korunması hakkına müdahale edildiğini kabul etmek gerekir.
b. Müdahalenin
İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
68. Anılan müdahale Anayasa"nın 13. maddesinde belirtilen
koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa"nın 13. maddesinin ve 17.
maddesinin birinci fıkrasının ihlalini teşkil edecektir.
69. Bu sebeple bir temel hak ve özgürlüğe yönelik müdahalenin
Anayasa"nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, kanunlar tarafından
öngörülme, Anayasa"nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik
Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun
olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bu denetim sırasında öncelikle
müdahalenin kanunilik şartına uyup uymadığı incelenecektir. Daha sonra
müdahalenin Anayasa"da öngörülen sebeple yapılıp yapılmadığı ve diğer ölçütler
yönünden denetim yapılmalıdır.
i. Kanunilik
70. Başvurucu, Anayasa"nın 13. maddesinde yer alan
müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık
bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunmamıştır. Bununla birlikte hükümlü olan
başvurucunun beslenmesine ilişkin olarak 5275 sayılı Kanun’un 72. maddesinin
(1) numaralı fıkrasında açık bir düzenleme yapılmıştır. Bununla birlikte anılan
Kanun maddesi, Tüzük (§ 25) ve Yönetmelik (§ 26) kapsamında hükümlü ve
tutukluların beslenmesinde dikkat edilecek hususlar ayrıntılı olarak
düzenlenmiştir.
71. Dolayısıyla hem kişiler hem de idare yönünden hukuk
güvenliğini sağlayacak nitelikte “öngörülebilir” ve Ceza İnfaz Kurumu
idaresinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu nitelikte “belirli” bir hukuki
düzenleme olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun inanç özgürlüğüne
yapılan müdahalelerin yasal dayanağının olduğu açıktır.
ii. Meşru Amaç
72. Anayasa"nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen
kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının hangi amaçlarla
sınırlanabileceği belirtilmemiştir. Buna mukabil Anayasa"nın
14. maddesinin “Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere,
Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada
belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette
bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.” şeklindeki ikinci
fıkrası, temel hakların Anayasa"nın bütünlüğü içerisinde ele alınmasına ilişkin
çok önemli bir yorum kuralı getirmektedir. “Temel hak ve hürriyetlerin Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde
sınırlandırılması” biçimindeki ifade, kişinin maddi ve manevi
varlığını koruma hakkı da dâhil olmak üzere bütün temel hakların birbirleriyle
ve diğer anayasal ilkelerle birlikte yorumlanması ve sınırlandırma ilişkisi
içinde kavranması zorunluluğunu doğurmaktadır (Esra
Nur Özbey, B. No: 2013/7443 , 20/5/2015, §
70).
73. Bu kavrayış, hakların haklarla sınırlandırılması türünden
bir sonuca işaret etmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önceki
kararlarında, Anayasa’nın tüm maddelerinin aynı etki ve değerde olduğu ve
aralarında bir üstünlük sıralamasının bulunmadığı, uygulamada bunlardan birine
öncelik tanımanın olanaklı olmadığı, kimi zaman zorunlu olarak birlikte
uygulanan iki Anayasa kuralından birinin diğerinin sınırını oluşturabildiği
belirtilmiştir (AYM, E.2011/134, K.2012/83, 24/5/2012).
Başka bir deyişle hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer
verilmemiş olsa da Anayasa"nın başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak
bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).
74. Bu bağlamda Anayasa"nın 17. maddesinde garanti altına
alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, sınırlarını toplumu
oluşturan diğer bireylerin haklarında bulmaktadır (§ 64). Öte yandan bu
hakkının sınırlandırılmasında somut olay açısından Anayasa’nın 19. maddesinde
güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bağlamında hükümlü olan
başvurucunun verilmiş bir mahkeme kararı ile özgürlüğünden alıkonulduğunun da
dikkate alınması gereklidir. Bu durumda Anayasa"nın 19. maddesi gereğince
hükümlü ve tutukluların hukuka uygun olarak cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz ve
doğal bir sonucu olarak cezaevinde düzenin ve disiplinin sağlanması başvurucunun
maddi ve manevi varlığını korunması hakkına yönelik müdahalenin meşru amacı
olarak değerlendirilmelidir.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma
ve Ölçülülük
75. Son olarak başvuruya konu olan başvurucunun et ve
türevlerini yiyebilip yiyemediği hususunda sağlık raporu aldırmaya zorlanması
şeklinde yapılan müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup
olmadığı hususu değerlendirilmelidir.
76. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada
devreye girecek bir başka güvence de Anayasa"nın 13. maddesinde ifade edilen
"ölçülülük ilkesi"dir. Anayasa"nın 13.
maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla
birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa
Mahkemesi amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunup
bulunmadığını (Esra Nur Özbey, §
77), başka bir deyişle kamu gücü eylem ve işlemlerini haklılaştırmak
için kullanılan gerekçelerin uygun ve yeterli görünüp görünmediklerini ve
izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadıklarını inceler.
77. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre ölçülülük, temel hak
ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.
Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak
için seçilen aracın denetlenmesidir (Sebahat
Tuncel, B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 84).
Bu sebeple kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yapılan
müdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli,
gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir. Bu son hususta karar
verebilmek için demokratik bir toplumda başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasının
gerekleri ile başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkına yapılan
müdahale ölçülüp değerlendirme işlemi yapılırken kamu gücü eylem ve işlemleri
ile yargı makamlarının kararları, olayın arka planı ile birlikte bir bütün
olarak değerlendirilmelidir.
78. Somut olayda ek besin verilmesi talebini reddeden İnfaz
Hâkimliği kararına itirazı değerlendiren Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi,
başvurucunun itirazının kabulüne karar vermiştir. Ancak bu kabulü belirli bir
ön şarta bağlamıştır. Mahkeme, kararında başvurucunun tam teşekküllü bir devlet
hastanesine sevk edilerek et ve türevlerinden oluşan besin maddelerinden
hiçbirini yiyemediği hususunun tespitine hükmetmiştir. Mahkemenin bu tespite
neden ihtiyaç duyduğu kararda belirtilmemiştir. Bununla birlikte Mahkeme,
başvurucunun et yemediğinin rapor ile tespit edilmesi hâlinde protein
ihtiyacının karşılanması amacıyla parası başvurucu tarafından karşılanmak üzere
iç ya da dış kantin aracılığıyla yumurta temin edilmesine karar vermiştir.
79. 5275 sayılı Kanun’un 72. maddesinin (1) numaralı
fıkrasında hükümlü ve tutukluların beslenmesinde dinî ve kültürel gereklerin
göz önünde bulundurularak hükümlü ve tutuklulara besin verileceği hükme
bağlanmıştır. Bunun da ötesinde Yönetmelik’in 9. maddesinde açık bir şekilde
vejetaryen türü özel bir beslenme şekline sahip hükümlü ve tutukluların
taleplerinin, iaşe miktarı ile sınırlı kalmak üzere karşılanacağı
belirtilmiştir. Bu kapsamda Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza
İnfaz Kurumunda vejetaryenler için özel bir menü de çıkarılmaktadır (§ 19).
Anılan mevzuatta vejetaryenliğin belirli bir inanca bağlı olup olmadığı şartı
da aranmamıştır.
80. Mahkemenin itirazı değerlendirirken anılan açık hükümler
karşısında sadece beyanı ile kendisine vejetaryen menü verilmesi gereken
başvurucunun et ve türevlerini yiyip yemediğinin raporla tespit edilmesinin
hangi amaçla yapıldığı gerekçeden anlaşılamamıştır. Böyle bir rapor
aldırılmasının gerekçeden bağımsız olarak da vejetaryen olduğunu beyan eden
başvurucunun talepleri açısından demokratik toplum düzeninde neden gerekli
olduğu belirlenememiştir.
81. Sonuç olarak başvurucunun vejetaryen olduğunu beyan
etmesine ve talepleri açısından vejetaryen olup olmadığını tespit edilmesini
gerekli kılan herhangi bir gerekçe olmamasına rağmen Mahkeme kararı ile
hastaneye sevk edilmesinin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını
ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
3. 6216 Sayılı
Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
82. Başvurucu ihlal nedeniyle 1.000 TL maddi ve 15.000 TL
manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
83. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere
dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar
bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel
mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla
yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve
sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
84. Başvurucu, uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile ilgili
olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin
maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi
zarar ile tazminat talebi arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Dolayısıyla
Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan başvurucunun maddi tazminat
talebinin reddedilmesi gerekir.
85. Başvurucunun inanç özgürlüğünün ihlal edilmesi nedeniyle
yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında
başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
86. Adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılama
giderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine neden olacağı
anlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanun’un 339. maddesi uyarınca başvurucunun yargılama giderlerini
ödemeden tamamen muaf tutulması ve kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
gönderilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun,
vejetaryenliğinin tespit edilmesine yönelik şikâyetlerinin Anayasa’nın 24.
maddesi kapsamında değil 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında
İNCELENMESİNE, Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Recep KÖMÜRCÜ, Celal Mümtaz
AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN ve Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
B. 1.
İnsan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
2. Kişinin
maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
C. Anayasa’nın
17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi
varlığının korunması hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D. Anayasa’nın
10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ayrıca incelenmesine
GEREK OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
E. Başvurucuya
net 3.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F. Ödemenin,
kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden
itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin
sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ
UYGULANMASINA,
G. Kararın
bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
H. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi
mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten
TAMAMEN MUAF TUTULMASINA
3/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, et ve türevlerini yemediğini belirterek
protein ihtiyacını karşılamak amacıyla cezaevi kantininde yumurta ve mantar
satılmasını talep etmiş, ancak kantinde yumurta satılmadığı ve haftada iki gün
kahvaltıda yumurta verildiği gerekçesiyle bu talep reddedilmiştir. Bu işleme
karşı başvurucunun yaptığı itirazı inceleyen İnfaz Hâkimliği, 4/2/2013 tarihli kararıyla İdare ve Gözlem Kurulu kararının
kanuna uygun olduğunu değerlendirerek itirazı reddetmiştir.
2. Başvurucu İnfaz Hâkimliğinin kararına karşı Kırıkkale
Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz etmiştir. Mahkeme başvurucunun tam teşekküllü bir
devlet hastanesine sevk edilerek et ve türevlerinden oluşan besin maddelerinden
hiçbirini yiyemediği hususunun tespitine ve bu durumun rapor ile tespit
edilmesi halinde protein ihtiyacının karşılanması amacıyla parasının başvurucu
tarafından karşılanmak üzere iç ya da dış kantin aracılığıyla yumurta temin
edilmesine karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucu, Kırıkkale Yüksek İhtisas
Hastanesine sevk edilmiş ve hazırlanan 12/3/2013
tarihli raporda başvurucunun et ve et ürünleri yemesinde tıbben sakınca
olmadığı belirtilmiştir.
3. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucunun vejetaryen olup
olmadığının tespiti için Mahkeme kararıyla hastaneye gönderilmesi ve kendisine
vejetaryen olmasına rağmen protein içeren ek besin maddeleri verilmesinin
reddedilmesinin din ve vicdan hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği
görüşündedir. Çoğunluk görüşüne göre vejetaryenliğe ilişkin bir başvurunun
Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında incelenebilmesi için başvurucunun sadece vejetaryen
olduğunu, et ve türevlerini yemediğini söylemesi yeterli olmayıp bu tercihinin
hangi dini veya din dışı bir inanca dayandığını da göstermesi zorunludur. Somut
olayda başvurucu vejetaryenlik tercihinin neden kaynaklandığını ortaya
koymadığı için başvurunun 24. madde kapsamında incelenmesi mümkün değildir (§ 37).
4. Başvurunun 24. madde kapsamında değerlendirilebilmesi
için vejetaryen olduğunu söyleyen bir kişinin vejetaryenliğinin kaynağını da
açıklamak zorunda olduğunu söylemek, başvuruculara aslında hiç de gerekli
olmayan bir yük yüklemek anlamına gelmektedir. Bilindiği üzere, vejetaryenliğin
kendisi bir inancın, vicdani kanaatin ya da düşüncenin yansımasıdır. Burada
önemli olan husus, başvurucunun hangi inanç temelinde vejetaryen olduğunun değil,
tutarlı bir şekilde vicdani kanaatinin sonucu olarak gerçekten vejetaryen olup
olmadığının tespitidir. Bunu da başvurucunun tutumundan, cezaevi idaresinin
talebini reddetmesi karşısında İnfaz Hâkimliğine, sonrasında Ağır Ceza
Mahkemesine yaptığı itirazlarda ortaya koyduğu gerekçelerden ve son olarak
bireysel başvuru formundaki ifadelerinden anlayabiliriz.
5. Başvurucu, İdare ve Gözlem Kurulu kararına karşı İnfaz
Hâkimliğine yaptığı itirazda “mevcut haliyle
hiçbir şekilde protein ihtiyacımı karşılayamıyorum. Bu durum sağlığımı da
bozmaktadır. Yönetmelikte dini düşüncesi ya da sağlığının el verdiği
yiyeceklerin verilmesini öngörmektedir” şeklinde şikâyetini
belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itirazda ise “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında
Kanun’un (5275) “Hükümlünün Beslenmesi” altında yapılan düzenlemede ‘… dini ve kültürel gerekleri göz önüne tutularak besin verilir
ve içme suyu sağlanır’” şeklinde hüküm olduğunu hatırlatmıştır.
6. Başvurucu, bireysel başvuru formunda “Vejeteryanlık vicdani, inançsal, felsefi bir tutumdur ve kişi
özgürlüğüne dahildir. Oysa mahkeme kararıyla bu hakkım
gasp edilmiştir, tanınmamıştır. Bu tercihimden dolayı adeta cezalandırıldım.
Özgürlüğüm hastalık olarak görülüp yok sayıldı, çiğnendi.” demek
suretiyle din ve vicdan hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
7. Dahası, cezaevinde beslenmeye dair mevzuat da kişilerin vegan ya da vejetaryen olmalarını belli tür beslenme
talepleri için yeterli saymakta, vejetaryenliğin belirli bir inanca bağlı
olması gibi bir şartı da aramamaktadır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik
Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun"un “Hükümlünün
beslenmesi” başlıklı 72. maddesinin (1) numaralı fıkrasında
hükümlüye “... dinî ve kültürel gerekleri göz önünde tutularak besin
verilir” denmektedir. Hükümlü
ve Tutuklular ile Ceza İnfaz Kurumları Personelinin İaşe Yönetmeliği’nin 9.
maddesinin ikinci fıkrasına göre de “İnancı
gereği veya vegan, vejetaryen türü özel bir beslenme
şekline sahip hükümlü ve tutukluların talepleri, iaşe miktarı ile sınırlı
kalmak üzere karşılanır.”
8. Başvurucunun vejetaryen beslenmeye ilişkin mevzuata
dayanarak cezaevi yönetiminden ek protein ihtiyacını karşılamaya yönelik
talepte bulunması, talebinin karşılanmaması üzerine yaptığı itirazlarda da aynı
hükümlere atıf yapması ve nihayet Anayasa Mahkemesi’ne başvurusunda
vejetaryenliğin “vicdani, inançsal, felsefi bir tutum” olduğunu belirtmesi onun
vejetaryenlik tercihini vicdani ve felsefi kanaatlere dayandırdığını
göstermektedir. Bu nedenle başvurunun, Anayasa’nın 24. maddesi kapsamında din
ve vicdan hürriyetinin ihlal edilip edilmediği bakımından incelenmesini
engelleyen bir husus bulunmamaktadır.
9. Anayasa"nın "Din
ve vicdan hürriyeti" başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrası
uyarınca "Herkes, vicdan, dinî inanç ve
kanaat hürriyetine sahiptir”. Burada yer alan "vicdan", "dini inanç" ve "kanaat" kavramlarının tanımlanması
zordur. Bu zorluk sebebiyle kapsamlı ve tüketici bir tanım yapmak yerine bir
davranışın Anayasa"nın 24. maddesinin koruma alanında kalıp kalmadığı somut
olayın koşullarına göre değerlendirilmelidir (Tuğba
Arslan [GK], B.No: 2014/256, 25/6/2014, § 62). Bununla birlikte bir inanç veya kanaate
dayanan tutumun anılan korumadan faydalanabilmesi için mutlaka dini nitelikte
olmasının gerektiği söylenemez.
10. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesi bağlamında
bir din, inanç veya kanaatin dışa vurumunda "uygulama, ibadet, öğretim ve ayin"
gibi birçok yöntem kabul edilebilir. Ancak bu kabul, bir din, inanç ya da
kanaatten kaynaklanan veya esinlenilen her türlü davranışı koruma gerekliliği
olarak değerlendirilemez. Bu korumadan yararlanabilmek için ortaya konulan din, inanç veya kanaatin, yeterli derecede ikna
ediciliğe, ciddiyete, tutarlılığa ve öneme ulaşan bir inanç oluşturması
gerekmektedir (bkz, Jakóbski/Polonya, B.
No. 18429/06, 07/12/2010, § 44).
Bu anlamda bir inanca dayanan veya inançtan esinlenen veganlık ve vejetaryenlik hükümlü ve tutukluların inanç
özgürlüğü kapsamında görülmektedir (bkz. AİHK, W/Birleşik
Krallık (k.k), B.No:
18187/91, 10/02/1993; Jakóbski /Polonya, § 46; Vartic/Romanya, B. No. 14150/08,17/12/2013, § 36).
11. Yukarıda ifade edildiği üzere, vejetaryenlik dinî, ahlaki
ve beslenmeye ilişkin nedenlere dayanan bir uygulamadır. Bu uygulamanın dinî nitelikte
olması Anayasa’nın 24. maddesinin korumasından yararlanabilmesi için gerekli
bir ön şart olarak değerlendirilmemelidir. Bununla birlikte vejetaryenliğin en
azından bir inancın motivasyonu veya etkisi ile
yapılması inanç özgürlüğü kapsamında incelenebilmesi için gereklidir.
Vejetaryenlik toplum içinde yaygınlaşan ve belirli bir inanç temeline dayanan
genel kabul görmüş bir olgudur. Bunun yanında Hükümlü ve Tutuklular ile Ceza
İnfaz Kurumları Personelinin İaşe Yönetmeliği’nin 9. maddesinde vejetaryenliğin
genel kabul gördüğünü teyit eder nitelikte belirli bir inanca dayanmasa bile
hükümlü veya tutukluların vejetaryenliklerine bağlı taleplerinin iaşe miktarı
ile sınırlı olmak üzere karşılanacağı kabul edilmiştir. Bu bağlamda somut
olayda vejetaryenliğin yeterli düzeyde ikna ediciliğe, ciddiyete, tutarlılığa
ve öneme sahip bir kanaatin dışa vurumu olarak kabul edilmesi gerekir. Bu
niteliği gözetildiğinde vejetaryenliğin hangi inanca veya felsefi kökene
dayandığının ortaya konulması zorunluluğundan da söz edilemez.
12. Somut olayda başvurucunun, vejetaryen olup olmadığının
tespiti için mahkeme kararıyla hastaneye gönderilmesi ve kendisine vejetaryen
olmasına rağmen, protein içeren ek besin maddeleri verilmesinin reddedilmesi,
Anayasa’nın 24. maddesinde korunan din ve vicdan hürriyetine yönelik bir
müdahale niteliğindedir.
13. Açıklanan gerekçelerle, başvurunun Anayasa’nın 24.
maddesi kapsamında incelenmesi ve ihlal kararı verilmesi gerekirdi.
Başkan Zühtü ARSLAN |
Başkanvekili Engin YILDIRIM |
Üye Recep KÖMÜRCÜ |
Üye Celal Mümtaz AKINCI |
Üye Muammer TOPAL |
Üye M. Emin KUZ |
Üye Hasan Tahsin GÖKCAN |
Üye Rıdvan GÜLEÇ |
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.