8. Hukuk Dairesi 2012/4292 E. , 2012/10984 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tescil
... ile Hazine ve Seydibey Köyü Tüzel Kişiliği aralarındaki tescil davasının kabulüne dair Özalp Sulh Hukuk Mahkemesinden verilen 09.09.2011 gün ve 36/194 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi davalı Hazine temsilcisi tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, kazanmayı sağlayan zilyetlik nedenine dayanarak tapulama çalışmalarında tespit dışı bırakılan, dava dilekçesinde mevki ve sınırlarını açıkladığı taşınmazın adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, tebligata rağmen oturumlara katılmamış ve cevap vermemiştir.
Davalı köy tüzel kişiliği temsilcisi, mahallinde yapılan keşfe katılarak dinlenen yerel bilirkişi beyanlarının doğru olduğunu bildirmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, teknik bilirkişinin 24.09.2010 tarihli rapor ve krokisinde A ile gösterilen 9.480,69 m²"lik taşınmaz bölümünün davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir. Hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; mahkemece, taşınmazın davacı ve öncesinde de babasının 20 yılı aşkın zilyetliğinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki, dava konusu taşınmazın tapulama çalışmaları sırasında 766 sayılı Tapulama Kanununun 2. maddesine göre tespit dışı bırakıldığı belirlenmiştir. Böyle bir yerin emek ve masraf sarfı suretiyle imar-ihya işlemlerinin tamamlanarak tarıma elverişli hale getirilmesine müteakip, kazanmayı sağlayacak zilyetlik süresinin geçmesi suretiyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmüne göre kazanılması mümkündür.
Bir arazinin kullanım süresi ve niteliği ile üzerinde imar ve ihya işlemlerinin tamamlandığı tarihi en iyi belirleme yöntemi hava fotoğraflarıdır. Bu hava fotoğraflarının kadastrodan sonraki geçmiş yıllara ait en az iki ayrı zamana ilişkin olması gerekir. Bu konuda sağlıklı bir yargıya ulaşmak için tespit dışı bırakılma tarihi olan 1982 yılından sonra dava tarihine göre 20-30 yıl öncesine ait (1989-1979 yılları arası) stereoskopik hava fotoğraflarının dosyada yer almış olması ve bu fotoğrafların stereoskopla incelenmesi gerekir. Ayrıca, stereoskopik çift hava fotoğrafı, bir stereoskop altında incelendiğinde arazinin üç boyutlu görüleceği, taşınmazın sınırlarının belirlenebileceği ve bu amaçla ekilemeyen alanların net bir biçimde tespitinin yapılması mümkün olacaktır. Mahkemece, uyuşmazlığın net bir biçimde çözüme kavuşturulabilmesi için gerekli bulunan hava fotoğraflarından yararlanılmamıştır.
O halde mahkemece, yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıklar HMK.nun 243 ve 244. maddeleri gereğince keşif yerine davetiyeyle çağırılmalı, aynı Kanunun 259 ve
290/2. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıklar keşif yerinde dinlenmeli, komşu 70, 71, 707 parsellere ait tapu kayıtları ve kadastro tutanakları ile dayanak kayıt ve belgelerin getirtilerek, yerel bilirkişi ve tanıklar vasıtası ile uygulanmalı ve dava konusu taşınmazın yönünü ne okuduğu, taşınmazın kim tarafından hangi tarihte imar ve ihyasına başlandığı, imar ve ihyanın ne şekilde sürdürüldüğü, hangi tarihte tamamlandığı ve tarımsal amaçlı zilyetliğin hangi tarihte başladığı hususları ile kazanmayı sağlayan zilyetlik koşulları yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulmalı, beyanlar arasındaki çelişkinin HMK.nun 261. maddesi gereğince giderilmesine çalışılmalıdır.
Aynı keşifte ziraat mühendisi, kadastro fen elemanı, jeodezi ve fotoğrametri mühendisinden oluşacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu marifetiyle dava tarihine göre 20–30 yıl öncesine ait ve iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik çift hava fotoğraflarının getirtilip stereoskop aletiyle yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda inceleme yaptırılarak taşınmazın niteliği ve ne zaman kullanılmaya başlandığının belirlenmesine çalışılmalı, tanık ve bilirkişi sözleri ilmi esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, taşınmaz üzerinde imar-ihya işlemlerinin başlandığı ve tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetlik başlangıç tarihi ayrı ayrı belirlendikten sonra iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirme yapılarak karar vermek gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Bundan ayrı, tescil davasının konusunu ancak tapusuz taşınmazlar oluşturacağı gözönüne alınarak ve çifte tapunun oluşumunu engellemek bakımından teknik bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ve kroki eklenmek suretiyle Tapu Müdürlüğünden dava konusu taşınmazın öncesinden tapulu olup olmadığının sorulmamış olması da doğru olmamıştır.
Öte yandan, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktar sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyecektir. Yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına göre; taşınmaz davacıya babası Sulhattin"in ölümünden sonra mirasçıları arasında yapılan taksim sonucu intikal etmiş olup, dosyadaki aile nüfus kayıt örneğine göre Sulhattin"in 05.05.1992 tarihinde öldüğü tespit edilmiştir. Dava tarihi itibariyle davacının müstakil 20 yıllık bağımsız zilyetliği bulunmadığından yalnızca davacı yönünden Kadastro Müdürlüğü ve Mahkemeler Yazı İşleri Müdürlüğünden yapılan miktar araştırması yetersizdir. Anılan hüküm gözönünde tutularak 26.07.1972 tarihinden sonra aynı çalışma alanı içinde davacının miras bırakanı ve diğer mirasçılar adına kadastro yolu ile veya açılan dava sonunda tescil edilmiş taşınmaz veya taşınmazlar var ise bunların miktarlarının, çalışma alanlarının, tescil tarihlerinin Tapu Müdürlüğü ile Kadastro Müdürlüğünden, açılmış dava olup olmadığının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup belirlenmesi, davacı bakımından da aynı hususun Tapu Müdürlüğünden sorulması gerekirken, mahkemece bu hususun araştırılmamış olması da doğru değildir.
Açıklanan tüm bu nedenlerle davalı Hazine temsilcisinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK.nun 428.maddesi uyarınca usul ve kanuna aykırı görülen yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, HUMK.nun 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 22.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.