
Esas No: 2017/632
Karar No: 2017/632
Karar Tarihi: 23/1/2019
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ADEM TÜRKEL BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2017/632) |
|
Karar Tarihi: 23/1/2019 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
|
|
Rıdvan GÜLEÇ |
Raportör Yrd. |
: |
Yusuf Enes
KAYA |
Başvurucu |
: |
Adem TÜRKEL |
Vekili |
: |
Av. Halil
Tuncer ERGÜLER |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,
tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,
tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması
nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 26/10/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm
tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal
Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler
çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu, Afyonkarahisar Aile Mahkemesi hâkimi olarak görev
yapmakta iken 15 Temmuz 2016 tarihinde yapılan darbe teşebbüsünden sonra Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu
değerlendirilerek Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel
Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı
iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılmıştır.
7. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesi
16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, 24/8/2016
tarihinde de meslekten ihraç edilmesine karar vermiştir.
8. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla
görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki
yazısı üzerine Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 16/7/2016
tarihinde gözaltına alınmıştır.
9. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine
Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliği 17/7/2016 tarihinde, başvurucu hakkında
yürütülen soruşturmaya ilişkin olarak müdafiinin ve
tarafların dosya içeriğini incelemesinin veya belgelerden örnek almasının
soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli
ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 153. maddesi uyarınca kısıtlanmasına karar vermiştir.
10. Başvurucu 17/7/2016 tarihinde Savcılıkta müdafiinin
de hazır bulunmasıyla verdiği ifadesinde
"Ben öncelikle atılı suçun maddi ve manevi unsurları ile fiil ile aramda
kurulan uygun illiyet bağının nasıl olduğu hakkında bilgi almak istiyorum... Bu
kapsamda atılı suçun benimle ilişkilendirilen delillerin ne olduğunu bilmek
benim en doğal hakkımdır... Sırf örgüt üyesi olduğum iddia edilerek suçlu
olduğumun kabul edilmesi mümkün değildir. Zira silahlı terör örgütü olarak
adlandırılan yapıya ilişkin üyeliğimin somut olarak ortaya konması gerekir...
15/7/2016 olarak tarafıma gösterilen suç tarihinde izinli olup benim bu darbe
teşebbüsündeki rolümün ne olduğunun bana söylenmesi gerekir... Hakkımdaki ve
tarafıma savcılık makamınca verilen bilgi çerçevesinde TCK 314/2 maddesinde
yazılı olan örgüte üye olma ile ilgili somut bir bilgi, belge ya da delil
olmadığını anlamış durumdayım. Somut mahiyette bir delil ortaya konulmaksızın
sadece oluşturulan bir liste çerçevesinde silahlı terör örgütü üyesi olduğum
iddiasını asla ve kata kabul etmiyorum... Şahsım hakkında en ufak şüphe
uyandıracak bir durum olmadığından tutuklanmaya sevk olmaksızın savcılık makamı
tarafından serbest bırakılmayı talep ediyorum." şeklinde
beyanda bulunmuştur.
11. Başvurucu 17/7/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle
Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk
yazısında, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç
şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu
belirtilmiştir.
12. Başvurucu, sorgusunda "Hakkımdaki
iddialar ile ilgili Afyonkarahisar C. Başsavcılığında ifade vermiştim, ifademi
aynen tekrar ederim,C. Savcılığında da tarafıma isnat
edilen fiille ilgili öncelikle şahsımı söz konusu fiille yada isnat edilen
TCK"nın 314/2 maddesinde yer alan Terör Örgütüne üyeliğimi gösterir delillerin
tarafıma sunulmasını istemiş isem de sadece bir isim listesinin yer aldığı
belge yada üst yazıya istinaden yakalama ve arama işlemlerinin yapıldığına dair
bilgi sahibi oldum... Öncelikle Anayasanın 90. Maddesinin 5. Fıkrasının
yollamasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6. Maddesinde düzenlenen Adil
Yargılanma Hakkına dair maddenin lafzında yer alan şüpheliye yada sanığa isnat
edilen fiillerle ilgili unsurların kendisine anlatılarak üzerine atılı suçu tüm
yönleriyle bilgilendirilmesi buna göre savunma alınması yasal zorunluluktur. Bu
husus gerek AİHM"nin yerleşmiş içtihatları ile de sabittir, kaldı ki Ulusal
mahkemelerde anılan Sözleşmenin 6. Maddesindeki hükümle bağlantılı olarak CMK"nun ilgili maddesinde de benzer düzenlenmeler olduğunu
hâkimliğinizce de malumdur... Evleviyetle hukukun genel prensiplerinden olan
daha doğrusu maddi ceza hukukunun ana unsurlarından olan bazı şartların mutlak
suretle şüpheli yada sanık hakkında değerlendirilme yapılması gerekir, bu
doğrultuda hukuk fakültelerinden itibaren maddi ceza hukukuna dair anlatılan
suçun maddi unsuru, manevi unsuru, uygun illiyet bağı ve netice gibi şartların
tüm yönleriyle ortaya konulması izahtan varestedir. Hal böyle iken iddia edilen
FETÖ Terör Örgütünün üyesi olduğuma dair itham ile ilgili herhangi bir yukarıda
da bahsedilen genel çerçeve ve şartlar kapsamında bir değerlendirme olmaksızın
sadece talimata konu evraka iliştirilen isim listesinde adıma yer verilerek TCK"nun 314/2 maddesi kapsamında hakkımda isnat edilen
terör örgütüne üyeliği kabul etmiyorum... Öte yandan hakkımda tanzim edilen
yakalama kararında suç tarihi itibariyle 15/07/2016 tarihi olduğu
anlaşılmaktadır, bahse konu tarihte şahsım izinli olup, darbe teşebbüsünü
herkes gibi bizler de ulusal, görsel ve yazılı basından hayretle ve ibretle
gecenin geç saatlerine kadar izlemiş bulunmaktayım, darbenin her türlüsüne bir
hukukçu olarak, bunun da ötesinde 13 yıllık yargı mensubu olarak görev yapmış
olduğum resmi kayıtlarda mevcuttur, dolayısıyla Anayasa"nın 2. Maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkesine gönülden inanmış, ve bu doğrultuda söz konusu
görev sürem boyunca yine Anayasa"nın 9. Maddesi ile tarafıma verilen yargı
yetkisinin aklımın ve izanımın yettiği kadarıyla tüm samimi çalışmalarımla
kullanmaya çalıştım, bu çalışmama konu tüm kayıtlar yada dosyalar devletin
resmi arşivindedir, bu dosyalar şahsımın yaptığı görev ile ilgili en güçlü
delillerdir, dolayısıyla darbenin her türlüsüne her zaman karşı oldum ve geçmişte
yaşanan darbelere ve yapanlara her zaman lanetlemiş birisi olarak 15/07/2016
tarihinde ne olduğu belirsiz cunta tarafından yapılmak istenilen darbe
teşebbüsünü aynı niyetlerle lanetlemiş bulunmaktayım ve lanetliyorum... Yine
yargı yetkisinin Türk Milleti adına kullanan bir hâkim olarak şahsıma isnat
edilen TCK"nın 314/2 maddesindeki terör örgütü üyesi şahsımı son derece rencide
ettiği muhakkaktır, zira yapılmak istenilen darbenin emir komuta zinciri
içerisinde görevimin gereği mümkün bulunmamaktadır, hakkımda TCK"nun 309 ve 314. Maddelerindeki suçlara dair nasıl bir
bağlantı kurulduğunu anlamakta zorlanıyorum, dosyada mahkemenizce ve C.
Savcılığınca isnat edilen suç ile ilgili herhangi bir bilgi, belge, delil yada CMK"nun 100. Maddesinde düzenlenen tutuklamayı gerektiren
şartları gösteren bir şüphe dahi bulunmamaktadır... Darbe teşebbüsünün olduğu
dönemde yıllık iznimi kullanmak üzere memleketim Gümüşhane ili, Kelkit
ilçesinde yukarıda bahsettiğim üzere yazılı ve görsel basından takip ettim,
sonrasında HSYK"nın yıllık izinleri iptal etmesi
üzerine 13 saat yol alarak 1.000 Kmyi aşkın mesafeden
ve hakkımdaki tasarrufu da yolda gelirken öğrenmiş olmama rağmen dün gece saat
00:00 "da evime geldim, 2 saatlik uykudan sonra görevlilerin gelerek arama, el
koyma ve gözaltı kararlarına müteakiben şu an bugünden gecenin ilerleyen
saatlerine hiçbir somut delile dayanmayan sadece bir listeye bağlı tutuklama
talebinin mahkemenizin inandığım vicdanına havale ederek kaçma şüphesinin
bulunmadığı, kaldı ki böyle bir niyetim olmuş olsa yolda güzergahımı farklı bir
yere çevirmem mümkün iken buraya gelerek şu an huzurunuzdayım... CMK"nun 100. Maddesinde düzenlenen tutuklama koşullarının
makul şüphe de dahil herhangi bir en ufak bir şüphe uyandıracak durum
olmadığından serbest bırakılma kararı verilmesini yüce mahkemenizden talep
ediyorum, aksi kanaatte ise yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı ile
serbest bırakılmamı talep ediyorum. " şeklinde beyanda
bulunmuştur.
13. Başvurucu, Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/7/2016
tarihli kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmıştır.
Tutuklama kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Şüphelilerin üzerlerine
atılı Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunun vasıf ve mahiyeti, mevut delil
durumu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı"nın ihbarı, HSYK 2. Dairesi"nin
şüpheliler hakkında düzenlemiş olduğu Fetullahçı
Terör Örgütü üyesi olmaktan dolayı 16/07/2016 tarihli hâkimlikten açığa alınma
kararı bulunduğu, soruşturmaya konu suçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog
suçlardan olduğu, suç için öngörülen cezanın alt ve üst haddi, verilmesi
muhtemel ceza, dosya kapsamında şüphelilerin isnat edilen eylemleri
işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesi ve deliller altında olduğu kanaatine
varılması, delillerin tam olarak toplanmamış olması, bu nedenle şüphelilerin
kişiler üzerinde baskı girişiminde bulunması hususlarında ve bu kapsamda
delillerin karartılma şüphesinin mevcudiyeti, soruşturma dosyasının bütün
haliyle elde edilen bulgular bakımından mevcut deliller ile ilişkilendirilmiş
olması, nazara alınarak şüpheliler; ...Adem TÜRKEL"in
2802 Sayılı hâkimler ve Savcılar Kanunun 94. maddesi atfıyla CMK 100 ve devamı maddeleri
gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına [karar verildi]."
14. Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliği tutuklama kararındakine
benzer gerekçelerle 8/9/2016 tarihinde tutukluluğun devamına karar vermiştir.
15. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Bolvadin Sulh Ceza
Hâkimliğinin 25/9/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin
ilgili kısmı şöyledir:
"Şüphelilerin üzerlerine atılı 5271
sayılı 314/2. Maddesinde yer alan örgüte üye olma suçunu işlediklerine dair,
hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 2. Ve 3. Dairesinin 16/07/2016 tarihli
kararları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16/07/2016 tarihli yazıları ve
soruşturma dosyası, birlikte değerlendirildiğinde şüphelilerin üzerine atılı
suçu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir olguların
bulunması, atılı suçun 5271 sayılı CMK"nun 100/3-11.
Maddesinde sayılan suçlardan olması, bu nedenle aynı kanunun 100/3. Maddesi
gereğince tutuklama nedeninin varlığının kabul edilebileceği, delillerin bu
aşamada henüz tam olarak toplanmamış oluşu, atılı suç için kanunda görülen
cezanın alt ve üst sınırı nedeniyle adli kontrol hüküm tedbirinin yetersiz
kalacağı şüphelilerin üzerine atılı suçun niteliği gereğince henüz toplanmayan
delillerin karartma şüphesinin bulunması ayrı ayrı dikkate alınarak itirazların
reddine karar vermek gerekmiştir."
16. Başvurucu itirazın reddi kararını 26/9/2016 tarihinde
öğrenmiş ve 26/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
17. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı; darbeye teşebbüs
eyleminin Türkiye Cumhuriyeti"nin başkentini, millî iradenin temsil yeri olan
Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile devletin
istihbarat ve kolluk güçlerini hedef aldığını, terör eyleminin örgütün kamuda
yapılanmış mensupları tarafından gerçekleştirildiğini, bu nedenlerle
soruşturmanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesi gerektiğini
belirterek 18/10/2016 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir.
18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 29940
mükerrer sayılı Resmî Gazete"de yayımlanan 680 sayılı
Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname"nin 7. maddesiyle 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve
Savcılar Kanunu"nun 93. maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçları
hakkında soruşturma yapma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı olduğu
bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ait
olduğu şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle 11/1/2017 tarihinde
yetkisizlik kararı vererek dosyayı Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına
göndermiştir.
19. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı 9/1/2018 tarihli iddianame
ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması
istemiyle Antalya 10. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açmıştır.
20. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer
aldığı ileri sürülmüştür. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle
özetlenebilir:
- Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla
Mücadele Şube Müdürlüğünce Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 12/5/2017 tarihli
Bylock Tespit Tutanağı"nda, ByLock abone
listesinin 108.300"üncü satırında başvurucunun kaydının olduğu belirtilmiştir.
- 2/8/2016 tarihinde kimliği belirsiz bir kişi tarafından
yapılan ihbarda başvurucunun FETÖ ile bağlantısının olduğu bildirilmiştir.
- Şüpheli sıfatıyla 22/8/2016 tarihinde ifadesi alınan A.B. adlı
şahıs; mezun olduktan sonra başvurucunun da dâhil olduğu dönem arkadaşlarıyla
grup oluşturduklarını, farklı yerlerde görev yaptıkları hâlde senede bir defa
bir araya geldiklerini, bu görüşmelerde Fetullah
Gülen"e ait kitapların okunduğunu, bu toplantıların görev yaptıkları yerde ve
evlerinde yapıldığını, başvurucuyla 2009-2010 yıllarında Fetullah
Gülen mensuplarının oluşturduğu kamplarda buluştuklarını ve başvurucunun o
grubun abisi olduğunu ileri sürmüştür.
- Aynı şahıs 17/8/2016 tarihinde alınan ifadesinde başvurucunun
FETÖ/PDY üyesi olduğunu belirtmiştir.
- Şüpheli sıfatıyla 18/1/2017 tarihinde ifadesi alınan H.A. ve
tanık sıfatıyla 4/12/2016 tarihinde ifadesi alınan B.B., başvurucunun sohbet
toplantılarına katıldığını ifade etmiştir.
- Başvurucunun FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında kapatılan
kurumlardan olan Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneğine üyelik kaydının
bulunduğu ve üyeliğinin aktif olarak devam ettiği belirtilmiştir.
-Şüpheli sıfatıyla 16/8/2016 tarihinde ifadesi alınan G.T. ve
tanık sıfatıyla 19/8/2016 tarihinde ifadesi alınan Ş.S., başvurucunun HSYK
seçimleri sırasında bağımsız aday olarak lanse edilen FETÖ/PDY"ye
ait listeyi desteklemesi için kendisini aradığını ileri sürmüştür.
- Hızlı Veri Toplama Sistemi (HTS) bilirkişi raporunda, hakkında
FETÖ/PDY"ye üye olma suçu kapsamında işlem yapılan
kişilerle başvurucunun görüşmeler yaptığı iddia edilmiştir.
21. Antalya 10. Ağır Ceza Mahkemesi 22/1/2018 tarihinde iddianamenin
kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama, E.2018/41 sayılı dosya
üzerinden tutuklu olarak sürdürülmüştür.
22. Yapılan yargılama sonucunda Antalya 10. Ağır Ceza
Mahkemesinin 20/9/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne
üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar
verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
" Sanığın ByLock
haberleşme programı kullanıcısı olduğuna dair 07/02/2017 tarihli araştırma
tutanağı ,CGNAT bilgileri, tanık beyanları, araştırma tutanakları ve tüm dosya kapsamı
birlikte değerlendirildiğinde, hakkında soruşturma başlamadan önce hâkim olarak
görev yapan sanığın teknik özellikleri, indirme ve kullanma yöntemi,
kullanıcıları ve muhtevası itibariyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü
mensuplarının kullanması amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgüt
mensupları tarafından kullanıldığı tespit edilen kriptolu iletişim ağı ByLock iletişim sistemini, adına kayıtlı 0505... nolu hattan kullandığının anlaşıldığı, sanığın bu programa
CGNAT bilgilerine göre 46.....numaralı hedef IP ve 443numaralı hedef porttan
27/08/2014-04/10/2014 tarihleri arasında, farklı yerlerde bağlandığı ve toplam
100 kez telefonun sinyal verdiği , sanığın bylock
bağlantı sinyal alınan yerlerin sanığın HTS kayıtlarıyla uyumlu olduğunun
anlaşıldığı, sanığın savunmasında sinyal alınan yerlerden Gelibolu"da daha
evvel çalıştığını, Gümüşhane"nin memleketi olan yer olduğunu, İstanbul"da kız
kardeşinin yaşadığını, Konya ve Ödemiş"ten geçmişliği olduğunu beyan ettiği, bu
şekilde sanığın Bylock programının FETÖ/PDY nin gizli haberleşme aracı olma özelliğini bilerek
kullandığı, örgütün hiyerarşisine dahil olduğu , yine tanık B.B.nin
beyanında kendisinin de sanığın dahâkimlik stajı
sırasında cemaatin staj evlerinde kaldığını, T3 grubunda olduklarını, grup
abilerinin C.N. olduğunu, 15 günde bir toplandıklarını, bu toplantılarda
kendisinin de sanığın da himmet verdiğini, kendisiyle yaklaşk
1 yıl aynı grupta olduklarını, bu yapıdan olmayan birisinin bu gruplara
katılmasının, evlerde kalmasının mümkün olmadığını belirttiği, tanık H.Ç.
beyanında 1996-2000 yılları arasında üniversiteyi okuduğu dönemde FETÖ"ye ait Herkül yurdunda
kaldığını, yurtta kalan öğrencilere Hilal Apartmanında bir dairede sohbet verildiğini,
bu sohbette dini sohbetler yapıldığını, Fetullah
Gülen kitapları okunduğunu, sanığı da bu sohbetlerde gördüğünü ve teşhis
ettiğini belirttiği, tanık Ş.S. beyanında sanığın HSYK seçim sürecinde o dönem
bağımsız adaylar olarak lanse edilen paralel yapıya ait listeyi desteklediğini
söylediğini, kendisinin YBP yi desteklediğini
söyleyince o zaman seninle uğraşmak lazım şeklinde cevap verdiğini, daha sonra
tekrar arayarak görüşünü değiştirmeyecek misin şeklinde sorduğunu belirttiği,
tanık A.B. beyanında sanığı 2003 staj döneminden beri tanıdığını, staj
döneminde cemaat içerisinde abi olarak faaliyet yürüttüğünü, kendi kaldığı
cemaat evinde toplantılar yaptığını, ayrıca kendi dönem grubunun da abiliğini
yaptığını, sanığın da katıldığı dönem toplantıları yapıldığını, en son 2010
Mayısta bu toplantıya katıldğın, sanığın cematçiler sayesinde Amerika"ya da gittiğini, kendisinin
2014 yılında bu yapıyla bağını kopardığını, daha sonradan sanığın kendisiyle
görüşmek istediğinde bulunduğunu belirttiği, tanık G.T. beyanında 2014 HSYK
seçimleri öncesinde adliyeye ziyaretine geldiğini, sözü HSYK seçimlerine
getirip hükümetin yargıyı ele geçirmeye çalıştığından bahsettiğini, bağımsız
adaylara oy vermenin daha doğru olacağını söylediğini belirttiği, mahkememizce
beyanı alınamayan ancak müdaifinin hazır olduğu
kolluk ifadesi bulunan Halil Iışklar mahkememizce
itibar edilen kolluk beyanında sanığın FETÖ" de grup başkanı olduğunu
belirttiği, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne müzahir olduğu gerekçesiyle
kapatılan Yarsav derneğine üye olduğu, bu husuların da sanığın örgüt üyeliğini destekler mahiyette
olduğu, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile öğrencilik yıllarında
tanıştığı, öğrenci evlerinde ve gizli staj evlerinde abilik yaptığı, mesleğe
başladıktan sonra örgütün toplantılarına katılıp himmet verdiği, grup
sorumluluğu yaptığı, HSYK seçimleri sırasında sözde bağımsız, gerçekte FETÖ/PDY
silahlı terör örgütü üyelerinin adayları için destek toplama faaliyeti
yürüttüğü, T3 grubuna dahil olduğu, örgütün gizli kriptolu haberleşme programı bylocku kullandığı, bu şekilde örgütün hiyerarşisine dahil
olup örgütle organik bağ kurduğu, eylemlerinin süreklilik ve devamlılık arzettiği anlaşılmış[tır]."
23. Dosya, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla
istinaf kanun yolunda derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
24. 5271 sayılı Kanun"un "Tanımlar"
kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç şüphesi
altında bulunan kişiyi,
b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından itibaren
hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi,
...
e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili mercilerce
suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi,
f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle
başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi,
g) İfade alma: Şüphelinin kolluk görevlileri
veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak
dinlenmesini,
h) Sorgu: Şüpheli veya sanığın hâkim veya
mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak
dinlenmesini,
...
j) Suçüstü:
1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin
işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından
takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren
eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu,
...
İfade eder."
25. 5271 sayılı Kanun"un "Tutuklama
nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı
şöyledir:
"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli
veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi
beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama
kararı verilemez.
(2)
Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması
veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya
değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı
yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)
Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,
tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza
Kanununda yer alan;
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine
Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
..."
26. 5271 sayılı Kanun"un "Tutuklama
kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı
fıkraları şöyledir:
"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin
tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi
tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının
istemi üzerine veya re"sen mahkemece karar verilir.
Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz
kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)
Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin
reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla
gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa
sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine
verilir ve bu husus kararda belirtilir."
27. 5271 sayılı Kanun"un
"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" kenar başlıklı
161. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
"Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312,
313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen
suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile
Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937
sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır."
28. 6/9/2004
tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun
"Silâhlı örgüt" kenar başlıklı
314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci
bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya
yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2)
Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis
cezası verilir."
29. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu"nun
"Terör tanımı" kenar
başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Terör; cebir ve şiddet kullanarak;
baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle,
Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik,
ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü
bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet
otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve
hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya
genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından
girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."
30. 3713 sayılı Kanun"un "Terör
suçlusu" kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
"Birinci maddede belirlenen amaçlara
ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar
doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan
suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur.
Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına
suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."
31. 3713 sayılı Kanun"un "Terör
suçları" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:
"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk
Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında
yazılı suçlar, terör suçlarıdır."
32. 3713 sayılı Kanun"un "Cezaların
artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının
birinci cümlesi şöyledir:
"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları
işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya
adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur."
33. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece
Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun"un "Sulh ceza
hâkimliği" kenar başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası
şöyledir:
"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller
saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi
gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları
incelemek amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur."
34. 5235 sayılı Kanun"un
"Ağır ceza mahkemesinin görevi" kenar başlıklı 12.
maddesinin birinci cümlesi şöyledir:
"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller
saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m.
250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m.
158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü
Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324,
325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli
ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla
açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan
fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır
ceza mahkemeleri görevlidir."
35. 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Kanunu"nun "Ağır ceza mahkemesinin
görevine giren suçüstü hâlleri" kenar başlıklı 94. maddesinin
ilgili kısmı şöyledir:
"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren
suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık
soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür.
Bu halde durumun hemen Adalet Bakanlığına
bildirilmesi zorunludur. "
36. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve
E.2017/YYB-997, K.2017/404 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken
konu, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında
oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir.
...
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme
kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara
ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK"nun
2. maddesinde tanımlanan "soruşturma" ve "kovuşturma"nın
yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş,
suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile
kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili
kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana kural, soruşturma
işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının belirlenmesi açısından
genel hükümlerin uygulanması olup, bu husustaki özel hükümler ise; failin
sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve
mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde uygulanmaktadır.
...
Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve
Cumhuriyet savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri
arasında "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar", 93. maddesinde
"kişisel suçlar" ve 94. maddesinde "ağır ceza mahkemesinin görevine giren
suçüstü hâlleri" olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür.
...
Suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren
suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise
aynı Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup, bu maddeye göre "Ağır
ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel
hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları
tarafından bizzat yürütülür ..."
...
Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin
uygulanma koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü
kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
...
... Yargıtayın
istikrar bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan
olan silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini
feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak
üzere kural olarak temadinin yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun
işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle
silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve
Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda "ağır ceza mahkemesinin görevine giren
suçüstü hâli"nin mevcut olduğu ve 2802 sayılı Kanunun
94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı
anlaşılmaktadır.
...
... millet iradesine dayalı demokratik rejimi
koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle
bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, "özgü
suç" niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur
da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede ... sanığın kişisel irade ve
eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, Cumhuriyet savcılığı
sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt
üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye
Cumhuriyeti Devleti"nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi
bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak
için bir süreç ve basamak olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma
faaliyetleri kapsamında özel yetkili Cumhuriyet savcılığına yerleştirildiği,
örgütsel amaçların gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket
ederek örgüt adına çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında
işlendiği belirtilen dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile
kamu davası açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü
gerektiği ... dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza
Dairesinin görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.
..."
37. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/4/2015 tarihli ve
E.2015/1069, K.2015/840 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
"Silahlı örgüt üyeliği suçu; silahlı bir
örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak
örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu
bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket
edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda
tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir ..."
38. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve
E.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
"Mütemadi suçlardan olan silahlı terör
örgütüne üye olma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte katılma
tarihi ile yakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı suçu
gerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesi
halinde tüm eylemlerin geçitli suça ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümleri
de nazara alınıp hukuken birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu [anlaşılmıştır]
..."
39. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/7/2017 tarihli ve
E.2016/7162, K.2017/4786 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:
"Örgüt Üyeliği:
TCK 220/2 maddede düzenlenmiştir.
...
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün
hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine
getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.
Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün
emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup
faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve
talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin
en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt
yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak
örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi
dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet
duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
...
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için
örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise
de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel
bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir.
Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden
yoğunluk aranır.
...
Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği,
hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği,
yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten
ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen
iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz ...
...
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek
katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası
olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye
olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek
amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle
hareket etmelidir ...
Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla
kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek
amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç
işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.
...
Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma
Suçları:
TCK"nın 314. maddesi bakımından; bir oluşumun,
bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK"nın 220.
maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için
gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım,
dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek
üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede
silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması
gerekir. Bu suçu, TCK"nın 220.maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli
ölçüt budur.
..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
40. Mahkemenin 23/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tutuklamanın Hukuki
Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
41. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın ve görevinden
kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin görevli olmayan bir mahkeme
tarafından tutuklandığını, olayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını,
tutuklamanın ölçüsüz bir tedbir olduğunu ve adli kontrol tedbirinin neden
yetersiz kalacağının değerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
42. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
43. Anayasa"nın "Kişi
hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci
fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine
sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan
kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini
veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu
kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla
tutuklanabilir."
44. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa"nın 19.
maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı
kapsamında incelenmesi gerekir.
a. Uygulanabilirlik
Yönünden
45. Anayasa"nın "Temel
hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar
başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya
olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl
edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin
kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada
öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş
hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama
hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan,
düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz;
suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme
kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
46. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin
uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları
incelerken Anayasa"nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere
ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü
bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya
konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla
bağlantılı olması hâlinde inceleme, Anayasa"nın 15. maddesi uyarınca
yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],
B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Mahkeme ayrıca 15 Temmuz darbe
teşebbüsü sonrasında olağanüstü hâl ilanına dair usule ilişkin süreçler
tamamlanıncaya kadar kamu otoritelerinin aldığı tedbir ve önlemlerin temel hak
ve özgürlükler üzerindeki etkisinin de Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında
incelenmesi gerektiği sonucuna varmıştır (Aydın
Yavuz ve diğerleri, § 241).
47. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama
tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki
yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa
Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla
ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk
Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
48. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama
tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa"nın 15. maddesi kapsamında
yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının
başta Anayasa"nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan
güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde
ise Anayasa"nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı
değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve
diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk
Özdemir, § 58).
b. Genel İlkeler
49. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak
genel ilkeler için bkz. Metin Evecen,
B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52.
c. İlkelerin Olaya
Uygulanması
50. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni
dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
51. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu
belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında
silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesi
uyarınca tutuklanmıştır.
52. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun"da hâkimlerle
ilgili olarak öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet
edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia
etmektedir.
53. Tutuklama kararı veren Hâkimlikçe 2802 sayılı Kanun"un 94.
maddesine dayanılmıştır (bkz. § 13). 2802 sayılı Kanun"a göre suçun "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü
hâli" kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma
usulü Kanun"un 94. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü
hâllerinde hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık
soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde
durumun hemen Adalet Bakanlığına bildirilmesi zorunludur." Benzer
yönde diğer bir düzenleme de 5271 sayılı Kanun"un 161. maddesinin (8) numaralı
fıkrasında yer alan "Türk Ceza
Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı
maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı
işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.
01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli
İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü saklıdır."
şeklindeki hükümdür. 2802 sayılı Kanun"un 94. maddesinin uygulanma koşulları
açısından ayrıca ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının da
değerlendirilmesi gerekmektedir.
54. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun"un 314.
maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık
(ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu hususunda
kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur.
55. Yargıtayın yerleşik uygulamasına
göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. §§ 37
- 39. Aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve
E.2007/2495, K.2007/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626
sayılı; 6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza
Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).
56. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü
sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev
yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma,
Anayasa"yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet
Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini
yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul
23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza
Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin
kararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat
edilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 36. Aynı
doğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel
Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K.2017/403 sayılı; 10/10/2017
tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).
57. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkimin (anılan
hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel
başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna
dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin
Özçelik, B. No:
2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) darbe teşebbüsü öncesinde -görevleriyle
bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen silahlı terör örgütü
(FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma suçlarından mahkûmiyetine
ilişkin olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla
verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu kişiler tarafından ileri sürülen
"hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ağır
cezayı gerektiren suçüstü hâli hariç yakalanamayacakları, sorguya
çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacakları kuralının ihlal edildiği, olayda
suçüstü hâlinin de bulunmadığı" yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar
bulan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan
silahlı terör örgütüne üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini
feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak
üzere kural olarak temadinin yakalanmayla kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği
yer ve zaman diliminin buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı
terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet
savcıları yakalandıkları anda ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü
halinin mevcut olduğu" değerlendirmesinde bulunmuş ve bu
husustaki temyiz itirazlarını kabul etmemiştir.
58. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları
ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe
teşebbüsünün savuşturulması sırasında (16/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp
darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı
makamlarınca silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi
olma suçundan tutuklandığı dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı
terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde
soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden
yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun"un 94.
maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı
anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili
yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu
durumda başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hâkimliğince
tutuklanmasının olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü
mümkün görülmemiştir.
59. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna
aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu
hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
60. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin
meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın
ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli
belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
61. Başvurucu hakkında verilen tutuklama ve tutukluluğa itirazın
reddi kararlarında suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyada somut
delillerin olduğu belirtilerek özellikle şüpheli beyanlarına atıf yapılmış,
ayrıca başvurucunun HSYK tarafından görevden uzaklaştırıldığına değinilmiştir
(bkz. § 13).
62. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ve mahkûmiyet
kararında, başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı
ifade edilen ByLock
uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir.
63. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı
kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına
yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir
belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).
Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren
mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının
somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın
özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir, § 74). Öte yandan
soruşturma ve kovuşturma aşamalarında ifadeleri alınan tanıkların başvurucunun
FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik
anlatımlarda bulundukları görülmektedir. Bu itibarla başvurucu yönünden suç
şüphesini doğrulayan tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi
gerekmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi,
Selçuk Özdemir kararında FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı
şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun
FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik
anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti
olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, §
75. Benzer nitelikteki tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul
edildiği bir diğer karar için bkz. Metin
Evecen, § 58).
64. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç
şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama
tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu
değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı
edilmemelidir.
65. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların
toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY"nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz
ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§§ 15-19, 26) darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde
binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on
binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde
kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili
olmasa da FETÖ/PDY"ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle
soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu
olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve
soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma
tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve
diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§
78).
66. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle
bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı
kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan
yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi
ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan
FETÖ/PDY"nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve
kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve
ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili
olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında
barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için
bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §
272; Selçuk Özdemir, § 79).
67. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör
örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar
öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. §§ 28, 32) isnat edilen suça ilişkin
olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden
durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,
§ 61; Devran Duran [GK], B. No:
2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun"un 100.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar
arasındadır (bkz. § 29; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,
16/11/2017, § 148).
68. Somut olayda Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğince
başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı
terör örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun"un
100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında
olmasına, suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, delillerin
toplanmamış olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 13).
69. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel
koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Afyonkarahisar
Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte
değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine
yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.
70. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü
olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa"nın
13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm
özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım
(2), § 151).
71. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını
ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar
olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı
derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki
değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,
16/11/2016, § 214; Devran Duran,
§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle
bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve
niteliği ile FETÖ/PDY"nin özellikleri de (gizlilik,
hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık
atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) dikkate alındığında
bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık
olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,
§ 350).
72. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması
sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında
soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak gerekli olmadığı sonucuna varılması için
herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.
73. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate
alındığında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı
söylenemeyecektir.
74. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki
olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan
başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan
yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi
gerekir.
75. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına
tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa"da bu hakka dair (13. ve 19.
maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden
Anayasa"nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme
yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
B. Tutukluluğun Makul
Süreyi Aştığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
76. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını, şablon gerekçelerle
tutukluluğunun devam ettirildiğini, tutukluluğa itirazlarında ileri sürdüğü
gerekçeler irdelenmeden itirazlarının formül gerekçelerle reddedildiğini
belirterek Anayasa"nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlal
edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
77. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların iddialarının özünün
tutukluluğun uzun süredir devam etmesine yönelik olduğu anlaşıldığından bu
bölümdeki iddiaların tamamının Anayasa"nın 19. maddesinin yedinci fıkrası
kapsamında incelenmesi gerekir.
78. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun
yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,
26/3/2013, §§ 16, 17).
79. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi
veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından
bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesince
mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271 sayılı Kanun"un
141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken
etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27;
Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609,
8/3/2018, §§ 27-30).
80. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 20/9/2018 tarihinde
mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına
ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesi kapsamında açılacak davada
incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun
makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine
tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi
kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu
tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
81. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul
edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez
olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Soruşturma Dosyasına
Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
82. Başvurucu, soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle
suçlamalara ilişkin temel delillere erişemediğini, tutukluluğa etkili bir
şekilde itiraz edemediğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
83. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik
olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum
bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok
kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan
kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların bildirilmesi
gerektiği, ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen suçlamalara esas
tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucunun
tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkate
alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri [GK],
B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet
Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve
diğerleri, §§ 248-257).
84. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin
kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin
dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde
başvurucunun tutukluluğuna temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar
olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk
durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı
görülmektedir.
85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer
kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme
Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiası
86. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin mahkeme önüne
çıkarılmaksızın dosya üzerinden yapıldığını ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
87. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak
ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek
ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği
gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle
olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,
§ 17).
88. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme
önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel
başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise
-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun"un 141.
maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili
bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih
Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 166-177).
89. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 29/3/2018
tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin
hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı
Kanun"un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde
kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi
aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da
hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun"un 141. maddesinde belirtilen
dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir
hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel
başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik
niteliği ile bağdaşmamaktadır.
90. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk
incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası
ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı
anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları
yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının
tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve
güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
2. Tutukluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianın
açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle
KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne
çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuru
yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
23/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.