
Esas No: 2013/6152
Karar No: 2013/6152
Karar Tarihi: 24/2/2016
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
HASAN GÜNGÖR BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/6152) |
|
Karar Tarihi: 24/2/2016 |
R.G. Tarih ve Sayı: 1/4/2016-29671 |
|
İKİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Engin
YILDIRIM |
Üyeler |
: |
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
|
Recep
KÖMÜRCÜ |
|
|
Muammer
TOPAL |
|
|
M. Emin KUZ |
Raportör |
: |
Abuzer
YAZICIOĞLU |
Başvurucu |
: |
Hasan GÜNGÖR |
Vekili |
: |
Av. Mehmet
Yahya EKMEN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, devlet memurunun, bir siyasi partinin basın
açıklamasına katılmasının, siyasi parti yararına fiilen faaliyette bulunma
kabul edilerek disiplin cezası verilmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ve ifade
özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/8/2013 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi
vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin
bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul
edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul
edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 26/3/2015 tarihinde Anayasa
Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş
3/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne
karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Diyarbakır il merkezinde bulunan Celal Güzelses İlköğretim Okulunda sınıf öğretmeni olarak görev
yapmakta ve aynı zamanda Eğitim-Sen Diyarbakır Şube sekreteri olarak sendikal
faaliyet yürütmektedir. Demokrasi Platformu’nun çağrısı üzerine, 21/4/2007
tarihinde Cumartesi günü Demokratik Toplum Partisi’nin
düzenlediği basın açıklamasına katılmıştır. Başvurucu hakkında basın
açıklamasına iştirak etmek suretiyle siyasi parti faaliyetine katılması
nedeniyle disiplin soruşturması başlatılmıştır.
9. Başvurucunun görev yaptığı Diyarbakır İl Milli Eğitim
Müdürlüğü, başvurucu hakkında yürüttüğü idari soruşturma sonucunda 20/9/2007
tarihli ve 17 sayılı kararı ile "1 yıl
süre ile kademe ilerlemesinin durdurulması" cezası ile cezalandırılmasına
karar vermiştir. Başvurucu hakkındaki muhakkik raporunda yer alan tespitlerin
bir kısmı şöyledir:
“Yukarıya çıkarılan öğretmen Hasan Güngör’ün
kendi ifadesinden, Eğitim-Sen şube sekreteri olduğunu, Demokrasi Platformu’nun
daveti üzerine basın açıklamasına katıldığını belirtiyorsa da yapılan basın
açıklamasının herhangi bir sendikal faaliyet olarak değerlendirilemeyeceği,
basın açıklamasının Demokratik Toplum Partisi tarafından yapılması nedeniyle bu
faaliyetin bir parti faaliyeti olduğu, Demokratik Toplum Partisinin yaptığı
basın açıklamasına katılmasının parti eylemine katılmış sayılacağı, 657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’nun 7 maddesinin 1 paragrafının son cümlesinde
memurların siyasi parti eylemlerine katılamazlar hükmünün yer aldığı, öğretmen
Hasan Güngör’ün kendi ifadesi ile iddianın sübuta erdiği, bu eylemi ile
öğretmenin –Herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette
bulunmak– fiilinin faili olduğu, bu eyleminin karşılığının memurun kendi özel
kanununda yerinin olmadığı, fiilin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125
maddesinin D bendinin (o) alt bendi kapsamına girdiği kesinlik kazanmıştır.
Açıklanan ve sübuta eren davranışlardan dolayı; …”
10. Başvurucu, hakkında verilen disiplin cezasının iptali
istemiyle 26/11/2007 tarihinde idare mahkemesinde iptal davası açmış,
Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 29/4/2008 tarihli kararı ile dava
reddedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“Bakılan davada, davacı tarafından disiplin
kuruluna sunulan savunmasının incelenmesinden, söz konusu basın açıklamasına
katıldığını kabul ettiği, ancak Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi yönetim kurulu
üyesi olduğu için sendikayı temsilen basın açıklamasına katıldığını belirttiği
görülmektedir.
Dosyada bulunan tüm bilgi ve belgelerin
incelenmesinden; 21/4/2007 tarihinde Demeokratik
Toplum Partisi tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasının bir parti
faaliyeti olduğu, zira basın açıklaması yaparak ülkede yaşanan bazı olaylara
karşı partilerinin tavırlarını ortaya koyma niyetlerinde oldukları, basın açıklamasının
içeriğinden de bu hususun kolayca anlaşılabildiği, bu açıklamaya katılmanın söz
konusu partinin faaliyetine katılındığı anlamına
geleceği, öte yandan davacı tarafından sendikayı temsilen basın açıklamasına
katıldığı ileri sürülse de, yukarıda hükmü yazılı 4688 sayılı Kanunun ilgili
maddesine göre sendikanın faaliyetlerinin ancak kamu görevlilerini ilgilendiren
meselelerle sınırlı olduğu, basın açıklaması içeriğinin incelenmesinden ise bu
açıklamanın kamu görevlileri ile ilgili bir yanının bulunmadığı sonucuna
varılmıştır.
Bu durumda davacının, Demokratik Toplum
Partisinin basın açıklamasına katılarak fiilen bu parti yararına faaliyette
bulunduğu, başka bir deyişle 657 sayılı Yasanın 125/D-o maddesinde belirtilen
fiilin faili olduğu anlaşıldığından, hakkında tesis edilen disiplin cezasına
ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”
11. Temyiz üzerine, Danıştay Onikinci
Dairesinin 8/7/2011 tarihli ve E.2008/6095, K.2011/3748 sayılı ilamıyla; karar
usul ve hukuka uygun olup dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın
bozulmasını gerektirecek mahiyette görülmediğinden temyiz isteminin reddi ile
hükmün onanmasına karar verilmiştir.
12. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 2/4/2013 tarihli ve
E.2011/9532, K.2013/2291 sayılı ilamıyla dilekçede ileri sürülen hususların
6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu"nun 54. maddesinde
yazılı nedenlerden hiçbirine uymadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
13. Karar 3/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 2/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu"nun
7. maddesi şöyledir:
"Devlet memurları siyasi partiye üye
olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını
hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil,
ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım
yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar
ve bu eylemlere katılamazlar.
Devlet memurları her durumda Devletin
menfaatlerini korumak mecburiyetindedirler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve
kanunlarına aykırı olan, memleketin bağımsızlığını ve bütünlüğünü bozan Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğini tehlikeye düşüren
herhangi bir faaliyette bulunamazlar. Aynı nitelikte faaliyet gösteren herhangi
bir harekete, gruplaşmaya, teşekküle veya derneğe katılamazlar, bunlara yardım
edemezler.”
16. 657 sayılı Kanunu"nun 125. maddesinin ilgili bölümü
şöyledir:
“Devlet memurlarına verilecek disiplin
cezaları ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
…
D - Kademe ilerlemesinin durdurulması: Fiilin ağırlık derecesine göre
memurun, bulunduğu kademede ilerlemesinin 1 - 3 yıl durdurulmasıdır.
Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını
gerektiren fiil ve haller şunlardır:
…
o) Herhangi bir siyasi parti yararına veya
zararına fiilen faaliyette bulunmak.
…”
17. 657 sayılı Kanun"un 135. maddesi şöyledir:
“Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma,
kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe
ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz
edilebilir.
İtirazda süre, kararın ilgiliye tebliği
tarihinden itibaren yedi gündür. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin
cezaları kesinleşir.
İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar
ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren otuz gün içinde kararlarını
vermek zorundadır.
İtirazın kabulü hâlinde, disiplin amirleri
kararı gözden geçirerek verilen cezayı hafifletebilir veya tamamen
kaldırabilirler.
Disiplin cezalarına karşı idari yargı yoluna
başvurulabilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 24/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda
başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu, aynı konumda olan devlet memurları hakkında başka
siyasi partilerin toplantı ve mitinglerine katıldıkları halde işlem
yapılmadığını, bir siyasi partinin basın açıklamasına katılmanın idari
yaptırıma bağlanmasının düşünce hürriyetini sınırladığını, devlet memurlarının
da diğer tüm vatandaşlar gibi seçme ve seçilmehakkının
olduğunu, hak ve özgürlüklerin sınırlanmasının ancak öngörülen amaç içinde
uygulanabileceğini, bu nedenlerle hakkında verilen cezaya yönelik işlemin
hukuka aykırı olduğunu belirterek, Anayasa’nın 10., 13. ve 25. maddelerinin
ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yeniden yargılama
yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaline
ilişkin iddialarının, başka bir haktan bağımsız ve soyut biçimde ileri
sürülmesi mümkün olmadığından bir bütün olarak ifade özgürlüğünün ihlali
iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
21. Öte yandan başvurucu, siyasi partinin basın açıklamasına
katılmasının disiplin cezası ile yaptırıma tabi tutulmasının siyasi kimliğinden
kaynaklandığı ve bu tutumun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Eşitlik ilkesi iddiaları yönünden başvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki
başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında bir
farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk,
renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı bir nedene dayandığını makul delillerle
ortaya koyması gerekir. Somut olayda başvurucu, benzer olaylar ile kendi
durumunun aynı olduğunu ortaya koyamadığı gibi kendisine nasıl bir ayırımcılık
yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda da bulunmamıştır. Bu nedenle
başvurucunun Anayasa"nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik iddiaları ayrıca
incelenmemiştir.
22. Başvurucunun, bir siyasi partinin basın açıklamasına
dinleyici olarak katılma fiilinin disiplin soruşturmasına konu edilerek
disiplin cezası verilmesi kararının bilgiye erişim kapsamında ifade özgürlüğünü
ihlal ettiğine ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Açıkça
dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini
gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ihlal iddialarının kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
23. Başvurucu, olay tarihinde bir siyasi partinin basın
açıklamasına dinleyici olarak katıldığını, slogan atmadığını, dinlediği basın
açıklamasının daha sonra da medyada duyurulduğunu, devlet memurunun siyasete
tamamen duyarsız olmasının mümkün olmadığını, seçme ve seçilme hakkını kullanan
birinin ülke sorunlarını gözlemlemesi ve getirilen çözüm önerilerini takip
etmesinin doğal bir durum olduğunu belirtmiştir. Yine memurlarla ilgili siyaset
yasağı getirilme amacının, memur kimliğinden yararlanarak sahip olduğu
olanakları siyasi partinin yararına veya zararına kullanmasının önüne geçmek
olduğunu, basın açıklamasına katılmanın bu kapsamda olmaması gerektiğini
savunmuştur.
24. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin (AİHM) konuya ilişkin örnek kararlarına vurgu yapmış; başvurucunun
ihlal iddiaları değerlendirilirken belirtilen hususların dikkate alınması
gerektiğini bildirmiştir. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi"nin (Sözleşme/AİHS) 10. maddesi bağlamında ifade özgürlüğünün
demokratik toplumun temellerinden birini oluşturduğu; ifade özgürlüğünün
yalnızca lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve
düşünceler için değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü için
saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de geçerli
olduğu, benzer olaylardaki AİHM uygulamalarında Sözleşme’nin 11. maddesi
bağlamında barışçıl toplanma hakkının incelendiği belirtilmiştir. Bu kapsamda
başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup olmadığı,
gerçekleştirilen müdahalenin kanunla öngörülmüş olup olmadığı, müdahalenin
dayandığı amacın meşru olup olmadığı ve müdahalenin demokratik toplum düzeninde
gerekli olup olmadığı temelinde incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
25. Anayasa"nın "Temel
Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi
şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
26. Anayasa"nın "Düşünceyi
açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz,
yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma
hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya
fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik,
kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi
ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların
cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin
açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının
yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin
gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının
kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek
kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin
kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."
27. Anılan düzenlemeler uyarınca ifade özgürlüğü, sadece "düşünce ve kanaate sahip olma"
özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan "düşünce
ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma", buna bağlı olarak "haber veya görüş alma ve verme"
özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede ifade özgürlüğü bireylerin
serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği
düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına veya
başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,
anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına
gelir (Emin Aydın, B. No:
2013/2602,23/1/2014, §40).
28. İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temellerinden biri olup
toplumun gelişmesi ve bireyin kendini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi için
vazgeçilmez koşullar arasında yer alır. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu
sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine
bağlıdır. Aynı şekilde birey özgün kişiliğini, düşüncelerini serbestçe ifade
edebildiği ve tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü,
kendimizi ve başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede
başkalarıyla ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir (Emin Aydın, §41).
29. İfade özgürlüğünün, toplumsal ve bireysel işlevini yerine
getirebilmesi için AİHM"in de ifade özgürlüğüne
ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi, sadece toplumun ve devletin olumlu,
doğru ya da zararsız gördüğü "haber"
ve "düşüncelerin"
değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları
rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve
bireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından
emin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık
fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın "demokratik toplumdan" bahsedilemez (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72,
7/12/1976, §49).
30. İfade özgürlüğü, düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını
gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif
olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması,
açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme
konusunda ikna etmek çoğulcu demokratik düzenin gereklerindedir. Bu itibarla
ifade özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Fikriye Aytin ve Diğerleri,
B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 29).
31. Anayasa"nın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma
özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar "söz, yazı, resim veya başka yollar" olarak ifade
edilmiş ve "başka yollar"
ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu
gösterilmiştir (Emin Aydın, §43).
Somut olaydaki gibi basın açıklamasında bulunma özgürlüğünün ifade özgürlüğünün
ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır.
32. Öte yandan ifade özgürlüğü, sınırlanabilir bir haktır ve
Anayasa"da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.
İfade özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikinci fıkrasında sınırlama sebeplerine
yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yönelik sınırlamaların da bir sınırının
olması gerektiği açıktır. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında
Anayasa"nın 13. maddesindeki ölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple
ifade özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa"nın 13.
maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa"nın 26. maddesi kapsamında
yapılması gerekmektedir (Fikriye Aytin ve Diğerleri, § 27).
33. Somut olayda başvurucu, öğretmen olarak devlet memuru
statüsünde iken Demokratik Toplum Partisinin basın açıklamasına dinleyici
olarak katılmıştır. Disiplin soruşturması ve ilk derece yargılama aşamasında
başvurucu, Demokrasi Platformunun daveti ve sendika temsilciliği sıfatıyla
basın açıklamasına katıldığını savunmuş, ilk derece mahkemesi, basın
açıklamasının sendikal faaliyetle ilgili olmadığını belirterek, başvurucunun
fiilini siyasi faaliyete katılma olarak değerlendirmiştir. Bunun dışında
başvurucuya isnat edilen ve disiplin soruşturmasına konu edilen herhangi bir
eylem bulunmamaktadır.
34. Başvuruya konu olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele, bir
siyasi partinin basın açıklamasına katılan başvurucu aleyhine bir yıl süre ile
kademe ilerlemesinin durdurulması kararı verilmesinin haber ve bilgiye erişimi
kapsamında ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturup oluşturmadığını
belirlemektir. Sonraki aşamalarda, varlığı kabul edilen müdahalenin meşru
amaçlara dayanıp dayanmadığının, söz konusu hakkın özü zedeleyecek ölçüde
kısıtlanıp kısıtlanmadığının, kısıtlamanın demokratik toplumda gerekli olup
olmadığının ve kullanılan araçların orantısız olup olmadığının tespit edilmesi
gerekir.
a. Müdahalenin Varlığı
35. Başvurucunun bir siyasi partinin basın açıklamasına
katılması sonucunda devlet memurundan beklenen yükümlülüklere uymadığı
gerekçesiyle disiplin yaptırımına tabi tutulmasının, ifade özgürlüğüne müdahale
niteliği taşıdığında şüphe bulunmamaktadır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
36. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ifade
özgürlüğüne, “kanunla öngörülmedikçe”
ve madde metninde belirtilen meşru amaçlar dışında müdahale edilemez. Aynı
zamanda ifade özgürlüğüne getirilecek bir sınırlamanın Anayasa’nın 13.
maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş
olma, kanun tarafından öngörülme, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik
toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı
olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
37. Yapılan müdahalede, Anayasa"nın 26. maddesinde yer alan
müdahalenin "kanun"la yapılması şartına
aykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan
değerlendirmeler neticesinde, 657 sayılı Kanun"un "Tarafsızlık ve devlete bağlılık" kenar başlıklı
7. maddesi ile "Disiplin cezalarının
çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller" kenar başlıklı
125. maddesinin "kanunilik"
koşulunu karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. Meşru Amaç
38. İlk Derece Mahkemesi "davacının
21/4/2007 tarihinde katıldığı basın açıklamasının, Demokratik Toplum Partisinin
ülkede yaşanan bazı olaylarla ilgili tavırlarını ortaya koymak biçiminde parti
faaliyeti olduğu ve kamu görevlileri ile ilgili bir yanının bulunmadığı"
gerekçesi ile müdahalenin kamu düzeni ve tarafsızlığın korunması amacı
güttüğünü belirtmiştir. Başvurucu, hakkındaki uygulamanın yasanın öngördüğü
amaçla uyumlu olmadığını ileri sürmüştür.
39. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi
için bu müdahalenin Anayasa"nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen
millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık, genel
ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebebiyle ve kanunla
yapılmış olması gerekir.
40. Başvurucunun bir siyasi partinin basın açıklamasına
dinleyici olarak katılması nedeniyle verilen disiplin cezasının Anayasa"nın 26.
maddesinin ikinci fıkrasında sayılan meşru amaçları hedeflediği kabul edilse
bile bu hususun müdahalenin gerekliliği konusunda yapılacak değerlendirmelerle
birlikte tartışılmasının daha doğru olacağı sonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma
ve Ölçülülük
41. Başvurucu, 657 sayılı Kanun’daki sınırlayıcı düzenleme ile
memurların siyasete tamamen duyarsız hale gelmesinin veya ilgisiz kalmasının
amaçlanmadığını, sadece devlet memurlarının bu kimliğinden yararlanarak ve
kimliğin sağladığı olanakları bir siyasi parti yararına veya zararına
kullanmasının yasaklandığını iddia etmiştir. Basın açıklamasına dinleyici
olarak katılması nedeniyle disiplin cezası uygulanmasının ifade özgürlüğüne
aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, görevi ile ilgili olarak yargı
süreci devam eden başka soruşturmaların bulunduğunu ve başvuru konusu olmayan
bu soruşturmalar nedeniyle memuriyetine son verildiğini vurgulamıştır.
42. Bakanlık görüşünde, ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelerin
varlığı halinde alınan önlemleri haklı kılacak gerekçelerin olup olmadığının ve
"sınırlama amacı ile aracı arasında
makul bir dengenin bulunup bulunmadığının" demokratik toplum
gerekleri açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
43. İfade özgürlüğü mutlak olmadığından bazı sınırlandırmalara
tabi tutulabilir. İfade özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa"nın 26. maddesinin
ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa"nın 13. maddesinin
güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük
ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması
gerekmektedir.
44. Anayasada belirtilen "demokratik
toplum" kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla
yorumlanmalıdır. "Demokratik
toplum" ölçütü, Anayasa"nın 13. maddesi ile AİHS"in
bu ölçütün kullanıldığı 9., 10. ve 11. maddeleri arasındaki paralelliği açıkça yansıtmaktadır.
Bu itibarla demokratik toplum ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik
temelinde yorumlanmalıdır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Handyside/Birleşik Krallık, § 49; Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye, B. No:
23536/94, 24408/94, 8/7/1999, § 61).
45. İfade özgürlüğü genel çerçevesinde siyasi partilerin hedefi,
fikirleri ve bunları topluma ulaştırma özgürlüğünü korumak, bireylerin seçme ve
tercih yapma imkanına zemin hazırlamak, demokrasinin doğru şekilde işlemesini
sağlamak ve “çoğulculuk”, “açık fikirlilik” ve “hoşgörü” gibi kavramların içi boş
kavramların ötesine geçmesine yardım etmek olduğundan demokrasinin vazgeçilmez
araçları olarak kabul edilir. Bu bağlamda siyasi partilerin veya diğer
toplumsal örgütlenmelerin, kamuyu ilgilendiren sorunlarla ilgili gösteri,
yürüyüş veya basın açıklaması yapması veya daha farklı barışçıl yöntemlerle
sesini duyurmaya çalışması ve farkındalık oluşturarak, çoğunluğun dikkatini
çekmesi bu özgürlük kapsamında beklenen bir sonuçtur.
46. Demokrasinin esasını meselelerin halka açık olarak
tartışılması ve çözümlenmesi yeteneği oluşturur. Anayasa Mahkemesi daha önceki
kararlarında demokrasinin temellerinin çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik
olduğunu vurgulamıştır (Tayfun Cengiz,
B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 52). Buna göre aynı zamanda birey olan devlet
memurları, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik gibi, demokratik toplumun
temel ilkelerinin korumasından yararlanırlar. Başka bir deyişle, görevine
yansıtma, şiddete teşvik etme veya demokratik ilkelerin reddi söz konusu
olmadığı sürece, ifade özgürlüğü çerçevesinde dile getirilen bazı görüşler veya
bunların dile getirilme biçimi yetkili makamların gözünde kabul edilemez olsa
dahi, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler demokrasiye hizmet
edemez ve hatta tehlikeye düşürür (benzer değerlendirmeler için bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00 ve 76292/01,
13/11/2008, § 77).
47. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada devreye
girecek bir başka güvence de Anayasa"nın 13. maddesinde ifade edilen "ölçülülük ilkesi"dir. Bu ilke, temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate
alınması gereken bir güvencedir. Anayasa"nın 13. maddesinde demokratik toplum
düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş
olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim
Anayasa Mahkemesi amaç ile araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunup
bulunmadığını inceler (Tayfun Cengiz,
§ 53).
48. İfade özgürlüğü, devlet memurları söz konusu olduğunda,
görüşlerin dengeli ve siyaseten yansız olarak açıklanıp açıklanmadığını,
kişisel tavırlar sergilenip sergilenmediğini ve tarafsızlıklarının güvence
altında olup olmadığını tartışma konusu yapmaktadır. Bu bağlamdaki AİHM
uygulamalarında, memurun bulunduğu konum, görev yaptığı alanla ilgili olarak
ödev ve sorumluluk derecesini belirlemede ulusal makamlara bir takdir marjı
tanınmaktadır (İsmail Sezer/Türkiye,
36807/07, 24/3/2015, § 28; Ahmed ve Diğerleri / Birleşik Krallık, B. No:
22954/93, 2/9/1998, §§ 53-54; Vogt/Almanya,
B. No: 17851/91, 26/9/1995, §§ 51-53; Otto/Almanya (k.k.), B. No: 27574/02,
24/11/2005). Fakat örgütlenme özgürlüğünü sınırlama niteliği taşıyan bu durumun
bir sınırının olduğu da unutulmamalıdır.
49. Devletin, kamu hizmetinde çalışan memurlarına bir bağlılık
görevi getirmesi, ödev ve sorumluluklar yüklemesi memurların statüleri gereği
meşru kabul edilebilir bir durumdur. Fakat devlet memurlarının da birer birey
olduğu, siyasi görüş sahibi olma, ülke sorunlarıyla ilgilenme, tercih yapma
gibi sosyal yönlere sahip olduğu ve bu nitelikleriyle AİHS’in
10. ve 11. maddelerinden yararlanma haklarının bulunduğu şüpheden uzaktır (İsmail Sezer/Türkiye, § 52; Vogt/Almanya, § 53).
50. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumda
gerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulup
dokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını davanın bütününe ve her
olayın kendine has özelliklerine göre takdir edecektir (Yaman Akdeniz ve Diğerleri, B. No:
2014/3986, 2/4/2014, § 43). Bu bağlamda başvurucunun ifa ettiği görev,
katıldığı basın açıklamasının içeriği, siyasi partinin konumu ve başvurucunun
siyasi yönünün görevine yansıması gibi hususlar değerlendirilecektir.
51. Başvurucunun, bir devlet okulunda sınıf öğretmeni ve aynı
zamanda sendika temsilcisi olduğu göz önüne alındığında devlet memurlarının
ifade özgürlüğü kapsamında düşünceyi açıklama ve bilgiye erişim hakkından
bütünüyle mahrum bırakılamayacaklarını dikkate almak gerekir. Bununla birlikte,
demokratik bir toplumda gerekliliği tartışılmaz olan durumlarda ordu, emniyet
veya başka bazı alanlarda siyasi ve toplumsal faaliyetlere sınırlamalar
getirilmesi mümkündür. Başvurucunun bu türden sınırlamalara tabi tutulmasını
gerektirecek veya başka güvenlik tehdidi oluşturan bir görevde bulunmadığı,
görevinde tarafsızlığını ihlal edici tavır ve eylemlerinin bulunduğuna ilişkin
olarak okul idaresinden yakınmalar olmadığı anlaşılmaktadır.
52. Başvurucunun katıldığı topluluk, Demokratik Toplum Partisinin
(DTP) ülkede yaşanan bazı toplumsal ve siyasal olaylarla ilgili basın
açıklamasını dinleyen bir kalabalıktır. DTP, 9/11/2005 tarihinde kurulmuş ve
11/12/2009 tarihinde “eylemleri yanında
terör örgütüyle olan bağlantıları da değerlendirildiğinde Devletin ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak
haline geldiği” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından
kapatılmıştır (AYM, E.2007/1, K.2009/4, K.T. 11/12/2009). Parti kurucularından
bir kısmı halen TBMM’de bulunan başka bir siyasi partide görev yapmaktadır.
53. Başvurucu, ilk derece yargılamasında, üyesi olduğu sendika
şubesinin sekreteri olduğunu ve sendikacı sıfatıyla dinleyici olarak basın
açıklamasına katıldığını, slogan atmadığını belirtmiştir. İlk derece mahkemesi
başvurucunun, basın açıklamasına katılan grup içerisinde bulunma dışında başka
bir eylemini tespit etmemiş ve basın açıklamasının sendikal faaliyetlerle
ilgili olmadığını belirlemiştir. Serbest seçimlerin bulunduğu bir ortamda
bireyin, gerek siyasi tercihlerini yapabilme amacının doğurduğu ihtiyacı gerek
siyasal ve toplumsal olaylarla ilgili bilgi edinme merakı gözardı
edilemez bir durumdur (§ 28).
54. Öte yandan başvurucunun eylemi sonucunda, kendisine bir yıl
süre ile kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilmiştir. Bu cezanın, beş
dereceli disiplin cezası sisteminde dördüncü dereceden ve nitelikli
sayılabilecek bir ceza olduğu, başvurucunun memuriyet görevinin sona ermesine
doğrudan sebep olmasa da tekerrür durumunda görevden atılmasına neden
olabileceği ve bireyin haber ve bilgiye ulaşma kapsamında ifade özgürlüğünü
engelleyecek niteliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır.
55. Açıklanan nedenlerle şikâyet edilen, bir yıl süre ile kademe
ilerlemesinin durdurulması cezasının "toplumsal
bir ihtiyaç baskısına" tekabül etmemesi nedeniyle "demokratik toplumda gerekli olmadığı"
sonucuna varılmıştır. Bu sebeple başvurucunun Anayasa"nın 26. maddesinde
güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi
gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un 50. Maddesi Yönünden
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)
numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun
hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı
verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması
gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
57. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması
talebinde bulunmuştur.
58. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
59. İfade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması
için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir
örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine
gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800
TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya
ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade
özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının
ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare
Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam
1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
24/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.