8. Hukuk Dairesi 2012/2222 E. , 2012/11454 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve tescil
... ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Kütahya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 29.11.2011 gün ve 329/314 sayılı hükmün Yargıtay"ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde; Kütahya Merkez İnli Köyü 111 ada 15 parsel sayılı taşınmazın vekil edenine ceddinden intikal ettiğini, kadastro çalışmaları sırasında birinci derecede sit alanı ilan edildiği ve 2823 sayılı Yasanın 11. maddesi gereğince arkeolojik sit alanlarının zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceğinden bahisle ... adına tespit ve tescil edildiğini, davacının Kütahya Kültür Tabiat ve Varlıkları Koruma kuruluna başvurarak taşınmazın sit alanı içerisinde olmadığını öğrendiğini açıklayarak Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili, cevap dilekçesinde; taşınmazın Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 17.06.2008 tarih ve 2823 sayılı kararı ile birinci derece doğal ve arkeolojik sit alanı içinde kaldığını, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu 2863 sayılı Yasanın 11. maddesine göre birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazların zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile 111 ada 15 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro öncesi kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal nedenine dayalı olarak TMK.nun 713/1, 3402 sayılı Yasanın 14. maddesi gereğince açılan tapu iptali tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki, mahkemece mahallinde usulüne uygun olarak keşif yapılarak arkeolojik sit haritaları taşınmaza uygulanmak suretiyle sit alanında ya da milli park alanında kalıp kalmadığı tespit edilmediği gibi kültür arazisi olup olmadığı konusunda ziraat bilirkişisinden de rapor alınmamıştır. Bundan ayrı, Hazine vekili 23.02.2011 tarihli delil listesinin 5 nolu bendinde tanık deliline dayanılmış ise de davalı Hazineye tanık listesini sunmak için süre ve imkan verilmediği gibi, davacı tarafın 30.03.2011 tarihli delil ve tanık listesinde belirtmiş olduğu tanıklarda vazgeçme olmadığı halde gerekçe gösterilmeksizin dinlenilmeden hüküm kurulmuştur.
Uyuşmazlık konusu 111 ada 15 parsel sayılı taşınmaz 18.07.2008 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında Bektaş oğlu Süleyman Mercan’ın ceddinden intikalen ve taksimen yirmi yılı aşkın bir zamandan beri nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyla zilyet ve tasarrufunda bulunduğu ancak bu taşınmazın Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 17.06.2008 tarih ve 2823 sayılı kararıyla birinci derece arkeolojik ve doğal sit alanı içinde kaldığı ve bu gibi yerlerin 2863 sayılı Yasanın 11. maddesine göre zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığı belirtilerek Hazine adına tespit edilmiş, tespitin itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine 21.11.2008 tarihinde Hazine adına tapuya tescil edilmiştir.
2863 sayılı Yasanın 11. maddesine göre Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurullarınca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının bulunduğu taşınmazlar ile birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarındaki taşınmazlar zilyetlik yoluyla iktisap edilemezler. 2873 sayılı Milli Parklar Kanununun 15. maddesine göre ise Milli Park kapsamında kalan yerlerin tapuya tescili mümkün değildir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş dava konusu taşınmazın bulunduğu yerin 2873 sayılı Milli Parklar Kanununun 3. maddesi hükmü gereği Milli Park olarak belirlenip ilan edilip edilmediğini Orman Bakanlığı Milli Parklar Genel Müdürlüğünden sormak, 2873 sayılı Yasanın 5. maddesi hükmüne göre kamulaştırılıp kamulaştırılmadığını araştırmak, aynı Yasanın 15. maddesine göre bu gibi yerlerin tapuya tescilinin yasak olduğunu gözetmek ve yapılacak keşif sırasında arkeolojik sit haritalarının arkeolog bilirkişi ve teknik bilirkişi aracılığıyla mahalline uygulamak, taşınmazın birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanında kalıp kalmadığı Milli Park sahasında olup olmadığı konusunda tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık, karşılaştırmalı ve gerekçeli bilirkişi raporu ve krokisi alınmasını sağlamak, uzman bir ziraat bilirkişisinden uyuşmazlık konusu taşınmazın kültür arazisi niteliğinde olup olmadığı, hangi tarihten itibaren kültür ve ziraat arazisi olarak kullanıldığı konusunda yine tarafların ve Yargıtay’ın denetimine açık karşılaştırmalı ve gerekçeli bilirkişi raporu almak olmalıdır.
Bundan ayrı, davalı Hazine vekili delil listesinde tanık deliline dayandığı halde davalı Hazineye tanık listesini sunmak üzere süre ve imkan tanınmamış, mahkemece tespit edilen yerel bilirkişiler ile davacı tarafça bildirilen tanıklarda vazgeçme olmadığı halde gerekçe gösterilmeksizin dinlenilmeden hüküm kurulmuştur. Bu durumda mahkemece, öncelikle tanık listesini sunmak üzere davalı Hazine"ye süre ve imkan tanınmalı yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları HMK.nun 243 ve 244. maddeleri uyarınca davetiyle keşif yerine çağırılmaları, aynı kanunun 259. maddesi uyarınca uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması sebebiyle yerel bilirkişi ve tanıkların keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, gelmedikleri takdirde keşif mahalline zorla getirilmek suretiyle hazır bulunmalarının sağlanması, taşınmazın niteliğiyle kullanım süresinin ne zaman başladığının ve taşınmaz üzerinde ne tür tarımsal faaliyetler bulunulduğunun belirlenmesine çalışılması, yerel bilirkişiler ve tanık beyanları arasında çelişki çıktığı takdirde aynı Kanunun 261/1 maddesi hükmü göz önünde tutularak çelişkinin giderilmeye çalışılması, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları tüm bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve taraflarca HUMK.nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK.nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 30.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.