
Esas No: 2017/1077
Karar No: 2020/43
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/1077 Esas 2020/43 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 20. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 219-25
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ..."in, 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK"nın 188/3, 43/1, 62, 52, 53, 54, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl 5 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, müsadereye ve mahsuba ilişkin Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.02.2015 tarihli ve 7-14 sayılı hükmün, sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza Dairesince 02.11.2015 tarih ve 8309-4433 sayı ile;
"Gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen adli kolluk görevlisinin 16.06.2014 tarihinde sanıktan 15 TL karşılığı 1 adet MDMA içeren uyuşturucu hap satın alması üzerine sanığın "satmak için uyuşturucu madde bulundurma" suçu belirlenmiş ve bu suçun delili elde edilmiştir. Buna rağmen, gizli soruşturmacının sanıktan tekrar 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihlerinde 10 ve 15 TL verip toplam 5 adet fişek halinde XLR-11 ile SDB-006 etken maddelerini içeren bitki parçaları satın alması gereksiz olduğu gibi görevleri kapsamında da değildir. Öte yandan, gizli soruşturmacıların asıl amacı "uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak" değil, "suçu ve failini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmekten ibarettir." Bu nedenlerle gizli soruşturmacı tarafından sanıktan ikinci ve üçüncü kez uyuşturucu madde alınması, ayrıca suç oluşturmayacağı ve gerçek anlamda bir "alım - satım" söz konusu olmadığı gözetilmeden atılı suçun zincirleme olarak işlendiği kabul edilerek, sanığın cezasının TCK’nın 43. maddesi ile artırılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyulmasına karar veren Yerel Mahkemece 21.01.2016 tarih ve 219-25 sayı ile; sanığın 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK"nın 188/3, 62, 52, 53, 54, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, müsadereye ve mahsuba dair verilen hükmün, sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza Dairesince 23.05.2017 tarih ve 1879-3267 sayı ile;
"Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin "16.06.2014, 26.06.2014, 09.07.2014" yerine "26.06.2014" olarak eksik yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak görülmüştür" eleştirisi ile "24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmî Gazete"de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi"nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK"nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, 1412 sayılı CMUK"nın 321. maddesi gereğince hükmün bozulmasına; ancak bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun"un 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan;
TCK"nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün hüküm fıkrasından çıkarılması ve yerine "Anayasa Mahkemesi"nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan durumuna göre, sanık hakkında, TCK"nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına" ibaresinin eklenmesi suretiyle, hükmün düzeltilerek onanmasına" oy çokluğu ile karar verilmiş,
Daire Üyesi Ender Şener "...1- 6545 sayılı "Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 66. maddesi ile 5237 sayılı TCK"nın 188. maddesinin 1. ve 3. fıkralarında yer alan temel hapis cezalarının miktarları değiştirilerek artırılmış ve bu düzenlemeyi yapan kanun 18.06.2014 tarihinde kabul edilerek, 28.06.2014 tarih ve 29044 sayılı Resmî Gazete"de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
Dairemizin 02.11.2015 tarih ve 2015/8309 esas, 2015/4433 sayılı kararı ve Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu"nun 28.04.2015 tarih, 2014/462 Esas, 2015/135 Karar ve 2014/848 Esas, 2015/136 karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere;
Kolluk görevlilerinin aynı kişiden farklı zamanlarda birden çok kez uyuşturucu madde satın almaları halinde, kolluk görevlilerinin gerçek iradelerinin uyuşturucu madde satın alma değil, suçu ve failini belirleyerek suçla ilgili delilleri elde etme olduğu; adli kolluk görevlileri tarafından sanıktan ikinci kez esrar alınmasının, ayrıca suç oluşturmayacağı ve gerçek anlamda bir "alım -satım"ın söz konusu olmadığı gözetilerek atılı suçun zincirleme olarak işlenmediği kabul edilmiş olmasına göre; suç tarihi ilk eylemin gerçekleştiği 16.06.2014 tarihidir.
Gizli soruşturmacının görevi, soruşturma konusu suçun işlenip işlenmediğini, işlenmiş ise işleyenin kim olduğunu belirlemek ve bu konudaki delilleri toplamaktır. Gizli soruşturmacı bu görevini yerine getirirken suç işleyemez, başkasını suç işlemeye azmettiremez.
Devletin temel görevlerinden biri de "suç işlenmesini önlemektir." Devlet görevlisinin bir kişinin daha fazla ceza almasını sağlamak için onu bazı hareketleri yapmaya yönlendirmesi kabul edilemeyeceği gibi, kolluk görevlilerinin daha fazla ceza almasını sağlamak için şüphelinin suç işlemeye devam etmesine firsat vermesi de kabul edilecek bir uygulama değildir. Aksi halde Anayasa"nın 2. maddesinde yer alan "hukuk devleti" ilkesi ile Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi"nin 6. maddesinde yer alan "adil yargılanma hakkı" ihlal edilmiş olur. Kolluğun görevi suçu ve faili belirlemek suçla ilgili delilleri elde etmektir.
İlk tespitte suç ve fail belirlenmiş delilleri de elde edilmiştir. Sanıktan ikinci, üçüncü kez uyuşturucu alınması ayrıca suç oluşturmayacağı kabul olunmasına göre gizli soruşturmacı ya da adli kolluk görevlisinin ilk alımından sonraki süreçte eyleme ilişkin yaptırımı düzenleyen TCK"nın 188. maddesinin 3. fıkrasındaki ceza miktarının arttırılması sanık aleyhine sonuç doğurması nedeniyle uygulanamaz. Bu açıklamalar ışığında;
1- 16.06.2014 olan suç tarihinde 6545 sayılı Kanun henüz yürürlüğe girmediğinden TCK"nın 188. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen hapis cezasının alt sının 5 yıl hapis cezasıdır. 6545 sayılı Kanun"la TCK"nın 188/3. fıkrasında 28.06.2014 tarihinde yapılan değişiklik nedeniyle temel hapis cezasının 10 yıl hapis cezasından başlatılarak sanığa fazla ceza verilmesi kanuna aykırıdır. Hükmün bozulması gerekir.
2- Dairemizin 02.11.2015 tarih ve 2015/8309 esas, 2015/4433 karar sayılı karan içeriğine göre ilk eylemin tespit edildiği tarihte suçun oluştuğu ve diğer tarihlerde gizli soruşturmacının uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma eylemleri ayrıca suç oluşturmayacağından suç tarihi 16.06.2014"tür. Bu nedenle gerekçeli karar başlığında "suç tarihinin 16.06.2014, 26.06.2014, 09.07.2014" yerine 26.06.2014 olarak eksik yazılması mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak kabul edilmiştir, şeklinde ifade edilen eleştiri de kanuna aykırıdır.
Açıkladığım tüm bu nedenlerle hükmün bozulması gerektiği kanısını taşıdığımdan çoğunluğun eleştirili, düzeltilerek onama görüşüne katılmıyorum",
Daire Üyesi Dr. İhsan Baştürk; "Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık; sanığın gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen adli kolluk görevlisine 16.06.2014, 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihlerinde ayrı ayrı üç defa uyuşturucu nitelikte hap satmak şeklinde gerçekleşen "satmak için uyuşturucu madde bulundurma" fiilinden dolayı uygulanacak hükmün TCK’nın 188/3. maddesinin 6545 sayılı Kanun değişikliğinden önceki şeklinin mi yoksa aynı maddenin anılan değişiklik sonrası şeklinin mi uygulanacağının belirlenmesine ilişkindir.
Uyuşmazlığın irdelenmesi için öncelikle gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen adli kolluk görevlisine yapılan birden çok defa gerçekleştirilen uyuşturucu madde satışı fiillerine ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Özel Dairelerce de benimsenen ve süreklilik gösteren içtihadının hatırlanması ve somut uyuşmazlığın bu çerçevede irdelenmesi gereklidir. İkinci olarak ise fiilin niteliği ile suçun işlendiği zamanın belirlenmesi yapıldıktan sonra nihayet son olarak uygulanması gereken ceza normu yaptırım teorisinin genel ilkeleri çerçevesinde ortaya konulacaktır.
I. Fiilin Niteliğinin Belirlenmesi:
Bilindiği üzere, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarihli ve 2014/10-462 E.- 2015/135 K. Sayılı kararında ve Özel Dairelerce benimsenen ve süreklilik gösteren içtihatlarda (özetle) şu hususlar kabul edilmektedir:
"Adli kolluk görevlilerinin amaçları, uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak değil, sanığın bulunduğu mahallede uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapan kişileri tespit ederek, bu suça ilişkin delilleri toplamak olup, sanıktan aldıkları esrarı devralma ve mal edinme iradeleri bulunmadığından, olayda gerçek bir alım satım sözkonusu olmayıp, gerçekleştirilen eylem sanığın suçunu delillendirme işlemidir.
Kolluk görevlilerince, öncelikle suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması, suç işlenmesinden sonra ise işlenmiş olan suçun tespit edilerek, bu konudaki delillerin toplanması ve suç işlediği belirlenen kişinin başka bir suç işlemeye yönlendirilmeden yakalanıp adalet önüne çıkarılması gerekirken, şüphelinin ceza sorumluluğunu arttıracak şekilde davranışlarda bulunmaları halinde gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde düzenlenen "hukuk devleti" ilkesi, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6. maddesinde hüküm altına alınan "adil yargılanma" hakkı ihlal edilmiş olacaktır.
Adli kolluk görevlilerince şüphelinin suç ortağı ya da ortaklarının olup olmadığı veya başka bir yerde gizlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunup bulunmadığını tespit etmek gibi nedenlerle, şüphelinin ilk alımdan sonra yakalanmayarak görevlilerce birden fazla alım yapılması durumunda da, esasen tek bir alım olayı ile şüphelinin satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu ve suçunun delilleri ortaya çıktığından, şüphelinin sonraki alımlara konu uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi önceki alımlardan sonra temin ettiğine ilişkin delil bulunmadığı ahvalde, satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmanın temadi ettiği kabul edilip hareketin en ağırına göre ceza verilecek, birden fazla alım olduğundan bahisle TCK"nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır.
Adli kolluk görevlilerince, 13.06.2012 tarihinde sanık Veli"den esrar alınması üzerine, sanığın "satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma" suçu ve bu suça ilişkin deliller tamamen ortaya çıkmıştır. Adli kolluk görevlilerinin ikinci kez aldıkları esrarı, sanığın ilk satıştan sonra temin ettiğine ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Olayda adli kolluk görevlileri ile sanık arasında gerçek anlamda bir alım satım sözkonusu olmadığından ve adli kolluk görevlilerince sanıktan yapılan ilk alımla sanığın "satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma" suçuna ilişkin olarak delillendirme işlemi yapıldığından, sanıktan yapılan sonraki alımların TCK"nın 43. maddesi kapsamında ayrı suç oluşturduğunun kabulü mümkün değildir."
Ceza Genel Kurulu’nun bu içtihadı çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde şu tespitler ortaya çıkmaktadır:
1. Sanık, gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen adli kolluk görevlisine 16.06.2014, 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihlerinde olmak üzere ayrı ayrı üç defa uyuşturucu nitelikte etken madde içeren hap satma fiilini gerçekleştirmiştir.
2. Sanıktan ilk alımın gerçekleştiği 16.06.2014 tarihinden sonra 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihlerinde gerçekleşen olaylarda gerçek bir alım satım sözkonusu olmayıp, gerçekleştirilen eylem sanığın suçunu delillendirme işlemidir.
3. Kolluk görevlilerince, öncelikle suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınması, suç işlenmesinden sonra ise işlenmiş olan suçun tespit edilerek, bu konudaki delillerin toplanması ve suç işlediği belirlenen kişinin başka bir suç işlemeye yönlendirilmeden yakalanıp adalet önüne çıkarılması gerekirken, şüphelinin ceza sorumluluğunu arttıracak şekilde davranışlarda bulunmaları halinde gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde düzenlenen "hukuk devleti" ilkesi, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6. maddesinde hüküm altına alınan "adil yargılanma" hakkı ihlal edilmiş olacaktır.
4. Adli kolluk görevlilerince şüphelinin suç ortağı ya da ortaklarının olup olmadığı veya başka bir yerde gizlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunup bulunmadığını tespit etmek gibi nedenlerle, şüphelinin ilk alımdan sonra yakalanmayarak görevlilerce birden fazla alım yapılması durumunda da, esasen tek bir alım olayı ile şüphelinin satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu ve suçunun delilleri ortaya çıkmıştır.
5. Sanığın sonraki alımlara konu uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi önceki alımlardan sonra temin ettiğine ilişkin delil hatta iddia dahi bulunmamaktadır. Bu sebeple, gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen adli kolluk görevlileri ile sanık arasındaki ilk alım-satım gerçekleştikten sonraki 26 Haziran ve 09 Temmuz 2014 tarihlerindeki uyuşturucu hap temin etme hareketlerinde gerçek anlamda bir alım satım söz konusu olmayıp sadece 16 Haziran 2014 de gerçekleşen bir tek satmak için uyuşturucu madde temin etmek fiili söz konusudur.
6. Bu itibarla birden fazla satış (alım) olduğundan bahisle TCK"nın 43. maddesi kapsamında sanığın hareketlerinin ayrı suç oluşturduğunun kabulü mümkün olmayıp bu sebeple sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır.
7. Sonuç olarak gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen adli kolluk görevlisine birden çok defa gerçekleştirilen uyuşturucu madde satışı şeklindeki hareketleri Yargıtay’ın yerleşik içtihatları çerçevesinde "satmak için uyuşturucu madde temin etmek" suçunu teknik anlamda sadece bir defa oluşturacaktır.
8. Öte yandan Dairemizin 02.11.2015 tarihli bozma ilamında da sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı açıklıkla ifade edilmiştir.
Ezcümle, sanıktan ilk alımın gerçekleştiği 16.06.2014 tarihindeki fiili sanığın suç olarak kabul edilen tek fiilidir: Bu ilk alımdan sonra 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihlerinde gerçekleşen olaylarda gerçek bir alım satım söz konusu olmayıp, gerçekleştirilen eylem sanığın suçunu delillendirme işleminden ibarettir ve bu sonraki davranışlar cezalandırılmamaktadır.
II. Suçun İşlendiği Zamanın Belirlenmesi:
Sanığın fiilinin "satmak için uyuşturucu madde temin etmek" suçunu "bir kez" oluşturacağı ve hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı yukarıda belirtilen içtihatlar çerçevesinde ortaya konulmuştur. Sanığın suç olarak kabul edilen ve ceza hukuku yaptırımı ile cezalandırılan fiili; ilk kez yani 16.06.2014 tarihinde gerçekleştirdiği satmak için uyuşturucu madde bulundurmak fiilidir. Bu fiil ise 16.06.2014 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Söz edilen günde alıcı kılığında gelen adli kolluk görevlisine sanığın (1) adet MDMA içeren hap satarak karşılığında 15 TL almak şeklinde gerçekleşen fiilinin "ani suç" ve "neticesi harekete bitişik (neticesiz) suç" niteliğinde olduğu kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere neticesiz suçlar, suçun tamamlanması için kanun koyucunun davranışın yanı sıra ayrıca bir neticenin gerçekleşmesini aramadığı fiillerdir. Buradan hareketle neticesiz suçlarda suçun işlendiği zaman davranışa göre tayin olunacaktır (Katoğlu, Tuğrul: Ceza Kanunlarının Zaman Bakımından Uygulanması, Seçkin Yayınevi, Ankara 2008, s. 49). Kısacası, suç olarak tanımlanan davranışın gerçekleştirildiği zaman suçun işlendiği zamandır.
Uyuşmazlık konusu fiil yani "satmak için uyuşturucu madde bulundurmak" davranışı, sanığın alıcı görünümündeki adli kolluk görevlisine uyuşturucu maddeyi teslim ettiği 16.06.2014 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu ilk alımdan sonraki davranışların gerçek anlamda bir alım satım olmayıp sadece delillendirme işlevine yönelik hareketler olduğu Ceza Genel Kurulu"nun anılan içtihadıyla kabul edilmektedir. Bu itibarla suç oluşturan tek bir davranış vardır ve o da ilk alım-satımın yapıldığı 16.06.2014 tarihinde gerçekleşmiş, bir diğer anlatımla suç olarak tanımlanan fiil belirtilen tarihte işlenmiştir.
III. Uygulanması gereken Ceza Normunun Belirlenmesi:
Suçun işlendiği zaman (16.06.2014) belirlenince bu tarihte yürürlükte olan ceza kanununun belirlenerek fail hakkında uygulanması safhasına geçilecektir.
Yaptırım teorisinde temel ilke, suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ceza kanununun uygulanmasıdır (Kanunilik ilkesi). Bu ilke uyarınca, kimse fiili işlediği tarihte yürürlükte bulunmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağı gibi fiili işlediği tarihte yürürlükte olmayan bir ceza da verilemeyecektir. Kanunilik ilkesi İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) başta olmak üzere birçok uluslararası temel insan hakları metninde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında ve Ceza Kanunumuzda güvence altına alınmıştır. İHAS’nin 7/1. maddesinde ifade edildiği üzere: "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez". Yaptırım teorisinde yürürlükte olan ceza kanununun uygulanması ilkesinin istisnası ise, sanık lehine olan kanunun uygulanması ilkesidir.
Somut uyuşmazlıkta uygulanan ceza normuna dönüldüğünde, suçun işlendiği 16.06.2014 tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’nın 188/3. maddesi fiil için "beş yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ve yirmibin güne kadar adlî para cezası" öngörmektedir. Anılan maddede 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"un 66. maddesi ile değişiklik yapılmış ve aynı fii1için "on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası" öngörülmüştür. TCK’nın 49/1. maddesine göre, süreli hapis cezası, kanunda aksi belirtilmeyen hallerde bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamayacaktır. Buna göre 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 188/3. maddesine göre anılan fiil için öngörülen yaptırım, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ve adli para cezasıdır. Bu itibarla sonradan yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"la değişik TCK’nın 188/3. maddesinin failin lehine olmayıp, suç tarihinde yürürlükte olan kanunun failin lehine olduğu ortaya çıkmaktadır.
Kuşkusuz, ceza kanunları kural olarak geçmişe uygulanmaz; bu ilkenin tek istisnası lehe olan kanunun geriye yürümesidir. Bu itibarla önceki kanuna göre aleyhe bir cezai rejim içeren sonraki kanunların da geçmişe yürümesi kabul edilemeyecektir. Halbuki somut uyuşmazlıkta sonraki kanun olan ve aleyhe bir ceza rejimi içeren 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 188/3. maddesi aleyhe kanun niteliğinde olmakla geriye yürümesi kabul edilemeyecektir. Halbuki Yerel Mahkemece sanık hakkında aleyhe olan ve sonradan yürürlüğe giren 6545 saylı Kanun ile değişik TCK’nın 188/3. maddesi uygulanarak on yıldan hapis cezası temel ceza olarak belirlenerek bireyselleştirme yapılmıştır. Bu durum açıkça aleyhe olan sonraki kanunun geçmişe yürütülmesi olup söz edilen temel ilkelere ve TCK’nın 2. ve 7. maddesi ile İHAS’nin 7. maddesine açıkça aykırıdır.
Sonuç olarak, somut uyuşmazlıkta ilk uyuşturucu madde alımının gerçekleştiği 16.06.2014 tarihindeki fiil, sanığın suç olarak kabul edilen tek fiilidir. Bu ilk alımdan sonra 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihlerinde gerçekleşen olaylarda gerçek bir alım satım sözkonusu olmayıp, gerçekleştirilen eylem sanığın suçunu delillendirme işleminden ibarettir ve bu sonraki davranışlar cezalandırılmamaktadır. Sanığın ani suç ve neticesiz suç şeklinde ortaya çıkan ve suç olarak kabul edilen sadece bir davranışı hukuken suç olarak kabul edilince bu davranışın gerçekleştiği 16.06.2014 tarihinin suçun işlendiği zaman olarak kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Uyuşmazlıktaki cezalandırılması gereken fiil ani ve neticesiz suç niteliğindedir.
Öte yandan Yerel Mahkemece kabul edildiği üzere sonraki aleyhe kanunun uygulanmasını gerektirecek yani ne müteselsil suç ne de mütemadi suç söz konusudur. Çünkü cezalandırılan fiil ani suç niteliğindeki ilk satım fiilidir. Durum böyle olunca hukuken suç kabul edilmeyen adli kolluk görevlilerine ikinci ve üçüncü satışın yapıldığı tarihlerdeki normun uygulanmasını gerektiren bir hal bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanık hakkında birden fazla alım olduğundan bahisle TCK"nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanamayacağı gibi teselsülün veya temadinin sona erdiği tarihteki ceza normu da tatbik edilemeyecektir.
Filin işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 188/3. maddesi aleyhe kanun niteliğinde olmakla geriye yürümesi kabul edilemeyecektir. Bu itibarla sanık hakkında açıkça aleyhe olan anılan değişiklik sonrası hükmün uygulanarak ceza tayin edilmesi TCK’nın 2. ve 7. maddesi ile İHAS’nin 7. maddesine açıkça aykırıdır.
Açıklanan gerekçeyle anılan hükmün bozulması gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun kararına katılamıyorum" düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.07.2017 tarih ve 2016/105384 sayı ile;
"...Sanığın eylemine uyan suç tarihinin tek olması gerektiği, Dairenin itiraza konu kararında değinildiği gibi üç ayrı eylem tarihine göre üç ayrı suç tarihi olamayacağı, Yerel Mahkemenin hüküm başlığında belirttiği 26.06.2014 tarihinin suç tarihi olarak kabul edilmesi hâlinde, uygulama maddesinde değişiklik yapan ve Yerel Mahkemenin uyguladığı ceza miktarını arttıran 6545 sayılı Yasa yürürlüğe henüz girmediğinden suç tarihi itibariyle yürürlüğe girmeyen yasa değişikliğinin uygulanamayacağı, ilk tespitin (alım-satımın) yapıldığı 16.06.2014 tarihinin suç tarihi olduğu, sanık aleyhine fazla cezaya hükmedildiği, bu nedenle Yerel Mahkeme hükmünün bozulması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 20. Ceza Dairesince 12.09.2017 tarih, 2432-4404 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 16.06.2014, 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihlerinde gizli soruşturmacı olarak görevlendirilen adli kolluk görevlisine uyuşturucu madde satan ve "satmak için uyuşturucu madde bulundurma" eylemleri nedeniyle mahkûmiyetine karar verilen sanık hakkında, 28.06.2014 tarihinde yayımlanmakla yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun"un 66. maddesiyle değişik TCK"nın 188. maddesinin 3. fıkrasına göre mi yoksa aynı fıkranın değişiklik öncesi hâline göre mi hüküm kurulması gerektiğinin, bu bağlamda suç tarihi veya tarihlerinin tespitine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Tekirdağ il merkezinde uyuşturucu madde ticareti yapan şahıs ve organizasyonlara yönelik istihbarat faaliyetleri, muhbir görüşmeleri ve KOM Şube Müdürlüğüne yapılan ihbarlar üzerine gerçekleştirilen çalışmalarda;
Necdet Taşır, Gökhan Ezer, Rıdvan Karanfil, Gökhan Karatepe, Yalçın Karatepe, Gülümser Karatepe, Hüseyin Karaca, Nilüfer Karaca, Necati Türker, Sami Yanmaz, Neşe Karadeniz, Serpil Tataş, Kemalettin Ateşsaçan ve Sercan Cambaz isimli şahısların Aydoğdu Mahallesinde uyuşturucu madde satışı yaptıkları, önceki tarihlerde gerçekleştirilen operasyonlar nedeni ile tedirgin oldukları, kullanmak için uyuşturucu madde satın alan şahısları yakalanmaları hâlinde isimlerinin verilmemesi konusunda korkuttukları, yakalanmamaları hususunda tavsiye ve telkinlerde bulundukları, telefon kullanmamaya özen gösterdikleri, sık sık numara değişikliği yaptıkları, gözcülük yapan kişiler kullandıkları, adı geçen mahalleye giren uyuşturucuları aralarında paylaşarak piyasaya sürdükleri ve uyuşturucu madde satışını geçim kaynağı hâline getirdiklerinin tespit edildiği,
Söz konusu şahısların yakalanmaları ve suç delillerinin ele geçirilmesi amacıyla başlatılan soruşturmada, başka suretle delil elde imkânı bulunmadığı değerlendirildiğinden CMK’nın 139. maddesi kapsamında gizli soruşturmacı görevlendirilmesinin talep edildiği,
Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.05.2014 tarihli ve 413 değişik iş sayılı kararı ile;...... isimli şahıslar hakkında CMK"nın 139. maddesi kapsamında GS495 kod numara ile kayıtlı personelin gizli soruşturmacı, SKG440 aidiyet numaralı personelin sorumlu kolluk görevlisi olarak görevlendirilmelerine, uyuşturucu madde satıcısı şahıslarla irtibat sağlanması durumunda yapılması muhtemel uyuşturucu alışverişlerinin gizli soruşturmacı tarafından CMK 139/4. maddesinde belirlenen görevi kapsamında olmak üzere teknik araçlarla görüntülü olarak kayıt altına alınmasına karar verildiği,
Hedef şahıslar hakkında yürütülen soruşturma sırasında hedef şahıslardan .....’dan uyuşturucu madde alındığının, ayrıca adı geçen mahallede görev yapan gizli soruşturmacıya uyuşturucu madde satışı teklifinde bulunan ve hedef şahıslar dışındaki ..... isimli şahıslardan da uyuşturucu madde alımı yapıldığının, önceden tespit edilemeyen diğer şüpheliler bakımından suçun delillendirilmesinde güçlükler yaşandığının, hedef şahıslar dışında uyuşturucu madde ticareti yapan diğer şüphelilerin eylemlerinin tespiti ve delillendirilmesi amacıyla mahkemeden karar alınmasının talep edildiği,
Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.05.2014 tarihli ve 971 değişik iş sayılı kararı ile; GS495 kod numaralı gizli soruşturmacı ve SKG440 aidiyet numaralı sorumlu kolluk görevlisinin yaptıkları çalışmalar sırasında hedef şahıs olarak belirlenmeyen şahıslarla karşılaşılması ve bu şahısların uyuşturucu satma isteğinde bulunmaları hâlinde gizli soruşturmacı tarafından söz konusu uyuşturucuların delil toplama kapsamında, hedef olarak belirlenmeyen satıcı şahıslardan satın alınarak muhafaza altına alınmasına, uyuşturucu madde satıcısı şahıslarla irtibat sağlanması durumunda yapılması muhtemel uyuşturucu alışverişlerinin gizli soruşturmacı tarafından CMK 139/4. maddesinde belirlenen görevi kapsamında olmak üzere teknik araçlarla görüntülü olarak kayıt altına alınmasına karar verildiği,
16.06.2014 tarihli gizli soruşturmacı ve sorumlu kolluk görevlisi tarafından düzenlenen rapora göre; yapılan çalışmalar sırasında 16.06.2014 tarihinde saat 14.00 sıralarında ...Tekira AVM tarafından giren gizli soruşturmacıyı girişe göre sağ tarafta bulunan Yaşar Doğu Sokak içerisinde bekleyen iki kişinin çağırdığı, kısa boylu, esmer, kirli sakallı, 25-30 yaşlarında olan şahsın yanlarına gelen görevliye “Hayırdır genç, birine mi baktın” diye sorduğu, gizli soruşturmacının “MAGA’ya doğru gidiyorum kardeş, hayırdır, bir sıkıntı mı oldu” diye cevap vermesi üzerine aynı şahsın “Yok kardeş, ne sıkıntısı, bir şey mi lazım diye soracaktım” dediği, “Evet, lazımdı da sen nasıl yardımcı olacaksın, ne var sende” diye sorulduğunda “Gel kardeş halledelim senin işini” demesi ve görevlinin şahsın yanına yaklaşması üzerine söz konusu şahsın cebinden çıkardığı kibrit kutusu içerisinde bulunan tabletler arasından bir tanesini gizli soruşturmacıya verdiği, “Abi bunun hakkı nedir” diye sorulduğunda “15 TL” denilmesi üzerine görevlinin kendisine 20 TL verdiği, bahsi geçen şahsın yanında bulunan ve Serkan olarak hitap ettiği kişiye parayı bakkaldan bozdurmasını söyleyerek verdiği, iki dakika kadar sonra geri gelen Serkan isimli şahsın 5 TL para üstünü verdiği, gizli soruşturmacının “Abiler bir dahaki sefere sizleri nasıl bulurum” diye sorması üzerine eşkâli verilen şahsın “Bana buralarda ...derler, sor sana gösterirler, ben her zaman buralardayım” demesi sonrasında gizli soruşturmacının olay yerinden ayrıldığı,
16.06.2014 tarihli olaya ilişkin gizli soruşturmacı tarafından herhangi bir görüntü veya ses kaydı yapılmadığı,
26.06.2014 tarihli gizli soruşturmacı ve sorumlu kolluk görevlisi tarafından düzenlenen rapora göre; yapılan çalışmalar sırasında 26.06.2014 tarihinde saat 10.10 sıralarında ... Sokak içerisine giren gizli soruşturmacının daha önceden kamerasız şekilde uyuşturucu madde satın aldığı ...isimli şahsın ikametinin önüne geldiği, bu sırada yanında bulunan uyuşturucu madde bağımlısı ... isimli şahsın “Yaşar” diyerek seslendiği, söz konusu şahsın ikametinden çıkarak “Geliyorum, bekleyin” dediği, gizli soruşturmacı ve yanında bulunan ...’ün yanına gelen Yaşar’ın “Hoşgeldiniz, bir şey mi lazım” dedikten sonra gizli soruşturmacıyı gösterip “Abi sen geçenlerde de gelmiştin, hatırladım seni” dediği, ...’ün şahsa “Birşeyler var mı sende” diye sorduğu, Yaşar’ın ise gizli soruşturmacıya hitaben “BONZ var abi, kaç paran var” dediği, görevlinin 10 TL parasının olduğunu söylemesi sonrasında Yaşar’ın cebinden çıkardığı iki adet beyaz defter kâğıdına sarılı maddeyi verdiği, gizli soruşturmacının şahsın yanında yaptığı kontrolde bonzai olduğu değerlendirilen maddeyi görmesinin ardından Yaşar’a 10 TL’yi verip olay yerinden ayrıldığı,
26.06.2014 tarihli olaya ilişkin gizli soruşturmacı tarafından görüntü kaydı yapıldığı,
09.07.2014 tarihli gizli soruşturmacı ve sorumlu kolluk görevlisi tarafından düzenlenen rapora göre; yapılan çalışmalar sırasında 09.07.2014 tarihinde saat 15.17 sıralarında ... Sokak içerisine giren gizli soruşturmacının, 16.06.2014 tarihinde görüntüsüz, 26.06.2014 tarihinde ise görüntülü şekilde uyuşturucu madde sattığını tespit ettiği ve “Ne zaman istersen gel, sana değişik şeyler veririz, kafanı güzelleştiririz” diyen ...isimli şahsın ikameti civarında gezindiği sırada yaşı küçük bir erkek çocuğunu görüp “Yaşar abi burada mı” diye sorduğu, çocuğun “Babamın buralarda olması lazım, çağırayım” deyip bahçeye çıkarak seslenmesi üzerine Yaşar’ın “Ne oldu” demesi üzerine gizli soruşturmacının “Ben geldim Yaşar abi” diye cevap verdiği, “Merdivenlerden yukarı çık” demesi sonrasında yanına gidildiğinde gizli soruşturmacıyı gören Yaşar’ın “Hoş geldin, bonz var kardeş, lazımsa vereyim” dediği, “Evet abi lazım” denmesi sonrasında “Ne kadarlık” diye sorduğu, görevlinin “15 liram var abi, ona göre ayarla” şeklinde cevap verdiği, Yaşar’ın cebinden çıkardığı poşetten fişeklenmiş maddeler arasından üç adet fişek hâlinde içinde bonzai bulunan maddeyi gizli soruşturmacıya verdiği, 15 TL’yi alan Yaşar’ın görevliye “Tamam birader, işin düşerse yine gelirsin” demesinin ardından gizli soruşturmacının olay yerinden ayrıldığı,
09.07.2014 tarihli olaya ilişkin gizli soruşturmacı tarafından görüntü kaydı yapıldığı,
Tekirdag Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanetinin 2014/1446 sırasında kayıtlı bulunan DVD içeriğinde yer alan kayıtların incelenmesinde; 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihli olaylara ilişkin görüntü kayıtlarının bulunduğu iki adet mp4 formatında video kaydının olduğu, videolarda ses kayıtlarının bulunmayıp sadece görüntülerin yer aldığı,
İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen 25.08.2014 ve 29.08.2014 tarihli raporlara göre; 16.06.2014 tarihli olayda elde edilen (1) adet tabletin MDMA (3,4-Metilendioksimetamfetamin), 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihli olaylarda elde edilen net 0,2 gram ve net 0,1 gram gelen açık yeşil renkli bitki parçalarının XLR-11 (5FUR-144) (1-(5-fluoropentyl)-1H-indol-3-yl)-(2,2,3,3-tetramethylcyclopropyl) methanone) ve SDB-006 (N-benzyl-1-pentyl-1H-indole-3-carboxamide) etken maddesi içerdikleri,
Tekirdağ İl Emniyet Müdürlüğünün 18.12.2014 tarihli ve 744813 sayılı yazısı ile; Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/3663 sayılı soruşturması kapsamında gizli soruşturmacı olarak görev yapan, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından GS495 kod ile numaralandırılan kamu görevlisinin “polis memuru” olduğu, bahse konu gizli soruşturmacı ile ilgili tüm belge ve bilgilerin Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından muhafaza edildiğinin bildirildiği,
Anlaşılmıştır.
Sanık kollukta ve savcılıkta; elektronik eşya tamirciliği yaptığını, mahallede kendisine “Teyipçi Yaşar” veya “Taksici Yaşar” diye hitap edildiğini, özürlü kızı olduğu için paraya ihtiyaç duyması nedeniyle 2-3 kişiye uyuşturucu madde sattığını, kime sattığını ise hatırlamadığını, kendisine izlettirilen 16.06.2014, 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihli olaylara ilişkin görüntü kayıtlarında uyuşturucu satan şahsın kendisi olduğunu, suçlamayı kabul ettiğini, sorgusunda; emniyette kendisine izlettirilen 2 ve 3. olaylarda uyuşturucu madde satan şahsın kendisi olduğunu, suçlamayı kabul ettiğini, 09.07.2014 tarihli uyuşturucu alış verişini hatırlamadığını ve kabul etmediğini, mahkemede ise; 16.06.2014 tarihinde gizli soruşturmacıya bir adet hap verdiğini ancak 09.07.2014 tarihli eylemi gerçekleştirdiğini kabul etmediğini ve hatırlamadığını, çünkü o tarihte kendisinin o evde oturmadığını, 26 veya 27 Haziran gibi taşındığını, 26.06.2014 tarihli olaya ilişkin ise net bir şey hatırlamadığını, okunan belge ve tutanaklardan aleyhine olanları kabul etmediğini, savunmuştur.
Kolluk görevlilerinin suç öncesi ve suç sonrası olmak üzere iki görevi vardır.
Bu kapsamda kolluk görevlilerinin öncelikli görevi toplumun emniyeti ve düzeni bakımından mevcut bulunan tehlikeleri uzaklaştırmak amacıyla suç işlenmesinin önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasıdır.
Suç işlenmesinden sonra ise CMK’nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, işlenmiş olan suçun tespit edilip failinin belirlenmesi, bu konudaki delillerin toplanması ve suç işlediği belirlenen kişinin başka bir suç işlemeye yönlendirilmeden yakalanıp adalet önüne çıkarılması kolluk görevlilerinin görevleri kapsamındadır.
Kolluk görevlilerinin, görevlerinin ifası sırasında şüphelinin ceza sorumluluğunu arttıracak şekilde davranışlarda bulunmaları hâlinde gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde düzenlenen "hukuk devleti" ilkesi, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6. maddesinde hüküm altına alınan "adil yargılanma" hakkının ihlali söz konusu olacaktır.
Ancak adli kolluk görevlilerince işlenmiş olan suçun ve şüphelinin tespit edilmesinden sonra; olayın özelliğine göre şüphelinin suç ortağı ya da ortaklarının olup olmadığı, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde suçun işlenip işlenmediği, başka bir yerde gizlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunup bulunmadığını tespit etmek gibi nedenlerle failin yakalanmayarak, suça yönlendirilmeden makul bir süre takibine devam edilmesi mümkündür.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarihli ve 848-136, 12.05.2015 tarihli ve 454-156 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, adli kolluk görevlilerince şüphelinin suç ortağı ya da ortaklarının olup olmadığı, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde suçun işlenip işlenmediği veya başka bir yerde gizlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunup bulunmadığını tespit etmek gibi nedenlerle, ilk alımdan sonra yakalanmayarak görevlilerce birden fazla alım yapılması durumunda adli kolluk görevlilerinin amaçları, uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak değil, şüphelinin bulunduğu mahalde uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapan kişileri tespit ederek bu suça ilişkin delilleri toplamak olup şüpheliden aldıkları uyuşturucu maddeyi devralma ve mal edinme iradeleri bulunmadığından, gerçek bir alım satım sözkonusu olmayıp, gerçekleştirilen eylemin şüphelinin suçunu delillendirme işlemi olduğu, tek bir alım olayı ile şüphelinin satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu ve suçunun delilleri ortaya çıktığında, şüphelinin sonraki alımlara konu uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi önceki alımlardan sonra temin ettiğine ilişkin delil bulunmadığı ahvalde, satmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurmanın temadi ettiği kabul edilip, hareketin en ağırına göre ceza verilecek, birden fazla alım olduğundan bahisle TCK"nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Suçun sübutuna ve nitelendirilmesine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan ve Yerel Mahkemece de 16.06.2014, 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihli eylemler hükme esas alınıp zincirleme suç hükümleri uygulanmadan, suç tarihleri itbarıyla TCK’nın 188. maddesinin üçüncü fıkrasının 6545 sayılı Kanun’un 66. maddesi ile yapılan değişiklik sonrası hâline göre temel cezanın belirlenmesi suretiyle sanık hakkında hüküm kurulduğu anlaşılan somut olayda; tek bir tarihte işlenen ve sonrasında ilgili yasa maddesinde değişiklik yapılan bir suç bulunmayıp “satmak için uyuşturucu madde bulundurma veya uyuşturucu maddeyi satışa arz etme” suçunun birden çok defa farklı zamanlarda işlendiğinin ve bu suça ilişkin tespitlerden ikisinin 28.06.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 6545 sayılı Kanun’un 66. maddesi ile TCK’nın 188. maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik öncesi, birinin ise değişiklik sonrası olması hâli söz konusudur.
Gerçek amacı uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak olmayan adli kolluk görevlisinin, şüphelinin 16.06.2014 tarihinde uyuşturucu madde satma eylemini tespiti sonrasında 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihlerinde de uyuşturucu madde sattığını, ilk eylem tarihinden sonra da sanığın suç teşkil eden eylemlerine devam ettiğini delillendirmesinin, bu kapsamda sanığın “satmak için uyuşturucu madde bulundurma veya uyuşturucu maddeyi satışa arz etme” eylemine devam ettiğini tespit etmesinin, sanığın suç ortağı ya da ortaklarının olup olmadığı, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde suçun işlenip işlenmediği veya başka bir yerde gizlediği uyuşturucu veya uyarıcı madde bulunup bulunmadığını tespit etmek gibi nedenlerde gözetildiğinde, şüphelinin ceza sorumluluğunu arttıracak şekilde bir davranış olarak kabul edilemez.
Adli kolluk görevlisince 16.06.2014, 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihlerinde sanıktan yapılan alımların hepsi ayrı ayrı suç oluşturmaya devam eden “satmak için uyuşturucu madde bulundurma veya uyuşturucu maddeyi satışa arz etme” eyleminin tespiti niteliğindedir. 16.06.2014 tarihli ilk alımdan sonra tespit edilen ve temadi eden 26.06.2014 ve 09.07.2014 tarihli “satmak için uyuşturucu madde bulundurma veya uyuşturucu maddeyi satışa arz etme” eylemlerinin suç oluşturmadığını söylemek mümkün değildir. Ancak uyuşturucu madde alımını yapan kişinin adli kolluk görevlisi olması, her bir alımın gerçekte uyuşturucu madde satışı olarak değerlendirilemeyeceği ve tespiti yapılan tüm eylemlerin tek bir “satmak için uyuşturucu madde bulundurma veya uyuşturucu maddeyi satışa arz etme” suçunu oluşturacağı, kamu görevlilerinin şüphelinin ceza sorumluluğunu arttıracak şekilde bir davranışta bulunamayacakları, aksi hâlde adil yargılanma ilkesinin ihlal edilmiş olacağının kabulü nedeniyle ilk alımdan sonraki alımlar bakımından sanık hakkında TCK’nın 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanamayacaktır.
Bu göre; sanığın 16.06.2014 ve 26.06.2014 tarihli eylemleri 6545 sayılı Kanun’un 66. maddesi ile yapılan değişiklik öncesi TCK’nın 188. maddesinin üçüncü fıkrası, 09.07.2014 tarihli eylemi ise 6545 sayılı Kanun’un 66. maddesi ile değişik TCK’nın 188. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kalmaktadır. 16.06.2014, 26.06.2014 ve 09.07.2014 olan tespit (delillendirme) tarihleri dikkate alındığında, sanığın “satmak için uyuşturucu madde bulundurma veya uyuşturucu maddeyi satışa arz etme” şeklinde kabul edilen eylemi bakımından suç tarihinin, temadi eden ve tespit edilen eylemleri içerisinden daha ağır ceza öngören 09.07.2014 tarihi olduğunun, sanık hakkında 6545 sayılı Kanun’un 66. maddesi ile değişik TCK’nın 188. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince hüküm kurulması gerektiğinin, bu bağlamda Yerel Mahkeme uygulamasının isabetli olduğunun kabulü zorunludur.
Bu itibarla; Yerel Mahkeme hükmünün düzeltilerek onanmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup, haklı bir nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Öte yandan, sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanması sırasında, Yerel Mahkemece hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın “sekiz yıl dört ay hapis” cezası olmasına karşın, hüküm fıkrasının (3) numaralı paragrafında hükmolunan hapis cezasının “on yıl bir ay” olarak yazılmasının maddi yazım hatasından kaynaklandığı ve bu hususun mahkemesince mahallinde düzeltilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 30.01.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.