
Esas No: 2016/425
Karar No: 2020/47
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/425 Esas 2020/47 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 300-366
Sanık ..."in banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan TCK"nın 245/3, 43 ve 52/2. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis ve 120 TL adli para cezası; özel belgede sahtecilik suçundan TCK"nın 207/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki suç yönünden aynı Kanun"un 53/1 ve 58/6. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna ve hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.11.2012 tarihli ve 300-366 sayılı hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 12.06.2014 tarih ve 6585-14596 sayı ile;
"Sanığın, başkası adına nüfus cüzdanı ile şikâyetçi bankaya kredi kartı talebiyle başvurup başvuru formu ve sözleşmeler imzalayıp suça konu kredi kartını teslim alması eylemlerinin zincirleme olarak TCK"nın 245/2. maddesindeki "kredi kartının sahte olarak üretilmesi", bankalardan temin ettiği sahte kredi kartıyla değişik zamanlarda harcama veya nakit çekme işlemlerini gerçekleştirerek haksız menfaatler temin etmesi şeklinde gerçekleşen eylemlerinin de TCK"nın 245/3, 43. madde ve fıkralarında tanımlanan suçları oluşturacağının gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.07.2014 tarih ve 75794 sayı ile;
"Hastanedeki işlemlerine yardım ettiği halasının oğlu olan ..."e ait nüfus cüzdanını bu sırada ele geçiren sanığın bu nüfus cüzdanını iade etmeyerek, bununla kendisini ... olarak tanıtıp Türk Ekonomi Bankasına başvurduğu, bu başvurusu sonucu ... adına düzenlenmiş kredi kartını alarak bu kredi kartını kullanmak suretiyle 1.170,04 TL haksız menfaat temin ettiği somut olayda; çözülmesi gereken ilk sorun sanığın kendisini başka bir isimle tanıtarak düzenlediği kredi kartı sözleşmesi ve eklerinde meydana gelen sahteciliğin "banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması" suçunun içinde erimesinin mümkün olup olmadığına ilişkindir ki yukarıya tam metni alınan TCK"nın 212. maddesinde yazılı özel içtima kuralına göre bu mümkün değildir. Bu nedenle sanık hakkında ayrıca "özel belgede sahtecilik" suçundan mahkûmiyet hükmü verilmesi gerekmekle bu yönde kurulan hükmün yine yukarıda gösterilen gerekçe ile bozulmasına dair Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir.
Diğer yandan sanığın gerçeğe aykırı beyan ve bu beyanına dayanan sahte sözleşme ile sahte kredi kartı üretilmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK"nın 245/2. maddesinde yazılı suça temas ettiği, bu şekilde üretilen kredi kartının kullanılarak haksız kazanç elde edilmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin de TCK"nın 245/3. maddesine temas ettiğinde şüphe bulunmamaktadır. Sanık hakkında düzenlenen 2011/4757 sayılı iddianamede sadece TCK"nın 245/3 ve 43. maddeleri gereğince cezalandırılma talep edilmiş olup TCK"nın 245/2. maddesi uyarınca dava zamanaşımı süresi içinde mahallinde yeni bir kamu davası açılmasının mümkün olmasına veya iddianame anlatımına göre sahte kredi kartı üretilmesi nedeniyle TCK"nın 245/2. maddesinden açılmış bir kamu davasının var olduğunun kabul edilmesi hâlinde bu dava hakkında da dava zamanaşımı süresi içinde bir karar verilmesinin mümkün olmasına göre sırf bu nedenle TCK"nın 245/3 ve 43. maddelerine göre sanığın cezalandırılması yönündeki hükmün bozulmasına dair Yüksek Daire kararına itiraz etmek gerekmiştir." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.02.2016 tarih ve 23250-1787 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın inceleme dışı katılan ... AŞ’ye yönelik nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik, inceleme dışı katılan ...’ye yönelik nitelikli dolandırıcılık suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında şikâyetçi Türk Ekonomi Bankası AŞ’ye yönelik banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması ve özel belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
Sanık hakkında TCK’nın 245/2. maddesinde düzenlenen sahte kredi kartı üretme suçundan açılmış bir dava bulunup bulunmadığı, bulunduğunun kabulü hâlinde ise Yerel Mahkemece sanığın bu eylemine ilişkin hüküm kurulup kurulmadığı ile sanığın kredi kartı sözleşmesi ve eki belgelerde sahtecilik eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanık ...’in, şikâyetçi ...’e ait nüfus cüzdanını kullanarak şikâyetçi Türk Ekonomi Bankası AŞ’ye müracaatla kredi kartı sözleşmesi imzalaması sonucunda düzenlenen sahte kredi kartıyla farklı zamanlarda nakit çekmek ve alışveriş yapmak suretiyle kendisine yarar sağladığı olayda;
1- Soruşturma aşamasında vekili aracılığıyla şikâyet dilekçesi veren Türk Ekonomi Bankası AŞ’ye ilişkin olarak duruşma davetiyesinin vekili yerine Türk Ekonomi Bankası Manisa Şubesine gönderilmesi sonucu duruşmaya gelmeyen şikâyetçi bankanın yokluğunda verilen hükme ilişkin gerekçeli kararın vekil yerine Türk Ekonomi Bankası Manisa Şubesine,
2- Yine soruşturma aşamasında vekili aracılığıyla dilekçe vermek suretiyle şikâyet hakkını kullanan ancak Yerel Mahkemece tanık sıfatıyla duruşmaya davet edilerek dinlenilen şikâyetçi ...’in yokluğunda verilen hükmün vekili yerine bizzat kendisine,
Gönderilmesine ilişkin yapılan tebliğ işlemlerinin geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Şikâyetçi ... tarafından Manisa 1. Noterliğinin 08.07.2010 tarihli ve 17424 sayılı vekâletnamesi ile vekil olarak atanan ve söz konusu vekâletnameye göre adresi Belediye Caddesi, ...Merkez/Manisa olan Av. ...’in soruşturma aşamasında Manisa Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 21.07.2010 havale tarihli dilekçe ile; müvekkili olan şikâyetçi ... adına sanık ... ...’in sahte evrak düzenleyerek değişik bankalardan kredi çektiğini aynı şekilde Türk Ekonomi Bankası tarafından aranması üzerine de bu bankaya borcu olduğunu öğrendiğini belirterek sanık hakkında ... adına şikâyetçi olduğu,
Türk Ekonomi Bankası Genel Müdürlüğü tarafından Beyoğlu 38. Noterliğinin 25.11.2010 tarihli ve 46538 sayılı vekâletnamesi ile vekil olarak atanan ve söz konusu vekâletnameye göre adresi Merkez Mahallesi, ... Şişli/İstanbul olan Av. Aydın Yüksel’in soruşturma aşamasında Manisa Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 29.12.2010 havale tarihli dilekçe ile; sanık ... ...’in şikâyetçi ...’e ait nüfus cüzdanını kullanarak Türk Ekonomi Bankası AŞ’ye müracaatla aldığı kredi kartını kullanması sonucunda müvekkili olan bankanın 1.094 TL zarara uğradığından bahisle sanık hakkında Türk Ekonomi Bankası AŞ adına şikâyetçi olduğu,
Yapılan soruşturma sonucunda sanık ... hakkında şikâyetçi ...’e ait nüfus cüzdanını kullanarak Türk Ekonomi Bankası AŞ’ye müracaatla kredi kartı sözleşmesi imzalaması sonucunda düzenlenen sahte kredi kartıyla farklı zamanlarda nakit çekerek ve alışveriş yaparak kendisine yarar sağladığı iddiasıyla Manisa Cumhuriyet Başsavcılığının 19.10.2011 tarihli ve 4757-395 sayılı iddianamesi ile sahte oluşturulan kredi kartının kötüye kullanılması suretiyle yarar sağlanması ve özel belgede sahtecilik suçlarından kamu davası açıldığı,
Kovuşturma aşamasında duruşma davetiyesinin Türk Ekonomi Bankası Manisa Şubesinde evrak memuru olarak görevli olduğu belirtilen Esra Erdoğan isimli şahsa 01.11.2011 tarihinde tebliğ edildiği,
Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2011 tarihli ve 310-325 sayılı birleştirme kararında şikâyetçi ...’in suçtan doğrudan zarar görmediğinden bahisle tanık olarak duruşmaya çağırılmasına ve dosyada vekâleti bulunan vekiline duruşma gününün bildirilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine şikâyetçinin 08.12.2011 tarihli oturumda tanık olarak dinlendiği,
Sanık ... hakkında sahte oluşturulan kredi kartının kötüye kullanılması suretiyle yarar sağlanması ve özel belgede sahtecilik suçlarından, şikâyetçiler ... ve Türk Ekonomi Bankası AŞ’nin yokluğunda verilen mahkûmiyet hükümlerine ilişkin gerekçeli kararın 13.11.2012 tarihinde Türk Ekonomi Bankası Manisa Şubesinde evrak memuru olarak görevli olan şahsa tebliğ edildiği,
Hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 31.01.2014 tarih ve 297662 sayı ile şikâyetçi ...’in temyiz hakkı bulunduğundan yokluğunda verilen hükümlere ilişkin gerekçeli kararın şikâyetçiye tebliğ edilerek buna ilişkin belge ile verildiği takdirde temyiz dilekçesinin eklendikten sonra dosyanın iadesinin talep edilmesi üzerine gerekçeli kararın 14.02.2014 tarihinde şikâyetçi ...’e tebliğ edildiği,
Şikâyetçi ...’in temyiz talebinde bulunmaması üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince sanığın istemi ile sınırlı olarak temyiz incelemesinin yapıldığı,
Anlaşılmaktadır.
Ön soruna konu uyuşmazlıkların sağlıklı bir çözüme kavuşturulması amacıyla birlikte incelenmelerinde fayda bulunmaktadır.
01.03.2006 tarihli ve 26095 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 3. maddesinde, banka kartının; "mevduat hesabı veya özel cari hesapların kullanımı dahil bankacılık hizmetlerinden yararlanmayı sağlayan kartı”, kredi kartının; "nakit kullanımı gerekmeksizin mal ve hizmet alımı veya nakit çekme olanağı sağlayan basılı kartı veya fizikî varlığı bulunmayan kart numarasını", kart hamilinin; "banka kartı veya kredi kartı hizmetlerinden yararlanan gerçek veya tüzel kişiyi" ifade ettiği belirtilmiştir. Banka kartının mülkiyet hakkı bankaya, kullanım hakkı ise kart hamiline aittir. Banka kartına sahip olabilmek için, kart hamilinin öncelikle bankada bir mevduat hesabının veya özel cari hesabının bulunması gerekli olup bu kart, kart hamilinin ATM cihazları üzerinden kendi hesabına ulaşmasını, hesabından para çekmesini, havale ve diğer bankacılık işlemlerini yapmasını sağlamaktadır. Kredi kartı ise, bankalar ve kart çıkarmaya yetkili kuruluşların müşterilerine belirli limitler dahilinde açtıkları krediler ile nakit kullanmaksızın mal veya hizmet alımı veya nakit kredi çekme olanağı sağlamak için verdikleri ödeme aracıdır.
5237 sayılı TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “Bilişim Alanında Suçlar” başlıklı onuncu bölümünün “Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” başlıklı 245. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları;
"...
(2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş,
Madde gerekçesi ise “Madde, banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır...” şeklinde açıklanmıştır. Madde gerekçesinde de belirtildiği gibi bu düzenleme banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kart sahiplerinin zarara sokulmasını, bu yolla çıkar sağlanmasını önlemek ve failleri cezalandırmak amacıyla kaleme alınmıştır. Aslında hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarının konuluş amaçlarının tümünü de içeren bu fiillerin, duraksamaları ve içtihat farklılıklarını önlemek amacıyla, bağımsız suç hâline getirilmeleri uygun görülmüştür. O hâlde bu suçla korunan hukuki yarar karma nitelik taşımaktadır. Bir taraftan hırsızlık, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma gibi mal varlığı değerleri korunmaya çalışılırken, diğer taraftan sahtecilik gibi kamuya duyulan güven ve itibar korunmaktadır. Bunların yanında, özellikle banka veya kredi kartının kötüye kullanılması önlenmek suretiyle de bu kartların ve dolayısıyla bilişim sisteminin sağlıklı ve güvenli bir şekilde işleyişi sağlanmaya çalışılmaktadır (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan - Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s.7337-7338.).
Bu aşamada Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesi ile “Temel hak hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesi; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”; “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine 4709 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrasında da, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” şeklinde hükümlere yer verilmiş, 40. maddenin ikinci fıkrasının gerekçesinde bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercisi ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk hâline geldiği belirtilmiştir.
Genel olarak pozitif hukukça tanınmış hakların ön koşulu ve usuli güvencesi olarak anlaşılması gereken ve yargıya başvurma olanağını her olayda ve aşamada gerekli kılan hak arama özgürlüğü, Anayasa Mahkemesinin 19.09.1991 tarihli ve 2-30 sayılı kararında belirtildiği üzere sav ve savunma hakkı şeklinde birbirini tamamlayan iki unsurdan oluşmakta, hukuksal olanakları kapsamlı biçimde sağlama ve bu konuda tüm yollardan yararlanma haklarını içermektedir (Mesut Aydın, Anayasa Mahkemesi Kararlarında Hak Arama Özgürlüğü, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Yıl: 2006, S. 3, s. 4-10.). Bu bakımdan içerdiği sav unsuru nedeniyle davaya katılma hakkı, hak arama hürriyeti ile yakından ilgilidir.
Kamu davasına katılma hakkının kullanılmasına yönelik mevzuat hükümleri irdelendiğinde 5271 sayılı CMK"nın “Suçun mağduru ile şikâyetçinin çağırılması” başlıklı 233. maddesinin birinci fıkrası; “Mağdur ile şikâyetçi, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme başkanı veya hâkim tarafından çağrı kâğıdı ile çağırılıp dinlenir.” şeklinde düzenlenmiş olup bu hüküm uyarınca mağdur ve şikâyetçinin, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında ise mahkeme başkanı veya hâkim tarafından usulüne uygun olarak çağrılıp dinlenmesi gerekmektedir. Katılma hakkı olan gerçek veya tüzel kişinin şikâyet hakkının da olduğu, diğer bir deyişle katılma hakkının şikâyet hakkını da içerdiği hususunda hiçbir kuşku yoktur.
5271 sayılı CMK"nın mağdur ve şikâyetçinin haklarını düzenleyen "Mağdur ile şikâyetçinin hakları" başlıklı 234. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi;
"Kovuşturma evresinde;
1. Duruşmadan haberdar edilme,
2. Kamu davasına katılma,
3. Tutanak ve belgelerden örnek isteme,
4. Tanıkların davetini isteme,
5. Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme,
6. Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma." şeklinde olup buna göre mağdur ile şikâyetçinin kovuşturma evresinde; duruşmadan haberdar edilme, kamu davasına katılma, tutanak ve belgelerden örnek isteme, tanıkların davetini isteme, vekili bulunmaması hâlinde, cinsel saldırı suçu ile alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme ve davaya katılmış olmak şartıyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin üçüncü fıkrası ise “Bu haklar, suçun mağdurları ile şikâyetçiye anlatılıp açıklanır ve bu husus tutanağa yazılır.” şeklinde belirtilerek bu hakların şikâyetçiye anlatılıp açıklanacağı ve bu hususun tutanağa yazılacağı emredici olarak düzenlenmiştir.
Anılan maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere, duruşmadan haberdar edilme kanun koyucu tarafından, mağdur ve şikâyetçi için kovuşturma aşamasında kullanılabilecek bir hak olarak düzenlenmiştir. Buna göre, mağdur ve şikâyetçiye usulüne uygun tebliğ işlemi yapılmadan "duruşmadan haberdar edilme" hakkının kullandırıldığından bahsetmek mümkün değildir. CMK"nın 234. maddesi uyarınca bu hakkın kullandırılmaması kanuna aykırılık oluşturacaktır.
5271 sayılı CMK’nın “Kamu davasına katılma” başlıklı 237. maddesi;
“1) Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.
2) Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır”,
“Katılma usulü” başlıklı 238. maddesi ise;
“1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur.
2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur.
3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı CMK"nın 237. maddesinde, mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek davaya katılabilecekleri hüküm altına alınmış, ancak kanun yolu muhakemesinde bu hakkın kullanılamayacağı esası benimsenmiştir. Bununla birlikte, istisnai olarak ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma isteklerinin, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmesi hâlinde inceleme mercisince bu hususunda karara bağlanacağı kabul edilmiştir.
5271 sayılı CMK"nın kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesinin birinci fıkrası;
"Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır." şeklinde olup buna göre; duruşmadan haberdar olmayan mağdura, şikâyetçiye veya suçtan zarar görene gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra, hükmün temyiz edilmesi durumunda CMK"nın 260. maddesi uyarınca "katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören" sıfatı ile temyizi incelenecek, ancak katılma hakkının kanundan doğmuş olması hâlinde CMK"nın 233 ve 234. maddelerine aykırı davranılması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilemeyebilecektir.
Konumuzla ilgisi bakımından temyiz talebi ve süresi üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır.
5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK"nın 310. maddesi;
"Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir.
Hükmün tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa bu süre tebliğ tarihinden başlar." şeklindedir.
Olağan kanun yollarından olan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davasının açılmış olması gerekir. Temyiz davasının açılabilmesi için de aranan iki şartın birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Bunlardan ilki süre, ikincisi ise istek şartıdır.
Anılan maddede temyiz süresinin yüze karşı verilen kararlarda hükmün tefhimi ile, yoklukta verilen kararlarda ise tebliğle başlayacağı, bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye veya bir başka yer mahkemesine verilecek dilekçe ile ya da zabıt kâtibine yapılacak beyanla temyiz talebinin gerçekleştirilebileceği, bu takdirde beyanın tutanağa geçirilerek hâkime onaylatılacağı belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunanların kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir mecburiyet olup 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kararların Açıklanması ve Tebliği” başlıklı 35. maddesinin ikinci fıkrasında; “Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Vekile ve kanuni mümesile tebligat” başlıklı 11. maddesi;
“Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.” şeklinde hüküm altına alınarak vekil aracılığıyla takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması gerektiği emredici olarak düzenlenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde;
Sanık ...’in, şikâyetçi ...’e ait nüfus cüzdanını kullanarak Türk Ekonomi Bankası AŞ’ye müracaatla kredi kartı sözleşmesi imzalaması sonucunda düzenlenen sahte kredi kartıyla farklı zamanlarda nakit çekmek ve alışveriş yapmak suretiyle kendisine yarar sağladığı iddia edilen olayda;
1- Soruşturma aşamasında vekili aracılığıyla sanık hakkında şikâyetçi olan, duruşma davetiyesinin vekil yerine banka şubesine tebliği nedeniyle de usulüne uygun olarak duruşmadan haberdar edilmeyen ve katılan sıfatını alabilecek şekilde banka veya kredi kartlarının kötüye kulanılması suçundan zarar gören Türk Ekonomi Bankası AŞ’nin yokluğunda verilen hükümlere ilişkin gerekçeli kararın vekil yerine banka şubesine,
2- Yine soruşturma aşamasında vekili aracılığıyla sanık hakkında şikâyetçi olan, duruşmada CMK’nın 234. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen hakları anlatılıp açıklanarak bu husus tutanağa yazıldıktan sonra şikâyetçi sıfatıyla ifadesi alınması gerekirken tanık sıfatıyla dinlenen ve katılan sıfatını alabilecek şekilde banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan zarar gören şikâyetçi ...’in yokluğunda verilen hükümlere ilişkin gerekçeli kararın vekili yerine bizzat kendisine,
Tebliğ edildiğinin anlaşılması karşısında Tebligat Kanunu’nun 11. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.” şeklindeki emredici hükme aykırı olarak yapılan tebliğ işlemlerinin usulsüz olduğu, CMK’nın 260. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunan Türk Ekonomi Bankası AŞ vekili ile ... vekiline gerekçeli kararın aynı Kanun’un 35/2 ile Tebligat Kanunu"nun 11/1. maddesi uyarınca tebliğ edilmesinin gerektiği, bu bağlamda kamu davasına katılma imkânını kullanabilmeleri amacıyla Özel Dairece öncelikle tevdi kararı verilmek suretiyle gerekçeli kararın şikâyetçi vekillerine tebliği sağlanarak temyiz süresinin başlatılması, kararların şikâyetçi vekilleri tarafından temyiz edilmemesi durumunda temyiz davasının sadece sanığın temyizi ile sınırlı olarak sonuçlandırılması, şikâyetçi vekilleri tarafından temyiz kanun yoluna başvurulması hâlinde ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlenmesi sağlanıp temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek sonuçlandırılması gerekmektedir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin bozma kararının kaldırılmasına, gerekçeli kararın suçtan zarar gören Türk Ekonomi Bankası AŞ vekili ile ... vekiline tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuç karşısında sanık hakkında TCK’nın 245. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen sahte kredi kartı üretme suçundan açılmış bir dava bulunup bulunmadığı, bulunduğunun kabulü hâlinde ise Yerel Mahkemece sanığın bu eylemine ilişkin olarak hüküm kurulup kurulmadığı ile sanığın kredi kartı sözleşmesi ve eki belgelerde sahtecilik eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konuları değerlendirilmemiştir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 12.06.2014 tarihli ve 6585-14596 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
2- Dosyanın, Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.11.2012 tarihli ve 300-366 sayılı gerekçeli kararının suçtan zarar gören Türk Ekonomi Bankası AŞ vekili ile ... vekiline tebliğinin sağlanması için tevdi kararı verilmesi amacıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 30.01.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.