Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2017/543
Karar No: 2020/54

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/543 Esas 2020/54 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2017/543 E.  ,  2020/54 K.

    "İçtihat Metni"


    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 919-95

    Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanık ..."nın TCK"nın 179/2-3, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 7.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Adana 8. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 03.06.2014 tarihli ve 114-480 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 03.11.2015 tarih ve 16818-16574 sayı ile;
    "...1- 5271 sayılı CMK’nın 5728 sayılı Kanun"un 562. maddesiyle değişik 231. maddesindeki "Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına" ilişkin düzenlemenin sanık hakkında uygulanıp uygulanmamasına karar verilirken, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle takdir hakkının kullanılması gerektiği; somut olayda, lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebi bulunan, pişmanlığını dile getiren, sabıkası bulunmayan ve dosyaya yansıyan zapta geçirilmiş olumsuz davranışları bulunmayan sanık hakkında mahkemece, sanığın, insan can ve mal varlığına önem vermez tavır ve davranışları ve tekrar suç işleyeceği yolundaki kanaatin nazara alındığı gerekçe gösterilerek CMK"nın 231. maddesinin,
    2- TCK"nın 62/1. maddesinde, failin geçmişi, sosyal ilişkinleri, fiilden sonraki ve yargılama süresindeki davranışları indirim nedeni olarak kabul edileceği belirtilmiş olup, hakkında ilk celse yakalama kararı çıkartılan ve işleri nedeni ile duruşmada bulunamayacağını belirterek beyanın alınmasını dilekçe ile talep sanık hakkında; mahkemece hatalı değerlendirme ile sanığın, savunmasının alınması için çıkarılan davetiyeye uyup, ilk duruşmaya gelmeyerek, yargılamanın uzamasına sebep olması, davete uymayarak, mahkeme kararına riayette olumsuz davranışını göstermesi duruşmaları takip etmemesi gerekçeleri göstererek TCK"nın 62/1. maddesinin, uygulanmasına takdiren yer olmadığına karar verilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
    6545 sayılı Kanun"un 84. maddesiyle 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 6. maddenin 1. fıkrası uyarınca sulh ceza mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle bozmadan sonra yargılama yapan Adana 26. Asliye Ceza Mahkemesi ise 16.02.2016 tarih ve 919-95 sayı ile;
    "...Sanığın duruşmada tespit edilen eğitim durumu ve sosyal ekonomik durumuna göre üniversite mevzunu ve emekli olduğu; yaş ve hayat tecrübesi normal insanlara göre daha fazla olan sanığın, eyleminin anlam sonuçlarını kavrama ve değerlendirme hususundaki birikim ve kabiliyetinin, cahil ve eğitimsiz insanlara oranla daha fazla olduğu düşünülürse, olay günü gece alkol alarak, alkollü olarak araç kullanarak, önce bir çorbacıya giderek çorba içmesi sonra yeniden alkollü olarak araç kullanarak insanların en yoğun olduğu, trafiğin en akıcı olduğu yol güzergâhında, ısrarla alkollü araç kullanmaya devam etmesi durumunda sanığın, Adli Tıp uygulaması ve kararlarına göre, alkol oranı arttıkça hareket serbestiyeti ve ani karar verme durumu azalacak olmasına rağmen, alkollü araç kullanmaya devam etmesi durumunun, sanığın kendisinin ve yol güzergâhındaki insanların, can ve mal güvenliğini hiçe saydığı; bu durumlara duyarsız olduğunun göstergesi olduğundan mahkememizce, sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına çevrilmesi hâlinde, suç işlemekten çekineceği hususunda, mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından, hükmedilen ceza takdiri sebeplerle CMK"nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına çevrilmemiştir. Mahkememiz kısa kararında da bu hususları belirtilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının neden uygulanmadığını dosyadaki bilgilere göre denetime olanak verecek şekilde gerekçeli kararında açıklanmıştır.
    Yargıtay 12. CD"sinin bozma kararında gösterdiği ikinci gerekçe olarak belirtilen, TCK"nın 62. maddesinin uygulanmama gerekçesinin yerinde olmadığı düşüncesinin de, doğru olmadığı düşünülmektedir. TCK"nın 62. maddesinde düzenlenen takdiri indirim sebeplerinin, gerekçe göstermek ve dosya içeriği ile uyumlu olmak ve denetime olanak verecek şekilde uygulanmak koşuluyla, hâkimin takdirinde olduğu gibi, söz konusu takdiri indirim sebepleri maddede belirtilen sebeplerle de sınırlı değildir. Söz konusu madde, sanığın her soyut pişmanlık belirtisi hâlinde uygulanmasını zorunlu kılmadığı gibi, soyut pişmanlık hâlinde her olayda uygulanacağı kabul edilmesi hâlinde, hâkimin takdir hakkı değil, üst dereceli mahkemenin takdir hakkı gibi yasa koyucunun öngörmediği bir sonuca yol açar ve toplumda da ceza adaletine karşı güvenin sarsılması sonucunu doğurur. Somut olayda, sanığın bizzat yargılamasını yapan, delillerle bizzat temas eden ilk derece mahkemesi ve hâkimi olarak, sanığın yargılama için çıkarılan davetiyeye bizzat uyarak ilk duruşmaya gelerek, mahkemenin kararlarına saygısını ortaya koyarak ifade vererek, mahkemenin ilk celsede, diğer başka eksiklik yoksa karar verilmesi için üzerine düşeni yapan kişi için TCK"nın 62. maddesinin uygulanması öngörülmüştür. Mahkemelerin, önüne gelen davaları sürüncemede bırakmadan, savunmalarını alarak bir an önce karar vererek, suçun işlenmesi ile bozulan kamu düzeninin tesisini sağlama görevi olduğundan; sanığın da, mahkemenin işini kolaylaştırarak ilk duruşmaya gelerek, saygısını ortaya koyan sanığa TCK"nın 62. maddesinin uygulamasının, TCK"nın 62. maddesinin ruhuna uygun olduğu; zira tüm davalarda sanıkların er ya da geç savunmaları alındığından, ilk duruşmaya gelen ile sonradan gelenler arasında fark yaratılmasının da mahkemenin takdirini adil ve gerekçeye dayalı olarak uyguladığının göstergesi olduğu düşünülmektedir. Takdiri indirim sebeplerinin, her olayda mutlaka uygulanacağını kabul etmek, hâkimi bu maddeyi uygulamak için inanmadığı hâlde, adaletle çelişen uygulama yapmasına; toplumun ceza adaletine olan inancına zarar vereceği gibi mahkemenin saygınlığına zarar verir. Bu sebeple, sanığın duruşmada soyut olarak pişman olduğunu belirmesi hâlinde, her olaya TCK"nın 62. maddesinin uygulanarak, cezada indirim yapmak, hâkimin ve üst dereceli mahkemelerin istemediği, öngörmediği olumsuz sonuçlara yol açacağından, gerekçe gösterilerek, sanık hakkında TCK"nın 62. maddesinin uygulanmadığı hususundaki mahkememiz kararının yerinde olduğu gibi, TCK"nın 62. maddesinin uygulanmama gerekçesi olan yukarıdaki sebepler dışında, dosya ve duruşma zabıtları incelenerek denetlenebilecek olan cezanın sanığın geleceği üzerindeki olumsuz olası etkisinin tespit edilememiş olması ve sanığın duruşmaları takip etmemesi gibi gerekçeler de bulunduğu; mahkemelerin kararının gerekçeli olması hâli sadece ilk dereceli mahkemeler için öngörülmüş yasal zorunluk olmayıp üst dereceli mahkemeler ve temyiz mahkemeler içinde zorunlu olduğu; Yargıtay kararlarında müstekar olarak belirtildiği gibi, mahkeme kararlarının mahkemeyi, davanın tarflarını, üst dereceli mahkemeleri ve normal dava tarafı olmayan kararı okuyan insanları ikna etmesinin gerekli olduğu düşüncesinin, özel ceza dairesi bozma kararlarında da yer almasının gerektiği; bu çerçevede cezanın sanığın geleceği üzerindeki olumsuz olası etkisinin tespit edilememiş olması ve sanığın duruşmaları takip etmemesi yönündeki mahkememiz kararına yönelik herhangi bir eleştiri getirilmemiş olmasının, TCK"nın 62. maddesinin uygulanmama gerekçesinin sadece bir sebebe değil birden fazla sebebe dayalı olarak uygulanmadığından, bu sebeplerden birinin velevki yerinde olmaması hâlinde, yerinde olan gerekçeleri etkisiz hükümsüz hâle getirmediğinden, sanık lehine TCK"nın 62. maddesinin uygulanmasını zorunlu hâle getirmediğinden, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin bozma kararına karşı direnilmiştir." şeklindeki gerekçeyle önceki hükmünde direnilmesine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu olan bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.04.2016 tarihli ve 149194 sayılı “Bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 681-1448 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 29.03.2017 tarih ve 584-2546 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 62. maddesinin ve CMK’nın 231. maddesinin uygulanmamasına ilişkin Yerel Mahkemece gösterilen gerekçelerin dosya kapsamına uygun, yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanığın, 02.01.2014 tarihinde saat 22.13 sıralarında 185 promil alkollü vaziyette araç kullanması nedeniyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda, TCK"nın 179/2-3. maddesi uyarınca takdiren ve teşdiden 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hükmolunan kısa süreli hapis cezasının sanığın ekonomik durumu nazara alınarak TCK’nın 50/1-a maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmesine ve 52/2. maddesi gereğince de neticeten 7.200 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği,
    Yerel Mahkemece, 21.01.2014 tarihli tensip zaptıyla sanığın istinabe yoluyla savunmasının alınması için Ulukışla Sulh Ceza Mahkemesine talimat yazıldığı, talimatın bila ikmal iade edilmesi üzerine ilk oturum olan 06.03.2014 tarihinde sanık hakkında yakalama emri düzenlenerek ikinci oturumun 03.06.2014 tarihine ertelendiği, sanığın ikinci oturum tarihinden önce 02.04.2014 tarihli havale dilekçesiyle, inşaat işlerinde çalıştığını bu nedenle ikinci oturum tarihinde mahkemede bulunamayacağından savunmasının alınmasını istediğini belirtmesi üzerine Yerel Mahkemece re’sen celse açılarak sanığın savunmasının alındığı, ardından ikinci oturum tarihi olan 03.06.2014 tarihinde sanık hakkında mâhkumiyet hükmü kurulduğu,
    Sanığın; olay günü saat 23.00 sıralarında sevk ve idaresindeki aracıyla seyir hâlindeyken trafik polisleri tarafından durdurulduğunu ve 185 promil alkollü olduğunun tespit edildiğini, hakkında lehe hükümlerin uygulanmasını istediğini, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine de rızasının bulunduğunu savunduğu,
    Suç tarihinde 62 yaşında olan sanığın adli sicil kaydının bulunmadığı,
    Sanığın dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışının olmadığı,
    Yerel Mahkemece, sanık hakkında TCK’nın 62 ve CMK’nın 231. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği,
    TCK’nın 62. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin; “Sanığın, savunmasının alınması için çıkarılan davetiyeye uyup, ilk duruşmaya gelmeyerek, yargılamanın uzamasına sebep olması; davete uymayarak, mahkeme kararına riayette olumsuz davranışını göstermesi; cezanın sanığın geleceği üzerindeki olumsuz olası etkisinin tespit edilememiş olması, duruşmaları takip etmemesi sebebiyle TCK’nın 62. maddesinin takdiren uygulanmasına yer olmadığına”,
    CMK"nın 231. maddesinin uygulanmamasına ilişkin gerekçenin ise; “Sanığın, insan can ve mal varlığına önem vermez tavır ve davranışları ve tekrar suç işleyeceği yolundaki kanaat nazara alınarak, hükmedilen cezanın, takdiren CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına çevrilmesine yer olmadığına” biçiminde gösterildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlık konularının sırayla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
    1- TCK’nın 62. maddesinin uygulanmama gerekçesinin dosya kapsamına uygun yasal ve yeterli olup olmadığının değerlendirilmesinde;
    5237 sayılı TCK"nın “Takdiri indirim nedenleri” başlıklı 62. maddesi;
    “Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.
    Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
    5237 sayılı TCK’nın 62. maddesinin ikinci fıkrasında takdiri indirim nedenleri sayıldıktan sonra “gibi” denilmek suretiyle takdiri indirim nedenlerinin kanunda sayılanlarla sınırlı olmadığı, aksine bunların örnek olarak belirtildiği açıkça vurgulanmıştır. Burada sayılan “failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri” gibi nedenler, uygulamada hâkimi sınırlayıcı değil yol gösterici nitelikteki gerekçelerdir. Bunun sonucu olarak da 5237 sayılı TCK’nın, takdiri indirim nedenleri yönünden sınırlayıcı sistemi değil, serbest değerlendirme sistemini benimsediği kabul edilmektedir.
    Serbest takdir sisteminin bir gereği olarak da olayda sanık yararına takdiri indirimin uygulanmasını gerektiren nedenlerin varlığını veya yokluğunu belirleme yetkisi yargılamayı yapan hâkime ait olacaktır. Zira yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan hâkim, sanığı birebir gözlemleyen ve bu bağlamda takdiri indirim nedenlerinin varlığı ya da yokluğunu en iyi tespit edebilecek konumdaki kişidir. Hâkim; “failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri”nin yanında, her somut olaya göre değişebilecek ve önceden öngörülemeyecek nedenleri de birlikte değerlendirerek bu hususta hak, adalet ve nasafet kurallarına uygun biçimde uygulama yapacaktır.
    07.06.1976 gün ve 3–4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu doğrultudaki birçok Ceza Genel Kurulu kararında açıkça vurgulandığı üzere; kanun koyucu, hâkime takdiri indirim hükmünün uygulanması konusunda geniş bir takdir yetkisi tanıyarak uygulamada çıkabilecek olan ve önceden öngörülme imkânı bulunmayan çeşitli hâlleri kapsayacak bir kalıp bulmanın zorluğu karşısında hâkimin bu yetkisini sınırlamaktan özenle kaçınmış, bu tavrını 5237 sayılı TCK’da da devam ettirmiştir.
    Ancak hâkimin bu konudaki takdir yetkisi sınırsız değildir. Bütün kararlarda olduğu gibi takdiri indirimin uygulanmasına veya uygulanmamasına ilişkin kararlar da gerekçeli olmalıdır. Bununla birlikte gösterilen gerekçelerin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dosya içeriğine uygunluğunun Yargıtay denetimine tabi olacağında da şüphe bulunmamaktadır.
    Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34. maddeleri uyarınca bütün mahkeme kararlarının gerekçeli yazılması zorunludur. Gerekçe, verilen hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak izah edilmesidir. Yasal ve yeterli olmayan, dosya içeriğine uymayan bir gerekçeyle karar verilmesi hem kanun koyucunun amacına uygun düşmeyecek, hem de tarafları tatmin etmeyerek keyfiliğe yol açacaktır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Yerel Mahkemece, “Sanığın, savunmasının alınması için çıkarılan davetiyeye uyup ilk duruşmaya gelmeyerek yargılamanın uzamasına sebep olması, davete uymayarak, mahkeme kararına riayette olumsuz davranışını göstermesi; cezanın sanığın geleceği üzerindeki olumsuz olası etkisinin tespit edilememiş olması, duruşmaları takip etmemesi” şeklindeki gerekçelerle sanık hakkında TCK’nın 62. maddesindeki takdiri indirim hükmünün uygulanmamasına karar verilmiş ise de;
    İnşaat işlerinde çalışması sebebiyle tebligat adresinde bulunmadığını savunan sanığın, ilk oturumda hakkında verilen yakalama kararına rağmen kendiliğinden esas mahkemesine giderek işi sebebiyle bir sonraki oturumda bulunamayacağını ve savunma yapmak istediğini açıkça ifade etmesi, söz konusu talebinin kabul edilmesi üzerine alınan savunmasında ise yüklenen suçu işlediğini ikrar etmesi, açıklanan sebeplerle sanığın yargılamayı uzatma gayesiyle hareket ettiğinden bahsedilemeyecek olması, suç tarihinde 62 yaşında olup adli sicil kaydı bulunmayan ve dosyaya yansıyan olumsuz bir davranışı duruşma tutanaklarına yansımayan sanığın, hakkında lehe hükümlerin uygulanması yönündeki talebi de gözetildiğinde, sanık hakkında takdiri indirim hükmünün uygulanmamasına ilişkin gerekçenin dosya kapsamına uygun olmadığı gibi kanun koyucunun aradığı anlamda yasal ve yeterli bir gerekçe niteliği de taşımadığı kabul edilmelidir.
    2- CMK"nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken dosya kapsamına uygun yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediğine gelince;
    CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarih ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu"nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun"un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun"un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun"un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
    Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun"un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa"nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun"un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi, 6545 sayılı Kanun"un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir.
    5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanun"larla 5271 sayılı CMK"nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
    1) Suça ilişkin olarak;
    a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
    b- Suçun Anayasa"nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
    2) Sanığa ilişkin olarak;
    a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
    b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
    c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
    d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
    e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
    Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
    Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hâkim tarafından her olayda resen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime imkân verecek biçimde kararda gösterilmelidir.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından biri, suçun işlenmesi ile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada kasdedilen maddi zarar olup manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Objektif şartlardan diğeri, sanığın suç tarihinden önce kasıtlı bir suçtan cezalandırılmamış olmasıdır. Daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmakla birlikte adli sicilden silinme şartları oluşmuş mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kanuni engel oluşturmayacak, ancak bu durum, sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirleme yönünden mahkemece değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 23.01.2018 tarihli ve 962-16 sayılı, 28.02.2017 tarihli ve 896-111 sayılı kararlarında da, kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden yargı makamlarınca değerlendirmeye tabi tutulabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
    Öte yandan, 5271 sayılı CMK’nın 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır. Ancak, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki değerlendirmenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi ve bu gerekçenin hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi, ertelenmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile çelişmemesi gerekir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Yerel Mahkemece “Sanığın, insan can ve mal varlığına önem vermez tavır ve davranışları ve tekrar suç işleyeceği yolundaki kanaat” gerekçe gösterilerek sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de;
    Sanığın, insan can ve mal varlığına önem vermez tavır ve davranışları şeklinde gösterilen gerekçenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olmayıp TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesi sırasında göz önünde bulundurulması gerektiği ve bu kurumun uygulanması bakımından yasal niteliği haiz olmadığı, bu gerekçeden hareketle sanığın ileride suç işleyeceği yönündeki kanaate ise hangi gerekçeyle ulaşıldığının belirtilmediği, sanığın sabıkasız olup hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmesi de dikkate alındığında, Yerel Mahkemece sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olmadığı gibi dosya kapsamıyla uyumlu olmadığı kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında TCK’nın 62 ve CMK’nın 231. maddelerinin uygulanmamasına ilişkin olarak gösterilen gerekçelerin dosya kapsamına uygun, yasal ve yeterli olmadığı isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Adana 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.02.2016 tarihli ve 919-95 sayılı direnme kararına konu hükmünün, TCK’nın 62 ve CMK’nın 231. maddelerinin uygulanmamasına ilişkin olarak gösterilen gerekçelerin dosya kapsamına uygun, yasal ve yeterli olmadığı isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.02.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.




    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi