1. Hukuk Dairesi 2013/9533 E. , 2013/12530 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 1624 ve 1621 parsel sayılı taşınmazların 768/1536"er payının cebri icra yoluyla satın alındığını, satış kesinleştikten sonra dava konusu payların adına tescili için davalı idareye başvurduğunu ancak davalının 5403 sayılı Yasanın 8. maddesi ile 2007/5 sayılı genelgeyi gerekçe göstererek talebini reddettiğini, işleme karşı idari yargıda dava açtığını fakat davanın görev yönünden reddedildiğini ileri sürerek idarenin haksız işleminin iptali ile icra yoluyla satın aldığı hisselerin adına tescilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu payların tesciline kanuni engel bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ..."ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
-KARAR-
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 16.9.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi
-KARŞI OY-
Davacı, dava dışı Rüşdiye"den olan alacağı nedeniyle icra takibi başlattığını ve borçluya ait 1621 ve 1624 parsel sayılı taşınmazlardaki 768/1536"şar payları haciz sonucu alacağına mahsuben ihaleden satın aldığını ancak 5578 sayılı Yasa ile değişik 5403 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince tescilin yapılmadığını, tapunun beyanlar hanesine payların kendisine satıldığına dair belirtme yapılmakla yetinildiğini ileri sürüp, 1621 ve 1624 parsel sayılı taşınmazların 768/1536 payına ilişkin tapuların iptali ile adına tescilini istemiş, mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dışı ....e ait 1621 ve 1624 parsel sayılı taşınmazların 768/1536"şar paylarının cebri icra sonucu toplam 6.650-TL bedelle davacıya ihalesinin yapıldığı ve ihalenin kesinleştiği, ... İcra Müdürlüğü"nün 2008/300 E., sayılı talimat dosyasında 12.10.2010 tarihli tescil istem yazıları üzerine.... Sicil Müdürlüğü"nce, 5578 sayılı Yasa ile değişik 5403 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca tescil yapılamayacağının ifade edildiği ve taşınmazların beyanlar hanesine payları davacının cebri icra ile satın aldığına dair beyan kaydı işlendiği tartışmasızdır.
Kural olarak taşınmaz mülkiyetinin tapu siciline tescil ile kazanılacağı kuşkusuzdur. Ancak, T.M.K."nun 705 ve İ.İ.Y."nın 134. maddesine göre de cebri ihale ile mülkiyet alıcıya geçer. Diğer bir anlatımla alıcı, ihale anında taşınmazın mülkiyetini kazanır. Böyle bir durumda, mülkiyetin alıcıya geçmesi için tapu siciline tescil gerekli olmayıp, ancak İ.İ.Y."nın 135. maddesi gereğince taşınmaz alıcı adına tescil edilmedikçe alıcı o taşınmaz üzerinde temliki tasarrufta bulunamaz. (T.M.K. 705/2)
Öte yandan, ihale ile mülkiyetin alıcıya geçmesinin sonucu ise, ihale tarihinden itibaren taşınmazın nef"i ve hasarının alıcıya ait olmasıdır.
5403 sayılı Yasaya gelince; anılan yasanın amacı 1. maddede;”toprağın doğal veya yapay yollarla kaybını ve niteliklerini yitirmesini engelleyerek korunmasını, geliştirilmesini ve çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak, planlı arazi kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek olarak açıklamıştır.
5578 sayılı Yasa ile değişik 8. maddenin son fıkrasında da “Bakanlığın uygun görüşü ile kamu yatırımları için ihtiyaç duyulan yerler hariç olmak üzere tarım arazileri, belirlenen büyüklükteki parsellerden daha küçük parçalara bölünemez, bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne şekilde gerçekleşmiş olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olunan durumunda, bu araziler ifraz edilemez. payları üçüncü şahıslara satılamaz, devredilemez veya rehnedilemez. Bu araziler hakkında 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun özgülemeye ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır” hükmüne yer verilmiştir.
Belirtilen hükümlerden de anlaşıldığı kadarı ile yasanın asıl amacının, belirli büyüklükteki tarım arazilerinin bölünmesine, parçalanmasına engel olmak olduğu açıktır.
Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. (Anayasa md. 35/1 AİHS ek protokol 1-1) Türk Medeni Kanununun 683.maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebileceği hüküm altına alınmıştır. Bütün bunların yanında mülkiyet hakkı kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir ya da tamamen kaldırılabilir. Ancak bu sınırlandırma ya da kaldırma gerçekleştirilirken T.C. Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan ... hükümleri gereğince .... tarafından oluşturulan 30.05.2006 tarih ve 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere “…bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…” “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…” bu önlem alınırken “ başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir denge olması gerektiği...” kişinin “ ... kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı açıktır. Bir başka ifadeyle kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin menfeatı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.
Yukarıdaki ilkeler uyarınca somut olaya bakıldığında kişinin cebri satış sonucu edindiği payın adına tescil edilmesi taşınmazın bölünmesi sonucunu doğurmayacağı gibi 5403 sayılı Yasa kapsamında da değerlendirilmeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Aksi düşünce tarzının bir yandan T.M.K."nun 705.maddesi uyarınca cebri satış ile mülkiyetin geçtiği ve bu yolla edinilen taşınmazın nefi ve hasarının alacıya ait olduğu kabul edilirken, diğer taraftan tapuda tescil yapılmayarak alıcının mülkiyet hakkından yoksun bırakılması, yasayla tanınmış olan anılan düzenlemenin istismarını oluşturan bu yasal hakkın uygulanmaması yoluyla hukuki güvenlik ilkesi zedeleneceği gibi, bunun yanında kamu vicdanına ve hukuk devlet ilkelerine aykırı bir sonuç ortaya çıkacaktır.
Tüm bu nedenlerle, davanın reddi kararın doğru olmadığı ve kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.