9. Hukuk Dairesi 2015/16896 E. , 2015/25425 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı ve davalılardan ... avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin, iş sözleşmesi feshedilinceye kadar davalılardan ... ait işyerinde çalıştığını ancak çalıştığı süre boyunca farklı şirketlerden sigortalı gösterildiğini, fesih tarihinde kurum kayıtlarında diğer davalı ... çalışanı olarak görüldüğünü, iş sözleşmesinin haklı veya geçerli bir neden olmaksızın feshedildiğini ileri sürerek; davalılardan ... "deki işine iadesi ile işe iadenin mali sonuçlarından her iki davalının birlikte sorumlu tutulmasını talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı ... vekili; davacının emekli olana kadar müvekkili şirket emekli olduktan sonra ise diğer davalı Şirket bordrosunda yine müvekkiline ait işyerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin geçerli nedene dayalı olarak feshedildiğini savunmuştur.
Davalı ... vekili ise diğer davalı ile alt işveren ilişkisinin kademeli olarak sonlandırılmakta olduğunu, diğer davalının ... üretimin durdurulmasına karar verildiğini dolayısı ile davacının geçerli nedene dayalı olarak feshedildiğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığı, davacının baştan itibaren davalı ... çalışanı kabul edilmesi ve feshin geçerli bir nedene dayanmadığı gerekçesi ile feshin geçersizliğinin tespiti ile davacının ... işine iadesine diğer davalı yönünden açılan davanın ise husumetten reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar süresinde davacı ve davalı Delphi Şirketi vekillerince temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
4857 sayılı İş Kanunu"nun 2/6 maddesi uyarınca, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir.
Alt işveren uygulaması bir işletmesel karardır. Alt işverene devrin işletme gereklerine dayanan geçerli fesih nedeni olması, İş Kanunu’nun 2’nci maddesinin 6 ve 7’nci fıkraları uyarınca geçerli ve muvazaaya dayanmayan asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kurulması şartına bağlıdır.
Muvazaa Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesi arzu etmedikleri görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Üçüncü kişileri aldatmak kastı vardır ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaanın ispatı genel ispat kurallarına tabidir. İşverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek istenmiş ve 4857 sayılı İş Kanununun 2/7 maddesinde bu konuda bazı muvazaa kriterlerine yer verilmiştir. Bu kriterler, asıl işveren işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi sureti ile haklarının kısıtlanması veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisinin kurulması olarak belirtilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2’nci maddesinde belirtilen unsurları taşımayan alt işveren uygulaması, fesih için geçerli neden kabul edilemez. İş Kanunu’da yardımcı işlerin alt işverene verilmesinin herhangi bir koşula bağlanmaması nedeniyle, bu nevi işlerin muvazaa olmaması kaydıyla alt işverene devri sebebiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi hâlinde, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilebilir. Buna karşılık, 6’ncı fıkra gereğince, asıl işin bir bölümünde işletme ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler alt işverene devredilebilecektir. Anılan düzenlemede baskın öğe, “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren” işlerdir. Başka bir anlatımla işletmenin ve işin gereği ancak teknolojik nedenler var ise göz önünde tutulur. Dolayısıyla, söz konusu hükümdeki şartlar gerçekleşmeden asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi hâlinde, asıl işveren-alt işveren ilişkisi geçersiz olacağından iş sözleşmesinin feshi de geçersiz olacaktır.
4857 sayılı İş Kanununun 2/6 son cümlesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumludur. 4857 sayılı İş Kanunu ile asıl işverenin, bu Kanundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden sorumlu tutulması şeklindeki düzenleme, asıl işverenin sorumluluğunun genişletilmesi olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda, ihbar, kıdem, kötüniyet ve işe iade sonucu işe başlatmama tazminatları ile ücret, fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatili, yıllık izin, ikramiye, prim, yemek yardımı, yol yardımı gibi tüm işçilik haklarından birlikte sorumluluk esastır. Kanunun kullandığı “birlikte sorumluluk” deyiminden tam teselsülün, dolayısı ile müşterek ve müteselsil sorumluluğun anlaşılması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta mahkemenin, davalılar arasındaki hukuki ilişkinin muvazaalı olduğu, davacının baştan itibaren davalı Delphi Şirketi"nin işçisi olarak kabul edilerek feshin geçerli nedene dayanmadığı yönündeki gerekçesi ile davacının davalı ... nezdindeki işine iadesine karar verilmesi isabetlidir.
Ancak, davalı ... kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini savunmuş ise de kimse kendi muvazaasına dayanamacağı gibi asıl işveren- alt işveren ilişkisi muvazaalı olsa dahi, işe iadenin mali sonuçlarının tazmini her iki işverenden de istenebilecektir. İşverenlerin sorumluluğu müteselsil sorumluluktur. Bu nedenle mahkemece davalı Ekol Şirketinin de işe iadenin mali sonuçlarından sorumlu tutulması gerekir. Mahkemece husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesi ve davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi hatalıdır.
Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda belirtilen sebeplerle;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-İşverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE, davacının ... nezdinde İŞİNE İADESİNE,
3-Davacının yasal sürede işverene başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine karar doğmuş bulunan en çok 4 aylık ücret ve diğer haklarının davalılar tarafından müştereken ve müteselsilen ödenmesi gerektiğinin tespitine,
4-Davacının yasal sürede işverene başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının fesih sebebi ve kıdemi dikkate alınarak 4 aylık ücreti olarak davalılar tarafından müştereken ve müteselsilen ödenmesi gerektiğinin tespitine,
5-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6-Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre belirlenen 1500,00 TL vekâlet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine,
7-Davacının yaptığı 571.35 TL yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine,
Kesin olarak 14.09.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.