Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden, miras bırakan İ."in 04.10.2010 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacılar ile dava dışı B.."i bıraktığı, çekişme konusu 135, 1818 ve 1910 parsel sayılı taşınmazların 19.08.2008 tarihinde 500, 4.000, 3.500.-TL bedellerle miras bırakan tarafından dava dışı B."in damadı olan Y.a satış suretiyle temlik edildiği, murisin ölümünden 1 ay sonra da 04.11.2010 tarihinde davalı T."ya satış suretiyle aktarıldığı, akit tarihinde gösterilen bedeller ile gerçek değerler arasında fahiş farkın bulunduğu, miras bırakanın paraya ve mal satmaya ihtiyacı olmadığı, her ne kadar davalı Y.satış bedellerinin kayın pederi tarafından ödendiğini ancak tescili kendi adına yaptırdığını savunmuş ise de bu hususun kanıtlanamadığı, satılmış olmasına rağmen ölümüne kadar taşınmazların miras bırakan ve oğlu B. tarafından kullanıldığı, bedeller arasında aşırı oransızlık tek başına muvazaanın kanıtı değil ise de somut olayda aşırı oransızlık bulunması muvazaa olgusunun diğer bir delili olduğu dolayısıyla davalı Y."a yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu anlaşıldığından davalı Y.un temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Diğer davalı T."ya yapılan temlike gelince,
Bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Türk Medeni Kanunu"nun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 989. tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK"nun 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyiniyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def"i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda, her ne kadar davacılar, son kayıt maliki T."nın dava dışı B."in diğer damadı M. C. Y."ın akrabası olduğunu iddia etmişlerse de, bu husus yeterince araştırılmış değildir.
Hal böyle olunca, davalı T.nın iyi niyetli olup olmadığının yukarıdaki ilkeler uyarınca araştırılması, tanıkların yeniden bilgisine başvurulması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Kabule göre de, davacılar miras payları oranında istekte bulundukları halde, miras bırakanın mirasçılık belgesine atıfta bulunularak dava dışı B.i de kapsar şekilde tüm mirasçılar adına iptal ve tescile karar verilmesi de isabetsizdir.
Davalı T."nın temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK"nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.