1. Hukuk Dairesi 2013/9997 E. , 2013/13073 K.- SAHTE VEKALETLE YAPILAN SATIŞ
- TAPULU TAŞINMAZLARIN EL DEĞİŞTİRMESİNDE KURAL
- İYİNİYET KURALLARINA AYKIIRILIK İDDİASIYLA AÇILAN TAPU İPTALİ DAVASI
"İçtihat Metni"Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı A... Z... tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Asıl dava, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından tapu iptali ve tescil isteği ile açılmış, yine birleştirilen davalar ise A... N... B... ve N.... Ö... ile Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından tapu iptali ve tescil isteği ile açılmıştır.
Mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı A... Z... ve İ... C... tarafından temyiz edilmiş, davalı İ.."in temyiz isteği süresinde olmadığı gerekçesi ile reddedilmiş, bu ret kararı temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriğinden 62, 66 ve 67 parsel sayılı taşınmazların sırasıyla 28/4080, 155/4564 ve 129/12982 payları S... B... adına kayıtlıyken mirasçıları A... N... B..."ın İncesu Noterliğinden, diğer mirasçı N... Ö..."ın Kartal 9. Noterliğinden vermiş olduğu 9149 sayılı vekaletname ile müşterek vekil Y... tarafından salim paylarının mirasçılar adına intikalinden sonra satış suretiyle M... G..."e temlik edildiği, mirasçılar A... N... B... ve N... Ö..."ın sahte nüfus cüzdanı kullanılarak vekaletname düzenlettirip satış işlemi gerçekleştirdikleri hususunun Ankara 11 Ağır ceza Mahkemesinin 18.12.2008 gün ve 2006/265-2008/317 sayılı kararı ile sabit olduğu, bu durumda ilk el M..."a yapılan satışların sahtecilik nedeni ile geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki, M..."ın paylarını 01/07/2005 tarihli akitle davalı A... Z..."a satış suretiyle temlik etmiştir. A... Z... ikinci el olup ediniminde iyiniyetli olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasında zorunluluk vardır.
Bilindiği üzere, Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK"nin 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle, "kötü niyet iddiasının def"i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtdihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olaya gelince, iyiniyet konusunda hükme yeterli bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, davalı A... Z..."ın S... B..."dan gelen payları edinmesinde iyiniyetli olup olmadığının araştırılması, yanların bu konuda bildirecekleri tüm delillerin toplanması davalı A... Z..."ın çekişme konusu taşınmazlardan 67 parsel sayılı taşınmazda satış tarihi itibariyle paydaş olduğunun gözetilmesi suretiyle varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalı A... Z..."ın, bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile yerel mahkeme kararının açıklanan nedenlere hasren 6100 sayılı HMK"nin geçici 3/2.maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK"nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.