3. Hukuk Dairesi 2017/5789 E. , 2017/14608 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki kiralananın tahliyesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar, 24/07/2012 tarihinde dava konusu taşınmazın mülkiyetini iktisap ettiklerini, süresinde keşide edilen ihtarname ile ihtiyaç nedeniyle kiralananın tahliye edilmesini davalıya bildirmiş olmalarına rağmen tahliyenin gerçekleşmediğini, otuz yıldan fazla süredir yurt dışında kafe-restoran işletmeciliği yaptıklarını ve Türkiye’de kendi mülklerinde restoran açıp çocuklarıyla birlikte işletmek istediklerini belirterek kiralananın tahliyesine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Davalı, davacıların kötüniyetli olup ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olmadığını beyan ederek davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacıların Türkiye"ye kesin dönüş yapacaklarını bildirmelerine rağmen Suudi Arabistan"da işlerinin devam ettiği, ayrıca dava konusu taşınmaza ihtiyaçlarının olduğu konusunda gösterdikleri tanıkların ihtiyacı tam ve net olarak ortaya koyamadıkları, bu nedenle de ihtiyacın gerçek ve samimi olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından süresi içinde temyiz edilmiştir.
İhtiyaç iddiasına dayalı davalarda tahliyeye karar verilebilmesi için ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun kanıtlanması gerekir. Devamlılık arz etmeyen geçici ihtiyaç tahliye nedeni yapılamayacağı gibi henüz doğmamış veya gerçekleşmesi uzun bir süreye bağlı olan ihtiyaç da tahliye sebebi olarak kabul edilemez. Davanın açıldığı tarihte ihtiyaç sebebinin varlığı yeterli olmayıp, bu ihtiyacın yargılama sırasında da devam etmesi gerekir.
Somut olayda, davacılar uzun yıllar Suudi Arabistan’da restoran ve kafe işletmeciliği yaptıklarını, Türkiye’ye dönüş kararı aldıktan sonra da Suudi Arabistan’daki işletmelerini devrettiklerini, oğulları ile birlikte halihazırda restoran olarak işletilen dava konusu yerde yine restoran işletmeciliği yapmak istediklerini belirterek kiralananın tahliyesini istemişlerdir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde; davacıların üzerlerine kayıtlı taşınmazlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu taşınmazların boş olup olmadığı veya davacıların ihtiyacını karşılayacak şekilde yapılmak istenen işe uygun olup olmadığı mahkemece değerlendirilmemiş, ayrıca davacı, keşif deliline dayanmış olmasına rağmen mahkemece mahallinde mukayeseli keşif yapılmadan hüküm kurulmuştur. Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davacıların üzerlerine kayıtlı taşınmazlar ile dava konusu yerin mukayesesinin yapılması için konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişiler eşliğinde mahallinde mukayeseli keşif yapılarak hangi taşınmazın üstün vasıflı olduğunun belirlenmesi ile tüm taraf delillerinin toplanarak davacıların Türkiye’ye kesin dönüş yapıp yapmadıkları ve tanık beyanlarına göre davacıların beraber iş yapacakları anlaşılan oğulları Muhammet Şimşek’in başka işinin bulunup bulunmadığı da değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.