Abaküs Yazılım
Hukuk Genel Kurulu
Esas No: 2017/1229
Karar No: 2021/72
Karar Tarihi: 11.02.2021

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1229 Esas 2021/72 Karar Sayılı İlamı

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


1. Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacılar İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların 26.06.2012 tarihinde vefat eden mirasbırakan ..."nin mirasçısı olduklarını, anneleri Ayşe Benice"nin 08.09.2002 tarihinde vefat ettiğini, bundan sonra mirasbırakan ile davalının tanıştığını ve her ikisinin de ilk eşlerinden dolayı kendilerine bağlanan aylıkların kesilmemesi için resmî nikâh kıymadan birlikte yaşamaya başladıklarını, davalının bu şekilde murisle yaşamaya başladıktan sonra dava konusu daireye yerleştiğini ve bir kısım sorunlar çıkardığını, davacı ...’yı evde istemediği için işyerinde kalmaya başladığını, sürekli olarak murisi çocuklarına karşı kışkırttığını ve ziyaret etmelerini istemediğini, 2006 yılında kanser hastası olan murisin yoğun tedavi ve ameliyat sürecinde de çocuklarının babaları ile ilgilenmesine engel olduğunu, murisin bir neden yokken dava konusu 26 numaralı bağımsız bölümün 1/2 payını 07.06.2005 tarihinde, 1/2 payını da 12.08.2011 tarihinde satış göstermek suretiyle davalıya temlik ettiğini, davalı ile birlikte yaşamaya başlamasından sonra herhangi bir borcu ve ihtiyacı olmadığı hâlde mirasbırakanın mal varlığında sürekli azalma yaşandığını, üç ayrı taşınmazını elden çıkardığını ve gelen paralarla davalıya bir ev satın aldığını, en son olarak dava konusu taşınmazı yasal mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla davalıya temlik ettiğini, elinde kalan diğer taşınmazlarını da satması için davalının murise büyük bir baskı uyguladığını ancak hastalığı neticesinde ölümü nedeniyle bunun mümkün olmadığını, davalının hile ve desiselerle murisi kandırıp bedel ödemeden taşınmazı üzerine aldığı gibi Balıkesir’de yaşayan çocukları için de işyeri açtırdığını, mirasbırakana ait kredi kartını çocuklarına vererek yüklü miktardaki harcamalara ait ekstreleri murise ödettiğini, ayrıca dava konusu taşınmazın oldukça iyi bir semtte bulunduğunu ve satış tarihi itibariyle değerinin 200.000,00TL olduğunu, oysa ki gerçek değer ile tapuda gösterilen bedel arasında fahiş fark bulunduğunu, ev hanımı olan davalının da satın alma gücünün bulunmadığını, tüm bunların yapılan işlemin gerçek bir satış değil bağış olduğunu gösterdiğini, yapılan devrin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kaydının iptaliyle miras payları oranında davacılar adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; uzun yıllar boyunca müvekkilinin eşine her konuda destek olup hizmet ettiğini, mirasbırakana kanser teşhisi konulduktan sonra hastalığının kemiğe sıçradığını ve dört yıl boyunca bez kullanmak zorunda kaldığını, ölümünden önceki son altı ayda ise yatağa bağımlı hâle geldiğini, çocuklarının bakmaktan kaçındığı murise tamamen davalının baktığını, kaldı ki nikâhsız olarak ikinci evliliğini yapan eşe güvence olarak taşınmaz veya başkaca bir mal varlığı verilmesinin örf ve adet gereği olduğunu, yargı kararları ile hizmetin semen olarak kabul edildiğini ve davalının nikahsız eş olarak murisin her türlü hizmetini görüp ameliyatlarını yaptırdığını, devirde de yaptığı bu hizmetler ile minnet duygusunun etken olduğunu, çekişme konusu taşınmazın bedelinin hizmet şeklinde ödendiğini, ayrıca müvekkiline birinci eşinden dolayı aylık bağlanıp kıdem tazminatı ödendiğini, altın alarak bu paraları değerlendiren davalının 2005 yılındaki 1/2 payın alımı sırasında bu birikiminden yararlandığını, kalan 1/2 payın alımı sırasında ise kardeşinin bankadan para çekerek destek olduğunu, ayrıca Develi’de bulunan ve kira geliri elde ettiği taşınmazını 40.000,00TL’ye sattığını, dava dilekçesinde bahsi geçen daireyi de müvekkilinin birikimleri ve bankadan çektiği kredi ile satın aldığını, ayrıca mirasbırakanın evlendikten sonra ticari hayatına son verdiğini ve işini oğlu Mustafa’ya devrettiğini, murise ait kredi kartının kullanıldığı iddialarının ise çarpıtıldığını, kullanılan meblağların daha sonra murise ödendiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.09.2013 tarihli ve 2012/548 E., 2013/508 K. sayılı kararı ile; tüm dosya kapsamına göre murisin 2005 ile 2011 yılları arasında bakıma muhtaç olmadığı, emekli maaşı aldığı ve belirtilen tarihler itibariyle mal satmaya ihtiyacının bulunmadığı, başka bir evin murisin katkılarıyla davalıya alındığı, ayrıca davalıyla evliliği sırasında murisin üzerine kayıtlı taşınmazları satarak elde ettiği paraları harcadığı, herhangi bir borcunun bulunmadığı, kredi kartı borçlarının ise davalının oğlundan kaynaklandığı, bankadan kredi çekilerek davalının çocukları için kullanıldığı, ölmeden önceki üç aya kadar bakıma muhtaç olmadığı, üç aylık sürede ise davalının yanında bakıcı tutularak ve ilk eşinden olma çocuklarının katkısıyla mirasbırakana bakıldığı, tüm bunlar karşısında yapılan her iki devrin de muvazaalı olduğu, mirasbırakanın ilk eşinden olma çocuklarından mal kaçırmak amacıyla gayri resmî eşi olan davalıya devirde bulunduğu, oldukça değerli olan taşınmazın devri sırasında gösterilen bedellerin ise çok düşük olduğu ve böylece muvazaanın objektif unsurunun da kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 08.09.2014 tarihli ve 2014/11810 E., 2014/13734 K. sayılı kararı ile yerel mahkeme kararı oy çokluğu ile onanmıştır. Ancak, davalı vekilinin onama kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunması üzerine, Özel Dairenin 30.04.2015 tarihli ve 2014/21807 E., 2015/6466 K. sayılı kararı ile karar düzeltme istemi kabul edilerek onama kararı kaldırılmış ve;
"... Somut olaya gelince; miras bırakanın eşi Ayşe"nin 08.09.2002 tarihinde öldüğü, 2004 yılı içerisinde davalı ile birlikte yaşamaya başladığı, davacı tanıkları da dahil olmak üzere dinlenen tanık anlatımlarına göre, davalı ile yaşamaya başladığı dönem murisin kanser hastası olup, ölümünden önceki son üç ayını yatalak olarak geçirdiği ve altının bezlendiği, mirasbırakanın geride taşınmazlarının da bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir. (HGK."nun 29.4.2009 gün 2009/1-130 S.K.) Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 1.4.1974 gün 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması hâlinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır.
Yukarıda değinilen somut olgular, açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde; 1945 doğumlu olan, 2002 yılında eşini kaybeden ve kanser hastası olan murisin 2004 yılı içerisinde davalı ile yaşamaya başladığı, dava konusu taşınmazın 1/2 payını 07.06.2005 tarihinde, kalan 1/2 payı ise 12.08.2011 tarihinde davalıya temlik ettiği, ölümünden önceki son üç ayını yatalak olarak geçirdiği, davalıya, davacı mirasçılar ile ücretli tutulan bakıcı yardımcı olsa da, 2004 yılından ölümüne kadar hasta olan murisle davalının birlikte yaşayıp ona destek olduğu, onunla ilgilenip gerekli ihtimamı gösterdiği gerçeğini değiştirmediği, mirasbırakanın da bu bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu ile taşınmazı davalıya aktardığının kabulü gerektiği, esasında taşınmazın önce yarı payının zaman içerisinde de kalan payının devredilmesinin de bu minnet duygusunun bir göstergesi olduğu açıktır.
O hâlde, miras bırakanın gerçek irade ve ve amacının diğer mirasçılardan mal kaçırmak olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir..." gerekçesi ile yerel mahkeme kararı oy çokluğuyla bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.12.2015 tarihli ve 2015/259 E., 2015/330 K. sayılı kararı ile ilk hükümdeki gerekçeler tekrar edilerek; davalıya yapılan devirlerin muvazaalı olmadığı ve bedel karşılığında yapıldığını söylenmenin hakkaniyet kurallarıyla bağdaşmayacağı, çünkü murisin düzenli olarak maaş aldığı ve emlak gelirinden istifade ettiği, davalıya başka bir taşınmaz satın aldığı ve davalının hizmetine karşılık olarak murisin çokça bedel ödediği, dava konusu taşınmazın devrinin ise muvazaalı olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 26.06.2012 tarihinde vefat eden mirasbırakan ...’nin oturduğu konutun 1/2 payını 07.06.2005 tarihinde, 1/2 payını da 12.08.2011 tarihinde eşinin ölümünden sonra birlikte yaşadığı davalı ...’ya satışına ilişkin temliklerin gerçekte mirasçılarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığı, dosya kapsamı ve toplanan delillere göre ölümünden önce hastalanan mirasbırakana davalı tarafından yapıldığı ileri sürülen bakım ve hizmetin semen olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
13. Hemen belirtilmelidir ki; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede;
“Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” hükmüne yer verilmiştir.
14. Buna göre muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.
15. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.
16. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.
17. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve “muris muvazaası” olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır. Muvazaa davalarının büyük bölümü muris muvazaasına ilişkin bulunmaktadır.
18. Az yukarıda açıklanan Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay İçtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı oluşturmaktadır.
19. 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararı ile; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu"nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” karar verilmiştir.
20. 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.
21. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda “tam muvazaa” özelliği de taşınmaktadır.
22. Muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçıları aldatmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.
23. Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır.
24. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.
25. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.
26. Davayı açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dahil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır.
27. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.
28. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
29. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir.
30. Somut olaya gelindiğinde ise 15.05.1945 doğumlu olan mirasbırakan ... 26.06.2012 tarihinde ölmüş olup, eşi Ayşe Benice’nin kendisinden önce 08.09.2002 tarihinde vefatı nedeniyle geride davacı çocukları mirasçı olarak kalmıştır. Davaya konu 5 parsel sayılı taşınmazdaki (26) numaralı bağımsız bölüm ise mirasbırakan adına kayıtlı iken, taşınmazın 1/2 payını 07.06.2005 tarihinde 17.500,00TL bedelle, kalan 1/2 payını ise 12.08.2011 tarihinde 47.500,00TL bedelle eşinin ölümünden sonra gayrı resmî olarak birlikte yaşadığı davalı ...’ya satış suretiyle temlik etmiştir. Mahkemece yapılan keşif sonucunda ise taşınmazın ilk temlikin yapıldığı 2005 yılındaki yarı payının değeri 65.000,00TL; ikinci temlikin yapıldığı 2011 yılındaki yarı payının değeri de 107.000,00TL olarak belirlenmiştir.
31. Öncelikle belirtmek gerekir ki, gerçek bedeli alınmak suretiyle yapılan satışlarda temlikin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla yapıldığından söz edilemez. Bu gibi durumlarda yapılan satış işlemi muvazaalı olmadığından muris muvazaası iddiası ile açılan davaların reddi gerekeceği kuşkusuzdur.
32. Satışa konu edilen bir malın devrinin ise belirli bir bedel karşılığında yapılacağı açıktır. Ancak, bedelin mutlaka para olması şart olmayıp, Hukuk Genel Kurulunun 16.06.2010 tarihli ve 2010/1-295 E., 2010/333 K.; 23.05.2019 tarihli ve 2017/1-1263 E., 2019/603 K.; 23.01.2020 tarihli ve 2017/1-1247 E., 2020/47 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere belirli bir hizmet, bakım veya emek de semen olarak kabul edilebilir ve böyle bir durumda temlik ivazlı sayılır. Ancak, bu açıklamadan her türlü bakım veya hizmetin semen/bedel olarak kabul edileceği sonucuna varılmamalıdır. Çünkü evladın elverdiğince ebeveynine bakıp yardım etmesi ahlaki bir görev olduğu gibi eşlerin birbirilerine bakıp destek olmaları da evlilik birliğinin bir gereğidir. Bu nedenle, ana babanın ya da eşin normal bakımın ötesinde özel bir ihtimam ve bakıma muhtaç olduğu, görev sınırının aşıldığı durumlarda yapılan bakım ve hizmetin semen olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
33. Bu açıklamalar bağlamında somut olay ele alındığında; mirasbırakan ... ile davalı arasında resmî nikâh kıyılmamış ise de murisin ilk eşinin ölümünden sonra davalı ile tanıştığı ve onunla bir aile düzeni kurarak öldüğü tarihe kadar birlikte yaşadığı, aile ve toplum içerisinde birbirlerini eş olarak tanıtıp bu şekilde kabul edildikleri açıktır. Bu durumda fiili evlilik bağıyla bir araya gelip, bu amaç ve duygu içerisinde yaşamlarını paylaşan kişilerin, zor günlerinde karşılıklı dayanışma içerisinde olarak birbirlerine bakmaları son derece doğaldır. Nitekim birlikte yaşadıkları dönemde muris tarafından davalının geçimi sağlandığı gibi kendisine bir daire satın aldığı, ayrıca davalının ilk eşinden olan çocuklarına maddi destekte bulunarak iş kurmalarına yardımcı olduğu tanıklarca ifade edilmiştir. Ayrıca, 2004 yılında başlayan birliktelik sonrasında mirasbırakana prostat kanseri teşhisi konulmuş ise de dinlenen tanık beyanlarına göre murisin uzun süre kimsenin bakımına ihtiyaç duymadan normal yaşamını sürdürdüğü, her türlü işini kendisinin gördüğü, hatta oğlu ile birlikte matbaa işinde çalışmaya devam ettiği, ölmeden önceki son üç ila yedi aylık dönemde bakıma muhtaç hâle geldiği, yatağa bağımlı olduğu bu dönemde ise murisle sadece davalının değil çocuklarının da ilgilendiği ve kendisine bir yardımcı temin edilerek bakımının yapıldığı anlaşılmaktadır.
34. Tüm bu açıklamalar kapsamında, davalının fiili evlilik birliğiyle bağlı olduğu murise son günlerinde destek olup ilgilenmesi son derece normaldir. Bakıma muhtaç olduğu bu kısa dönemde murise paralı bir bakıcı tutulmasının yanında kızlarının da ilgilendikleri gözetildiğinde, davalı tarafından yapılan bakım ve hizmetin normal bir bakımın ötesinde kabul edilerek, ivaz olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
35. Diğer yandan, mirasbırakan ..."nin sosyal güvencesinin bulunduğu ve emekli maaşı aldığı, herhangi bir borcunun olmadığı, çok sayıda taşınmazın sahibi iken bunlardan üç ayrı taşınmazını (dört katlı betonarme bina ve arsa vasıflı taşınmazdaki 1/6 payını, 2720,04 m2 kargir dükkan ve arsa vasıflı taşınmazın tamamı ile 191,26 m2 büyüklüğündeki arsa payını) 2009 ile 2010 yılları içerisinde üçüncü kişilere sattığı, böyle olunca mal varlığı ve geliri bulunan murisin içinde oturduğu evini davalıya satmasını gerektirir makul bir sebebin ve ihtiyacının söz konusu olmadığı, davalı tarafından yapıldığı ileri sürülen ödemelere dair bir belge sunulmadığı gibi ölümünden önce dava konusu taşınmaz dışında çok sayıda taşınmazını satan murisin terekesinden para çıkmadığı, hatta kredi kartı borcunun bulunduğu, davalıya yapılan devirlerde gösterilen bedeller ile taşınmazın gerçek değeri arasında ise fahiş fark bulunduğu, ayrıca mirasbırakanın davalı ile birlikte yaşamaya başladıktan sonra ilk eşinden olma çocukları ile arasının açıldığı dosya kapsamından anlaşılmakta olup, belirtilen tüm bu olgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mirasbırakanın ilk eşinden olma davacı mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla dava konusu taşınmazı bedelini almadan birlikte yaşadığı davalıya temlik ettiği, tapuda gösterilen satışın gerçek bir satış olmayıp, bağış amacıyla yapıldığı sonucuna varılmıştır.
36. O hâlde, yerel mahkemece mirasbırakan tarafından yapılan temlikin mirasçılarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu kabul edilerek verilen direnme kararı yukarıda açıklanan ilkeler ile yasal düzenlemelere uygun olup, yerindedir.
37. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.


IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Aşağıda dökümü yazılı (11.271,15TL) harcın temyiz edenden alınmasına
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.02.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.




Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


Avukat Web Sitesi