
Esas No: 2017/1474
Karar No: 2021/84
Karar Tarihi: 16.02.2021
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1474 Esas 2021/84 Karar Sayılı İlamı
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın yargı yolu yönünden reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı ... İl Özel İdaresi (İdare) vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Dicle Nehri kıyısında kaçak kum çıkarıldığı ihbarı üzerine yaptığı incelemeler sonucunda davalılarca kaçak kum çıkarıldığının tespiti ile İl Daimi Encümenliğince 5177 sayılı Kanunla değişik 3213 sayılı Maden Kanununun (3213 sayılı Kanun/Maden Kanunu) 2. ve 16. maddelerine göre davalı şirketlerin İl Özel İdaresinden ruhsat almadan kaçak kum çektikleri gerekçesiyle Maden Kanununun 12. maddesi ile 1(a) Grubu Madenleri İle İlgili Uygulama Yönetmeliğinin 18. maddesi gereğince kaçak çekilen kum ve çakılın ocak başı metreküp satış fiyatının beş katı tutarında idari para cezası verildiğini, 05.05.2005 tarihli yazı ile idari para cezasının ödenmesinin istendiğini, süresinde ödenmemesi üzerine Diyarbakır 3. İcra Müdürlüğünün 2005/4175 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalılar vekili tarafından yapılan haksız itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, davalıların Diyarbakır 3. İcra Müdürlüğünün 2005/4175 E. sayılı takibine yaptıkları itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerini talep etmiştir.
5. Davanın devamı sırasında ... İl Özel İdaresi’nin 6360 sayılı Kanun ile tüzel kişiliği sonlandırıldığından dava ... Yatırım, İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı tarafından takip edilmiştir.
Davalı Cevabı:
6. Davalılar Azc Hazır Beton İth. Mad. Tekst. Ürün. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti ve Bienko İnş. San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketlerin ... (Üniversite) ile yaptıkları sözleşmeye dayanarak üniversite arazisi içinde bulunan sahadan Üniversitenin inşaatlarında kullanmak üzere kum ve çakıl aldıklarını, Maden Kanunu’nun 14. maddesine göre kamu kurum ve kuruluşlarına yol, köprü gibi projelerin inşasında kullanılacak yapı ve inşaat ham maddelerinin üretimi için Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca (Bakanlık) izin verildiğini, davalıların Üniversitenin Bakanlıktan izin alıp almadığını bilmesinin veya denetlemesinin mümkün olmadığından sorumlu tutulmamaları gerektiğini, ocaklarla ilgili ruhsat verme ve işlem yapma yetkisinin Milli Emlak Müdürlüğünde olduğunu, ayrıca davacı İdarenin 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun (6183 sayılı Kanun) hükümleri yerine genel hükümlere göre takip yapmasına olanak bulunmadığını, adli yargının değil idari yargının görevli olduğunu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
7. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.11.2009 tarihli ve 2005/576 E., 2009/425 K. sayılı kararı ile; itirazın iptaline konu takibin 3213 sayılı Kanunu’nun 12. maddesine göre İl Daimi Encümenliğinin verdiği 06.04.2005 tarihli ve 136 sayılı idari para cezasının tahsiline yönelik olduğu, 3213 sayılı Kanunun 7/son maddesi gereğince verilen para cezalarının 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilmesi gerekirken özel hukuk hükümlerine tâbi bir alacakmış gibi mahkemeden talep edilmesinin mümkün olmadığı, bu şekilde talep edilmesinin alacağın niteliğini değiştirmeyeceği, davanın adli yargıda görülemeyeceği, dava dilekçesinin idari işleme ilişkin olduğu gerekçesiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeler Kanununun (HUMK) 7/1 maddesi uyarınca dava dilekçesinin yargı yolu yönünden reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 09.05.2011 tarihli ve 2011/3798 E., 2011/5389 K. sayılı kararı ile; “….Dava, nehir yatağından izinsiz kum alan davalı ... hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanan idari para cezasının ödetilmesi amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, 3213 sayılı Maden Yasası gereğince verilen para cezalarının 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasa"ya göre takip ve tahsil edilmesi gerektiği gerekçesi ile mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesi reddedilmiş; karar, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Dosya içeriğinden; Dicle nehrinden izinsiz kum alan davalılardan idari para cezası alınmasına ilişkin Diyarbakır İl Daimi Encümeni kararı gereğince, idari para cezasının ödetilmesi amacıyla davalılar hakkında icra takibi başlatıldığı, davalıların icra takibine itiraz ettikleri anlaşılmaktadır.
İdari yargı yerlerinde açılacak davalarda husumetin kimlere yönletileceğine ilişkin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası"nın 2. maddesi gereğince idari yargı yerlerinde sadece ilgili idareye karşı dava açılabileceğinden gerçek kişiler hakkında idare mahkemelerinde dava açılamaz.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, işin esası incelenip oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir….” gerekçesiyle oy çokluğuyla karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2011 tarihli ve 2011/893 E., 2011/1259 K. sayılı kararı ile; 6183 sayılı Kanun’un amme alacaklarının tahsil ve takip usulünü düzenleyen özel hükümler içerdiği, bu Kanun gereğince tahsili gereken bir alacak nedeniyle genel hükümlere göre icra dairelerinde ilamsız icra takibi yapılmasının mümkün olmadığı, aksi hâlde tüm idari para cezaları hakkında 6183 sayılı Kanun hükümlerinin göz ardı edilerek doğrudan ilamsız icra takibi yoluna başvurulacağı gibi yasal dayanaktan yoksun bir sonuca ulaşılacağı, bu durum karşısında davaya konu edilen icra takibinin yasal dayanağı bulunmadığından itirazın reddinin yerinde olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Maden Kanunu gereği düzenlenen idari para cezasının 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre talep edilmesinin zorunlu olup olmadığı, cezaya ilişkin Diyarbakır İl Özel İdaresince yapılan takibe davalıların itirazı üzerine açılan itirazın iptali talepli eldeki davada; görevli yargı yerinin adli yargı mı yoksa idari yargı mı olduğu ve buradan varılacak sonuca göre mahkemece işin esasına girilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
13. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, mahkemenin direnmeye yönelik 08.12.2011 tarihli kararının gerekçe kısmında “….davaya konu edilen icra takibinin yasal dayanağının bulunmaması nedeniyle itirazın yerinde olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiştir.” şeklinde gerekçe oluşturulmuş olmasına rağmen hüküm fıkrasında “ 1- Davacının dava dilekçesinin yargı yolu yönünden REDDİNE…” yazılmak suretiyle hüküm kurulmasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun/HMK)’nun 297. maddesi gereğince gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturup oluşturmadığı hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir.
IV. GEREKÇE
14. Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanunun 297. maddesi bir mahkeme hükmünün neleri kapsamı gerektiğini açıklamıştır. Buna göre;
“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir".
15. Anılan düzenlemeye göre bir mahkeme kararında, tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekli olup bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.
16. Kararın açık ve gerekçeli olması hukuki dinlenilme hakkının sağlanması açısından önemlidir. Tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmalar ve bunların dayandıkları deliller, kararda tartışılıp gerekçeleri açıklandığı ölçüde karar, hukuki dinlenilme hakkına uygun bir karar olacaktır. İddia ve savunmaların kararda tartışılması, gösterilen delillerin incelenmesi, neden bir kısmının diğerine üstün tutulduğunun belirtilmesi ancak gerekçeyle mümkün olacaktır.
17. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları tatmin etmez (Kuru, B./ Arslan, R./ Yılmaz, E.: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 472).
18. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın (Anayasa) 141. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır" hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
19. Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya konması gerekir.
20. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
21. Aksi hâlde tarafları, adalete uygun karar verildiği ve yargılamanın adil yapıldığına ikna edebilecek, mantıksal tutarlılık taşıyan kanuna uygun verilerek yazılmış yasa yolu denetimine elverişli bir hükmün varlığından söz edilemez.
22. Hukuk Genel Kurulunun 08.11.2017 tarihli ve 2017/13-1699 E., 2017/1300 K.; 04.04.2018 tarihli ve 2015/9-2883 E., 2018/675 K.; 08.07.2020 tarihli; 2017/4-1445 E., 2020/552 K., 06.10.2020 tarihli ve 2017/3-1514 E., 2020/730 K. sayılı kararlarında da bu hususlar benimsenmiştir.
23. Nitekim 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
24. Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141. maddesinin 3. fıkrası ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesi işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
25. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
26. Ayrıca, yerel mahkemelerin direnme kararları da bir davayı sona erdiren (nihai) temyizi mümkün son kararlardan olup; mahkemece bozmaya uyulması yönünde oluşturulan karar ise, bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hakkın gerçekleşmesine neden olmaktadır.
27. Bu nedenle, bir davanın taraflarının o dava yönünden, mahkemece hangi nedenle haklı veya haksız bulunduklarını anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş kuşkuya yer vermeyecek bir açıklık taşıyan direnme ya da uyma kararının bulunması zorunludur. Mahkeme, bozma nedenlerinden her birine, hangi sebeple uyduğunu ya da uymadığını gerekçesiyle ortaya koymalıdır.
28. Zira direnme kararlarının hukuksal niteliklerinin doğal sonucu ve gereği olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yapacağı inceleme ve değerlendirme, bozma üzerine yerel mahkemelerce verilmiş direnme kararlarına münhasır olduğundan inceleme sırasında gözeteceği temel unsurlardan birini bozmaya karşı tarafların beyanlarının tespiti ile uyulup uyulmama konusunda verilen ara kararları ile sonuçta hüküm fıkrasını içeren kısa ve gerekçeli kararların birbiriyle tam uyumu ve buna bağlı olarak kararın ortaya konulan sonucuna uygun gerekçesi oluşturmaktadır. Bunlardan birisinde ortaya çıkacak farklılık ya da aksama çelişki doğuracaktır ki, bunun açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil edeceği kuşkusuzdur.
29. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi Kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hâkimin gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
30. Tarafların tüm delilleri toplanıp tetkik edildikten son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hâkimin, HMK’nın 298. maddesi uyarınca kararlarını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu HMK’nın 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Mahkemece yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur.
31. Ne var ki, uygulamada HMK’nın 294. maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
32. İşte bu gibi hâllerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK"nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.4.1992 tarihli ve 1991/7 E., 1992/4 K. sayılı kararı).
33. Yukarıda da açıklandığı üzere, ilamın tefhim edilen kısa karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardan olup, aksi durumda Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın aleniyeti, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olarak yazılması gerektiğine dair anayasa ve yasa hükümlerine aykırılık oluşur.
34. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, Mahkemece direnme kararının gerekçe kısmında icra takibinin yasal dayanağı bulunmadığı ve itirazın yerinde olduğu belirtilerek davanın esasına yönelik açıklamalarda bulunulmuş ancak kısa kararda önceki karar gibi “dava dilekçesinin yargı yolu yönünden reddine” şeklinde hüküm fıkrası kurularak gerekçe ile kısa karar arasında çelişki oluşturulmuştur.
35. Açıklanan nedenlerle mahkemece yapılacak iş, tefhim edilen kısa karara uygun gerekçeli karar ile direnme kararının gereğinin yerine getirilmesi suretiyle hüküm kurmak ve kurulan hükme uygun gerekçeli karar oluşturmak olmalıdır.
36. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; direnme kararının gerekçe kısmında 6183 sayılı Kanun uyarınca usulüne uygun yapılmış geçerli bir takibin bulunmadığının anlaşılmasına göre hüküm fıkrasında yargı yolu yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmesinin yerinde olduğu bu nedenle ön sorun bulunmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
37. Hâl böyle olunca; yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte direnme kararı verilmek üzere sair hususlar incelenmeksizin bu usuli eksikliğe dayalı olarak direnme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.02.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.