
Esas No: 2020/5
Karar No: 2020/376
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/5 Esas 2020/376 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 826-861
Kasten öldürme suçundan sanık ..."nın TCK"nın 81/1, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.04.2018 tarihli ve 588-177 sayılı resen istinafa tabi hükme yönelik olarak sanık müdafisi ve katılanlar vekili tarafından da istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 28.06.2018 tarih ve 826-861 sayı ile; vekâlet ücreti yönünden düzeltilen hükme yönelik istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık ve müdafisi ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 01.07.2019 tarih ve 954-3485 sayı ile; temyiz itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.10.2019 tarih ve 96555 sayı ile;
"...Sanığın maktulle öncesinden bir tanışıklığı dolayısıyla aralarında bir husumet bulunmamaktadır. Diğer taraftan tüm beyanlar ve özellikle tarafsız olduğu kanaatine varılarak beyanı karara esas alınan tanık ..."in "yerden kalkmakta olan sanığın kendisinden ayrılıp gitmekte olan iki kişiye doğru taş fırlattığı, taşın yanındakine de isabet edebileceği" şeklindeki ifadesi, olay saati itibarıyla karanlık olması nedeniyle hedef seçme imkânının olmaması, arkadaşının "ne yaptın adamı öldürdün" şeklindeki beyanı üzerine korkup kaçması (bu sırada maktulun ölmesi söz konusu değil) karşısında sanığın öldürme kastıyla hareket ettiğine dair başkaca delil de olmaması sebebiyle sanığın kendisini uyaran, tartışan ve nihayetinde fiziki yapısı itibarıyla bir hayli avantajlı olan (190 cm boy, 110-120 kg ağırlık ve halterci) maktulün sık sık sanığı yere düşürmesine kızıp taş fırlatmasında yaralama kastıyla hareket ettiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 26.11.2019 tarih ve 3692-5188 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin, kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de; uyuşmazlık konusunun görüşülmesi sırasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyeleri tarafından talep edilmesi üzerine Ceza Genel Kurulu Başkanınca uyuşmazlık; sanığın eyleminin, kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğu, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı şeklinde yeniden belirlenmiş olup uyuşmazlık konuları bu doğrultuda değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
30.04.2017 tarihli olay yeri inceleme raporunda; olayın Kocaeli ili, İzmit ilçesi, Yenişehir Mahallesi, Adnan Menderes ve Gazi Mustafa Kemal Bulvarları’nın kesiştiği yerde Albay İbrahim Karaoğlanoğlu İlköğretim Okulunun önünde meydana geldiği, yerde kurumuş kırmızı bir lekenin bulunduğu, etrafta kaldırım çalışmasının yapıldığı, olayda parke taşının kullanıldığının bildirilmesi üzerine yaklaşık 20x10x8 cm boyutlarında ve 3.600 gram ağırlığındaki parke taşlarından birinin fotoğrafı çekilerek evraka eklendiği bilgilerine yer verildiği,
Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince düzenlenen 19.10.2017 tarihli otopsi raporunda; erkek cesedinin 180 cm boyunda ve 130 kg ağırlığında olduğu, başta, alnın sağında 4x2, sağ zygomatik bölgede 1,5x0,5 cm boyutlarında sıyrık, bilateral periorbital ödem ve ekimoz bulunduğu, saçlı deri altında sol frontoparietotemporal ile sağ temporal kas grubunun kanamalı olduğu, kas fasyası sıyrıldığında sağ temporal bölgede 1,5 – 1,5 - 2 cm uzunluğunda, üç kola ayrılan yıldız şeklinde teras tarzı çökme kırığı ve çevresinde 4,5x1 cm boyutlarındaki alanda 0,3 cm deplase olan temporal kemik hattı boyunca çökme kırığı bulunduğu, kafatası açıldığında sağ temporal bölgede, az miktarda sıvama epidural kanama görüldüğü, yüzeylerinin incelenmesinde sağ hemisferde daha fazla olmak üzere, yaygın subaraknoid kanama, gyrusların düzleştiği ve sulcusların silindiği, kafa kaide kemiklerinin incelenmesinde sağ temporal kemikte ve orbital tavanda multipl lineer kırık hatlarının olduğu, kanda 20 mg/dl etanol, 44 ng/ml Lidokain, 263 ng/ml Psödoefedrin/Efedrin, 5 ng/ml Oksazepam, 46,5 ng/ml Ketiapin, 18,7 ng/ml Diazepam, 21,9 ng/ml Medazepam, 5 ng/ml Midazolam, 17,2 ng/ml Fluoksetin, 1,6 ng/ml Klorpramazin, 285,2 ng/ml Klomipramin, 150,9 ng/ml Desmetilklomipramin, 219 ng/ml Nordiazepam bulunduğu, safrada Klomipramin ve Methandriol Dipropionate tespit edildiği, kişinin ölümünün küt kafa travmasına bağlı kafatası kemik kırıklarıyla birlikte beyin kanaması sonucu meydana gelmiş olduğunun belirtildiği,
Kocaeli Devlet Hastanesince sanık hakkında düzenlenen 30.04.2017 tarihli adli raporda; burun üstünde 0,5 cm abrazyon ve burunda hassasiyet bulunduğunun bildirildiği,
112 Acil Çağrı Merkezi Emniyet Vaka Genel Formu başlıklı tutanakta; 29.09.2017 tarihinde saat 20.49’da Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nda darp vakası olduğunun telefonla ihbar edildiği, tutanağın altında çağrıyı yapan kişinin bilgilerinin Acil Çağrı Hizmetleri Yönergesi’nin 37. maddesi uyarınca gerekli makamların talepleri bulunmadığı için gizli tutulduğunun ifade edildiği,
29.04.2017 tarihinde Kocaeli ili, Merkez ilçesinde güneşin saat 19.59’da battığı,
Ulusal Yargı Ağı Projesi Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan sorgulamada; Erenköy Ruh ve Sinir Hastanesi Başhekimliğinin 17.04.2014 tarihli ve 14 sayılı yazısı ile TMK’nın 432. maddesi gereğince organik olmayan psikotik bozukluklar teşhisi konulan kısıtlı adayı maktul ...’un kendisi ve toplum için tehlike oluşturduğu kanaatine varıldığının ve tedavi amacıyla zorunlu yatış kararı verilmesinin Mahkemeden talep edildiği, talebi değerlendiren İstanbul Anadolu 1. Sulh Hukuk Mahkemesince 05.05.2014 tarih ve 460-520 sayı ile; maktulün Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine koruma ve tedavi amacıyla yerleştirilmesine ve alıkonulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan ... Cumhuriyet Başsavcılığında; maktulün babası olduğunu, olayı görmediğini, olay bittikten sonra tanık ...’in maktulü yerde görünce kayınbiraderini aradığını, kayınbiraderinin de kendisine durumu bildirdiğini, maktulün yapılı ve çok güçlü bir kişi olduğunu, sanığın tek başına oğlunu öldüremeyeceğini, tüm suçluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını istediğini,
Mahkemede; olay yerinin evlerinden yaklaşık 500 metre uzakta bulunduğunu, 130 kilo ve madalyalı bir halterci olan tek çocuğunu öldüren sanıktan şikâyetçi olduğunu, başkalarının da mağdur olmasını istemediğini,
Katılan... Mahkemede; maktulün annesi olduğunu, olayı görmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
Tanık ... Kollukta şüpheli sıfatıyla; sanıkla arkadaş olduklarını, olay günü saat 19.30 sıralarında kahvehaneye giderken okul bahçesinde bulunan sanığın kendisine seslenip birlikte bira içmeyi önerdiğini, sanığın yanına gidip oturduğunu, 5-6 şişe birası olan sanığın kendisine bir şişe bira verdiğini, biraları içtikleri sırada daha önceden tanımadıkları maktulün yanlarına gelerek “Çok gürültü yapıyorsunuz, biraz yavaş olun” dediğini, sanığın da maktule “Sen kimsin, sana ne” diye karşılık verdiğini, kendisinin ise sanığı alıp birazdan gideceklerini maktule söylediğini, alkolün tesirindeki sanıkla maktulün tartışmaya başladıklarını, karşılıklı olarak birbirlerinin yakalarını tuttuklarını, kendisinin ise sanıkla maktulü ayırmaya çalıştığını, bu şekilde tartışarak okulun bahçesinden caddeye çıktıklarını, caddede maktulün yanlarından ayrıldığını, sanığı tutarak maktulden uzaklaştırmaya çalıştığını, maktulün ise sanığa hitaben bir şeyler söylemeyi sürdürdüğünü, kendisinin işemek için ara bir yere girdiğini, maktulün ise yukarı doğru çıktığını gördüğünü, işini görüp ara yerden çıktığında, sanığı elinde bulunan bir taşı yaklaşık 5 metre mesafeden maktule doğru savururken gördüğünü, taşın maktulün başına isabet ettiğini, maktulün yere düştüğünü, maktulün yanına gittiğinde başının kanadığını gördüğünü, çevreden yardım istediğini, olay yerine gelen kişilerin cankurtaran çağırdıklarını, sanığın ise koşarak uzaklaştığını, olay yerinde maktul, sanık ve kendisinin bulunduğunu, kendisinin kimseye vurmadığını, kavgayı ayırmaya çalıştığını,
Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü saat 19.00 – 20.00 sıralarında Albay İbrahim Karaoğlanoğlu İlköğretim Okulunun önünden geçerken okul bahçesinde sanığı bira içerken gördüğünü, sanığın biraz problemli olduğunu, alkol alınca davranışlarının değiştiğini, sanığı sakinleştirmek için yanına gidip konuşmaya başladığını, sanık ısrar edince 1-2 yudum bira içtiğini, bu esnada sanığın bağırarak konuştuğunu, bahçeye giren maktulün gürültü etmemeleri yönünde kendilerini uyardığını, maktule hitaben "Kardeşim, sen karışma, ben arkadaşımı alıp götüreceğim" dediğini, sanığın araya girerek maktule "Sen kim oluyorsun da bize karışıyorsun, abim misin, anam mısın?" şeklinde sözler sarf ettiğini, sanıkla maktul arasında tartışma başladığını, araya girip maktulü uzaklaştırmak istediğini, bahçenin dışına çıktıklarını, sanığı ve maktulü ters yönlere gönderdiğini, sanığın tekrar maktule yöneldiğini, maktulün de sanığa doğru gitmesi üzerine yeniden aralarına girdiğini, maktulü kolundan tutarak taksi durağının oraya doğru götürdüğünü, maktul alttan alsa böyle bir olayın yaşanmayacağını, bu sırada tuvalet ihtiyacını gidermek için ara bir yere girdiğini, havanın kararmış olduğunu, ihtiyacını giderdikten sonra geri geldiğinde, sanığın burnunu tuttuğunu gördüğünü, yerden bir taş alan sanığın bu taşı yaklaşık 5 metrelik bir mesafeden rastgele maktule doğru savurduğunu, taşın maktulün başına isabet ettiğini, maktulün yere düştüğünü, ..."i olaydan sonra gördüğünü, sanığın taşı öldürme kastıyla attığına inanmadığını, bir anlık canının yanması ve alkolün etkisiyle yaptığını düşündüğünü,
Mahkemede; mahalleden arkadaşı olan sanığı olay günü okulun bahçesinde görüp yanına gittiğini, içki içen sanığın kendisine bira ikram ettiğini, kendisinin de yarım şişe kadar bira içtiğini, sanıkla sohbet ettiğini ancak gürültü çıkarmadıklarını, oturup konuşmaya başladıktan 10 dakika sonra maktulün yanlarına geldiğini ve “Siz kimsiniz, okulun bahçesinde bira içiyorsunuz, kalkın gidin buradan” dediğini, sanık maktule “Sen kimsin?” diye sorunca maktulün “Ben Kanlıbağlıyım" diye cevap verdiğini, maktulün ayrıca “S.ktirin gidin buradan” diyerek kendilerini kovduğunu, bunun üzerine ayağa kalktığını, maktule “Zaten gideceğiz” dediğini, ayağa kalkmasıyla maktul ve sanığın birbirlerini iteklemeye başladıklarını, maktulün sanığı sert bir şekilde ittiğini, sanığın düşecek gibi olduğunu ve koşarak yanlarından kaçtığını, maktulün bakışlarından korktuğu için alttan almaya başladığını, maktul ile konuşa konuşa okulun dışına çıkarak pazar yerine doğru yürümeye başladıklarını, maktulün kendisine spor salonuna gittiğini söylediğini, olay yatışır gibi olunca küçük tuvaleti geldiği için ara bir yere girdiğini, tuvaletini yaptığı sırada sesler işittiğini, döndüğünde sanığın yerde olduğunu, maktulün yüzünün de sanığa dönük olduğunu, sanık ve maktule doğru koştuğunu, yerde bulunan sanığın bir parke taşı alıp maktule doğru fırlattığını, bu sırada sanıkla maktul arasında yaklaşık 5 metre mesafe bulunduğunu, sanığın paniğe kapıldığını, olay yerinde 1 dakika kadar durduğunu, maktule herhangi bir müdahalede bulunmadığını, ancak etraftaki pazarcıların su getirip maktulün başına su döktüklerini, pazarcıların cankurtaran çağırdıklarını, kendilerinin bir yeri aramadığını, maktulün sanığa vurma anını görmediğini, mahalleden tanıdığı ..."ın olay yerine geldiğini gördüğünü, sonradan Oğuzhan"ın da geldiğinin söylendiğini ancak kendisini görmediğini, sorulması üzerine; sanık olay yerinden ayrıldıktan 2 dakika sonra geri döndüğünde yanında ...’ın da olduğunu,
Tanık ... Kollukta; sanıkla arkadaş olduğunu, olay günü saat 20.30 sıralarında aynı mahallede oturduğu ... ile ayaküstü konuştukları sırada 200 metre kadar uzakta bulunan sanığın “Bizi dövüyorlar” diye bağırdığını, sesin geldiği yöne baktığında sanığın yanında 2 kişinin daha bulunduğunu, bu iki kişinin ileriye doğru koştuklarını, Oğuzhan ile bu kişilerin yanlarına gittiklerini, Oğuzhan’ın koştuğunu, kendisinin ise yürüyerek gittiğini, bu kişilerin okulun köşesini dönmeleri üzerine, bulunduğu yerden tümünü gözden kaybettiğini, 2-3 dakika sonra kendisinin de okulun köşesinde bulunan olay yerine vardığında maktulü yerde gördüğünü, maktulün başında bulunan Oğuzhan’a ne olduğunu sorduğunu, Oğuzhan’ın da kendisine sanık ve sanığın yanındaki...’ın maktulle kavga ettiklerini, sanığın maktulün başına taşla vurduğunu söylediğini, bu esnada cadde üzerinde bulunan pazar esnafının olay yerine geldiğini, 112’yi arayarak yardım istediklerini, olayı görmediğini,
Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü iddia bayisinden çıktığı sırada, önceden tanıdığı ...’ın maktul ile konuştuğunu gördüğünü, bu esnada sanığın koşarak iddia bayisine doğru geldiğini ve “Bizi dövüyorlar” diye bağırdığını, ardından geri dönerek maktul ve..."ın yanına doğru koşmaya başladığını, Oğuzhan’ın sanığın arkasından gittiğini, kendisinin ise geride kaldığını, bu nedenle maktulün kim tarafından öldürüldüğünü görmediğini, çevredekilerden sanığın kaldırım taşı ile maktulun kafasına vurduğunu işittiğini,
Mahkemede; sanıkla 5 yıldır arkadaş olduklarını, olay akşamı iddia bayisinin önünde bulunduğu sırada yanına sanığın geldiğini, alkollü olduğunu anladığı sanığın biriyle kavga ettiğini ve kendilerinin de gelmesini söylediğini, bu sırada Oğuzhan’ın da yanında olduğunu, sanığı yalnız bırakmak istemedikleri için Oğuzhan’la sanığı takip etmeye başladıklarını, bulundukları yer ile kavganın meydana geldiği yer arasında 500 metre kadar mesafe bulunduğunu, ancak maktul ile...’ı konuşurlarken bulunduğu yerden görebildiğini, sanığın da bunlara doğru gittiğini, bir süre sonra sanığı takip etmeyi bırakarak geri döndüklerini, sanığın maktule vurma anını görmediğini, bağırma sesleri işitince olay yerine gittiğini, maktulü yerde gördüğünü, pazarcılardan su alıp maktulün başına döktüğünü ve cankurtaranı aradığını,
Tanık ... şüpheli sıfatıyla Kollukta; sanığı mahalleden tanıdığını, olay günü saat 20.30 sıralarında Namık Kemal Lisesi yakınında sanığı gördüğünü, sanığın kendisine “Ben kavga etmeye gidiyorum” dediğini, bunun üzerine engel olmak maksadıyla sanığın arkasından koşmaya başladığını, olay yerine geldiğinde sanığı maktulle kavga ederken gördüğünü, 25 yaşlarında bir kişinin kavgayı ayırmaya çalıştığını, kendisinin de kavgayı aralamak için uğraştığını, sanığın kaldırım taşı alarak maktulün başına vurduğunu, maktulün yere yığıldığını, sanığın ve ismini bilmediği diğer şahsın koşarak uzaklaştıklarını, maktulün yüzüne su serptiğini ve etraftakilerden 112’yi aramalarını istediğini, maktule kesinlikle vurmadığını,
Cumhuriyet Başsavcılığında; olay günü Albay İbrahim Karaoğlanoğlu İlköğretim Okulunun önünde mahalleden arkadaşı olan tanık ... ile ayaküstü sohbet ettiğini, bu sırada yanlarına arkadaşları olan sanığın geldiğini, alkollü olan sanığın "Ben kavga ediyorum, gelsenize" dediğini, 2-3 dakika sonra sanığın gittiği taraftan bağırma sesleri işittiklerini ve kavgayı ayırmak maksadıyla olay yerine gittiklerini, bu sırada... Özkol"u sanıkla maktulü ayırırken gördüğünü, bir süre sonra sanığın yerden aldığı taşı maktule attığını, maktulün yere düştüğünü, maktule su vermek istediğini, olay yerinde bulunan şahıslardan birisinin araması ile cankurtaran geldiğini, olay yerine geldiklerinde sanığın burnunu tuttuğunu ve kanamasının olduğunu gördüklerini, ancak kanamanın nedenini bilmediğini, olay yerine sonradan geldikleri için sadece sanığın taş attığını gördüğünü, öncesini bilmediğini, sanığın burnunu tutup "Sen bana nasıl vurursun " gibisinden laflar söyleyerek taşı maktule fırlattığını gördüğünü,
Mahkemede; olay günü saat 20.30-21.00 sıralarında eve giderken sanığı gördüğünü, alkollü olan sanığın kendisine kavga ettiğini söylediğini ancak yardım istemediğini, sanık ayrıldıktan 1-2 dakika sonra sesler işitmesi üzerine sanığın yanına doğru gittiğini, olay yerine vardığında sanığın burnunu tutup “Sen bana nasıl vurursun” dedikten sonra taş fırlattığını, taşın maktulün başına isabet ettiğini, maktulün yere düştüğünü, olayın öncesini bilmediğini, ...’ın kendisinden sonra olay yerine geldiğini, olay yerinde tanık Fatih’i görmediğini, Ancak mahalleden tanıdığı...’ın da olay yerinde olduğunu, sorulması üzerine; havanın karanlık olduğunu ancak ışığın da yardımı ile şahısların görülebildiğini, maktul yere düşünce sanığın maktule vurduğunu görmediğini, Bayram’ın olay sırasında maktulün yanında olduğunu ve sanıkla arasında 4-5 metre kadar mesafe bulunduğunu,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; olay yerinin yakınındaki bir fırında çalıştığını, akşam saatlerinde iş yerinden çıktığını, pazar yeri çıkışındaki kalabalığa doğru yürüdüğünde maktulün de içlerinde olduğu üç kişi arasında arbede olduğunu fark ettiğini, yerde yuvarlanan sanığın maktule saldırmaya çalıştığını, "Sen kimsin, nasıl artistlik yaparsın" diyerek bağırdığını, tanık...’ın sanığın maktule saldırmasına engel olduğunu, Bayram’ın maktulü sakinleştirip olay yerinden uzaklaştırmak için ve “Boş ver, uzaklaş” der gibi maktulün sırtını sıvazlayıp maktul ile omuz omuza yürüdüğü esnada sanığın sinirlenerek eline aldığı bir kaldırım taşını sakin bir şekilde yürümekte olan maktule doğru hızla fırlattığını, taşın maktulün kafasına isabet ettiğini, maktulün yere düştüğünü, sanığın buna rağmen maktule saldırmak istediğini, tanık...’ın ise "Dur ne yapıyorsun, öldü" diyerek sanığa kızdığını, savrulan taşın maktulün yanında bulunan...’a da isabet edebileceğini, taşı attıktan sonra sanığın olay yerinden kaçtığını, olay yerinin çaprazındaki lokantada bulunan çalışanların olaya tanık olduklarını ancak polis sorduğunda hiç kimsenin tanıklık yapmak istemediğini,
Mahkemede; maktulü ve sanığı tanımadığını, olay günü pazar yerinde sağa sola kaçışan insanlar gördüğünü, sanığın maktul ve...’ın arkasından gittiğini, sanığın maktule “Sen kimsin” diye seslendiğini, maktul ve...’ın ise yürümeye devam ettiklerini, pazar yerinin girişinde sanığın yerden parke taşı aldığını ve önünde yürüyen iki kişiye doğru bu taşı fırlattığını, bu kişilerin o anda sırtlarının dönük olduğunu, atılan taşın maktulün ensesine geldiğini, taş iri yapılı maktulün başına isabet edince maktulün yere düştüğünü, sanığın yere düşen maktule yerdeyken yumruk attığını, Bayram’ın engel olmaya çalıştığını ama buna rağmen sanığın eli ile yerdeki maktule yumruk ile hamle yaptığını daha sonra uzaklaşıp gittiğini, olayın öncesini bilmediğini, sanıkla maktulün birbirlerine küfrettiklerini duymadığını, maktulün sanığa vurduğunu görmediğini, sorulması üzerine; sanığın duruşundan ve hareketlerinden alkollü olduğunu anladığını, sanığın parke taşını zor kaldırdığını, o sırada neredeyse yere yuvarlanacak olduğunu, tanık olduğu kadarıyla olayın başlangıç kısmında sanığın kendisini yerlere attığını, kendisini kaybetmiş gibi olduğunu, ...’ın ise sanığın 10-15 metre uzağında telefonla oynayarak olay yerine geldiğini, olay başladığında havanın tam kararmadığını, bu sebeple kişileri net bir şekilde gördüğünü, maktulün yattığı yerde ışık bulunduğunu,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... Kollukta; 25 yaşında ve bekâr olduğunu, bir otomobil fabrikasında işçi olarak çalıştığını, olay günü işten çıktıktan sonra saat 17.30 sıralarında hava güzel olduğu için 3 şişe bira alarak tek başına Albay İbrahim Karaoğlanoğlu İlköğretim Okulunun bahçesine girdiğini, burada bira içerken kendisini gören tanık ...’un yanına geldiğini, ancak...’ın bira içmediğini, sohbet ettikleri sırada daha önceden tanımadığı yaklaşık 180 cm boyunda, iri yapılı maktulün yanlarına gelerek oturdukları yerden kalkıp gitmelerini, burada bira içemeyecekleri yönünde sözler söylediğini, kendisinin ise maktule “Sen kimsin, ne karışıyorsun” dediğini, maktul “Ben Kanlıbağlıyım” deyince ayağa kalktığını, bu esnada maktulün kendisinin üzerine yürüyüp, boğazını tuttuğunu, Bayram’ın kendilerini aralamaya çalıştığını, okulun bahçesinden çıktıklarını, maktulün kendisine “Senin ananı bacını sinkaf ederim, en sevdiğini sinkaf ederim” diye hakaret etmesi üzerine maktulü iteklediğini, maktulle tartışarak olayın meydana geldiği yere kadar gittiklerini, maktulün kendisini iteklemesi ile yere düştüğünü, maktulün yerden aldığı bir taşı kendisine savurduğunu, taşın yüzüne isabet ettiğini, duyduğu acı ile taşı yerden alarak ayağa kalktığını ve maktule doğru savurduğunu, alkollü olduğu için taşın maktulün neresine isabet ettiğini görmediğini, taşı attıktan sonra maktulün yüzüstü yere düştüğünü, olay yerinden biraz uzaklaştıktan sonra, bir şahsın telefonunu alarak 112’yi arayıp yardım istediğini, olay sırasında yanında tanık ...’un bulunduğunu, Bayram’ın kavgayı ayırmaya çalıştığını, kesinlikle maktule vurmadığını, taşı maktulü öldürme kastıyla fırlatmadığını, duyduğu acı ile taşı rastgele savurduğunu, maktulle arasında 2 metre mesafe bulunduğunu, olaydan önce 3 şişe bira içtiğini, çok pişman olduğunu,
Cumhuriyet Başsavcılığında; olayı Kolluktaki ifadesindeki gibi anlatarak olaydan sonra, bakkalın önünde gördüğü Hakan isimli arkadaşından telefonunu isteyip 112"yi aradığını, adını ve soyadını söyleyip cankurtaran istediğini, cankurtaranın geldiğini görünce olay yerinden ayrıldığını, mahalleden arkadaşı olan ...’in okul bahçesinin dışından kendilerini gördüğünü ancak Oğuzhan’ın olayla bir ilgisinin bulunmadığını, maktulü tanımadığını, üzerine gelmesini engellemek ve kendisini korumak için maktule taş attığını, taş attığı sırada maktulle aralarında 2,5-3 metre mesafe bulunduğunu, pişman olduğunu,
Mahkemede; olay günü okul bahçesinde bira içmeye başladığını, kendisini gören arkadaşı...’ın yanına geldiğini, ancak...’ın içki içmediğini, yarım saat kadar... ile oturduktan sonra maktulün okulun bahçesine girerek kendilerine "Buradan kalkın, burada bunu içmeyin" dediğini, ardından da küfretmeye başladığını, maktule “Sen kimsin” diye sorduğunu, maktulün de “Ben Kanlıbağlıyım” diye cevap verdiğini, Bayram’ın maktulü sakinleştirmeye çalıştığını, aralarına girip maktulü okul bahçesinin kapısına doğru götürmek için uğraştığını, iri yapılı olan maktulün kendisinin üzerine geldiğini, maktule küfretmediğini, hırkasını alıp eve gitmek için okul kapısından dışarı çıktığını, Bayram ile birlikte sola dönüp gittikleri sırada maktulün tekrar yanlarına geldiğini, sırtına eliyle vurduğunu, yere düştüğünü, maktule doğru döndüğünü, bu sırada eline gelen bir taşı maktule doğru fırlattığını, taşı fırlattığında maktulle aralarında yaklaşık 2 metre mesafe bulunduğunu, maktulün yüzünün de kendisine dönük olduğunu, taşın nereye isabet ettiğini bilmediğini, maktulün yere düşüp başını yoldaki taşa çarptığını, kan geldiğini görünce paniğe kapılıp olay yerinden uzaklaştığını, pazar yerinden geçerken oradaki bir kişiye 112"yi aramasını söylediğini, pişman olduğunu,
Savunmuştur.
5237 sayılı TCK’nın “Kasten Öldürme” başlığı altında düzenlenen 81. maddesi;
"Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır” hükmünü içermektedir.
“Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin 4. fıkrası ise suç ve karar tarihindeki hâli ile;
“Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”, şeklinde iken 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürülüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, bu fıkrada yer alan “onaltı” ibaresi “onsekiz” şeklinde değiştirilmiş, TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrası “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Konuya ilişkin TCK"nın 87. maddesinin gerekçesinde ise; “Dördüncü fıkrada, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş olması hâline ilişkin hükme yer verilmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bu kasten yaralama hâllerinde, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ‘Genel Hükümler Kitabı’nda yer alan netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin hükümler, burada da geçerlidir” açıklamasına yer verilmiştir.
765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla “kusursuz sorumluluk” terk edilmiş olmaktadır, (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161.).
765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi;
“(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir.
Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.
Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir, (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, 5. Bası, İstanbul 2015, s. 286 vd; Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, TCK Şerhi, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, c 3, s. 2484 vd.).
5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.
Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK"nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için;
a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,
b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,
c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,
d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.
Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK"nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.
Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.
Son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK’nın “Kasten öldürme” başlığı altında 81. maddesinde düzenlenen suçun manevi unsuru öldürme kastı iken, 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen yaralama sonucunda ölüme neden olma suçunun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Suçun vasıflandırılması için failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğu büyük önem taşımaktadır.
5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kasıt, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
Öte yandan tahrik kelimesi, sözlüklerde hareket hâlinde olmayan bir şeyi harekete geçirme, kımıldatma, kışkırtma olarak tanımlanmıştır, (Türk Dil Kurumu Güncel Sözlüğü, Kubbealtı Lugati.).
İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu"nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s.225.).
Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14.).
Bu düşünceden hareketle 5237 sayılı TCK"nın 29. maddesinde de haksız tahrik;
"Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu"nda, 765 sayılı Kanun"da yer alan "ağır – hafif tahrik" ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun yek diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında, uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Sanığın eyleminin, kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğu;
Sanık ...’nın çalıştığı otomobil fabrikasından olay akşamı çıktıktan sonra, İzmit ilçe merkezinde bulunan Albay İbrahim Karaoğlanoğlu İlköğretim Okulunun bahçesine giderek yanında getirdiği biraları içmeye başladığı, yoldan geçen arkadaşı tanık ...’un yanına gelmesiyle birlikte, tanığa da yanında bulunan biralardan ikram eden sanığın bir yandan içki içerek bir yandan yüksek sesle tanıkla konuşmaya başladığı, bu sırada yanlarına gelen maktul ...’un, sanık ... ve tanık ...’u gürültü yapmamaları, okul bahçesinde içki içmemeleri hususunda uyardıktan sonra bulundukları yerden kalkıp gitmelerini istediği, tanık...’ın tartışma yaşanmaması için gayret göstermesine karşın, aldığı alkolün tesirindeki sanığın ayağa kalkarak maktulle tartışmaya başladığı, birbirlerinin yakalarını tutarak itişmeye başlayan sanıkla maktulü tanık...’ın araladığı, tanığın müdahalesinden sonra koşarak olay yerinden ayrılan sanığın, yakınlarda bulunan arkadaşları tanıklar ... ve ...’a kavga ettiğini söyleyerek olay yerine gelmelerini istediği ve yine koşarak maktul ile tanık...’ın bulunduğu olay yerine döndüğü, tanık...’ın tuvalet ihtiyacını gidermek için maktulün yanından ayrılması ile maktul ile sanığın baş başa kaldıkları, bu sırada yaşanan arbede sırasında sanığın kaldırım çalışması nedeniyle olay yerinde bulunan 20x10x8 cm boyutlarında ve 3.600 gram ağırlığındaki bir kaldırım taşını yerden alarak birkaç metre mesafeden maktule doğru savurduğu, taşın başına isabet etmesi sonucu yaralanarak yere düşen maktulün kaldırıldığı hastanede, küt kafa travmasına bağlı kafatası kemik kırıklarıyla birlikte gelişen beyin kanaması sonucu aynı gün hayatını kaybettiği, yapılan otopside maktulün başında sağ temporal bölgede 1,5 – 1,5 - 2 cm uzunluğunda, üç kola ayrılan yıldız şeklinde teras tarzı çökme kırığı ve çevresinde 4,5x1 boyutlarındaki alanda 0,3 cm deplase olan temporal kemik hattı boyunca çökme kırığı, sağ temporal kemikte ve orbital tavanda multipl lineer kırık hatlarının tespit edildiğinin belirtildiği, maktulün yere düşmesinden sonra sanığın koşarak olay yerinden uzaklaştığı anlaşılan olayda;
Alkolün tesiri altındaki sanığın, okul bahçesinde alkol almaması ve gürültü yapmaması hususunda kendisini uyaran maktulün başını hedefleyerek, başa havale edildiğinde öldürücü nitelikte yaralanmaya yol açacağında kuşku bulunmayan 20x10x8 cm boyutlarında ve 3.600 gram ağırlındaki parke taşını birkaç metrelik yakın mesafeden maktulün başına kuvvetle savurması, fırlatmanın tesiriyle sürat kazanan taşın başta birden fazla çökme ve lineer kırık ile beyin kanamasına yol açması, aldığı darbenin etkisi ile maktulün yere düşmesinden sonra sanığın, öldürme kastının bulunmadığı şeklinde yorumlanabilecek ilk yardım, yetkililere haber verme gibi herhangi bir davranış sergilemeksizin, öldürme gayesinde sonuç aldığı bilinciyle olay yerinden kaçıp uzaklaşması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanığın kastının yaralamaya yönelik olmadığı, eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu uyuşmazlık konusu yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...; "Somut olayda, Genel Kurulun sayın çoğunluğu ile aramızdaki görüş farklılığının temelini, sanık ...’nın sabit görülen eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 87/4. maddesinin ikinci cümlesi kapsamında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunu oluşturduğu yönündeki düşüncemiz oluşturmaktadır.
Oluşa ve dosya içeriğine göre;
Sanık ...’in olay akşamı çalıştığı fabrikadan çıktıktan sonra bir ilköğretim okulunun bahçesine giderek alkol almaya başladığı, ardından arkadaşı tanık ...’un yanma gelmesiyle onunla birlikte alkol almayı sürdürdüğü, ikilinin yüksek sesle konuşmaları üzerine yanlarına gelen maktul ...’un onları ikaz ettiği, tanık Bay ram’m bir tartışma yaşanmaması için çaba gösterdiği ancak alkolün tesiri altındaki sanığın ayağa kalkarak maktulle tartışmaya başladığı, karşılıklı olarak yakalarından tutmak suretiyle birbirlerini çekiştiren ve itişen taraflar arasındaki kavgayı ilk etapta tanık...’ın ayırdığı, ardından kısa süreliğine oradan uzaklaşan sanığın tekrar olay yerine döndüğü, ardından tanık...’ın ihtiyaç gidermek amacıyla yanlarından ayrılmasıyla birlikte maktulle başbaşa kaldığı, bu esnada sanığın civarda yapılan kaldırım çalışması nedeniyle ortada bulunan 20x10x8 cm. boyutlarındaki ve 3.600 gr. ağırlığındaki bir kaldırım taşını birkaç metre mesafeden kendisine doğru savurduğu maktulün bu taşın baş bölgesine isabetiyle yere düşerek, dosyadaki ölü muayene ve otopsi tutanağı ile Adli Tıp Morg İhtisas Dairesinin 19/10/2017 tarihli otopsi raporuna göre, sağ temporal bölgede 1,5-1,5-2 cm. uzunluğunda üç kola ayrılan yıldız şeklinde teras tarzı çökme kırığı ve çevresinde 4,5x1 cm. boyutlarındaki alanda 0,3 cm. deplase olan temporal kemik hattı boyunca çökme kırığı, sağ temporal kemikte ve orbital tavanda multipl lineer kırık hatları oluşacak şekilde yaralandığı ve buna bağlı olarak künt kafatası travmasına bağlı kafatası kemik kırıklarıyla birlikte beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiği, sanığın ise maktulün yere düşmesinin ardından koşarak olay yerini terk ettiği hususlarında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
5237 sayılı TCK’nın 21. maddesinde “kast”, kural olarak suçun oluşmasının kendisinin varlığına bağlı olduğu bir kavram olarak ifade edildikten sonra, “suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi” olarak tanımlanmıştır. Kast, kişi ile işlediği fiil ve neticesi arasında manevi bir bağ kurmaktadır. (Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Özgenç 14. bası S.238) Genel olarak öğretide kast, bilmek ve istemek olarak tanımlanır. Ceza hukukunda failin cezalandırılabilmesi için yapılan hareketin objektif olarak tipe uygun olması yetmez; sübjektif olarak da tipi kapsaması yani tipte yer alan unsurların fail tarafından bilinmesi ve istenmesi gerekir. (Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Özbek-Doğan-Bacaksız-Tepe, 9. bası S.253)
TCK’nın 23. maddesinde “netice sebebiyle ağırlaşmış suç” kavramı düzenlenmiştir. Buna göre, bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için, bu netice bakımmdan en azından taksirle hareket etmesi gerekir. Bunun hukuki esasını kast/taksir kombinasyonu oluşturmaktadır. Burada ilk kademeyi kasten işlenen temel suç, ikinci kademeyi ise taksirle sebebiyet verilen ağır netice oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu suçlar muhtevasında çift netice barındıran suçlardır. (Ceza Hukuku Genel Hükümler, Hakeri, 16. bası S .247)
Netice sebebiyle ağırlaşmış bir suçtan söz edebilmek için kanunda bu hususta açık bir düzenleme öngörülmeli, temel suç ve daha ağır ya da başka netice suç tipinde belirtilmiş olmalı, hareket ile ağırlaşan netice arasında nedensellik bağı bulunmalı, fail meydana gelen netice bakımından en az taksirle hareket etmiş olmalıdır.
İnceleme konusu somut olayda ihtilafın konusunu oluşturan ve TCK’nın 87/4. maddesinde düzenlenen netice sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçunda, tipiklik ilkesine uygun şekilde gerçekleştirilen kasten yaralama fiili sonucu ölüm neticesinin meydana gelmesi sözkonusudur. Ölüm neticesinin ortaya çıkması sonucuna yol açan ve yaralama kastıyla gerçekleştirilmiş herhangi bir hareket kural olarak TCK’nın 87/4. maddesinin uygulanmasını gerektirir. Ölüm neticesinin kasten yaralamanın maddi unsurunu oluşturan seçimlik hareketlerden hangisi ile gerçekleştirildiği ise önem taşımaz. (Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Tezcan-Erdem-Önok, 17. bası S.262)
Kasten yaralama neticesinde mağdurun ölmesine ilişkin olarak TCK’nın 87/4. maddesinin uygulanabilmesi için;
-Failin yaralama kastıyla hareket etmesi,
-Mağdurun yaralanmasının TCK’nın 86/1. maddesi veya bununla birlikte 86/3. maddesi kapsamında gerçekleştirilmesi,
-Mağdurun failin eylemi ile nedensellik bağı bulunacak şekilde ölmesi,
-Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde kusurunun bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Buna göre fail, mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail, mağdurun yaralanmasını değil ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise kasten öldürmeden, mağdurun ölebileceğini öngörmesine karşın olursa olsun diyerek bu sonucu göze almış ve kabullenmiş ise, bu durumda da neticesi sebebiyle ağırlaşan suçtan değil, olası kastla öldürmeden sorumlu tutacaktır. (YCGK, 27/12/2011,1/151-290)
Konuya ilişkin nihai değerlendirmemizi yapmadan önce, sanığın kastının dış dünyaya yansımasını oluşturan davranışlarında hangi amacı taşıdığı, diğer bir deyişle öldürme kastıyla mı, yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiği hususunun da Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yüksek 1. Ceza Dairesince kabul edilen ölçütler çerçevesinde tartışılması gerekmektedir. Esasen failin iç dünyasını ilgilendiren kastının niteliğinin belirlenebilmesi için dış dünyaya yansıyan davranışlarından hareketle sonuç çıkarmak olanaklıdır. Bu bağlamda, failin olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışları kastının belirlenmesinde ölçü olarak alınmalıdır.
Buna göre;
-Fail ile Ölen arasında olay öncesine dayalı, ciddi bir husumet bulunup bulunmadığı,
-Failin olayda kullandığı aracın öldürmeye elverişli olup olmadığı,
-Ölendeki darbe sayısı ve şiddeti,
-Darbelerin vurulduğu bölgelerin hayati bakımdan önemi,
-Failin davranışlarına kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenin etkisiyle mi son verdiği,
-Failin suç aletini kullanış biçimi,
-Olay öncesi, esnası ve sonrasında failin mağdura yönelik davranışları ve sarfettiği sözler gözetilmeli ve tüm bu kıstaslar birlikte değerlendirilerek sanığın saklıda kalan “derunî” nitelikteki kastı ortaya çıkarılmalıdır.
Yargıtay uygulamasına göre; eylemin nedeni, sanığın olay yerine hazırlıklı gelmesi, fiilin iradiliği, nitelik ve şiddeti, suçta kullanılan vasıtanın cinsi, yaranın meydana geldiği yer, eyleme maruz kalan organların hayati önemi haiz olması, olayın seyri ölümü "beklenir sonuç" haline getirmişse, failin öldürme kastıyla hareket ettiğini kabul etmek gerekir.
Failin kastının hiçbir şüpheye yer vermeyecek derecede belirlenememesi durumunda ise, kuşkudan sanık yararlanır evrensel kuralını uygulamak gerekir. "Kuşkudan sanık yararlanır" ilkesi, ceza yargılaması hukukunda geçerli olan ve mevzuatımızda yazılı olarak hükme bağlanmamış bulunan bir ispat kuralıdır. Kuşkudan sanık yararlanır kuralı sadece beraat kararı verilmesi gereken hallere münhasır değildir. Öldürme kastı ile yaralama kastı arasında şüphe bulunan hallerde de bu kuralın uygulanması ve sanık lehine yorum yapılması gerekmektedir. (Kasten Öldürme Suçlan ve Uygulamaları, TAA Ders Notu, Mehmet Beyhan Seçkin, 2017, S.6-7-8)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık ile maktulün olay tarihi öncesinde birbirlerini tanımadıkları, olay öncesi yaşanan kısa süreli tartışma dışında husumetli olmadıkları, yaşanan tartışma ve kavga öncesinde en az 5-6 bira içtiği anlaşılan ve kimi tanık anlatımlarına göre ayakta durma ve dengesini sağlama konusunda dahi sıkıntı yaşayan sanığın, alkollü şekilde yüksek sesle konuşup çevreyi rahatsız etmemesi konusunda kendisini uyaran maktul ile yaptığı münakaşa ve sonrasındaki itiş-kakışın ardından zorlukla kaldırıp birkaç metre uzaktan maktule doğru savurduğu kaldırım taşıyla maktulün hayati önemdeki baş bölgesini hedeflediğine dair her türlü şüpheden uzak ve kesin bir kanıt bulunmadığı, dosya içeriğine göre de sanığın kendisinden fiziksel özellikleri itibariyle çok daha üstün olan ve sporcu olduğu anlaşılan maktule karşı ancak bu şekilde karşı koyabileceği, onunla korakor bir mücadele imkanının bulunmadığı, herhangi bir engel neden bulunmadığı halde sanığın aldığı darbenin etkisiyle yere düşen maktule karşı bir başka şekilde eylemini sürdürmek yerine olay yerinden ayrılmayı tercih ettiği de nazara alındığında, sanığın eylemiyle açığa çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğuna dair oluşan kuşkunun yenilemediği ve bu kuşkunun sanık aleyhine yorumlanmasının isabetli bulunmadığı, bu itibarla yaralama kastıyla hareket ettiğinin kabul edilmesi gereken sanığın neticesi itibariyle ağırlaşan kasten yaralama suçundan TCK’nın 87/4. maddesinin ikinci cümlesi kapsamında cezalandırılması gerektiğine yönelen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu düşüncesinde olduğundan sayın çoğunluğun itirazın reddine ve sanığın sabit bulunan eyleminin TCK’nın 81/1. maddesi bağlamında kasten insan öldürme suçunu oluşturduğuna ilişkin düşüncesine katılmıyoruz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
2- Sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı;
Bir numaralı uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde; alkolün tesiri altındaki sanığın, okul bahçesinde alkol almaması ve gürültü yapmaması hususunda kendisini uyaran maktulü, başına kaldırım taşı savurarak öldürmesi biçiminde gelişen olayda; maktulün sanığa yönelik haksız fiil oluşturabilecek herhangi bir davranışta bulunduğuna ilişkin sanık ve sanığın yakın arkadaşları olan... Özkul ile ..."in aşamalarda değişerek istikrar göstermeyen ve tarafsız tanık ..."in anlatımları ile de çelişen ve sanığı cezadan kurtarmaya yönelik olduğu anlaşılan haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluştuğuna ilişkin beyanlarına itibar edilemeyeceği, bu şekilde maktulden kaynaklanan ve sanığa yönelen herhangi bir haksız fiil bulunmayan olayda sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.09.2020 tarihinde yapılan müzakerede, sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğuna ilişkin olarak oy çokluğuyla, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunmadığına ilişkin olarak ise oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.