3. Hukuk Dairesi 2016/3404 E. , 2017/16131 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davada vasiyetnamenin ipt...-tenkis davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl ve birleşen davada vasiyetnamenin ipt... talebinin reddine; asıl ve birleşen davada tenkis davasının kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde asıl dosya davacısı ... vekili ile birleşen dosya davacısı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı asıl davada; babası olan muris ..."nin 1995 yılında vefat ettiğini, müteveffanın ölümünü müteakip davalılardan ..."nin... Sulh Hukuk Hakimliğinin 1995/227 sayılı dosyası ile vasiyetnamenin tenfizini istediğini, bu şekilde kendisinin ilgili vasiyetnameden haberdar olduğunu; kendisi ve davalıların murisi..."nin 05/05/1993 yılında yapmış olduğu vasiyetnamenin hile, tehdit ve baskı altında yaptırıldığını; vasiyetnamede tanık olarak belirtilen tanıkların tanıklıklarına itibar edilmesi mümkün olmayan kişiler olduğunu; vasiyetname yapıldığında murise ait doktor raporunun alınmadığını; tanıkların kişilikleri ve rapor alınmamış olmasının bu vasiyetnamenin baskı altında alınmış olabileceğinin bir kanıtı olduğunu ileri sürerek; vasiyetnamenin ipt...ne,vasiyetnamenin geçerli sayılması h...nde ise mahfuz hissesine tecavüz eden kısmın tenkisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ... ve ... asıl davaya cevaplarında; ilgili vasiyetnamenin resmi bir belge olduğunu, ipt...nin istenmesinin hukuken geçerli bir belge ile ispatı gerektiğini,davacının iptal talebinin mücerret iddiadan ibaret olduğunu, yapılacak keşifte murisin yaptığı tasarruf ile davacının mahfuz hissesine bir tecavüz olmadığının anlaşılacağını savunarak; davanın reddini istemişlerdir.
Birleşen dosyada davacı ...; kök murisleri olan..."nin 14/03/1995 tarihinde vefat ettiğini, ölmeden önce aklı başında değil iken... 1.Noterliğinin 05/05/1993 tarih ve 06160 yevmiye no"lu vasiyetnamesi ile malvarlığının büyük bir kısmını mal kaçırmak kastı ile davalılara temlik ettiğini,... Sulh Hukuk Mahkemesi"nin 1995/227 sayılı dosyası ile söz konusu vasiyetnamenin açılıp okunduğunu; vasiyetnamenin yapıldığı tarihte murisin yaşlı olup akli melekelerinin tam olmadığını,yine vasiyetnamenin düzenlenmesinde tanık olarak bulunan şahısların da muteber kişiler olmadığını,söz konusu vasiyetnamenin murisin gerçek iradesini yansıtmadığını,yine vasiyetnamenin yapıldığı tarihte murise ait hiçbir doktor raporu alınmadığını ileri sürerek; vasiyetnamenin ipt...ne, olmaz ise mahfuz hisseye tecavüz edildiğinden tecavüz edilen kısmın tenkisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen dosyada davalılar cevaplarında; davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak,davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece;asıl davada davacı ..."un, davalılar ..., ... ve ... aleyhine açtığı vasiyetnamenin ipt... davasının reddine;davacının ... ve ... aleyhine açtığı Tenkis davasının kabulü ile, 9.681,40 TL"nin davalı ..."den, 13.643,79 TL"nin, davalı ..."den tercih tarihi olan 07/07/2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle alınarak davacı ..."a verilmesine, davacının ... aleyhine açtığı tenkis davasının reddine;birleşen davada ise, davacı ..."nin davalılar ... ve ... aleyhine açtığı vasiyetnamenin ipt... davasının reddine;davacının ... ve ... aleyhine açtığı Tenkis davasının kabulü ile, 8.562,88 TL"nin davalı ..."den, 12.067,48 TL"nin davalı ..."den tercih tarihi olan 07/07/2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle alınarak davacı ..."ye verilmesine karar verilmiş; hüküm asıl dosya davacısı ... vekili ile birleşen dosya davacısı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava;asıl ve birleşen davada ,vasiyetnamenin ipt...,olmaz ise tenkis istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme ve değerlendirme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim, Medeni Kanunu"nun "fiil ehliyetine sahip olan kimse kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" biçimindeki 9.madde hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış; 10.maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek "ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır" hükmünü getirmiştir. "Ayırtım gücü eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, 13.maddesinde "yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir" denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca; ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanunun 15.maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmama nedeniyle kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımdan doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, tıbbi belge, film grafilerinin eksiksiz getirilmesi zorunludur.
Bunun yanında, her ne kadar, ...nun 282.maddesinde belirtildiği gibi bilirkişilerin "rey ve mütalaası" hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, akıl zayıflığı gibi psikolojik nedenlerin belirlenmesi çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanununun 409/2 maddesi akıl hastalığı ve akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Vasiyetname yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak gerekir.Ehliyetsiz kişilerin yaptığı vasiyetnameler kendiliğinden batıl olmaz.
Somut olaya bakıldığında ise;muris... 1933 doğumlu olup, asıl ve birleşen davacı tarafça murisin söz konusu vasiyeti düzenlediği tarih itibariyle akli melekelerinin ve temyiz kudretinin yerinde olmadığı ileri sürülmüş olmakla, vasiyetname tarihinde murisin hukuki işlem ehliyetine haiz olup olmadığı konusunda tüm deliller toplanarak, ehliyetsiz olduğu iddia edilen murise ait doktor raporları, tıbbi belge,film grafilerinin de getirtilmesi suretiyle Adli Tıp Kurumundan rapor alınıp,murisin vasiyetnameyi düzenlediği tarih olan 05/05/1993 tarihi itibariyle hukuki işlem ehliyetine sahip olup olmadığının tespiti suretiyle hüküm kurulması gerekirken,Adli Tıp raporu alınmadan hüküm tesisi yoluna gidilmesi doğru görülmemiştir.
2-Bundan ayrı olarak,
Tenkis davası, TMK"nun 560-562 maddelerinde düzenlenen, mirasbırakanın saklı payları zedeleyen gerek ölüme bağlı ve gerekse sağlararası kazandırmalarının kural olarak saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar tarafından mirasbırakanın tasarruf edebileceği sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu davalardandır. Bu yönüyle bakıldığında tenkis davası Miras Hukukuna özgü bir iptal davası olarak kabul edilmelidir. (G.Antalya, Miras Hukuku, İstanbul, 2003, s.305). Tenkis, açıkladığımız sebeplerle saklı payın yaptırımıdır (H.Hatemi, Miras Hukuku, İstanbul, 2004, s.23).
Tenkis, saklı pay tamamlanıncaya kadar, önce ölüme bağlı tasarruflardan, bu yetmezse, en yeni tarihlisinden en eskisine doğru geriye gidilmek üzere sağlararası kazandırmalardan yapılır (TMK.md.570).
Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi için, kazandırma konusu tereke ile kazandırma dışı terekenin tümü ile bilinmesi gerekir. Bunun için tereke ile ilgili bütün kayıt ve belgeler dosyaya getirtilmelidir. Murisin temlik dışı taşınmazların tapu kayıtları ve diğer belgeleri mahkemece re"sen tespit edilir (Yargıtay 2.HD.23.06.2005, 8487-9834)
Mirasbırakanın saklı payı zedeleyip zedelemediği "net tereke" üzerinden hesaplanır. Net tereke ise, terekenin aktifinden terekenin pasifin indirilmesi ile bulunur. Terekenin aktifi; mirasbırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu malvarlığı ile denkleştirmeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Terekenin aktifini, temlik edilenler ile temlik dışı bırakılan mal varlığı değerleri oluşturmaktadır. Temlik edilen ve temlik dışı olan taşınmazların değeri mirasbırakanın ölüm tarihindeki bedelleri esas alınarak hesaplanır.
Saklı paya elatmanın doğru olarak belirlenmesi için temlik konusu olmayan, mirasbırakana ait her türlü mal varlığı değerinin saptanması gerekir. Bunun için taşınmazın bulunduğu yerde keşif yapılması zorunludur(Yargıtay, 2.HD,15.11.2001, 14464-15834).
Terekenin pasifini TMK"nın 507/2.maddesinde açıklandığı gibi, mirasbırakanın borçları, cenaze giderleri, terekenin mühürlenmesi ve yazım giderleri, mirasbırakan ile birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin üç aylık geçim giderleri oluşturmaktadır. Terekenin pasifleri hesaptan indirilir.
Net tereke bu şekilde tespit edildikten sonra davacıların net tereke üzerinden miras payı bulunur ve daha sonra saklı payları belirlenir. Ölüme bağlı tasarruflar (vasiyetnameler) mutlak tenkisine tabi tasarruflardır.
Bu durumda davanın TMK"nun 565.maddesi gereğince tenkis hükümlerine göre incelenmesi gerekir. Tenkiste, tasarrufa konu malın paylaşımı yönünden araştırma yapmak için sabit tenkis oranı belirlenmelidir.
Sabit tenkis oranı, 11.11.1994 gün ve 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile "tasarrufun tümünün değeri ile davalılara yapılan fazla teberru arasında kurulan orandır". Sabit tenkis oranı ile el atılan saklı payın, tasarrufun değerine oranı ile bunun her davalıya yapılan tasarruf tutarları yönünden ayrı ayrı belirlenmesi gerekir.
İkinci olarak, temlike konu malın kıymetine noksan gelmeden bölünmezliğinin mümkün olup olmadığı saptanır.
Tasarrufa konu mal, sabit tenkis oranında bölünebilir ise bu kısımların bağımsız bölüm olarak taraflar adına tesciline karar verilmelidir. Eğer, tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıkar ise bu defa MK. madde 564"de öngörülen tercih hakkı gündeme gelecektir.
Davalıya MK. 564.maddesi uyarınca seçimlik hakkı mahkemece kullandırılır. Seçimlik hakkının kullandırılması davalı duruşmada hazır ise, mal seçip para ödemeyi mi, yoksa mal verip almayı mı tercih ettiği mahkemece sorulmak suretiyle, davalı duruşmada değil ise kendisine bu konuda meşruhatlı davetiye çıkartılmak suretiyle yapılır.
Daha sonra ise yine mahkemece usulen bilirkişi iştirakı ile ikinci kez yapılacak bir keşif ile seçim hakkının kullanıldığı tarih itibariyle murisin davalıya temlik ettiği malın değeri saptanır.
En son olarak da seçimlik hakkının kullanıldığı tarih itibariyle murisin davalıya temlik ettiği malın değeri, önceki bulunan sabit tenkis oranının paydasına bölünerek elde edilen rakam, her bir davacı bakımından mahfuz hisseye tecavüz teşkil eden miktar dikkate alınmak suretiyle (başka bir deyişle, sabit tenkis oranının payı ile) nihayet her bir davacı bakımından tenkis hesabı yapılır.
Hal böyle olunca, mahkemece;yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle,öncelikle asıl ve birleşen davacının vasiyetnamenin ipt... yönündeki iddialarının değerlendirilmesi noktasında dosyanın murise ait doktor raporları, tıbbi belge,film grafilerinin de getirtilmesi suretiyle dosyanın Adli Tıp Kurumu"na sevki sağlanarak, murisin... 1.Noterliği"nin 05/05/1993 tarih ve 06160 yevmiye no"lu vasiyetnamesini yaptığı tarih itibariyle hukuki işlem ehliyetine sahip olup olmadığının tespit edilmesi; eldeki davada vasiyetnamenin ipt... koşulları mevcut değil ise, asıl ve birleşen davacıların tenkis talebinin değerlendirilmesi,bu değerlendirme yapılırken de yukarıda ifade
edilen ilke ve esaslara göre alanında uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen taraf ve Yargıtay denetimine elverişli raporlar alınmak suretiyle hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş,bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince asıl ve birleşen davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek h...nde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK"nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.