Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2018/26
Karar No: 2020/396

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/26 Esas 2020/396 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2018/26 E.  ,  2020/396 K.

    "İçtihat Metni"

    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 228-450


    6136 sayılı Kanun"a aykırılık suçundan sanık ..."ın aynı Kanun"un 13/1 ve TCK"nın 62, 50/1-a, 52/1-2 ve 54/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 TL ve doğrudan verilen 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve müsadereye ilişkin Kırklareli 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 29.01.2014 tarihli ve 63-72 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 16.04.2015 tarih ve 24796-16422 sayı ile;
    "Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak:
    Adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar mahkûmiyet niteliğinde bulunmadığından, sanık hakkında kurulan hükümde, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunda bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yasal ve yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde hakkında daha evvel hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 14.10.2015 tarih ve 228-450 sayı ile;
    "CMK"nın 231/8. maddesine 6545 sayılı Yasa"nın 72. maddesi ile eklenen ve usul hükmü olduğundan derhal uygulanması gereken "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez." hükmünün verilen ilk kararımızın hukuka uygun olduğunu gösterdiği" gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.11.2015 tarihli ve 360643 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 1058-572 sayı ile; 6763 sayılı Kanun"un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun"a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 14.12.2017 tarih ve 466-14361 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
    1- Tebliğnamede ileri sürülmesi nedeniyle Yerel Mahkeme hükmünün Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği,
    2- Yerel Mahkeme hükmünün yasal ve yeterli gerekçe içerdiğinin kabulü hâlinde sanık hakkında CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediğinin,
    Belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Kolluk tarafından 09.12.2013 tarihinde saat 02.00’de düzenlenen tutanağa göre; aynı gün saat 01.10 sıralarında haber merkezi tarafından... Peksöz Caddesi üzerinde bir erkek şahsın silahla ateş ettikten sonra Cumhuriyet Meydanı istikametine doğru gittiğinin bildirilmesi üzerine olay mahalline giden kolluk görevlilerince sanık ...’ın üzerinde kemerine takılı vaziyette gri renkli bir adet silah görüldüğü, sanığa polis kimlik kartları gösterilerek silahla ateş edip etmediği hususunun sorulmasına rağmen sanığın alkollü olması nedeniyle sorulan sorulara cevap veremediği, ardından yapılan kaba üst aramasında üzerinde “Blow F 92 Cal.9 12-004796” ibaresi yazılı bulunan bir adet kuru sıkı tabanca ve bu tabancaya takılı şarjor içerisinde sekiz adet kuru sıkı fişek, yine kemerine takılı vaziyette üzerinde “Fabrioune Natıonale Brownings hestal beposel Cal.99” ibaresi yazılı bulunan tabanca ile bu tabancaya takılı şarjor içerisinde üç adet MKE yapımı 9 mm çapında mermi, montunun sol cebinde ise üzerinde “Özkursan 9 mm P.A” ibaresi yazılı bulunan kutu içinde kırkbir adet kuru sıkı fişek bulunarak muhafaza altına alındığı, ihbara konu yer olan... Peksöz Caddesi üzerinde yapılan araştırmalarda ise bir adet kuru sıkı fişek kovanının ele geçirildiği,
    Kolluk tarafından 09.12.2013 tarihinde saat 03.45’te düzenlenen tutanakta; asayiş şube müdürlüğüne getirilen sanığın gerekli tutanaklar tanzim edildikten sonra ifadesinin alınması için polis merkezi amirliğine teslim edildiği, hâl ve hareketlerinden alkollü olduğu anlaşılan sanığın bekleme salonunda bulunduğu sırada “Ben arızayım, antidepresan hapı kullanıyorum, ben doğuda çok silah attım, benim üzerime çok geliyorsunuz, avukat çağırın.” şeklinde beyanlarda bulunduğu, yine sanığın polis merkezinde bulunan olay yeri inceleme şube müdürlüğü görevlilerine el svabı vermeyeceğini beyan ettikten sonra “Bana daral geldi, içim daralıyor, nefes alamıyorum, beni hastaneye götürün.” diyerek ardından derin derin nefes alıp yüz üstü yere yattığı, bunun üzerine sanığın 112 sağlık ekibi ile birlikte devlet hastanesine gönderildiği, gerekli tedavisi yapıldıktan sonra da tekrar ekip otosu ile polis merkezine getirildiği, sanığın talep etmesi üzerine avukat çağırıldığı, akabinde olay yeri inceleme şube müdürlüğü görevlilerince el svabının alındığı bilgilerine yer verildiği,
    İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen 24.12.2013 tarihli ve 14466 sayılı uzmanlık raporunda; tetkik için gönderilen "24244" numaralı, 9 mm çaplı, üzerinde "FABRIOUNE NATIONALE BROWNİNGS HESTAL DEPOSEL CAL 9 mm 9.MM &&&&" ibareleri okunabilen yarı otomatik tabanca ile 9 mm çaplı Parabellum tipi olup çap ve tipine uygun silahlarda kullanılmak üzere imal edilen üç adet merminin 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliği haiz ateş silah ve fişeklerden olduğunun ancak bahse konu tabancanın 6136 sayılı Kanun’un 12/4. maddesinde belirtilen vahim silahlardan olmadığının belirtildiği,
    İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen 03.01.2014 tarihli ve 56018 sayılı uzmanlık raporuna göre; sanık ...’ın sol el iç, sağ el iç ve sağ el dış svab numuneleri üzerinde atış artıklarının bulunduğu, sol el dış, kıyafet sol kol ve kıyafet sağ kol svap numuneleri ile mukayese flaster bant numunesi üzerinde ise atış artıklarına rastlanılmadığı,
    Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) Sistemi vasıtasıyla yapılan sorgulamada; sanık hakkında Kırklareli (Kapatılan) 2. Sulh Ceza Mahkemesince 11.01.2012 tarih ve 116-7 sayı ile kasten yaralama suçundan TCK’nın 86/2, 86/3-a ve 62/1. maddeleri uyarınca verilen 150 tam gün karşılığı adli para cezasına ilişkin hükmün CMK"nın 231/5. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl süre ile denetime tabi tutulmasına karar verildiği, bu kararın itiraz edilmeksizin 15.02.2012 tarihinde kesinleştiği,
    Sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, Yerel Mahkemece 29.01.2014 tarih ve 63-72 sayı ile sanığın 6136 sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK’nın 62, 50/1-a, 52/1-2 ve 54/4. maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 TL ve doğrudan verilen 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapisten çevrilen adli para cezasına ilişkin olarak taksitlendirmeye ve müsadereye, “…adli sicil kaydında görülen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının deneme süresi içinde suç işlediği” gerekçesi ile de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği,
    Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece 16.04.2015 tarih ve 24796-16422 sayı ile “Adli sicil kaydında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar mahkumiyet niteliğinde bulunmadığından, sanık hakkında kurulan hükümde, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları irdelenerek hükmün açıklan- masının geri bırakılması hususunda bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yasal ve yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde hakkında daha evvel hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, bozma sonrası yapılan yargılamada sanık ...’ın 14.10.2015 tarihli oturumda hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesinin uygulanmasını kabul ettiğini beyan ettiği,
    Yerel Mahkemece 14.10.2015 tarih ve 228-450 sayı ile “CMK"nın 231/8.maddesine 6545 sayılı yasanın 72. maddesi ile eklenen ve usul hükmü olduğundan derhal uygulanması gereken "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.’ hükmünün verilen ilk kararımızın hukuka uygun olduğunu gösterdiği” gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verdiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Tutanak tanığı ... .... Mahkemede; sanığın olay tarihinde asayiş ekibi tarafından polis merkezine getirildiğini ve kendisine gösterilen 09.12.2013 tarihli tutanağın içeriğinin doğru olduğunu ifade etmiştir.
    Sanık aşamalarda benzer şekilde; olay tarihinde saat 01.30 sıralarında polislerin yanına gelerek silahla ateş edip etmediğini sorduklarını, silahla ateş etmediğini söylediğini, üzerinde ele geçirilen kuru sıkı tabancanın kendisine ait olduğunu, bu tabancayı av bayisinden aldığını, ruhsatsız tabancanın ise kendisine ait olmadığını, yakalanmadan yaklaşık iki saat öncesinde bir çöp kutusunun yanında bulduğunu, sahipsiz olduğunu düşünerek aldığını, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.
    Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
    1- Tebliğnamede ileri sürülmesi nedeniyle Yerel Mahkeme hükmünün Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği;
    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası"nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrası; "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde düzenlenmiştir.
    5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun "Kararların gerekçeli olması" başlıklı 34. maddesinin birinci fıkrasında; "Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230. madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.",
    "Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar" başlıklı 230. maddesinde de;
    "(1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
    a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
    b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
    c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
    d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.
    (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223. maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.
    (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir.",
    "Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar" başlıklı 232. maddesinde ise;
    "(1) Hükmün başına, "Türk Milleti adına" verildiği yazılır.
    (2) Hükmün başında;
    a) Hükmü veren mahkemenin adı,
    b) Hükmü veren mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanunî temsilcisinin ve müdafiin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği,
    c) Beraat kararı dışında, suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
    d) Sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı,
    Yazılır.
    (3) Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.
    (4) Karar ve hükümler bunlara katılan hâkimler tarafından imzalanır.
    (5) Hâkimlerden biri hükmü imza edemeyecek hâle gelirse, bunun nedeni mahkeme başkanı veya hükümde bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.
    (6) Hüküm fıkrasında, 223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun Maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.
    (7) Hükümlerin nüshaları ve özetleri mahkeme başkanı veya hâkim ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mühürlenir.",
    Hükümlerine yer verilmiştir.
    Buna göre, Anayasa"nın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu"nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde; hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin, katılanın, mağdurun, varsa vekilinin ve kanuni temsilcisinin adı ve soyadı, sanığın açık kimliği ile varsa müdafisinin adı ve soyadı, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile hâlen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında; mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nın 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı Kanun"un 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nın 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı Kanun"un 53 ve devamı maddelerine göre, mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkânının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercisi tereddüde yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
    Öte yandan, Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, bozma sonrası yerel mahkeme tarafından CMK’nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir.
    Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının "gerekçe" bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
    5271 sayılı CMK"nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
    Hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK"nın 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
    Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin (AİHS) 6. maddesinin ihlali olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85.).
    AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68.). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlali sonucunu doğuracak derecede ve keyfi olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44.).
    Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan “kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama” yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33.).
    Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34.).
    Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35.).
    Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39.).
    Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Yerel Mahkemece, sanık ...’ın 6136 sayılı Kanun’a aykırı olarak ruhsatsız silah taşıma ve bulundurma suçunu işlediği kabul edilerek kurulan mahkûmiyet hükmü ile ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.11.2015 tarihli ve 360643 sayılı tebliğnamesinde, Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinde iddia ve savunmaya, toplanan deliller ile ulaşılan sonuca yer verilmeden bozmadan sonraki safahat bilgileri ve direnme gerekçesine işaretle yetinilerek yasal ve yeterli gerekçe içermeyecek şekilde hüküm kurulduğu ileri sürülmüş ise de;
    Hükmün gerekçe bölümünde sanık hakkındaki iddia konusu eylemin “Olay günü kolluk güçlerine gelen ihbar üzerine sanığın üzerinde bulunan ve 24.12.2013 tarihli ekspertiz raporuna göre 6136 sayılı Yasa’ya göre yasak nitelikli olduğu belirlenen ‘24244’ seri numaralı adli emanetin 2013/587 sırasında kayıtlı tabanca ile birlikte 6136 sayılı Yasa’ya göre yasak nitelikli fişeklerin ele geçirildiği” şeklinde izah edilmesi, yine hükmün sonuç kısmında da iddiaya konu suçun “Sanık ..."ın üzerine atılıp kanıtlanan ‘6136 Sayılı Yasa hükümlerine aykırı olarak ruhsatsız silah taşımak ve bulundurmak’ suçu” olduğunun belirtilmesi, hükmün sorun bölümünde sanığın bozma sonrası beyanlarına yer verildiği gibi gerekçe kısmında da “6136 sayılı Yasa’ya muhalefet suçu yönünden ikrarda bulunduğu” şeklinde sanığın savunmasına değinilmesi, hükmün gerekçe bölümünde mahkûmiyet hükmünün dayanağı olan delillerin 24.12.2013 tarihli ekspertiz raporu ile sanığın ikrarı olduğu belirtildikten sonra sanık hakkında 6136 sayılı Kanun’a aykırı olarak ruhsatsız silah taşımak ve bulundurma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması hususları birlikte değerlendirildiğinde; iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlere yer veren, delilleri tartışıp değerlendiren, ulaşılan kanaat ile sanığın sabit olan eylemini belirleyip nitelendirmesini yapan Yerel Mahkemenin sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmüne ilişkin gerekçesinin Anayasa’nın 141 ve CMK"nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli olduğu kabul edilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu üyesi; "Yerel Mahkemece sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün yasal ve yeterli gerekçe içermediği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    2- Sanık hakkında CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilip gösterilmediği;
    5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Bahse konu kurumun yargılama yasasında düzenlenmiş olması da onun bu karma niteliğini değiştirmeyecektir.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun’un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun’un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
    Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun’un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez." cümlesi, 6545 sayılı Kanun"un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir.
    5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK"nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
    1) Suça ilişkin olarak;
    a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
    b- Suçun Anayasa"nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
    2) Sanığa ilişkin olarak;
    a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
    b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
    c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
    d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
    e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
    Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
    Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin objektif şartlarından biri, sanığın suç tarihinden önce kasıtlı bir suçtan cezalandırılmamış olmasıdır. Daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmakla birlikte adli sicilden silinme şartları oluşmuş mahkûmiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kanuni engel oluşturmayacak, ancak bu durum, sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirleme yönünden mahkemece değerlendirmeye tabi tutulabilecektir.
    Öte yandan 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 8. fıkrasına, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesi ile “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiştir. Objektif şartlardan biri olarak getirilen bu düzenleme ile de sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması gerekmektedir.
    Bu aşamada denetim süresi içinde işlenen kasıtlı suçun bahse konu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce veya sonra işlenmiş olmasının önemi üzerinde durmalıdır. Yargıtayın istikrar kazanan içtihatlarında da açıklandığı gibi hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu maddi ceza hukukuna ilişkin sonuçlar doğurduğundan karma yapıya sahip olan bir kurumdur. Bu anlamda sanık aleyhine sonuçlar doğuran bu düzenlemenin yürürlük tarihi olan 28.06.2014 tarihinden önce işlenen suçlar hakkında uygulanmaması gerekmektedir. Ancak ikinci kez uygulama yasağının yürürlük tarihinden önce işlenen suçlar bakımından, kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar failin suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden yargı makamlarınca değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 28.02.2017 tarihli ve 896-111 sayılı, 23.01.2018 tarihli ve 962-16 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi için aranan objektif şartlardan bir diğeri ise suçun işlenmesiyle mağdurun ya da kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesidir. Burada kastedilen maddi zarar olup manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Maddi zararın bizzat sanık tarafından giderilmesi gerekmeyip sanık adına ancak onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından tazmin, aynen iade veya eski hâle getirme suretiyle karşılanması da mümkündür. Suçun işlenmesiyle herhangi bir zararın doğmadığı ya da zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden ise bu şart aranmayacaktır.
    Diğer taraftan 5271 sayılı CMK’nın 231/6-b maddesindeki “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” şeklindeki düzenleme ile kanun koyucu, suça ve faile ilişkin tüm objektif şartları taşıyan herkes için mutlak surette hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini kabul etmeyip hâkime belirli ölçüler içerisinde bir takdir hakkı tanımıştır. Ancak, sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki değerlendirmenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli gerekçe içermesi ve bu gerekçenin hükümde yer alan hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesi, ertelenmesi ve takdiri indirim uygulamalarında dayanılan gerekçe ile çelişmemesi gerekir.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir süjesinin talepte bulunması şart değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının varlığı hâlinde, 6008 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önce resen, bu değişiklikten sonra ise sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması hâlinde mahkemece diğer kişiselleştirme hükümleri olan seçenek yaptırımlara çevirme ve ertelemeden önce değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Yerel Mahkemece; “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” gerekçesiyle sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin uygulanmadığı anlaşılmaktadır.
    Mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden, maddi ceza hukukuna ilişkin doğurduğu sonuçlar itibarıyla da karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmü ortadan kaldırarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurması, bu niteliğiyle sanık ve Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturması ve 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 8. fıkrasına, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 72. maddesi ile eklenen “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” şeklindeki düzenlemenin de sanık aleyhine sonuçlar doğurması hususları bir bütün olarak dikkate alındığında sanığın adli sicil kaydında yer alan kasıtlı suçtan verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yargılamaya konu suç tarihi itibarıyla sanık hakkında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yasal engel oluşturmayacağı, bu kararın sadece sanığın suç işleme hususundaki eğilimini belirlemek yönünden değerlendirmeye tabi tutulabileceği gözetilmeden daha önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın denetim süresi içinde sanığın bahse konu suçu işlediği gerekçesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar veren Yerel Mahkeme gerekçesinin yasal ve yeterli olmadığının kabulü gerekmektedir.
    Öte yandan, Yerel Mahkemece hapis cezasından çevrilen adli para cezası taksitlendirirken CMK"nın 232/6. maddesi uyarınca uygulama maddesinin TCK’nın 52/4 olarak gösterilmemesi de Kanun’a aykırılık oluşturmaktadır.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi ve hapis cezasından çevrilen adli para cezası taksitlendirirken CMK’nın 232/6. maddesine aykırı olarak uygulama maddesinin TCK’nın 52/4 olarak gösterilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmelidir.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Kırklareli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.10.2015 tarihli ve 228-450 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi ve hapis cezasından çevrilen adli para cezası taksitlendirirken CMK’nın 232/6. maddesine aykırı olarak uygulama maddesinin TCK’nın 52/4 olarak gösterilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 01.10.2020 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu yönünden ise oy birliğiyle karar verilmiştir.













    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi