
Esas No: 2019/647
Karar No: 2020/407
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/647 Esas 2020/407 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 73-150
Nitelikli yağma suçundan sanık ...’ın TCK’nın 149/1-c, 62, 53 ve 58. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Bandırma Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.04.2015 tarihli ve 73-150 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 12.12.2018 tarih ve 1640-7846 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.10.2019 tarih ve 89102 sayı ile;
“Sanık ... ile katılan ... arasında küçükbaş hayvan alışverişine dayanan bir hukuki ilişki bulunduğu dosya kapsamı ve taraf beyanlarından anlaşılmaktadır. Yağma suçuna konu ..... plakalı aracın sanık ... tarafından katılana verildiği de sabittir. Katılanın beyanlarından borca mahsuben verildiği; sanığın beyanlarından ise geçici olarak katılana borç ilişkisi nedeniyle verildiği iddia edilmektedir. Mahkeme gerekçesinde aracın katılana rehin olarak verildiğini ve katılanın üç ay kadar bu arabayı kullandığını kabul etmiş ancak sanık hakkında TCK"nın 150/1. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağını karar yerinde tartışmamış ve uygulamamıştır. Bu açıklamalardan ve dosya kapsamından anlaşılacağı üzere sanık ... ile katılan ... arasında hukuki bir alacak vardır ve suça konu olay bundan kaynaklanmıştır. Sanık ... hakkında koşulları gerçekleşen TCK"nın 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği,” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 10.12.2019 tarih ve 2270-6102 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanık ... hakkında, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren nitelikli hâlini düzenleyen TCK"nın 150/1. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının,
2- TCK’nın 58. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ..."ın katılandan küçükbaş hayvan alması karşılığı oluşan borcu nedeniyle katılana... plaka sayılı, Volkswagen marka arabayı verdiği, sanık ..."ın arabayı teslim ettiği sırada katılana arabanın kendisine ait, fakat ruhsatının bir başkası adına kayıtlı olduğunu, arabanın bir miktar borcu bulunduğunu, borcunu öder ödemez arabanın devrini yapacağını söylediği, arabayı bu şartlarda teslim alan katılanın arabayı 2,5-3 ay kadar kullandığı, daha sonra sanık ..."ın katılanı arayarak aralarındaki hesabı sonuca bağlamak istediğini bildirip inceleme dışı sanık ... ile birlikte Gönen ilçesine geldikleri, Gönen Şehir Parkında katılan ... ile buluşarak suça konu arabaya bindikleri, sanık ..."ın arabanın şoför koltuğuna, katılanın sağ ön koltuğa, inceleme dışı sanık ... ile tanık..."nın ise arka koltuğa oturdukları, katılanın alacağını istemesi üzerine sanık ..."ın borçlu olması sebebi ile kredi çekemediğini, verdiği suça konu arabayı tekrar geri alıp satarak borcunu ödeyeceğini söylediği, katılanın ise ancak borcunu ödediği takdirde arabayı geri verebileceğini bildirdiği, bunun üzerine sanık ..."ın "Biz bu arabayı alacağız, seni de burada döveriz." diyerek katılanı tehdit ettiği, katılanın da ne olur ne olmaz diyerek arabanın kontağında takılı olan anahtarı çekerek aldığı, bunu gören sanık ..."ın katılanın elindeki anahtarı zorla almak için elinden tuttuğu, bu sırada katılanın gömleğinin kolunun yırtıldığı, inceleme dışı sanık ..."ın "Senin anahtarı alman çok ayıp, sen bela mı istiyorsun?" diyerek katılanın omzundan tutarak bastırdığı, bunun üzerine katılanın arabadan indiği, sanık ... ve inceleme dışı sanık ..."ın da katılanın peşinden arabadan inerek katılanın elindeki anahtarı almak için onun üzerine yürüdükleri, bu sırada aralarına tanık..."nın girerek "Yapmayın arkadaşlar, kavgayla bu iş çözülmez." dediği, ancak sanık ..."ın katılanın elini tutarak suça konu arabanın anahtarını zorla aldığı, ardından inceleme dışı sanık ... ile birlikte suça konu arabaya binerek olay yerinden uzaklaştıkları iddiası ile kamu davası açıldığı,
10.04.2012 tarihli kira sözleşmesinden: ... plakalı arabanın Abide Araç Kiralama ve Emlak Hizmetleri isimli iş yeri tarafından inceleme dışı sanık ...’a 30 günlüğüne kiralandığı ve bu sürenin 30 gün daha uzatılarak arabanın 10.06.2012 tarihinde geri iade edildiği,
14.04.2012 tarihli kira sözleşmesinden: ... plakalı arabanın inceleme dışı sanık ... tarafından sanık ...’a kiralandığı,
Gönen İcra Dairesi tarafından düzenlenen 21.03.2013 tarihli cevap yazısında; 96.000 TL bedelli bononun takibi için borca/takibe/imzaya itiraz edildiğine dair belgeye ulaşılamadığından kesinleştirildiği ve son olarak 21.03.2013 tarihinde sanığın menkul mallarının haczine yönelik Çanakkale İcra Tevzii Bürosuna talimat yazıldığının belirtildiği,
Yerel Mahkemece tekerrüre esas alınan ve dosya arasında bir örneği bulunan Gökçeada (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 19.10.2011 tarihli ve 2-101 sayılı kararı incelendiğinde; sanık ..."ın 20.08.2005 tarihinde işlediği tehdit suçundan 5237 sayılı TCK’nın 106/1-1, 62, 50/1-a ve 52. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, kararın 13.02.2012 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştiği,
Sanık hakkındaki adli sicil kaydında bulunan; 1 numaralı mahkûmiyet hükmünün 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca erteli olması ve 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile 765 sayılı TCK’nın 95/2. maddesi uyarınca, hükmün verildiği 29.09.2006 tarihinden itibaren hesaplanacak olan beş yıllık deneme süresinin 29.09.2011 tarihinde dolması karşısında; bu tarih itibarıyla vaki olmamış sayılan mahkûmiyet hükmünün 12.11.2012 tarihinde işlenen nitelikli yağma suçu bakımından tekerrüre esas alınamayacağı, 2 ve 3 numaralı mahkûmiyet hükümlerinin ise kesin nitelikte adli para cezalarına ilişkin olması ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun"un geçici 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu"nun 305. maddesindeki kesin nitelikteki hükümlerin tekerrüre esas alınamayacağına ilişkin düzenleme nedeniyle tekerrüre esas nitelikte olmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Katılanın Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 12.11.2012 tarihli dilekçede; veteriner hekim olarak çalıştığını, tanık... vasıtasıyla tanıştığı sanık ...’ın çiftliğinde koyun üretip yetiştirmek istediğini söyleyerek kendisine koyun alıp alamayacağını sorduğunu, sağladığı güvenle sanığın vaatlerine inanarak Recep Düzgün’den 19 koyun ve 13 kuzuyu 23.000 TL’ye; ...’dan 12 koyun ve 16 kuzuyu 14.000 TL’ye; ...’ten 30 koyun ve 35 kuzuyu 30.000 TL"ye satın alıp sanık ...’a gönderdiğini, sanık ..."ın bu koyunlar karşılığında... plakalı Volkswagen marka araba ve tapu ipoteği vereceğini vaat ettiğini, teslim ettiği suça konu arabayı daha sonradan tehdit ve cebir kullanarak kendisinden geri aldığını, tapuda ipotek vermekten ise kaçındığını, koyunların teslimi sırasında sanık ...’ın 96.000 TL bedelli bono verdiğini, bu bonoyla ilgili yasal takip amaçlı yaptığı girişimlerin ise muhatabın adresinin sarih olmaması nedeniyle sonuçsuz kaldığını, sanığın koyun bedelinin 36.000 TL’sini ödediğini, geriye kalan 60.000 TL için ise sanık hakkında icra takibi yürütüldüğünü,
12.11.2012 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında; dilekçesinin içeriğini tekrar ettiğini, sanık ..."ın kendisini tehdit ettiğine dair tanığının bulunmadığını, şikâyetçi olduğunu,
06.05.2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında; sanık ...’a 96 koyun ve 103 veya 104 kuzu sattığını, sattığı küçükbaş hayvanlar karşılığı sanık ...’ın parça parça 14.000 TL ödeme yaptığını, 96.000 TL’lik borç için ise sanığın aynı bedelli bono verdiğini, bu bonoyu icra takibine koyduğunu fakat alacağını tahsil edemediğini, küçükbaş hayvan satışı nedeni ile sanık ..."ın borcuna karşılık suça konu arabayı verirken bu arabanın kendisine ait olduğunu fakat ruhsatının bir başkası adına kayıtlı olduğunu, aracın bir miktar borcunun bulunduğunu, borcunu öder ödemez aracın devrini yapacağını söylediğini, bu arabayı 2,5-3 ay kadar kullandıktan sonra sanık ..."ın kendisini arayarak "Biz yarın Gönen"e geliyoruz, aramızdaki hesabı konuşup bir sonuca bağlayalım." dediğini, 2012 yılının Temmuz ayı ortalarında sanık ..."ın yanında inceleme dışı sanık ... ve Gönen Tedaş Müdürlüğünde çalışan tanık... olduğu hâlde Gönen Şehir Parkına geldiklerini, geldikleri arabadan inerek kendi arabasına bindiklerini, arabanın şoför koltuğuna sanık ..."ın; arka koltuğa sanık ... ve tanık..."nın, ön yolcu koltuğuna ise kendisinin oturduğunu, sanık ..."dan alacağını istediğinde borçlu olması sebebi ile kredi alamadığını, bu nedenle verdiği arabayı geri alarak satıp borcunu ödeyeceğini söylediğini, kendisinin de arabayı vermeyeceğini, parasını getirdiği taktirde arabayı alabileceğini söylemesi üzerine sanık ..."ın "Biz bu arabayı alacağız, seni de burada döveriz." diyerek kendisini tehdit ettiğini, bunun üzerine hemen kontakta takılı anahtarı çekerek aldığını, sanık ...’ın elindeki anahtarı almak için elini tuttuğu sırada gömleğinin kolunun yırtıldığını, sanık ..."ın da "Senin anahtarı alman çok ayıp. Sen bela mı istiyorsun?" diyerek omzundan tutup bastırdığını, kapıyı açarak araçtan indiğinde diğerlerinin de arabadan indiğini, sanıkların üzerine yürüdüğü sırada tanık..."nın araya girerek "Yapmayın arkadaşlar, kavgayla bu iş çözülmez." dediğini, bu söz nedeniyle anahtarı atacağı sırada sanık ..."ın elini tutarak anahtarı aldığını ve suça konu arabaya binip olay yerinden uzaklaştıklarını, her ne kadar Cumhuriyet savcılığında verdiği 12.11.2012 tarihli ifadesinde herhangi bir tanığının olmadığını söylemiş ise de sonraki günlerde bir şahsın olayları gördüğünü ve tanıklık yapabileceğini öğrendiğini, tanığın kimlik bilgilerini öğrenip en kısa zamanda bildireceğini, suça konu olaydan birkaç gün sonra sanık ..."ın arayarak kızgınlıkla bu tatsız olayların yaşandığını, kısa zamanda borcunu ödeyeceğini söylediğini, bu nedenle olay temmuz ayında olmasına rağmen sanık ..."ın borcunu ödeyeceğini düşündüğü ve olayların büyümesini istemediği için daha önce şikâyetçi olmadığını, arabayı eşinin hasta olduğundan bahisle birkaç günlüğüne değil sanık ..."ın borcuna karşılık aldığını,
Mahkemede; olay tarihinden önce çalıştığı iş yerinde sanıklar ve yanlarında bulunan ... isimli şahıs ile tanıştığını, bu şahıslar ile aralarında samimiyet oluştuğunu hatta ev kredisi alıp ekonomik olarak sıkıntıya girdiğinde sanık ..."ın kendisine borç para verdiğini, bu borcu ödediğini, olay tarihinden önce sanık ... ile inceleme dışı sanık ...’ın kendisini Çanakkale merkeze bağlı köylere götürdüklerini, sanık ...’ın araç kiralama işi ile uğraştığını ve kendisine ait bir iş yeri olduğunu söylediğini, daha sonra kendisini boş bir tarlaya götürerek buraya ahır yapacağını, koyun lazım olduğunu bildirdiğini, ona yardımcı olabileceğini söyleyerek Gönen ilçesinde bulunan Recep isimli bir kişiden 19 koyun ve 11 kuzu aldığını, bu koyunların pasaportunun sanık ... adına düzenlendiğini ve ona gönderdiğini, sonrasında Manyas köyünde ... isimli birisinden 30 koyun ve 32 kuzu aldığını, bunları da sanık ..."a gönderdiğini, bu koyunları 33 bin TL"ye aldığını, bunun 3.000 TL"sini sanık ..."ın verdiğini, geri kalan 30.000 TL için ise senet düzenlediğini, yine Hasanbey köyünden başka bir kişiden 12 koyun ve 4 kuzu aldıklarını, üç parti hâlinde kuzuları gönderdiğini, sanık ..."ın daha fazla hayvan istemesi üzerine "Ödeme yaparsan buluruz." diye cevap verdiğini, aldığı üç parti hayvan karşılığında borçlu gözüktüğü senetler düzenleyerek satıcılara verdiğini, bunun üzerine sanık ..."ın, kendisine ait 2004 model Golf model bir araba olduğunu, bunu kendisine göndereceğini ve bu arabayı sattığında hemen parasını ödeyeceğini söyleyerek ... isimli kişi vasıtasıyla suça konu arabayı gönderdiğini, arabanın yaklaşık 3 ay kendisinde kaldığını, trafik sicilinden baktığında arabanın başka biri adına kayıtlı olduğunu görüp sanık ..."a sorduğunda "Aracın gerçek sahibi benim, bunu yakında satacağım." dediğini, bunun üzerine Gönen ilçesindeki Sabri isimli birisinden 30 koyun ve 28 kuzu daha alarak bunları da ... ile birlikte sanık ..."a gönderdiğini, bunun karşılığında da kendi adına senet verdiğini, son koyun alışından yaklaşık 15 gün sonra sanık ..."ın kendisini arayarak buluşmak istediğini ve olay günü buluştuklarını, suça konu arabayla Gönen Parkına gittiklerini, arabanın sağ ön koltuğunda kendisinin; arka koltukta ise sanık ..."ın oturduğunu, burada sanık ..."ın suça konu arabayı almak istediğini, bu arabayı satarak borçlarını ödeyeceğini söylediğini, bu teklifi kabul etmeyerek kontaktaki anahtarı çıkarttığını, sanıkların kendisini tehdit ederek hakaret ettiklerini, anahtarı almaya çalıştıklarını, hatta sanık ..."ın anahtarı almak isterken gömleğinin kolunu yırttığını, tanık..."nın sanıkları sakinleştirmeye çalıştığını, tanık..."nın kendisine karşı tehdit veya zorlama eyleminin olmadığını, sonrasında araçtan indiğinde sanık ..."ın kendisine yumruk attığını, sanık ..."ın da elini beline doğru atıp, bir şey çıkartacak gibi davrandığını, ancak silah ya da bıçak çıkarttığını görmediğini, sanıkların birlikte üzerine çullanıp arabanın anahtarını zorla aldıklarını, sonrasında da arabaya binerek gittiklerini, araçta şahsi eşyalarının da bulunduğunu, sanık ..."a verdiği koyunlar nedeniyle hakkında çok sayıda icra takibi bulunduğunu, zararının ödenmediğini, sanık ..."ın kendisine sadece 12.000 TL gönderdiğini, yine dört parti koyunu gönderdikten sonra 96.000 TL"lik senet verdiğini, sanıklardan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini, sanıklar hakkında TCK"nın 168/4. maddesindeki etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına... göstermediğini,
Tanık ... Cumhuriyet Başsavcılığında; veteriner hekim olan katılanı hayvanları rahatsızlandığı zaman ona götürdüğü için tanıdığını, katılanın Golf model bir arabayı 2-3 ay kadar kullandığını, hatta bu araba ile birkaç kez birlikte köye gidip geldiklerini, arabayı ilk gördüğünde katılana hayırlı olsun dediğinde katılanın bu arabayı sanık ..."ın borcuna karşılık verildiğini söylediğini, 2012 yılının yaz aylarında katılanı perişan bir hâlde görüp ne olduğunu sorduğunda borçlarına karşılık verdikleri arabayı zorla elinden aldıklarını söylediğini, arabanın yağmalanmasına dair bir bilgisinin olmadığını,
Mahkemede; sanıkları önceden tanıdığını, bir gün sanıkların yanına gelerek senet karşılığı koyun almak istediklerini söylediklerini, kabul etmediğini, katılanın sanıklara 89 adet kuzulu koyun sattığını, sanıkların katılana 3.000-5.000 TL civarında para ve Golf model bir araba verdiklerini, hatırladığı kadarıyla katılanın bu arabayı 2-3 ay kadar kullandığını, daha sonra katılanı perişan bir vaziyette görüp ne olduğunu sorduğunda sanıkların kendisini darbettiğini ve arabayı aldıklarını söylediğini, sorulması üzerine; katılanı gördüğünde üstü başı dağınık bir vaziyette ve dayak yemiş bir hâlde olduğunu, arabayı aldıklarını söylediğini, hatta daha sonra bu şahıslardan parayı alabilmek için katılan ile beraber Çanakkale iline giderek sanık ... ile görüştüklerini, sanık ..."ın "Param olduğu zaman öderim." dediğini, kendisinin de katılana "Niçin tanımadığın insanlara satış yaptın?" diye sorduğunu,
Tanık ... Kollukta; katılanı aynı kahvehanede oturduklarından dolayı tanıdığını, Gönen Trafo Merkezinde uzman teknisyen olarak çalıştığını, bir gün asker arkadaşı olan ...’nın sanık ... ile birlikte Gönen ilçesine gelerek "Erkan Çanakkaleli, Sarıköyden ... isimli şahsın koyunlarını alacağız, şahıs bizi tanımaz, sen bize kefil olur musun?" diye sorduğunu, kefil olmayacağını bildirmesi üzerine... ve sanık ..."ın hayvan almadan Gönen"den ayrıldıklarını ve uzun süre görüşmediklerini, bir gün Gönen Kapalı Pazar yerinden gelirken Akbank önünde arabasının arıza yaptığını, oradan geçmekte olan katılanın kendisini görüp ne olduğunu sorduğunda arabasının arızalandığını bildirdiğini, bunun üzerine katılanın, ona ait olduğunu düşündüğü... plakalı arabayla çocuklarını trafo merkezine bıraktığını, daha sonra yanına geldiğinde konuşurken "Mutlular Çeltik Fabrikasından çıktım. Şimdi ticaret ile uğraşıyorum." dediğini ve ayrıldıklarını, aradan 1-2 ay kadar geçtikten sonra Gönen Şehir Parkı"nın araç park yerine arabasını park ederken katılanın, sanık ... ve sanık ..."ın "dayım" dediği bir şahıs ile tartıştıklarını ve birbirlerini iteklediklerini gördüğünü, yanlarına giderek aralarına girip niye tartıştıklarını sorduğunda katılanın "Alacak verecek konusunda tartışıyoruz. Benim Erkan"dan 90.000 TL alacağım var." dediğini, sanık ...’ın da "Ben Özkan"a borcumu ödedim. Banka dekontları elimde." dediğini, katılanın da... plakalı arabanın borca karşılık kendisine verildiğini, arabayı vermeyeceğini söylediğini, sanık ..."ın katılanın yakasından tuttuğunu ancak vurmadığını, kendisinin araya girdiğini, kendisi gelmeden önce sanığın katılana vurup vurmadığını bilmediğini, daha sonra sanık ... ile diğer şahsın suça konu arabaya binerek olay yerinden uzaklaştıklarını,
Cumhuriyet Başsavcılığında; 2012 yılının Temmuz aylarında tesadüfen Gönen Yıldız Parkının araç park bölümünde bulunduğu sırada, park hâlinde bulunan Volkswagen marka arabanın içerisinde sanık ... ile katılanın tartıştıklarını gördüğünü, yanlarında inceleme dışı sanık ..."ın da bulunduğunu, katılan ile sanık ... arasında bir alacak verecek meselesi olduğunu bildiğini, sanık ... ile ..."ın katılanın kullandığı Volkswagen marka arabanın anahtarını istediklerini, katılanın arabanın sağ ön koltuğunda; sanık ..."ın şoför koltuğunda; ..."ın ise arka koltukta oturduklarını, katılanın araba kontağındaki anahtarı çekip aldığını, bu sırada tam hatırlayamamakla birlikte sanık ... veya ..."ın katılanın elinde bulunan anahtarı elini tutmak suretiyle aldığını, sanık ..."ın anahtarı alabilmek için katılanın yakasını tuttuğu sırada katılanın gömleğinin yakasının yırtıldığını, biraz itiş kakış olduktan sonra zorla katılanın elindeki anahtarı aldıklarını, daha sonra sanıkların katılanı arabadan indirerek olay yerinden uzaklaştıklarını, taraflar arasındaki tartışmaya ve tehdit içerikli sözlere tanık olmadığını, fakat sanık ... ile ..."ın katılanın elindeki anahtarı zorla aldıklarını gördüğünü,
İnceleme dışı sanık ... Kollukta müdafisiz; katılanı sanık ...’dan, sanık ..."ı da kendisinden sürekli araç kiralamasından dolayı tanıdığını, 2012 yılının Nisan ayında sanık ...’ın araba lazım olduğunu söylemesi üzerine kendisinde araba bulunmadığı için Abide isimli araç kiralama firmasından kendi adına... plakalı Golf model araba kiralayarak sanık ...’a verdiğini, sanık ...’ın ise bu arabayı Gönen ilçesinde bulunan bir arkadaşına çocuğunu hastaneye götürebilmesi için ödünç olarak verdiğini söylediğini, aradan 40-45 gün geçmesine rağmen araba iade edilmeyince sanık ...’a ne olduğunu sorduğunda "Abi araç hâla arkadaşımda, adam veteriner, hayvanlara gidip gelmek için kullanıyor." diye cevap verdiğini, arabanın gününün dolması nedeniyle sanık ... ile birlikte Gönen ilçesine gittiklerini ve ilçenin girişinde bir parkta katılanla buluştuklarını, katılan geldiğinde yanında Çanakkale ilinden tanıdığı ... isimli bir şahsın da olduğunu, oturup bir şeyler içtikten sonra arabanın anahtarını alarak ayrıldıklarını, bu arabanın kira bedeli olarak sanık ..."dan 1.500 TL aldığını, katılana karşı cebir veya tehditte bulunmadıklarını, katılanın sanık ...’a "Kendi arabamı satayım, bu aracı bana satın." dediğini, kendilerinin bu arabayı başka şirketten kiraladıkları için satamayacaklarını söylediklerini ve bu arabayı Abide isimli şirkete iade ettiğini,
Mahkemede; olay günü sanık ... ile birlikte katılanla buluşmak üzere Gönen Şehir Parkı"na gittiklerini, katılanın arabanın "Manyas"ın yukarı tarafı" diye tabir edilen bir yerde olduğunu söylemesi üzerine kendisine ait arabayla bu yere gittiklerini, suça konu arabaya benzin aldıkları sırada sanık ..."ın bu arabanın şoför koltuğunda, katılanın ise onun yanında oturduğunu, onlar önde kendisi arkada olmak üzere tekrar Gönen Şehir Parkı"na geldiklerini, oturup konuştuklarını, bu sırada yanlarında tanık..."nın bulunmadığını, katılana bu arabanın kiralık olduğunu söylediklerini, buluştukları zaman arabanın kira sözleşmesinin sona erdiğini, katılanın arabayı 10-15 gün daha kullanmak istediğini söylediğini, kendilerinin ise bunun mümkün olmadığını söylediklerini, herhangi bir darp veya tehdit olayının söz konusu olmadığını, ... plakalı Golf model arabayı Abide isimli araç kiralama firmasından 10.04.2012 tarihinde 1 aylığına kiraladığını, kendisinin de bu arabayı sanık ..."a kiraladığını, sanık ..."ın da katılana arabayı verdiğini, daha sonra arabanın kira süresini bir ay uzattığını, Gönen"den ayrıldıktan sonra Çanakkale"de bulunan tanık..."nın yanına daire satış işi ile ilgili konuşmak üzere gittiklerini,
İfade etmişlerdir.
Sanık ... 28.03.2013 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında müdafisi bulunmaksızın; hayvan alım satım işi ile uğraşan katılandan 1-1,5 yıl kadar önce 48-50 civarında küçükbaş hayvanı 27.000 TL’ye satın aldığını, bu paranın 22.000 TL’sini nakit olarak ödediğini, kalan borç için ise tarih ve miktar kısmı boş olan bonoyu düzenleyip imzalayarak verdiğini, Golf model arabayı borcuna karşılık vermediğini, zaten bu arabanın kendisine ait olmadığını, araç kiralama şirketinden kiraladığını, katılanın, acil ihtiyacı olduğunu, eşi ve çocuğunu hastaneye götüreceğini söyleyerek bu kiralık arabayı birkaç günlüğüne istemesi üzerine iade etmek şartıyla ona verdiğini, katılanın birkaç gün kullandıktan sonra aracı getirip teslim ettiğini, arabayı tehditle katılandan almadığını, katılanın kalan küçük miktardaki borcu için bonoyu 96.000 TL olarak doldurup icraya verdiğini, bu nedenle asıl mağdur olanın kendisi olduğunu,
15.05.2013 tarihinde Kollukta müdafisi eşliğinde; katılanı yapmış oldukları ticaretten dolayı tanıdığını, ... plakalı arabanın aralarındaki alışverişe konu olmadığını, bu arabanın kendisine ait olmayıp kiraladığını, 2012 yılının Nisan ayında katılanın, çocuğunun hasta olduğunu, onu Bandırma"da bulunan hastaneye götüreceğini ve bunun için arabaya ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine suça konu arabayı katılana emaneten teslim ettiğini, bu sırada yanında katılanla alışveriş yapan ve parasını verdiği hâlde hayvanlarını alamayan arkadaşı ... ile inceleme dışı sanık ..."ın da bulunduğunu, arabayı katılana bedelini aralarındaki alacak verecekten düşmek kaydıyla bir haftalığına verdiğini, aradan bir hafta geçmesine rağmen arabayı getirmeyen katılanı arayarak arabayı neden getirmediğini sorduğunda arabaya ihtiyacı olduğunu, parasını hesaptan düşeceğini söylemesi üzerine bu durumu kabul ettiğini, sonuçta aldığı hayvanlardan dolayı katılana borcunun bulunduğunu, katılanın bu arabayı 40-45 gün kadar kullandığını, kiralama süresi dolduğu için arabayı kiraladığı firmanın arabayı geri istediğini, katılanı aramasına rağmen katılanın arabayı getirmediğini, bunun üzerine başka bir arabayla yanında ... bulunduğu hâlde Gönen ilçesine gittiklerini ve katılanla buluştuklarını, katılanın ... ile birlikte geldiğini, katılana arabayı teslim almaya geldiklerini söyleyince katılanın "Benim aracımı galericiler altımdan aldı. Hanıma bu arabayı hayvan sattım karşılığında satın aldım dedim, bu aracı bana satın" diye teklifte bulunduğunu, arabanın kendisine ait olmadığını ve sahibine teslim edilmesi gerektiğini söyleyerek teklifi reddettiğini, çay içip sohbet ettikten sonra arabayı alarak ayrıldıklarını, kendisinin veya ..."ın katılana karşı tehdit veya cebir kullanmadıklarını, katılanın eşine yalan söylediği için bu yola başvurmuş olabileceğini, katılan ile aralarında icra dairesinde takibi devam eden bir dosya bulunduğunu,
Mahkemede; soruşturma aşamasında verdiği ifadesinin doğru olmadığını ve o beyanları kabul etmediğini, katılanda bulunan arabayı almak için inceleme dışı sanık ... ile birlikte Gönen ilçesine gittiklerini, arabanın kira süresinin dolduğunu, katılan ile Gönen Parkında buluştuklarını, gittiklerinde arabanın katılanın yanında olmadığını, bunun üzerine ..."ın arabasına binip “Gönen"in yukarı tarafı” diye tabir edilen yere gittiklerini ve arabayı terk edilmiş vaziyette bulduklarını, arabaya benzin koyup katılan ile beraber bu arabayla; sanık ..."ın da kendisine ait arabayla parka doğru hareket ettiklerini, katılana arabanın kira sözleşmesi süresinin sona erdiğini belirtip arabayı geri almak istediklerini söylediklerini, katılanın bir müddet daha arabayı kullanmak istediğini bildirdiğini, ancak arabayı başkasına kiralayacakları için bunu kabul etmediklerini, aralarında anlaşarak ayrıldıklarını, tanık..."nın beyanlarını kabul etmediğini, olay günü tanık..."nın yanlarında olmadığını, ... ile beraber tanık..."nın iş yerine giderek sohbet ettiklerini, daire satışı ile ilgili bir işlerinin olduğunu, suçlamaları kabul etmediğini, kiraladığı arabayı kullanması amacıyla katılana verdiğini, katılanın kendisine 70-80 adet hayvan satışı yaptığını, bunların parasını ödediğini, arabayı katılana verirken yanlarında ..."in de olduğunu, katılan ile medeni bir şekilde konuştuklarını, arabayı alacağız veya seni burada döveriz şeklinde tehditlerde bulunmadığını,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Sanık ... hakkında, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren nitelikli hâlini düzenleyen TCK"nın 150/1. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı;
5237 sayılı TCK"nın "Yağma" başlıklı 148. maddesinde; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde gerekçesinde; "Madde metninde yağma suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir.
Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit, sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse, yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir." açıklamasına yer verilmiştir.
TCK’nın 149. maddesinde yağma suçunun nitelikli hâllerinden biri de yağma suçunun; "birden fazla kişi tarafından birlikte," işlenmesi olarak kabul edilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.
Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan, birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuksal değerlerdir.
Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Cebir ya da tehdit, bir kişiyi malını teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak amacıyla yapılmalıdır. Cebir ya da tehdidin belirtilen amaçla ve bu şekilde gerçekleştirilmesi, yağmayı mal varlığına karşı işlenen diğer suçlardan ayırmaktadır.
Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yağma suçunun oluşabilmesi için, baştan beri yağma amacıyla hareket eden failin, eylemin başında veya ortasında cebir veya tehdit kullanmasının bir önemi bulunmamaktadır. Önemli olan cebir veya tehdidi kullanmasıdır.
Yağma suçu, bir kişinin malını cebir veya tehdit kullanarak almak suretiyle işlenmiş sayılacağından, unsurları itibarıyla hem zilyetliğe, hem de kişi hürriyetine yönelik bir suçtur. Ancak kişi hürriyetine yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleşmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibarıyla "mal aleyhine" işlenen bir suçtur.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili 5237 sayılı TCK’nın "Daha az cezayı gerektiren hal" başlığı altındaki 150. maddesi; "(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." şeklinde düzenlenmiş olup madde ile yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Buna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde eylem yağma suçunu oluşturmakta, ancak yaptırım olarak daha az cezayı gerektiren tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanmaktadır.
TCK’nın 150. maddesinin gerekçesi ise “Madde metninde, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Bu hükme göre, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Böylece, Kanunda, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 308 inci maddesinde tanımlanan ve ‘ihkakı hak’ veya ‘kendiliğinden hak alma’ diye ifade edilen suç tanımına ayrıca yer verilmemiştir.
Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.” şeklindedir.
5237 sayılı TCK"nın 150. maddesinde sözü edilen “hukuki ilişkiye dayanan alacak” kavramı hukuki anlamda bir edimle yükümlü olan borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı haktır. Alacak hakkı malvarlığına ilişkin, geçici, şahsa bağlı ve nispi bir yararlanma hakkıdır. Alacak hakkı herkese karşı değil sadece borçluya karşı ileri sürülebildiği, sınırlı sayıda ve belirli kişiler arasında söz konusu olduğu için nisbi bir haktır. Borç ilişkisinden doğan haklar sadece borçluya karşı ileri sürülebilir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili Kanun"da belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Dolayısıyla TCK"nın 150. maddesi ancak, mağdurun söz konusu hukuki ilişkiye taraf olan borçlu, failin ise alacaklı olması durumunda uygulanabilecektir (Veli Özer Özbek, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Seçkin, Ankara-2008, C. 2, s.1059-1061.).
Bununla birlikte fail tarafından alacağın tahsili amacıyla gerçekleştirilen yağma eyleminin alacak ile orantılı olması gerekmektedir. Alacak miktarından bariz bir şekilde fazla miktarın alınması durumunda artık TCK’nın 150/1. maddesinin uygulanması mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ...’ın, katılandan aldığı küçükbaş hayvanlar karşılığında suça konu Volkswagen Golf marka arabayı katılana verdiği, arabayı verirken bu arabanın kendisine ait olduğunu fakat ruhsatının bir başkası adına kayıtlı olduğunu, arabanın bir miktar borcunun bulunduğunu, borcunu öder ödemez aracın devrini yapacağını söylediği, arabayı verdikten 2-3 ay kadar sonra da katılanı arayarak aralarındaki hesabı konuşup sonuca bağlamak istediğini bildirerek inceleme dışı sanık ... ile birlikte Gönen ilçesine geldiği ve katılan ile buluştuğu, katılanın alacağını istemesi üzerine borcundan dolayı kredi çekemediğini, suça konu arabayı geri alarak satıp borcunu ödeyeceğini söylediği, katılanın ise kabul etmeyerek ancak borcunu ödediği takdirde arabayı geri alabileceğini sanığa bildirmesi üzerine sanığın "Biz bu arabayı alacağız, seni de burada döveriz." diyerek katılanı tehdit ettiği ve katılanın elinde bulunan arabanın anahtarını zorla almaya çalıştığı, katılanın kurtulmak için arabadan inmesi üzerine de peşinden inerek katılanın elinden tutup suça konu arabanın anahtarını zorla aldığı olayda; TCK’nın 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilmesi için taraflar arasında bir hukuki ilişki bulunması yeterli olmayıp ayrıca sanığın bu hukuki ilişkiye dayanan bir alacağının da bulunması gerektiği, her ne kadar küçükbaş hayvan alım satımından dolayı sanık ... ile katılan arasında bir hukuki ilişki bulunsa da bu hukuki ilişkide alacaklı olan tarafın katılan, borçlu olan tarafın ise sanık ... olduğu, dolayısıyla sanık ...’ın katılandan bir hukukî ilişkiye dayanan alacağının bulunmadığı, aksine katılanın kendisine küçükbaş hayvan vermesinden dolayı borcunun bulunduğu, suça konu arabanın da bu borç nedeniyle katılana verildiği hususları göz önünde bulundurulduğunda sanık ... hakkında TCK"nın 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının bu uyuşmazlık konusu yönünden reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...: "Sanık ...’ın rentekardan kiraladığı... Plaka sayılı aracı, satın almış olduğu küçükbaş hayvanların ücretine karşılık olarak teminat amacıyla katılana verdikten sonra; kira sözleşmesinin sona ermesine müteakip aracı gerçek sahibine teslim etmek amacıyla cebir ve şiddet kullanarak küçükbaş hayvanların bedelini ödemeksizin almaktan ibaret eyleminden dolayı TCK’nın 150/1. maddesinin uygulanamayacağına ilişkin Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun; TCK"nın 150/1. maddesindeki koşulların oluşmadığına ilişkin kararına aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için 5237 TCK"nın 150/1. maddesinde tanımlanan "hukuki ilişki" nin ceza kanununun amacı ve kanunilik ilkesi ile irtibatlandırılarak, mağdur ile sanık arasında doğrudan doğruya olması gerektiğinin zorunlu olup olmadığının benzer olaylardaki yerleşik yargısal kararlar doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK"nın 150/1 maddesi; "Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" hükmüne yer verilmiştir.
Madde gerekçesinde de bu durum, "Madde metninde, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren halleri belirlenmiştir. Bu hükme göre, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Böylece; Kanunda, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu"nun 308 inci maddesinde tanımlanan ve ‘ihkakı hak’ veya ‘kendiliğinden hak alma’ diye ifade edilen suç tanımına ayrıca yer verilmemiştir" şeklinde açıklığa kavuşturulmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/10/2009 tarihli kararında; (TCK’nın 1501/1. maddesindeki hukuki ilişki)
"5237 sayılı TCK’da, 765 sayılı TCK’nın 308. maddesindeki; "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi hâlinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Nitekim 5237 sayılı TCK’nın "Daha az cezayı gerektiren hal" başlığı altındaki 150. maddesinin konumuzu ilgilendiren 1. fıkrası; "kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır" şeklindedir.
Böylece 765 sayılı TCK’nın 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı TCK’nın 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç hâline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması hâlinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hâl olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir." şeklinde açıklanmıştır.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2010/198 K sayılı ilamında:
Mağdur ...’ya, sanık... tarafından verilen 10.000 Euro’nun, 3000 Eurosu, sanık ... ...’dan alınmıştır. Mağdurdan alacak tahsil edildiğinde, sanık ... ...’nın da alacağı ödenecektir. Sanık ... soruşturma evrakı ayrılan... isimli kişi ile birlikte mağduru, ...’in yönlendirmesi ile kaçırıp zor kullanarak borcun ödenmesini istemiş, korkan mağdur dizüstü bilgisayarını ve cep telefonunu, borcu ödeyene kadar ...’e verilmek üzere sanık ...’ye teslim etmiştir. Sanık ... ... yağma kastı ile değil, "dolaylı alacaklı" olduğu bir paranın tahsili kastı ile eylemi gerçekleştirmiştir. Hal böyle iken Yerel Mahkemece suçun nitelendirilmesinde ve sanığın kastının değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek, sanığın 5237 sayılı TCK’nın 150/1. maddesi yollamasıyla 106/2-c. maddesi yerine, anılan Yasanın 149/1-a-c maddesi ile cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Y.C.G.K-(2014/98 K)
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Y.C.G.K- (2016/348 K)
Bir numaralı uyuşmazlık konusunda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; sanık ..."nın sevk ve idaresindeki araç ile seyrederken hatalı manevra yapan katılan ... ... yönetimindeki araca çarpmamak için aracını bariyerlere vurması neticesinde aracında hasar oluştuğu, katılan ... ...’ın Borçlar Kanunu kapsamında haksız fiil teşkil eden eylemi nedeniyle sanık ...’nın zarara uğradığı, sanıkların mahkemeye sundukları faturaya göre olay sonucunda 910 Liralık zararın bulunduğu, bu zararın tanık... tarafından da doğrulandığı, faturada kolluk tarafından araç üzerinde yapılan görgü ve tespit sonucu düzenlenen tutanağa aykırı olacak bir hasarın yer almadığı hususları gözetildiğinde; sanık ..."nın haksız fiilden kaynaklı hukuki ilişkiye dayanan alacağı ile orantılı olacak miktardaki parayı tahsil amacıyla katılanlara cebir uyguladığı, aracında bulunan sanık ..."in de sanık ..."nın bu alacağını tahsil amacıyla eyleme iştirak ettiği anlaşılmakla, sanıkların eyleminin TCK’nın 150/1. maddesi kapsamında kaldığı kabul edilmelidir.
Y.C.G.K- (2017/291 K)
İnceleme dışı sanık... ile katılan ... arasında... plakalı aracın satışı nedeniyle hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin bulunduğunun sabit olduğu, katılanın, yetkilisi olduğu şirketin vergi borcu nedeniyle haczedilerek elkonulan aracı teslim almasına rağmen..."e iade etmemesi üzerine, Fahrettin"in hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsili amacıyla yağma eylemini gerçekleştirdiği, sanık İsmet"in ise yanında çalıştığı..."in katılan ..."dan olan alacağını tahsil etmek için adı geçen sanıkla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık İsmet hakkında da TCK"nın 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
Yukarıda örnek olarak gösterilen içtihatlarda ve öğretide çok net bir şekilde vurgulandığı üzere;
765 sayılı TCK"nın 308 maddesine karşılık olarak düzenlenen TCK"nın 150/1 maddesinin uygulanabilmesi için;
Failin hukuki ilişkiden kaynaklanan bir alacak hakkına sahip olması gerekir. Hukuki ilişkinin, sözleşme ilişkisinden kaynaklanabileceği gibi haksız fiil ya da sebepsiz zengişlemeden de kaynaklanabileceği hususunda gerek öğretide, gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak hukuki ilişkinin mutlaka sanık ile katılan ya da mağdur arasında olması gerektiği hususunda TCK’nın 150/1 maddesinde herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Madde metninde ve gerekçesinde yer almayan ölçütlerin içtihat yoluyla üstelikte sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde kullanılmasının "Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz" kuralının sınırları içerisinde kalmak kaydıyla Ceza Hukukunun izin verdiği ölçüde yorum kuralları ile bağdaştırmak suretiyle çözümü gerekmektedir.
765 sayılı TCK"nın 1. maddesi ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK"nın 2. maddesinde: Özet olarak "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz" denilerek kanunilik ilkesi özelikle vurgulanmak istenmiştir.
"Kanunsuz suç ve ceza olmaz" kuralı Türk Ceza Hukukunda, Devlet ve Yargıç karşısında bireylerin "Kamu Hakları"nın güvencesidir.
Öğretide değerini koruyan bu kural, Anayasamızın (Mad.38) ilkeleri arasına girmiş ve 5237 sayılı TCK"nın 2. maddesinde de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükmün 2. maddede yer alması bile, kurala verilen önemi gösterir.
Kanun"un 2 maddesindeki "açıkça" kelimesi Türk Ceza Hukukunda "kıyaslama"nın yasaklandığını gösterir.
Kanunsuz ceza olamayacağından, suçun cezasının belirlenmiş olması suçluların cezalandırılmasında şarttır.
Bir fiili suç saymak ve cezalandırmak yetkisinin yalnız kanuna tanınması bireylere özgürlüklerinin sınırı hakkında bilgi verir. Bireyin, nelerin ne kadar yasak olduğunu bilmeye hakkı vardır. Bu hakkını kullanan birey yasak olanı yapmaktan çekinmek, yasak olmayanı yaparken de korkusuz hareket etmek imkanını kazanır. Kanun Kuralına gerçek anlamını kanun koyucunun iradesi verir. Kanunun iradesi kanun koyucunun subjektif iradesi değildir. Yazılı formül içinde ifade edilmiş objektif irade, kanunun iradesini oluşturur. Kanunun iradesini gösteren formül zorunlu olarak genel ve soyut olacağından, kuralın önce içeriğini ve anlamını belirtmeden, iradenin somut olaylara uygulanmasına imkân yoktur. Pozitif hukuk, yorum faaliyetlerinin sınırını oluşturur.
Kanunilik ilkesine tamamlayan diğer esasları ana başlıklar altında şu şekilde sıralamak mümkündür.
1-)Failin durumunu ağırlaştıran ceza kanunları geçmişe yürürlü olamaz.
2-)Maddi ceza hukukunun suç ve cezaları belirleyen hükümleri bakımından kıyas yoluyla genişletme ve kural yaratma esasları uygulanamaz.
3-)Ceza hukukunda hâkimin hukuku yaratmak rolü sınırlıdır ve bu yetkisi kanunun boşluklarını doldurmayı gerektirmez; bu rol, kanunun anlamına sadık bir şekilde uygulanmasını zorunlu kılar.
Uyuşmazlığa konu TCK"nın 150/1. maddesinde hukuki ilişkiden söz edilirken bu hukuki ilişkinin mağdur ile sanık arasında doğrudan doğruya olması gerektiğinin aranacağına dair herhangi bir ibareye yer verilmemiş olmasına karşın, anılan maddedeki özel hükmün uygulanabilmesi için mağdur ile sanık arasında doğrudan doğruya bir alacak ilişkisinin aranmasını ön şart olarak kabul etmek, Türk Ceza Hukukunun çok sınırlı bir şekilde kabul ettiği hâkimin hukuk yaratmak rolünü sınırsız bir yetkiye dönüştürerek kanundaki boşlukları doldurmasını kabul etmek anlamına gelir ki, bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı gibi hukuk devleti ilkesi ile de bağdaşmayacağı açıktır. Zira Kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiç bir tereddüde yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanunu"nun 2. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur.
Aksini düşünmek, hakkaniyete son derece aykırı sonuçların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Örneğin aracı çalınan bir şahsın aracının iyi niyetli başka bir şahsın eline geçmesi hâlinde kendi adına kayıtlı bulunan aracı mülkiyet hakkına dayanarak cebir ve şiddet kullanarak alan sanık hakkında sırf aracı elinde bulunduran mağdur ile aralarında doğrudan bir hukuki ilişki bulunmadığından bahisle TCK"nın 150/1 maddesinin uygulanamayacağının kabul edilmesi anlamında gelirki böyle bir kabulün anılan maddenin konuluş amacına aykırı olacağı, gerek 765 sayılı kanun döneminde ihkak-ı hak suçundan, gerekse 5237 sayılı kanun döneminde TCK’nın 150/1 maddesindeki suç yönünden yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlara, yorum prensiplerine ve ceza hukukunun olmazsa olmazını teşkil eden kanunilik ilkesine aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Nitekim Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu, yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlatılan 2010/198 Karar sayılı ilamında dolaylı alacaktan dolayı TCK’nın 150/1 maddesinin uygulanabileceği çok net bir şekilde vurgulanmıştır.
Somut olayımıza kısmen benzer bir olayda Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2016/257 K sayılı ilamında;
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 20/d maddesinde tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin, araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi esas alınarak noterler tarafından yapılacağı, noterler tarafından yapılmayan satış ve devirlerin geçersiz olduğu hükme bağlanmıştır. Bu durumda trafik siciline kayıtlı araçların mülkiyetinin devrini öngören sözleşmelerin geçerliliği, maddede öngörülen şekil şartlarına uygun şekilde yapılmalarına bağlı olup, geçerlilik koşulu olan bu şekle uyulmaksızın yapılan sözleşmeler geçersiz olduğundan, geçersiz satış sözleşmesi uyarınca taraflar verdiklerini geri isteyebileceklerdir. Geçersiz sözleşmeye dayalı olarak aracı teslim alan geri verme yükümlülüğü altında bulunurken, aracın kayıt maliki de sebepsiz zenginleşme kuralları uyarınca bedeli iade edecektir. Bu durumda, aracın mülkiyeti karşı tarafa geçmeyecek, ortada hukuki bir uyuşmazlık bulunacaktır.
Sanık ... adına trafik siciline kayıtlı aracın katılan..."ye satışına ilişkin işlemin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu"nun 20/d maddesinde öngörülen şekil şartlarına uygun yapılmadığı, bu durumda taraflar arasında haricen yapılan araç satış sözleşmesi geçersiz olduğundan mülkiyetin nakli sonucunu doğurmadığı, katılandan araç bedelini alamayan sanık Tuncay"ın maliki olduğu aracı babası olan diğer sanık Turan ile birlikte mülkiyet hakkına dayanarak bulunduğu yerden aldığı anlaşıldığından, sanıkların üzerine atılı hırsızlık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05.12.1995 tarihli ve 329-365 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Yukarıdaki kararda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere; somut olayımızda kayıt maliki tarafından; aracın devrinin 2918 sayılı Kanun"un 20/d maddesi uyarınca usulünce uygun olarak yapılmamış olması nedeniyle suça konu aracın mülkiyetinin geçmediği gibi zilyetliğinin dahi geçmediği hususunda gerek öğretide, gerekse uygulamada herhangi bir duruksama bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk dairelerinin kararları da bu doğrultadır. Suça konu araç rentekardan sanık tarafından kiralanmıştır. Sanık kira sözleşmesinin bitiminde suça konu aracı iade etme yükümlülüğü altındadır. Kaldıki, başkası adına kayıtlı olan ve kira sözleşmesine istinaden kullanım hakkı bulunan aracı, kayıt malikinin bilgisi dışında, borcuna karşılık teminat olarak başka birisine verme yetkisi bulunmamaktadır. Sanığın suça konu aracın kendisine ait olduğuna ya da haricen satın aldığına dair hile kullanarak haksız menfaat sağlaması durumunda TCK’nın 157/1. maddesindeki suçun, diğer koşullarında oluşması hâlinde elbetteki oluşma ihtimali mevcuttur. Ancak haksız menfaat sağlarken, hile ile suça konu aracı teminat olarak katılana teslim etmesi, kira sözleşmesine istinaden almış olduğu aracı gerçek sahibine iade etme yükümlülüğünden hiçbir şekilde kurtarmaz. Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere TCK’nın 150/1. maddesindeki suçun oluşması için failin özel saikle hareket etmesi gerekmektedir. Somut olayımızda kira sözleşmesine istinaden kiralamış olduğu aracı gerçek sahibine teslim etmek kastıyla hareket eden sanık tarafından cebir ve şiddet kullanılarak alınmasından sonra gerçek sahibine teslim edildiği dosya içeriğinden net bir şekilde anlaşılmıştır.
Muhalefete konu uyuşmazlığın daha iyi anlaşılabilmesi için Ceza Kanunumuzun amacı bakımından da somut olayın irdelenmesi gerekmektedir.
Çağdaş ceza hukukunun ve bunun ifadesini oluşturan ceza kanununun amacı; hukuk devleti, kusur ve hümanizm gibi evrensel ilkelere dayalı olarak, insan onurunu, bireyin hak ve özgürlüklerini korumak, suçluyu sosyalleştirip tekrar topluma kazandırmak ve aynı zamanda bireyi ve toplumu suça karşı korumaktır.
Kanun koyucu adaletin gerçekleştirilmesi için hakkaniyet ilkesini kabul etmiştir (5237 sayılı TCK"nın 3, MK 4/BK 44.).
Adalet de hakkaniyet de ahlaka yöneliktir, ancak ikisi arasındaki düşünce farklıdır. Adalet hukuk kurallarına egemen en yüksek ahlaki düşünceyi ifade ederken, hakkaniyet somut olayın özelliklerini göz önünde tutarak adalete ulaşmak için başvurulan yollardan biridir (somut olay adaleti).
Hakkaniyet adil olmayan kuralın değil, adil olmayan sonuçların değiştirilmesi amacına hizmet eder.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11/06/2013 gün, 2012/1337 E-2013/292 K sayılı ilamında;
5237 sayılı TCK’nın "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki, "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında "orantı" bulunması gerektiği vurgulanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin 12/11/2015 gün, 2015/26 E-2015/100 K sayılı kararında;
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun temel ilkeleri ile Anayasa"nın konuya ilişkin kurallarına aykırı olmamak kaydıyla, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlaki değerleri ve ekonomik hayatın gereksinimleri göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını da dikkate almak zorundadır. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında o suçun toplumda yarattığı etkinin, suçtan zarar görenin kişiliğinin ve ona verilen zararın azlığı veya çokluğunun da dikkate alınması gerekir.
Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise "elverişlilik", "gereklilik" ve "orantılılık" olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. "Elverişlilik", başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını,"gereklilik" başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve "orantılılık" ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kurala uyulmaması nedeniyle kanun koyucu tarafından öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da "ölçülülük ilkesi" gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.
Yukarıda yargı kararları ışığında cezaların belirlenmesinde orantılılık ilkesine ne kadar önem verildiği açıkça görülmektedir. Bu kural Türk Ceza Kanunu"nun 3. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan "orantılılık ilkesinin" doğal bir sonucudur. Kanuni düzenleme yapılırken orantılılık ilkesine önem veren ve sınırın herhangi bir nedenle aşılmasını Anayasa hükümleri ile önlemek isteyen kanun koyucunun, eylemin niteliğinin tayinini mahkemenin takdirine bırakırken orantılılık ilkesine kayıtsız kalması beklenemez.
Somut olayımızda kira sözleşmesi ile kiraladığı aracı sözleşmenin bitim tarihinde gerçek sahibine teslim etmek saikiyle hareket eden sanığın eyleminin hiçbir sebep yokken başkasına ait aracı cebir ve şiddet kullanarak alan failin eylemiyle eşit kabul edilmesi TCK’nın 3. maddesiyle düzenlenen orantılılık ilkesine aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Suça konu aracın mülkiyeti yukarıdaki kararlarda açıklandığı üzere katılana geçmediği hususunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Suça konu aracın kiralandığı rentekarın yetkilisi tarafından aracın gizlice alınması durumunda hırsızlık suçunun, cebir ve şiddet kullanılarak alınması hâlinde TCK’nın 150/1. maddesinin uygulanacağı gerek uygulamada gerekse öğretide tereddütsüzce kabul edilirken, aracı kira sözleşmesinin bitiminde sahibine teslim etmek özel kastıyla hareket eden sanık hakkında TCK’nın 150/1. maddesinin uygulanamayacağının kabul edilmesinin ceza hukukunun temel ilkeleri arasında yer bulan ve anayasa hükümleri ile teminat altına alınan kanunilik ilkesi başta olmak üzere hakkaniyet ve orantılılık ilkesine aykırı olacağı açıktır. Kira sözleşmesi ile üstlendiği yükümlülüığü cebir ve şiddet kullanarak yerine getiren sanık hakkında TCK’nın 150/1. maddesi hükümlerinin uygulanması gerekirken anılan maddeye yanlış anlam verilerek sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğuna ilişkin Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir." düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
2- TCK’nın 58. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı;
5237 sayılı TCK"nın “Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular” başlıklı 58. maddesi;
“(1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi hâlinde, tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez.
(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı;
a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,
b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren üç yıl,
Geçtikten sonra işlenen suçlar dolayısıyla uygulanmaz.
(3) Tekerrür hâlinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adlî para cezası öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur.
(4) Kasıtlı suçlarla taksirli suçlar ve sırf askerî suçlarla diğer suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz. Kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ile parada veya kıymetli damgada sahtecilik suçları hariç olmak üzere; yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler tekerrüre esas olmaz.
(5) Fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.
(6) Tekerrür hâlinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.
(7) Mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir.
(8) Mükerrirlerin mahkûm olduğu cezanın infazı ile denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması, kanunda gösterilen şekilde yapılır.
(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK"nın 58. maddesinin 1. fıkrasında önceden işlenen suçtan dolayı verilen hükmün kesinleşmesinden sonra yeni bir suçun işlenmesi hâlinde, sanık hakkında tekerrür hükümleri uygulanacağı, tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki hükmün kesinleşmesi ve ikinci suçun kesinleşmeden sonra işlenmesi yeterli olup cezanın infaz edilmiş olmasına gerek bulunmadığı belirtilmiştir. Kanun koyucu tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki cezanın infaz edilmesi koşulunu aramadığı hâlde, maddenin 2. fıkrasında ise infazdan sonra belirli bir sürenin geçmesi hâlinde tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağını hüküm altına almıştır. Buna göre, beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl, beş yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına mahkûmiyet hâlinde ise cezanın infaz tarihinden itibaren üç yıl geçmekle tekerrür hükümleri uygulanamayacaktır.
TCK’nın 58. maddesinin birinci fıkrasında düzenlendiği üzere, tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için öncelikle daha önceden verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü gerekmektedir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması durumunda ise bu anlamda bir hüküm söz konusu değildir. Çünkü daha önce verilen ve açıklanması geri bırakılan karar kesinleşmiş mahkûmiyet olarak değerlendirilemez. Bu nedenle açıklanması geriye bırakılan mahkûmiyet kararının tekerrüre esas teşkil etmesi ve tekerrüre dayanak yapılması mümkün değildir (Seyithan Güneş, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Onikilevha, 1. Baskı, İstanbul-2018, s. 327.).
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında tekerrüre esas alınan Gökçeada (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesinin 19.10.2011 tarihli ve 2-101 sayılı kararının, tehdit suçuna ilişkin olduğu ve sanığın 5237 sayılı TCK’nın 106/1-1, 62, 50/1-a ve 52. maddeleri uyarınca 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, açıklanması geri bırakılan kararın kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü niteliğinde olmadığı ve tekerrüre esas alınamayacağı, sanığın adli sicil kaydında bulunan diğer mahkûmiyet hükümlerinin ise tekerrüre esas nitelikte olmadığı hususları birlikte göz önünde bulundurulduğunda sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Dairenin onama kararının sanık ...’ın nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü yönünden kaldırılmasına, sanık ... hakkındaki TCK’nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısmın hükümden çıkartılarak diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;
a- Birinci uyuşmazlık konusu bakımından REDDİNE,
b- İkinci uyuşmazlık konusu bakımından değişik gerekçeyle KABULÜNE,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12.12.2018 tarihli ve 1640-7846 sayılı onama kararının sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü yönünden KALDIRILMASINA,
3- Bandırma Ağır Ceza Mahkemesinin 24.04.2015 tarihli ve 73-150 sayılı mahkûmiyet hükmünün, sanık ... hakkında tekerrüre esas alınan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü niteliğinde olmadığı ve bu nedenle tekerrüre esas alınamayacağı hususları gözetilmeksizin sanık hakkında TCK’nın 58. maddesinin uygulanmış olması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun"un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesindeki yetkiye istinaden karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Yerel Mahkemenin hüküm fıkrasındaki sanık ... hakkında TCK’nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin 6. bendin karardan çıkartılması suretiyle, diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.10.2020 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.