14. Hukuk Dairesi 2017/2989 E. , 2020/2962 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18/02/2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali, tescil ve tazminat talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 20/02/2017 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_ K A R A R _
Davacı vekili, kadastro tespiti sırasında tapu kaydına dayalı olarak davalı ... adına harmanyeri vasfıyla tespit ve tescil edilen 552 ada 1 parsel sayılı taşınmazın imar uygulamsı sonucu 4124 ada 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 parsel sayılı taşınmazların, 1580 sayılı Belediye Kanununun 159. maddesi gereğince vasıfları değiştirilerek belediye mülkiyetine geçirilmesinin ve başka amaçlarla belediye tarafından kullanılmasının mümkün olmadığını belirterek, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı Hazine adına tescillerine karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında, dava konusu taşınmazlar T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığına devredildiğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 125. maddesi uyarınca davalı ... aleyhine tazminat isteminde bulunmuş ve sonrasında 03.02.2017 tarihli dilekçeyle taraflar arasında imzalanan sulh protokolünü sunarak, söz konusu sulh protokolü doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuş; son duruşmada sulh protokolü doğrultusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep ettiğini beyan etmiştir.
Mahkemece, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin verilen ilk kararın temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 05/10/2011 tarih, 2011/9167 Esas, 2011/11514 Karar sayılı ilamı ile, “ 5841 Sayılı Kanunun 2. maddesi ile; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen “Bu hüküm, iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” cümlesinde yer alan "...iddia ve taşınmazın niteliğine" ibaresi ve 3. madde ile 3402 sayılı Kanuna eklenen “Geçici 10. madde” Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 günlü ve 2009/31 Esas, 2011/77 sayılı Kararı ile iptal edildiğinden Hazine’nin "harman yeri" iddiasıyla açtığı iptal ve sınırlandırma davaları on yıllık hak düşürücü sürenin dışında kalmıştır. Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen iptal kararı göz önüne alınarak çekişmenin esasının incelenmesi gerekirken, davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine dair verilen ikinci kararın ise, Dairemizin 25.09.2012 tarih, 2012/8445 Esas, 2012/10948 Karar sayılı ilamı ile, “Somut olayda; dava konusu taşınmazlardaki davalı hisselerinin tamamı davadan sonra, 07.03.2012 tarihinde dava dışı T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı"na devredilmiştir. Bu durumda yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda mahkemece davacıya 6100 sayılı HMK"nin 125. maddesi gereğince seçimlik hakkının hatırlatılması gerekirken, bu husus gözetilmeksizin yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiş ve Dairemizin 03.04.2013 tarih, 2013/3244 Esas, 2013/5193 Karar sayılı ilamı ile karar düzeltme istemi reddedilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra, 3533 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın Kırşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; Kırşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesince ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 1 ve 20. maddeleri ile 3533 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince uyuşmazlığın çözümünde Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının temyiz edilmesi neticesinde, Dairemizin 20.03.2014 tarih 2013/15976 E - 2014/3765 K sayılı ilamı ile söz konusu görevsizlik kararı onanmıştır.
Görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine, davanın yargılaması Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yürütülmüş ve tarafların sulh oldukları gerekçesiyle dava konusu uyuşmazlık hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve toplam 10.002,63TL nispi karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili yargılama giderleri yönünden temyiz etmiştir.
1) Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre hükmü temyiz eden davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2)Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 314. maddesinde, “Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.”; 315. maddesinde ise, “Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.” hükümlerine yer verilmiştir.
Öte yandan, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 294/1.maddesinde mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hakimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Usule ilişkin nihai kararlar, davanın esasıyla ilgili olmayan kararlar olup, başka bir ifade ile mahkemenin maddi hukuk bakımından değil de usul hukuku bakımından verdiği kararlardır Bu nedenle, mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen, usulden ret kararları (HMK m.115/2) da, usule ilişkin nihai kararlardır.
Esasa ilişkin kararlar ise, hakimin uyuşmazlığın esasını inceleyerek verdiği kararlardır(HMK m. 294/1). Yani davada ileri sürülen taleplerin maddi hukuk açısından incelenerek esas bakımından kabul veya reddine ya da kısmen kabul ve kısmen reddine ilişkin kararlardır. (Kuru, Baki:Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s.3005).
Usule ilişkin nihai kararlardan ve davanın konusuz kalması halinde verilecek kararlardan maktu karar ve ilam harcı alınır (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Bası Cilt 5, syf 5314).
Somut olayda; davacı vekili tarafından ibraz edilen sulh protokolünün 6. maddesinde, yargılama giderlerinin davalı tarafından ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davacı vekili 03.02.2017 tarihli dilekçeyle, 146.429,96TL üzerinden hesap edilecek nispi vekalet ücreti ile yapılan yargılama giderlerinin sulh protokolünün 6. maddesi gereği davalı üzerinde bırakılmasını istemiştir. Davalı vekili ise, yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden sulh protokolü doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 315. maddesi gereğince esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulmuş ve Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan 31,40TL başvuru harcı ile 10.002,63TL peşin harç olmak üzere toplam 10.034,03TL nispi harcın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece, uyuşmazlık maddi hukuk açısından incelenerek esasa yönelik bir karar verilmediğinden, başka bir ifadeyle verilen karar esasa ilişkin nihai karar niteliğinde olmadığından, maktu karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerekirken, nisbi harca hükmedilmesi doğru değil ise de, bu husus kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/7. maddesi uyarınca hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine; (2) numaralı bent uyarınca davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, hüküm sonucunun 3. bendi hükümden çıkarılarak yerine "3-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 31,40TL maktu karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına," ibaresinin eklenmesine, hükmün DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
10.03.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.