
Esas No: 2019/185
Karar No: 2020/420
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/185 Esas 2020/420 Karar Sayılı İlamı
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 259-468
Sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Gülşehir Asliye Ceza Mahkemesince 21.05.2014 tarih ve 269-147 sayı ile sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ve koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilmesine ilişkin kurulan hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 30.06.2016 tarih ve 1333-15341 sayı ile;
"Sanığın cezai ehliyeti konusunda dosyaya sunduğu özürlü raporunun onaylı sureti ve bu hastanede bulunan teşhis ve tedaviyi gösteren tüm belgeler ve sanıktan evvelce tedavi gördüğü sağlık kurumları sorulup bu kurumlardan da teşhis ve tedaviyi gösteren tüm belgeler celp edilip evraklarıyla birlikte İstanbul Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesine gönderilerek müşahede altına alınması, bilahare Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesine gönderilmek suretiyle cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda rapor aldırılması, iki dairenin raporları arasında çelişki bulunması hâlinde ise Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor aldırıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
22.11.2016 tarihli oturumda bozma ilamına uyulmasına karar veren Gülşehir Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 09.05.2017 tarih ve 245-185 sayı ile sanığın beraatine karar verilmiştir.
Bu hükmün katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 05.07.2018 tarih ve 18124-12347 sayı ile;
"Dairemizin bozma ilamına uyulmasına karar verildiği hâlde yargılamaya devam edilerek sanığın hukuki durumunun tespit edilmesi gerekirken eksik kovuşturma ile 5271 sayılı CMK"nın 223/9. fıkrasının uygulanması imkânının bulunmadığı gözetilmeksizin kanuni ve yerinde olmayan gerekçe ile sanığın beraatine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Gülşehir Asliye Ceza Mahkemesi ise 15.11.2018 tarih ve 259-468 sayı ile;
"Mahkememizin 09.05.2017 tarihli ve 245-185 sayılı kararına konu dosyasında, her ne kadar sanık hakkında cezai ehliyet konusunda rapor aldırılması ile ilgili ara karar kurulmuş olsa da, sonradan ara karardan dönülmüş ve sanığın beraatine karar verilmiştir. Buna ilişkin olarak ise CMK"nın 223/9. maddesinde düzenlenen "Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez" hükmüne işaret edilmiştir. Bu manada toplanan deliller nazara alındığında sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair somut delilin bulunmaması, katılanda meydana gelen yaralanmanın sanıktan sadır olduğunu gösterir tanık beyanı, kamera kaydı, parmak izi yahut başkaca bir delil bulunmaması nedeniyle; sanık hakkında cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına dair rapor aldırılmasının yargılamaya katkı sağlamayacağı, yargılamayı sürüncemede bırakacağı kanaatine ulaşıldığından rapor tanzimi ara kararından dönülmüştür. CMK"nın 193/2. maddesine göre "Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir" hükmü caridir. Bu kapsamda rapor tanzimi neticesinde "cezai ehliyetin bulunmadığı" sonucu meydana geldiği takdirde dahi sanık hakkında verilmesi gereken hüküm "ceza verilmesine yer olmadığına" hükmü olacağından dolayı rapor tanziminin suçun sübutuna ilişkin esasa bir etkisi olmadığından ve diğer yandan TCK"nın 32. maddesi yönünden alınacak raporun suç sabit olduğunda sanığın sorumluluğunu tespit edecek bir mahiyet taşıdığı anlaşıldığından ve mahkemece suçun sabit olmadığı konusunda kanaat oluştuğundan dolayı rapor tanzimine gerek görülmemiştir.
Bütün bu anlatılanlar ışığında sanığın inkara dayanan savunmasının aksini gösterir delil bulunmaması, aşamalarda uyumlu savunması, tanık ..."nın "olay günü çocuklarım evde idi" şeklindeki beyanı karşısında; sanığın olayın gerçekleştiği sırada orada bulunduğuna ve müessir fiili icra ettiğine dair katılanın soyut beyanından başkaca delil bulunmadığı" gerekçesiyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hüküm gibi beraatine karar vermiştir.
Direnmeye konu bu kararın da katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2019 tarihli ve 105663 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 11.03.2019 tarih ve 1002-5055 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında hakaret ve tehdit suçlarından kurulan beraat hükümleri temyiz edilmeksizin, inceleme dışı sanık Gökçay Kaya hakkında kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itirazın reddedilmesi suretiyle, tehdit suçundan kurulan beraat hükmü ise temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Yerel Mahkemece sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna dair bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra bu karar doğrultusunda alınan ara karardan vazgeçilerek bozma kararında belirtilen eksiklikler yerine getirilmeden direnme kararı verilip verilemeyeceğinin,
2- Direnme kararı verilebileceğinin kabulü hâlinde eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
Yerel Mahkemece sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna dair bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra bu karar doğrultusunda alınan ara karardan vazgeçilerek bozma kararında belirtilen eksiklikler yerine getirilmeden direnme kararı verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesinde;
İncelenen dosya içeriğinden;
Sanık hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda ceza verilmesine yer olmadığına, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilmesine ilişkin Gülşehir Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.05.2014 tarihli ve 269-147 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 30.06.2016 tarih ve 1333-15341 sayı ile; “Sanığın cezai ehliyeti konusunda dosyaya sunduğu özürlü raporunun onaylı sureti ve bu hastanede bulunan teşhis ve tedaviyi gösteren tüm belgeler ve sanıktan evvelce tedavi gördüğü sağlık kurumları sorulup bu kurumlardan da teşhis ve tedaviyi gösteren tüm belgeler celp edilip evraklarıyla birlikte İstanbul Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesine gönderilerek müşahede altına alınması, bilahare Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesine gönderilmek suretiyle cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda rapor aldırılması, iki dairenin raporları arasında çelişki bulunması hâlinde ise Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor aldırıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan 22.11.2016 tarihli ilk oturumda “Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2016/1333 esas ve 2016/15341 karar sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verildi” şeklinde ara karar kurulduktan ve 27.12.2016 tarihli ikinci oturumda “Sanığın daha önce tedavi gördüğü Nevşehir Devlet Hastanesinin 08.08.2016 havale tarihli evrakı, 13.12.2013 tarihli Adana Dr. Ekrem Tok Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin raporu ile birlikte diğer teşhis ve tedavi içeren raporlarla birlikte İstanbul Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesine gönderilerek müşahade altına alınması ve bilahare Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesine gönderilerek cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda rapor aldırılmasına, iki dairenin raporları arasında çelişki olması hâlinde Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor aldırılmasına” karar verildikten sonra 09.05.2017 tarihli dördüncü oturumda “Bu aşamada raporun yargılamaya daha fazla katkı sağlamayacağı anlaşılmakla işlemsiz iadesinin istenilmesine” karar verildiği ve aynı tarih ve 245-185 sayı ile de “...Bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuş, sanığın Adli Tıp Kurumuna sevki konusunda ara karar kurulmuştur. Fakat yapılan incelemede; sanığın üzerine atılı kasten yaralama suçuna ilişkin olarak katılanın soyut beyanından başkaca delil bulunmadığı tespit edilmiştir. Katılanın beyanına göre sanık kendisini darp etmiştir. Fakat sanığın, katılanın belirtmiş olduğu yerde bulunduğuna, katılana vurduğuna dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Her ne kadar katılanın tarlasında katılana ait kan izleri bulunmuş olsa da, bu kan izlerinin sanık tarafından gerçekleştirilen müessir fiil neticesinde gerçekleştiği konusunda tanık beyanı, kamera kaydı gibi veriler bulunmamaktadır. Tanık Havva Kaya, olayın olduğu iddia edilen saatte sanığın evde bulunduğunu beyan etmiştir. Bütün bu anlatılanlar ışığında; her ne kadar sanık hakkında rapor aldırılmak üzere müzekkere yazılmış olsa da, CMK’nın 223/9. maddesinde belirtilen ‘Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.’ hükmü gereğince, adli tıp raporu yönünden işlemsiz iade için müzekkere yazılmış ve yüklenen fiilin sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması” gerekçesiyle sanık hakkında kasten yaralama suçundan CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verildiği,
Yerel Mahkemece verilen beraat hükmünün katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 05.07.2018 tarih ve 18124-12347 sayı ile; “Dairemizin bozma ilamına uyulmasına karar verildiği hâlde yargılamaya devam edilerek sanığın hukuki durumunun tespit edilmesi gerekirken eksik kovuşturma ile 5271 sayılı CMK"nın 223/9. fıkrasının uygulanması imkânının bulunmadığı gözetilmeksizin kanuni ve yerinde olmayan gerekçe ile sanığın beraatine karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Yerel Mahkemece 15.11.2018 tarih ve 259-468 sayı ile “...Mahkememizin 09.05.2017 tarihli ve 245-185 sayılı karara konu dosyasında, her ne kadar sanık hakkında cezai ehliyet konusunda rapor aldırılması ile ilgili ara karar kurulmuş olsa da, sonradan ara karardan dönülmüş ve sanığın beraatine karar verilmiştir. Buna ilişkin olarak ise CMK’nın 223/9. maddesinde düzenlenen ‘Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.’ hükmüne işaret edilmiştir. Bu manada toplanan deliller nazara alındığında sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair somut delilin bulunmaması, katılanda meydana gelen yaralanmanın sanıktan sadır olduğunu gösterir tanık beyanı, kamera kaydı, parmak izi yahut başkaca bir delil bulunmaması nedeniyle; sanık hakkında cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına dair rapor aldırılmasının yargılamaya katkı sağlamayacağı, yargılamayı sürüncemede bırakacağı kanaatine ulaşıldığından rapor tanzimi ara kararından dönülmüştür. CMK’nın 193/2. maddesine göre ‘Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.’ hükmü caridir. Bu kapsamda rapor tanzimi neticesinde ‘cezai ehliyetin bulunmadığı’ sonucu meydana geldiği takdirde dahi sanık hakkında verilmesi gereken hüküm ‘ceza verilmesine yer olmadığına’ hükmü olacağından rapor tanziminin suçun sübutuna bir etkisi olmadığından ve diğer yandan TCK’nın 32. maddesi yönünden alınacak raporun suç sabit olduğunda sanığın sorumluluğunu tespit edecek bir mahiyet taşıdığı anlaşıldığından, mahkemece suçun sabit olmadığı konusunda kanaat oluştuğundan dolayı rapor tanzimine gerek görülmemiştir.
Bütün bu anlatılanlar ışığında sanığın inkara dayanan savunmasının aksini gösterir delil bulunmaması, aşamalarda uyumlu savunması, tanık ..."nın ‘olay günü çocuklarım evdeydi’ şeklindeki beyanı karşısında; sanığın olayın gerçekleştiği sırada orada bulunduğuna ve müessir fiili icra ettiğine dair katılanın soyut beyanından başkaca delil bulunmadığı” gerekçesiyle önceki hüküm gibi sanık hakkında kasten yaralama suçundan CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca beraat kararı verildiği,
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece 11.03.2019 tarih ve 1002-5055 sayı ile; direnme kararı yerinde görülmeyerek dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderildiği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için Yargıtayca verilen bozma kararları üzerine yerel mahkemelerce yapılacak işlemlerin gözden geçirilmesi gerekmektedir.
1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken "Davaya yeniden bakacak mahkemenin hak ve mecburiyetleri" başlıklı 326. maddesinde;
“Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhâlde dinlenilmesi gerekir.
Yargıtaydan verilen bozma kararına mahkemelerin ısrar hakkı vardır. Israr üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir.
Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291 inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” hükmü yer almaktadır.
Buna göre, Yargıtayca verilen bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği ilk derece mahkemelerince yeni bir tensip kararıyla duruşma günü tayin edilecek ve ilgililer duruşmaya çağrılıp bozmaya karşı diyecekleri sorulduktan sonra bozma ilamına uyulup uyulmaması yönünde bir karar verilecektir. Yerel mahkemenin, göreve ilişkin olanlar dışındaki bozma ilamına uyma ya da direnme kararlarından birisini verebilmesi mümkün olup, öğretide buna “bozmadan sonraki serbestlik kuralı” adı verilmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasında mahkemenin bozma kararına ısrar hakkı olduğu vurgulandıktan sonra, ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymanın zorunlu olduğuna işaret edilmiştir. Aynı maddenin son fıkrasında ise, sınırlı biçimde uygulanabilecek olan "cezayı aleyhe değiştirememe" veya "aleyhte düzeltme yasağı" kabul edilerek, yalnız sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümde belirlenen ceza ve sonucun önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacağı hüküm altına alınmıştır.
"Bozmadan sonra serbestlik kuralı" uyarınca bozma kararına uyma ya da direnme kararlarından birini verme konusunda serbest olan ilk derece mahkemelerinin Özel Dairelerin bozma kararlarına uymayı tercih etmeleri durumunda, bu kez “uymadan sonraki serbestlik kuralı” devreye girecektir. Serbestlik kuralı, ceza muhakemesinde maddi gerçeğin araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi amacının zorunlu bir sonucu olup, mahkemenin bozma kararına uyulmasına karar verdikten sonra da, sanığın hukuki durumunu yeniden serbestçe değerlendirme hak ve yetkisi bulunmaktadır. Temyiz edilen önceki hüküm bozma kararı verilmesiyle ortadan kalkmış olduğundan, yerel mahkemece önceki karardan farklı olarak, suçun sübutu ve niteliği de dahil olmak üzere sanığın hukuki durumuyla ilgili tüm hususlarda, CMK"nın 217. maddesi uyarınca ulaşılan vicdani kanaat doğrultusunda serbestçe karar verilebilecektir. Nitekim, Yargıtay Özel Daireleri tarafından da ilk temyiz incelemesinde yerinde görülerek bozma konusu yapılmayan hususlar, lüzumu hâlinde hükmün yeniden temyizen incelenmesi sırasında bozma konusu yapılabilmekte, hatta ilk bozma kararından tamamen farklı olacak şekilde bozma kararı verilebilmektedir.
Diğer yandan, Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış pek çok kararında; uyma kararının dönülebilecek nitelikte bir ara kararı niteliğinde olmayıp, davanın esasına etkili olan kararlardan olduğu, bozmaya uymakla, yerel mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğduğu, sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da örtülü olarak geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulmasının, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle bozmaya uyan yerel mahkemenin dönülemez nitelikteki bu karardan sonradan dönerek, önceki hükmünde direnmesinin isabetsiz olduğu açıklanmıştır.
Buna göre, bozmaya uyma kararı verilmesi durumunda, sanığın hukuki durumu yeniden serbestçe değerlendirilerek yeni bir karar verilecektir.
Bununla birlikte uymadan sonraki serbestlik ilkesinin,
1- Özel Dairelerin bozma ilamlarına yerel mahkemece uyma kararı verilmesi hâlinde, bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkla yani bozma nedeni ile sınırlı olacak şekilde bozma doğrultusunda hareket etme zorunluluğu,
2- 1412 sayılı CMUK"nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin son fıkrasında düzenlenen "cezayı aleyhe değiştirememe" veya "aleyhte düzeltme yasağı" şeklinde iki istisnası bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirmede;
Yerel Mahkemece sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ve koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilmesine ilişkin verilen kararın sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanığın ceza ehliyetinin tespiti konusunda Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılmadan eksik araştırma ile hüküm kurulduğundan bahisle bozulması üzerine Yerel Mahkemece 22.11.2016 tarihli ilk oturumda, Özel Dairenin eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna ilişkin bozma ilamına uyulmasına, 27.12.2016 tarihli ikinci oturumda ise, sanığın İstanbul Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesine gönderilerek müşahade altına alınması ve bilahare Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesine gönderilerek ceza ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda rapor aldırılmasına karar verildiği hâlde 09.05.2017 tarihli dördüncü oturumda alınacak doktor raporunun yargılamaya katkı sağlamayacağından bahisle daha önce alınan ara karardan dönülmesine karar verilerek aynı oturumda sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararının katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna ilişkin bozma ilamına Yerel Mahkemece direnilmesi neticesi hüküm kurma serbestisinin istisnasının göz ardı edilerek ve bozmayı etkisiz kılacak surette yeniden beraat kararı verilmesi Özel Dairenin bozma kararına uymayı tercih eden Yerel Mahkemenin bozma kararına gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme görevini ve uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmayacaktır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna dair bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra bu karar doğrultusunda alınan ara karardan vazgeçilerek bozma kararında belirtilen eksiklikler yerine getirilmeden direnme kararı verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Ulaşılan bu sonuç karşısında, eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Gülşehir Asliye Ceza Mahkemesinin 15.11.2018 tarihli ve 259-468 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna dair bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra bu karar doğrultusunda alınan ara karardan vazgeçilerek bozma kararında belirtilen eksiklikler yerine getirilmeden direnme kararı verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 15.10.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.