Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2018/8
Karar No: 2020/424

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/8 Esas 2020/424 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2018/8 E.  ,  2020/424 K.

    "İçtihat Metni"

    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Sulh Ceza
    Sayısı : 749-1088

    Kasten yaralama suçundan sanık ...’ın TCK"nın 86/2 ve 53. maddeleri uyarınca 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Antalya (Kapatılan) 4. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 31.10.2012 tarihli ve 749-1088 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 21.06.2017 tarih ve 10272-3484 sayı ile;
    "Olay günü sanığın, ..."ın yengesi olan ..."a hakaret edip cinsel tacizde bulunmasının ardından durumu öğrenen ..."ın eşi ... ile ..."ın, markette gördükleri sanığa saldırıp vurmaları üzerine sanığın kendisini korumak maksadıyla ..."a vurup basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek derecede hafif şekilde yaraladığı tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, mevcut hâliyle sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK"nın 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen meşru müdafaa kapsamında kaldığı kabul edilerek hakkında atılı suçtan dolayı ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 15.09.2017 tarih ve 105359 sayı ile;
    "...Yasal savunmayı düzenleyen TCK’nın 25/1. maddesinde; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fillerden dolayı faile ceza verilemez" hükmü bulunmaktadır. Dönmezer meşru savunmayı şu şekilde tarif etmiştir; bir kimsenin, kendisine veya başkasına karşı yapılan haksız bir saldırıyı defetmek maksadıyla ve başka suretle korunması olanaklı bulunmayan böyle bir saldırıdan kurtulmak üzere yaptığı savunmaya meşru savunma denilir. Bir kimsenin kendisine veya başkasına karşı yapılan saldırı karşısında, savunma amaçlı olarak saldırıyı uzaklaştırmak için ölçülü kuvvet kullanılmasını ifade eder. Bir şahsın uğradığı bir saldırıyı defetmek için, yapılan saldırıya ölçülü olarak karşı koymak suretiyle, saldırgana zarar vermesi meşru savunmadır (Sulhi Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, İstanbul, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, 2013, s. 166).
    Yasal savunmanın koşulları saldırıya ve savunmaya ilişkin koşullar olarak sınıflandırılmıştır. Saldırıya ilişkin koşullar; bir saldırının bulunması, saldırının haksız olması, saldırının bir hakka yönelik olması, saldırının hâlen mevcut olması şeklinde belirtilmektedir. Savunmaya ilişkin koşullar ise; savunmada zorunluluk bulunması, saldırı ve savunma arasında hem araçlar hem de hak ve korunan yararlar bakımından denge (orantı) bulunması, savunmanın saldırıyı yapana karşı yapılması şeklinde özetlenebilir.
    Kendi haksız hareketi nedeniyle saldırıya uğrayanın, saldırıdan kurtulmak için yaptığı savunmanın meşru olup olmadığı doktrinde tartışmalıdır. Ancak uygulamada kendi haksız hareketiyle saldırıya neden olan kişinin yasal savunmadan değil fakat haksız tahrik dengesinin lehine değişmesi hâlinde haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılmasının mümkün olduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır (1. CD 28.05.2013 tarihli ve 314-4021 sayılı kararı). Somut olayda da sanık ..., ..."ın yengesi olan ..."a karşı cinsel taciz ve hakaret suçlarını işlemiş, bu nedenle hem ..."ın eşi olan ... hem de kayınbiraderi olan ... ile kavga etmiş olmasına göre, etki-tepkiden kaynaklanan haksız tahrik dengesinin sanık lehine değiştiğinin kabulü hâlinde ancak haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması mümkün iken, saldırıya kendi haksız hareketiyle neden olan sanığın yasal savunma hükümlerinden yararlandırılması gerektiğine dair Yüksek Daire bozma gerekçesine katılmak mümkün değildir (Yasal savunma hâlinde sanık hakkında TCK"nın 25/1 ve CMK"nın 223/2-d maddeleri gereğince beraat kararı verilmesi gerektiğinden, bozma ilamında yazılı ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğine dair ibarenin maddi hataya müstenit olduğu düşünülmüştür.). Bu nedenle Yüksek Dairenin bozma kararına itiraz etmek gerektiği," görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
    CMK"nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 30.11.2017 tarih ve 7027-6076 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.


    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık ... hakkında ...’a karşı hakaret ve cinsel taciz suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak, ... ve ... hakkında sanık ...’a karşı kasten yaralama suçlarından verilen hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar ise itiraz mercisince itirazın reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında katılan ...’a karşı kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kasten yaralama suçunda meşru savunma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Sanık ...’ın olay tarihinde 26 yaşının içerisinde bulunduğu, mobilya boyama işinde çalıştığı,
    Katılan ...’ın olay tarihinde 29 yaşının içerisinde bulunduğu, cinsel taciz eylemine maruz kalan ...’ın kaynı olduğu,
    22.08.2011 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre; saat 19.20 sıralarında kavga olduğu yönünde alınan ihbar üzerine olay yerine intikal edildiği, sanık ...’ın başının sol tarafından yaralanmış olduğunun görüldüğü, olayı gerçekleştiren ... ve katılan ...’ın emniyet amirliğine intikal ettirildiğinin belirtildiği,
    22.08.2011 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre; aynı gün saat 19.15 sıralarında ... isimli market önünde meydana gelen kasten yaralama olayıyla ilgili olarak herhangi bir güvenlik kamerası içeriğinin bulunmadığı,
    22.08.2011 tarihli uzlaşma teklif tutanağına göre; sanık ...’ın uzlaşmak istemediği,
    23.08.2011 tarihli uzlaşma teklif tutanağına göre; katılan ...’ın uzlaşmak istemediği,
    22.08.2011 tarihli doktor raporuna göre; katılan ...’ın sol ve orta frontalinde 0,5 cm uzunluğunda yüzeysel iki adet kesinin mevcut olduğu, ...’ın sağ lateralde yüzeysel sıyrıkların mevcut olduğu, yapılan muayenesinde 0,59 promil alkol tespit edildiği,
    23.08.2011 tarihli doktor raporuna göre; sanık ...’ın sol ön parietal bölgesinde 3 cm uzunluğunda scalp kesisi, sırtının sol kısmında 3x10 cm ebadında ekimoz ve eritemli alan bulunduğu, tedavisinin basit tıbbi müdahale ile yapılabileceği,
    23.08.2011 tarihinde saat 01.00’da düzenlenen teşhis tutanağına göre; 22.08.2011 tarihinden yaklaşık 10 gün önce ...’ın balkonda oturduğu sırada ismini emniyet amirliğinde öğrendiği sanık ...’ın kendisine kaş ve göz işareti yaptığını, 22.08.2011 tarihinde saat 10.30 ve 11.00 sıralarında evinin balkonunda halı yıkarken sanık ...’ın balkonun karşısına geçerek yine kaş ve göz işareti yaptığı, ardından pantolonunun fermuarını açıp cinsel organını çıkardığı, eliyle tutup göstererek bazı hareketlerde bulunduğu, ...’ın eşi ... ve kaynı katılan ... tarafından sanık ...’un darbedilmesi olayıyla ilgili olarak yapılan teşhiste ...’ın sanık ...’ı kendisine karşı cinsel taciz ve hakaret eylemlerini gerçekleştiren kişi olarak belirttiği,
    Kasten yaralama suçunda sanık sıfatını alan inceleme dışı katılan ... hakkında sanığa yönelik kasten yaralama suçu nedeniyle TCK’nın 86/2, 29, 62, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca verilen 1.500 TL adli para cezasına ilişkin hüküm ile kasten yaralama suçunda katılan sanık sıfatını alan inceleme dışı ... hakkında sanığa yönelik kasten yaralama suçu nedeniyle TCK’nın 86/2, 86/3-a, 29, 62, 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca verilen 2.240 TL adli para cezasına ilişkin hükmün CMK’nın 231. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu kararlara karşı yapılan itirazların Antalya 17. Asliye Ceza Mahkemesince reddedildiği, ... ve ... hakkında ...’a yönelik kasten yaralama suçlarından TCK’nın 29. maddesi uyarınca 1/4 oranında indirim yapıldığı,
    Anlaşılmaktadır.
    Cinsel taciz suçu bakımından katılan mağdure sıfatını alan inceleme dışı ... 22.08.2011 tarihinde Kollukta; 22.08.2011 tarihinden yaklaşık 10 gün önce müstakil evinin yerden bir metre yüksekliğindeki balkonunda oturduğu esnada ismini emniyet amirliğinde öğrendiği sanığın gelerek kendisine kaş ve göz işaretleri yaptığını, kendisinin hemen eve girdiğini, 22.08.2011 tarihinde saat 10.30-11.00 sıralarında evinin balkonunda halı yıkadığını, sanığın bu esnada evin karşı tarafına geçtiğini, kendisine kaş ve göz işaretleri yapmaya başladığını, sanığa "Manyak mısın? Çek git." dediğini, sanığın pantolonunun ön fermuarını açıp cinsel organını çıkardığını, eliyle tutup kendisine gösterdiğini, "Bu .... ve .... sana sokacağım." dediğini, sanığa bağırmaya başladığını, "Ş... Herkesin namusu ortada mı? Sen niye bana kaş ve göz işaretlerinde bulunuyorsun." dediğini, sanığın kendisine "Seni sinkaf edeceğim. K... O...." şeklinde hakaretlerine devam ettiğini, daha sonra oradan ayrıldığını, bu konuşmaları komşusu ... Hanım’ın duyduğunu, kendisinin eşi ..."u telefonla aradığını, ..."un "Ben eve geleceğim. Ne varsa eve geldiğimde söylersin." dediğini, saat 14.00 sıralarında eve gelen eşine olayı anlattığını, eşinin kendisine sanığı tanıyıp tanımadığı konusunda yemin ettirdiğini, araca binerek sokak aralarını gezdiklerini, ancak sanığı bulamadıklarını, saat 19.30’da markete gireceği esnada sanığı markette gördüğünü, ..."a sanığı gösterdiğini, ...’un sanığa tekme ve tokat vurduğunu, sanığın da karşılık verdiğini, kavga ederek marketin dışına çıktıklarını, katılan ...’a da haber verdiğini, olay yerine gelen ...’ın sanığa vurup vurmadığını görmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
    Mahkemede; olay günü balkonda halı yıkadığını, sanığın evin önünden geçerken durup kendisine kaş ve göz işareti yaptığını, cinsel organını çıkarıp göstererek sinkaf ve hakaret içerikli sözler söylediğini, sakat olan komşuları ...’ın sanığa tepki gösterdiğini, sanığın biraz daha bekleyip küfür ve hakaret ettikten sonra ayrıldığını, kavga olayından önceki on beş günlük zaman diliminde de çocuklarıyla balkonda oturdukları esnada sanığın kendisine kaş ve göz işaretleri yaptığını, sonuçlarının kötü olmasından korkarak önceki olayları eşine bildirmediğini, diğer olaylarda da sanığın saat 10.00-10.30 sıralarında kapının önünden geçtiğini, son olayın ardından eşini çağırarak olayları ona anlattığını, markette sanığı görünce ...’un sanığa taşla vurduğunu, daha sonra katılan ...’ın geldiğini, sanığın, ...’a bir iki kez yumrukla vurduğunu, ...’ın da sanığa bir iki kez yumrukla karşılık verdiğini,
    Kasten yaralama suçu bakımından katılan sanık sıfatını alan inceleme dışı ... 23.08.2011 tarihinde Kollukta; 22.08.2011 tarihinden yaklaşık 10 gün önce sanığın, yengesi ...’a kaş göz işareti yapması, yine 22.08.2011 tarihinde balkonda halı yıkadığı esnada evin karşısına geçen sanığın kaş ve göz işaretleri yapıp "Manyak mısın? Çek git." demesi üzerine pantolonunun fermuarını açarak cinsel organıyla bazı hareketlerde bulunması şeklinde gerçekleşen olayları saat 14.00 sıralarında evine giden abisi ...’ın kendisini telefonla arayıp haber vermesi üzerine öğrendiğini, saat 19.20 sıralarında ..."ın telefonla arayıp söylemesi üzerine ...’un sanığı markette darbettiğini öğrendiğini, olay yerine gittiğinde ...’un sanığı tekme ve tokatla dövdüğünü gördüğünü, kendisinin kavgayı aralamaya çalıştığını ancak sol kaşına sanığın yumruk atması nedeniyle kendisinin de sanığın yüzüne yumruk attığını, kendisinin sanığın kollarından tutması ve bu şekilde ...’un sanığı darbetmesi iddiasının doğru olmadığını, ...’un elinde bijon anahtarı görmediğini,
    Mahkemede; kavganın yaşandığı gün annesinin kendisini telefonla arayıp bir şahsın ...’a karşı cinsel tacizde bulunduğunu belirttiğini, kendisinin ise "Tespit edersek şikâyetçi oluruz." dediğini, akşam markette ...’un ve sanığın kavga ettiklerini gördüğünü, ayırmak için gittiğini, sanığın kendisine 3-4 yumruk attığını, bunun üzerine kendisinin de sanığa iki yumruk attığını,
    Kasten yaralama suçu bakımından katılan sanık sıfatını alan inceleme dışı ... 23.08.2011 tarihinde Kollukta; yaklaşık 10 gün önce eşi olan ...’a sanığın kaş göz işareti yaptığını, 22.08.2011 tarihinde ise saat 10.30-11.00 sıralarında sanığın, balkonda halı yıkayan ..."a kaş göz işaretleri yaptığını, daha sonra pantolonunun ön kısmını indirip "Bu ...., .... sana sokacağım. O..." şeklinde hakaretlerine devam ettiğini, ...’ın ise ona "Ş.... Herkesin namusu ortada mı? Sen niye bana kaş göz işaretlerinde bulunuyorsun?" dediğini, sanığın "Seni sinkaf edeceğim. K..., O...." şeklinde hakaretler ettiğini, bu olayı saat 14.00’te eve geldiğinde öğrendiğini, sanığı bulmak için sokak aralarında gezdiklerini, ancak bulamadıklarını, saat 19.20 sıralarında markete girecekleri esnada ...’ın sanığı görüp girmek istemediğini, sanığı kendisine gösterdiğini, ...’a 3 kez ısrarla kendisine cinsel tacizde bulunanın sanık olup olmadığını sorduğunu, ...’ın "Kesinlikle bu şahıstı." şeklinde cevap verdiğini, sanığın yanına gittiğini, sanığın kendisine "Ne oluyor lan." dediğini, sanığa "Herkesin namusu ortada mı?" diyerek kafa attığını, tekme ve tokatla sanığa vurduğunu, marketin içinde bulunan taş gibi sert bir cisimle sanığın kafasına vurduğunu, taş elini acıttığı için taşı yere bıraktığını, kendisine sanığın vuramadığını, kavga ederek marketin dışına çıktıklarını, sanığın bayılma numarası yaparak yere yattığını, polisler gelinceye kadar yerden kalkmadığını, polisleri kendisinin çağırdığını, katılan ...’ın da geldiğini ancak sanığa vurup vurmadığını görmediğini, katılan ...’ın sanığın kollarından tuttuğu, bu esnada kendisinin de sanığı darbettiği iddiasının doğru olmadığını,
    Mahkemede; olay günü ...’ın kendisini telefonla arayıp eve çağırdığını, olayı anlattığını, çevrede sanığı tanıyan birisinin olup olmadığını sorduğunu, "İsmini öğrenirsek şikâyetçi oluruz." dediğini, akşamüzeri çocuklar ve ...’la birlikte markete gittiklerini, ...’ın kendisine sanığı markette gördüğünü söylediğini, eline bir taş alarak sanığın kafasına ve sırtına doğru vurduğunu, kaç kez vurduğunu hatırlamadığını, daha sonra katılan ...’ın geldiğini, kavgayı ayırmak istediğini, sanığın ...’a birkaç kez yumrukla vurduğunu, daha sonra sanığın kendisine de iki kez yumruk attığını,
    İfade etmişlerdir.
    Tanık ... 22.08.2011 tarihinde Kollukta; imal ettikleri mobilyaları boyama işlemini sanığın yaptığını, sanığın 22.08.2011 tarihinde saat 10.30 sıralarında kendilerine ait olan mobilya imalat yerine geldiğini, saat 14.00 sıralarında ise kendi iş yerine döndüğünü, saat 18.30 sıralarında tekrar gelerek saat 19.00’da eve gitmek için ayrıldığını, ...’ın belirttiği zaman diliminde sanığın iş yerlerinde olduğunu,
    Mahkemede; sanığın başka bir dükkânda boyacı olarak çalıştığını, hatırlamadığı bir gün saat 10.00 sıralarında iş yerine gelip saat 10.30 sıralarında ayrıldığını, sanığı tanıyan birisinden o akşam kavga olayının olduğunu duyduğunu, çelişki nedeniyle sorulması üzerine; mahkemedeki ifadesinin doğru olduğunu sanığın 09.30-10.00 sıralarında geldiğini ayrıca akşam saat 17.30-18.00 sıralarında tekrar gelip ayrıldığını,
    Tanık ... Kollukta; ...’ın komşusu olduğunu, komşularının kendisine ... ismiyle hitap ettiğini, 22.08.2011 tarihinde evinde duşta olduğu bir zamanda dışarıdan bağrışmalar duyduğunu, isminin ... olduğunu öğrendiği kişinin katılan mağdureye "Seni sinkaf edeceğim. T..... sokacağım. A.... koyduğum." diye bağırarak hakaretler ettiğini, ...’ın ise "Senin namusun yok mu? Anan, bacın yok mu? Eşime seni söyleyeceğim. Sen beni tanımıyorsun. Bunları yapıyorsun." diyerek yüksek sesle cevap verdiğini, bu bağırışmalar üzerine hemen duştan çıkıp ...’ın yanına gittiğinde sanığın sesini duyduğunu, fakat onu göremeden sanığın uzaklaşıp gittiğini, market önündeki olayları ise görmediğini,
    Beyan etmişlerdir.
    Sanık ... 22.08.2011 tarihinde Kollukta; ...’a, kavga olayının olduğu gün ve on gün öncesinde cinsel taciz ve hakarette bulunduğu yönündeki iddiayı kabul etmediğini, yaşamakta olduğu sokaktan ...’ın yaşadığı sokağa hayatı boyunca gitmediğini, ...’ı ilk defa markette eşiyle gördüğünü, saat 19.20’de alışveriş yapıp eve gitmek için markete uğradığını, ...’un yarım metre uzunluğunda paslı demir şeklindeki bijon anahtarıyla kafasının sol kısmına vurduğunu, ...’ı göstererek "Bu kadını tanıyor musun ?" dediğini, kendisinin ...’ı tanımadığını söyleyince ..."un bijon anahtarını ayaklarına vurmaya başladığını, katılan ...’ın gelerek kendisini kollarından tuttuğunu, ..."un ise yumruk ve tekmeyle kendisine vurmaya devam ettiğini, dışarı çıktığında bir kez daha kafasına ...’un demirle vurduğunu, daha sonra neler yaşandığını hatırlamadığını, olayın geçtiğinin iddia edildiği saatlerde iş yerinde bulunduğuna tanık ...’ın şahit olduğunu,
    Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, ...’ı tanımadığını, olay tarihinde ve belirtilen saatlerde iş yerinde çalışmakta olduğunu, olay günü saat 10.00 sıralarında evden çıktığını, ...’ın kendisini başka birisine benzettiğini düşündüğünü,
    Mahkemede; olay sırasında dükkânında olduğunu, ...’a yönelik cinsel taciz veya hakaret şeklinde bir eylem gerçekleştirmediğini, markete gittiğinde ... ve katılan ...’ın yanlarında bulunan birkaç kişiyle kendisine saldırdıklarını, demir levye ile vurduklarını, kendisinin de onlara birkaç kez yumruk attığını ancak yumrukların kime isabet ettiğini bilmediğini,
    Savunmuştur.
    Meşru savunma, 5237 sayılı TCK"nın birinci kitabının, ikinci kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı ikinci bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
    Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-... Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697) şeklinde, 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eşzamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
    Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK"nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
    1- Saldırıya ilişkin şartlar:
    a) Bir saldırı bulunmalıdır.
    b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
    c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
    d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
    2- Savunmaya ilişkin şartlar:
    a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
    b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
    c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
    Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
    Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir.
    Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için ayrıca TCK’nın 29. maddesine de değinilmesi gerekmektedir.
    5237 sayılı TCK"nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
    Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
    Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;
    a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
    b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
    c) Failin işlediği suç, bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
    d) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.
    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, 765 sayılı Kanun"da yer alan "ağır – hafif tahrik" ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
    Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da maktulden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
    Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere; gerek fail, gerekse mağdur ya da maktulün karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak haksız bir eylem ile mağdur ya da maktulü tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak böyle bir durumda, fail ve mağdurun bir diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik sonralık durumları ile birbirlerine etki tepki biçiminde gelişip gelişmedikleri göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    ...’ın ev hanımı olduğu, eşi ve iki çocuğuyla birlikte müstakil bir evde yaşadığı, olay tarihinden iki hafta önceki zaman zarfında iki kez balkonda oturduğu esnada sanık ...’ın gelerek kendisine kaş ve göz işaretleri yaptığı, bunun üzerine ...’ın hemen evin içine girdiği, olay günü ise saat 10.30 sıralarında balkonda halı yıkadığı esnada sanık ...’ın tekrar geldiği, ...’ın sanığa "Sen manyak mısın? Çek git." dediği, pantolonunun fermuarını açan sanığın ...’a cinsel organını gösterdiği, "O…, seni sinkaf edeceğim. Bu....ve.... sana sokacağım." dediği, ...’ın bağırmasıyla komşularının dışarı çıktığı ve sanığın olay yerinden ayrıldığı, ...’ın eşi ...’ı hemen telefonla arayıp eve çağırdığı, saat 14.00 sıralarında eve gelen eşine durumu anlattığı, katılan ...’ın ise olayı aynı saatlerde ağabeyi ...’la yaptığı telefon görüşmesinden öğrendiği, ... ve eşi ... birlikte sanığı bulmak için sokak aralarında dolaşmaya başladıkları, sanığı bulamayınca akşamüzeri alışveriş yapmak için girdikleri markette ...’ın sanığı fark ettiği, eşine sanığı gösterdiği ve hemen ardından kayınbiraderi katılan ...’ı telefonla arayıp haber verdiği, ...’un sanığa yaklaşması üzerine sanığın ...’a "Ne oluyor lan?" dediği, ...’un ise "Herkesin namusu ortada mı?" dedikten sonra yerden sert bir cisim alarak sanığa vurduğu, sanığı basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, olay yerine gelen ve ağabeyi ...’un sanıkla kavga ettiğini gören katılan ...’ın da sanığa yumruk attığı ve sanığın da ona yumrukla karşılık verdiği olayda;
    Sanığın olaydan önceki iki haftalık zaman diliminde, birden fazla kez katılan ...’a kaş göz işaretleri yaparak onu taciz etmesi, olay günü ise balkonda halı yıkayan ...’ı görerek kaş göz işaretleri yapmaya devam etmesi, ...’ın sanığa "Çek git." demesi üzerine cinsel organını çıkararak ...’a göstermesi ve hakaret içerikli sözler sarf etmesi gibi yoğun bir şekilde haksızlık içeren eylemlerde bulunması, olay akşamı markette kendisini gören ...’ın eşi ...’la kavgaya tutuşması, olay yerine gelen ve daha önce sanığın süre gelen eylemlerinden haberdar olan katılan ...’ın kendisine yumruk atması üzerine ona yumruk atarak karşılık vermesi şeklindeki eylemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, yerleşik ve istikrarlı yargı içtihatlarına göre karşılıklı darp olaylarında ilk vurma eylemini gerçekleştiren kişiye karşılık veren kişinin veyahut iki kişinin karşılıklı kavgası sırasında üçüncü bir şahsın kavgaya dahil olarak taraflardan birisinin yanında yer alması durumunda da tek başına kalan kişinin diğer iki kişiye karşılık vermesinin saldırıyı defetme niteliğinde olmaması nedeniyle sanığın katılan ..."a karşı yumruk atma şeklindeki eyleminin, haksız bir saldırıya ve o andaki hâl ve koşullara göre saldırıyı defetme zorunluluğu ile işlenmemiş olması, somut olayda sanığın, ...’un eşi ve katılan ...’ın yengesi ...’a yönelik cinsel taciz ve hakaret suçlarını işlemek suretiyle ilk haksız hareketleri başlatması ve baştaki eylemlerinin haksızlık içeriğinin çok ağır olması, sanığın bu haksız eylemleri üzerine kendisine karşı haksız tahrik altında gerçekleştirilen ve sanığın işlemiş olduğu cinsel taciz ve hakaret suçlarına karşı açıkça orantısız bir tepki niteliği taşımayan basit yaralama eyleminin, meşru savunmanın uygulanmasını gerektirecek haksız bir saldırı olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmaması, aksinin kabulü hâlinde haksızlık içeriği yüksek eylemleri gerçekleştirerek karşılıklı kavgaya sebebiyet veren failler hakkında meşru savunma hükümlerinin uygulanması suretiyle cezasız kalmaları sonucuna yol açılacak olması, sanığın kendisine yönelen eylemin haksız tahrikte etki-tepki dengesini lehine bozmaması, kavganın sanığın ağır bir şekilde yaralanmasına sebep olmadan sona ermesi ve katılan ... ile ..."un sanığa karşı eylemleri nedeniyle ceza almış olmalarının linç kültürüne hukuk kuralları karşısında müsamaha edilmediğini de göstermesi nedenleriyle karşılıklı darp şeklinde gelişen olayda sanık hakkında meşru savunma hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığının kabulü gerekmektedir.
    Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin Bozma kararının kaldırılmasına, uygulamanın denetlenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri ... ve ...;
    "İnceleme konusu dosyada Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda oluşan görüş farklılığının temelini, kasten yaralama suçundan sanık ... lehine TCK’nın 25/1. maddesindeki meşru savunma hukuka uygunluk nedeninin uygulanması yönündeki düşüncemiz oluşturmaktadır.
    Oluşa ve buna uygun kabule göre;
    Olay günü erken saatlerde sanık ..., evinin balkonunda halı yıkamakta olan katılan ...’a kaş göz işareti yapmış, ardından cinsel organını göstermek ve sinkaflı sözler kullanmak suretiyle cinsel taciz ve hakaret suçlarını işlemiştir. Duruma tepki gösteren ve içine sindiremeyen katılan ... bu olayı daha sonra eve gelen eşi inceleme dışı sanık ...’a anlatmış, her ikisi arabaya binip çevrede sanığı aramışlar, bulamayınca da eve dönmüşlerdir. Aynı gün akşam saatlerinde, eşiyle market alışverişine giden katılan ... burada sanık ...’u görünce onu eşine göstermiş, dava dışı sanık ... içinde bulunduğu öfkenin etkisiyle sanık ...’a saldırarak onu darbetmiş, ardından telefonla haber verdiği o sırada olay yerinde bulunmayan kayınbiraderi inceleme dışı ... da söz konusu yere gelerek sanık ...’a vurmaya başlamış, sanık ... da bu saldırıya karşılık vererek ...’a vurmuş, bu eylemler neticesinde taraflar basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde yaralanmışlardır.
    Yapılan yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesi sanık ...’un ...’a yönelik sübut bulan eylemini TCK’nın 86/2. maddesi kapsamında kasten yaralama olarak kabul etmiş ve sanığın 4 ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükmün sanık tarafından temyizi üzerine incelemeyi yapan Yüksek 14. Ceza Dairesi ise, 21.06.2017 tarih, 10272-3484 sayı ve özetle, "...mevcut hâliyle sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 25/1. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa kapsamında kaldığı kabul edilerek, hakkında atılı suçtan dolayı ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi..." gerektiğinden bahisle bozma kararı vermiş, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının somut olayda sanık lehine meşru savunma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle itirazda bulunması üzerine konu tartışılıp bir karar verilmek üzere Yüksek Ceza Genel Kurulunun önüne gelmiştir.
    5237 sayılı TCK’nın 25/1. maddesinde düzenlenen meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldıran ve işlenen fiili hukuka uygun kılan bir kavramdır. Meşru savunma, failin gerek kendisine, gerekse başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o andaki hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmesidir. Herhangi bir hakka yönelmiş haksız saldırıda meşru savunma, orantılı olması koşuluyla mümkündür ve hukuka uygundur. Ancak, sadece mülkiyetin/zilyetliğin korunması amacıyla haksız saldırıyı gerçekleştirilen kişinin öldürülmesi hem AİHS’nin 2. maddesine, hem Anayasamızın 17/4. maddesine, hem de TCK’nın 25. maddesindeki orantılılık ilkesine aykırı olacaktır (Turan-Otacı, "Genel Hükümlerle Bağlantılı Olarak Kasten İnsan Öldürme Suçları" 2. bası, 2016, s.9). Meşru savunma hâlinde, gerçekleşmekte olan bir saldırıyı defetmek amacıyla işlenen fiil, dış görünüş itibariyla bir suç oluşturmaktadır. Ancak, saldırıya uğrayan kişinin insan doğası gereği saldırıyı defetme yönünde gösterdiği tepki ve buna bağlı olarak işlediği fiil açısından kendini haklı hissetmesi söz konusu olacağından, işlenen karşı fiilin orantılı-ölçülü olması koşuluyla fiil hukuka uygun olacak ve sorumluluk gerektirmeyecektir (Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 14. bası, 2018, s.359).
    Meşru savunmanın kabulü için gerekli koşullardan en önemlisi, bir saldırının (tecavüzün, taarruzun) varlığıdır. Bu saldırının hâlen mevcut olması, bu kapsamda "gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırının varlığı" gerekir. Tamamlanmış bir saldırı meşru savunmaya vücut vermez. Zira, bitmiş bir saldırıya yönelik davranışlar öç almaya dönük olup ceza hukuku tarafından himaye edilemez. Bu hâlde koşulları varsa ancak haksız tahrik hükümleri uygulanabilir (Özbek-Doğan-Bacaksız-Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. bası, 2018, s.306). Bir diğer koşul ise karşı konulan saldırının "haksız" olmasıdır. Bundan anlaşılması gereken, hukuk düzeninin bu harekete karşı kişinin tahammül göstermesi konusunda bir görev yüklememiş olmasıdır. Bu itibarla, hakkın kötüye kullanılması şeklinde ortaya çıkan saldırılar da haksızdır ve saldırıya uğrayan kişiye meşru savunma hakkı verir ( Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 16. bası, 2013, s.298). Nitekim Yargıtayımız da çeşitli kararlarında bu hususa işaret etmiştir. "...Sanığın eyleminin savunmaya yönelik olduğunu kabulde zorunluluk bulunduğundan ve olayın başlangıcında kendisinden sadır olan keyfi atışın nefsine yönelik saldırıyı def hakkını yok edemeyeceği tartışma kaldırmayacağından...(1.CD. 28.12.1995, 3990). "...Küfreden daha sonra küfredilen kişilerin saldırısına uğradığına göre, koşullarının varlığı hâlinde yasal savunma içinde bulunabilir...(CGK. 18.10.1990, 178). Yine Ceza Genel Kurulunun 31.11.1983 tarihli ve 16 sayılı kararında da, "...taarruza hedef olan kimsenin kendi şahsi kusuru ile taarruza sebebiyet vermiş olması, müdafaanın meşruluğunu ortadan kaldırmaz..." denilmek suretiyle bu hususa işaret edilmiştir. Bu açıklamalar karşısında, kendi haksız hareketiyle saldırıya uğrayanın saldırıdan kurtulmak için yaptığı savunmanın meşru sayılabileceği ortadadır ( Özbek-Doğan-Bacaksız-Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 9. bası, 2018, s.303).
    Meşru savunmanın savunmaya ilişkin koşulları, savunmada zorunluluk bulunması, savunmanın saldırıya ve saldırgana karşı yapılması (nedensellik bağı) ile saldırıyı bertaraf edecek ölçüde orantılı olmasıdır. Savunmanın zorunlu olması saldırıdan başka türlü kurtulma imkânı bulunmamasını ifade eder. Bununla birlikte kaçma imkânı varken kaçmamak savunmada zorunluluk bulunmadığını göstermez. Kişinin kaçma imkânı varken, kaçmayıp karşılık vermesi durumunda dahi meşru savunma kabul edilebilir (Özbek-Doğan-Bacaksız-Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. bası, 2018, s.307). Yine, kimsenin kendisini tamamen kaderine ve saldırganın insafına terk edecek şekilde saldırıya karşı edilgen bir tutum alması da beklenemez. Savunmada zorunluluğun bulunup bulunmadığı her somut olayın özelliğine göre belirlenmeli, saldırıdan onur kırıcı olmayan bir biçimde kaçınma olanağının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Orantılılık ilkesi, savunmanın saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde olmasını ifade eder. Türk Ceza Kanunu bunu "o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu" olarak ifade etmiştir. Ölçüsüz karşılık verilmesi hâlinde meşru savunmada sınır aşılmış olacaktır (TCK"nın 27. maddesi).
    Haksız tahrikte bulunarak ilk haksız hareketi yapan kişinin de meşru savunmadan yararlanmasının mümkün olduğuna yukarıda değinmiştik. Çünkü, ilk haksız hareketi yapmış olmak, kişinin karşı saldırı ile yok edilmek istenen hakkını korumasına engel değildir. Önceki haksız hareketin, tahrikin varlığına rağmen gerçekleştirilen fiil, tecavüz ve dolayısıyla haksızlık özelliğini muhafaza etmektedir. Bununla birlikte, ilk haksız hareket karşı tarafı meşru savunma durumuna sokan bir fiil ise, bu fiili gerçekleştiren kişi meşru savunmadan yararlanamaz (Turan-Otacı, Genel Hükümlerle Bağlantılı Olarak Kasten İnsan Öldürme Suçları, 2. bası, 2016, s.10).
    Bu açıklamalar ışığında;
    Katılan ...’ın iffet ve şerefine hukuk düzeninin himaye edemeyeceği şekildeki taciz ve hakaret içeren davranışlarıyla taarruzda bulunduğu anlaşılan sanık ...’un, bu olaydan daha sonra gittiği markette katılan ve eşi ... tarafından görülmesi üzerine, önce ...’un ardından da onun telefonla haber vermesi üzerine oraya gelen kayınbiraderi ...’ın öfke duygusu altında ve intikam saikiyle gerçekleştirdikleri yaralama neticesini doğuran vücut bütünlüğüne ve dokunulmazlığına karşı saldırılarına o andaki hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde karşılık vererek ...’ı basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde kasten yaraladığı olayda, salt ilk haksız hareketi yapmış olmasının, sanığın karşı saldırı ile yok edilmek istenen hakkını korumasına engel bulunmaması, önceki haksız hareketin varlığına rağmen kendisine yönelik olarak gerçekleştirilen saldırının haksızlık özelliğini muhafaza etmesi karşısında, sanığın hukuk düzeninin kendilerine tanıdığı hakları kullanma yolunu benimsemeyip ilkel intikam güdüsü altında adaleti kendi başlarına tesis etmek isteyen taraflardan ...’a yönelik orantılı karşı eyleminde TCK’nın 25/1. maddesindeki meşru savunma koşullarının bulunduğu görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki düşüncesine iştirak etmiyoruz." düşüncesiyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık ..."ın olaydan önce saat 10.00-10.30 sırasında; mağdur ...’a karşı işlediği kabul edilen cinsel taciz suçunun, mağdur tarafından eşine haber verilmesi üzerine, tacize maruz kalan mağdur ile eşinin sanığı aramaya başladıkları, akşam saatlerinde markette buldukları sanığa önceki olayın etkisiyle mağdurun eşi olan ...’ın taşla vurarak yaraladığı, bu esnada mağdur ...’ın kayınbiraderi olan katılan ...’a haber vermesi üzerine bu kez de markete gelen katılan ...’ın sanığa saldırarak darbettiği sırada, sanığın da katılan ...’ı basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralamaktan ibaret eyleminden dolayı sanık ... hakkında meşru savunma koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
    Uyuşmazlığın çözümü için;
    1-)İtiraza konu, katılan ... ile sanık arasında markette yaşanan ikinci olaydan dolayı; kardeşinin eşine yönelik eylemin üzerinden yaklaşık 8-10 saatlik bir süre geçtikten sonra, yengesinin haber vermesi üzerine markete gelen ve sanığa saldıran katılan ..."ın saldırısı ile katılan ...’ın yengesine karşı olay öncesi sanık tarafından gerçekleştirilen ilk taciz eyleminden; hangisinin ilk haksız hareket sayılacağı,
    2-)Katılan ...’ın yengesine karşı sanık tarafından gerçekleştirilen eylemin adı geçen katılan açısından da ilk haksız hareket olarak kabul edilmesi hâlinde olayın üzerinden bir süre geçtikten sonra ilk olayın tesiriyle saldırıya maruz kalan sanığın kendisine yönelen saldırıyı bertaraf etme hakkının bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak diğer koşulların oluşması hâlinde ilk haksız hareketi ile saldırıya sebep olan sanığın meşru savunma hükümlerinden istifade edip edemeyeceği;
    Meşru savunma koşulları ile birlikte irdelenerek , benzer olaylardaki yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
    5237 sayılı TCK"nın 25/1. maddesinde; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" biçiminde 765 sayılı TCK"nın 49/2. maddesinden daha geniş bir düzenlemeye yer verilmiştir. Düzenlemeye göre, meşru müdafaanın kabulü için saldırının "herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
    Öteden beri öğretide ve uygulamada kabul edilegeldiği üzere; 765 sayılı TCK"nın 49/2. ve 5237 sayılı TCK"nın 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru müdafaa, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta, dolayısıyla eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Meşru müdafaanın kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
    A- Saldırıya ilişkin koşullar;
    a) Bir saldırı bulunmalıdır;
    b) Saldırı haksız olmalıdır.
    c) Saldırı 765 sayılı Kanun"a göre, nefis ya da ırza; 5237 sayılı Kanun"a göre ise herhangi bir hakka yönelik olmalıdır.
    d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
    B- Savunmaya ilişkin koşullar;
    a) Savunma zorunlu olmalıdır,
    b) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
    Meşru savunma koşullarını yukarıdaki şekilde açıkladıktan sonra; 1 numaralı uyaşmazlığın çözümü ile ilgili olarak benzer olaylardaki Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun aşağıda özetlenen içtihatlarının irdelenmesi gerekmektedir.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 tarihli ve 441-123 sayılı ilamında;
    Diğer bir anlatımla, haksız tahrik oluşturan fiilin mağdur tarafından gerçekleştirilmesi ve hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında işlenen suçun da haksız fiili gerçekleştiren kişinin zararına işlenmiş olması gerekmekte olup, mağdurun yakını dahi olsa üçüncü bir kişi tarafından gerçekleştirilen haksız fiil, mağdura yönelik işlenen suç bakımından haksız tahriki oluşturmayacaktır. Bir kimsenin haksız tahrik sayılabilecek fiilinin etkisi altında kalan kişinin haksız eylemle ilgili bulunmayan üçüncü kişiye ya da devlete veya topluma karşı bir suç işlemesi hâlinde haksız tahrik hükümleri uygulanamayacaktır.
    Yargıtay Ceza Genel Kurulunun aşağıda açıklanan özetlenen 06.02.2020 tarihli ve 906-64 sayılı ilamında resmen evli olduğu hâlde başkasıyla cinsel ilişkide bulunan maktulü öldüren evli koca haksız tahrik hükümlerinden yararlanırken, toplum içerisinde çok zor duruma düşeceği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmayan evli kadının kardeşi ile babasının haksız tahrik hükümlerinden yararlanması gerektiğine hükmedilmiştir.
    (Maktul Murat’ın, başkasıyla resmî nikâhlı evli olduğunu bildiği ... ile rızaya dayalı da olsa cinsel ilişkiye girmesinin, evlilik birliği içerisinde eşine karşı sadakat yükümlülüğü bulunan ...’in bu yükümlülüğe aykırı hareket etmesine neden olması, maktulün eve ..."in rızasıyla girmesine rağmen ...’nın bu duruma rızasının bulunmaması nedeniyle maktulün ..."ya yönelik konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işlemesi ve sabaha karşı evine dönen ...’nın maktul ile ...’i cinsel ilişkiye girdikleri sırada görmesi karşısında, maktulün haksız fiil ve suç teşkil eden eylemlerinin, ...’in eşi ... yönünden haksız tahrik nedeni olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak burada tartışılması gereken husus, ...’nın kayınpederi ve kayınbiraderi olup maktulün öldürülmesi ve hürriyetinden yoksun bırakılması fiillerine iştirak eden sanıklar ... ve... açısından da aynı eylemlerin haksız tahrik nedeni oluşturup oluşturmayacağıdır. TCK’nın 29. maddesinde ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için mağdurdan kaynaklanmış haksız bir davranış veya söz bulunması, sanığın da bu haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi gerekmektedir. Haksız tahrikin suça iştirak edenlerden her birine uygulanabilmesi için, tahrike ilişkin koşulların tüm şerikler hakkında geçerli olması zorunludur. Somut olayda ise, sanık ...’ın kızı, sanık...’ün de kız kardeşi olan ...’in maktul ile ilişkisinin rızaya dayalı olması, sadakat yükümlülüğünün sadece eşlere ait bulunması, konut dokunulmazlığını ihlal suçunun ise ...’ya karşı işlenmesi nedenleriyle, maktulden kaynaklanan ve haksız tahrik oluşturan davranışların sanıklar ... ve...’e yönelmediği, başka bir ifadeyle evlilik birliği içerisindeki konumu itibarıyla ... açısından haksız tahrik oluşturan davranışların, ..."yla aynı konumda bulunmayan sanıklar ... ve... açısından haksız tahrik nedeni oluşturmadığı anlaşılmaktadır. Medeni Kanun’un 161/1. maddesinde eşler arasında bir boşanma nedeni sayılan evlilik dışı cinsel ilişkinin, yine aynı Kanun’un 185/3. maddesinde düzenlenen sadakat yükümlülüğüne aykırılık oluşturacağı sabit olmakla birlikte, ahlaki veya geleneksel açıdan kabul edilemeyecek bu durumun eşler dışındaki diğer aile bireyleri açısından haksızlık teşkil ettiğinin kabulü mümkün bulunmamaktadır. Aksinin kabulü hâlinde namusunun lekelendiği düşüncesine kapılan aile fertlerinden herhangi birinin işlediği her suçta haksız tahrik hükmünün uygulanması gündeme gelebilecek, haksız tahrikin kaçıncı derecedeki akrabaya kadar uygulanacağının belirli olmaması nedeniyle kapsamı öngörülemeyecek ölçüde genişletilmiş olacaktır. Bunun yanında somut olayda, gün boyunca elleri kolları bağlı şekilde ve kendinden geçmiş bir hâlde ...’nın evinde alıkonulan maktulün, sanıklar ... ve...’e yönelik başkaca herhangi söz ve davranışı da bulunmadığı da gözetildiğinde sanıklar ... ve... hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanmamasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır).
    Yukarıda açıklanan içtihatlarda özetlendiği üzere, herhangi bir olayda mağdura karşı işlenen eylemden dolayı haksız tahrik ya da meşru savunma hükümlerinin uygulanabilmesi için ilk haksız hareketin saldırıya maruz kalan mağdur tarafından yapılması gerektiğinin zorunlu olduğunun yerleşik uygulamalarda benimsendiği gibi evli kadın ile gayri resmî ilişkide bulanan şahsı öldüren eşin haksız tahrik hükümlerinden yararlanmasına karşın, aynı eylemi birlikte gerçekleştiren resmen evli kadının babası ile kardeşinin haksız tahrik hükümlerinden yararlanamayacağının 06.02.2020 tarihli ve 906-64 sayılı ilamında kabul edilmiş olması, somut olayımızda; yengesine karşı işlenen ilk eylemde katılan ...’ın olay yerinde bulunması hâlinde, haksız tahrik ya da meşru savunma hükümlerinden istifade edeceği hususunda gerek uygulamada gerekse öğretide herhangi bir tereddüt yaşanmamasına karşın, ilk olayın üzerinden yaklaşık olarak 8-10 saatlik bir zaman diliminin geçmiş olması, cinsel tacize maruz kalan mağdurun eşi tarafından ilk saldırının gerçekleştirilmesinden sonra yengesinin çağrısı üzerine olay yerine gelen katılanın, resmî mercilere müracaat ederek sanığın cezalandırılmasını talep etmek yerine, meşru savunma konumuna sokulmadığı hâlde ikinci kez bizzat kendisinin de saldırıda bulunması karşısında; tacize maruz kalan mağdurun eşinin haksız tahrikin etkisi altında; sanığa saldırarak darbetmesinden sonra olay yerine gelen katılan ..."ın aynı gerekçelerle tekrar sanığa saldırmasınının ikinci olay açısından ilk haksız hareket olarak kabul edilip, buna bağlı olarak diğer meşru savunma koşullarının da gerçekleşmiş olması nedeniyle ölçülü bir şekilde kendisine yönelen saldırıyı önlemek amacıyla basit yaralama suçunu işleyen sanık hakkında meşru savunma hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Aksine düşüncenin aile bireylerinden birisine karşı yapılan haksız davranıştan ötürü, diğer aile bireylerinin araya uzunca sayılabilecek zaman dilimi girmesine rağmen, resmî mercilere müracaat etmek yerine, öç almak ya da başka saiklerle haksız harekette bulunduğunu düşündükleri kişi ya da kişilere saldırarak kendi haklarını alma hakkının tanınması, hatta bir aşama daha ileri gidilerek kanunumuzda ağırlatıcı neden olarak öngörülen töre cinayetlerinin dahi haksız tahrik ya da meşru savunma koşulları içerisinde işlendiğinin kabul edilmesi anlamına gelir ki, böyle bir kabulün hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi suçun işlenmesini önlemeyi nihai hedef olarak benimseyen ceza kanunumuzun amacına da aykırı olacağı açıktır.
    Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun, ilk haksız hareketin sanıktan kaynaklandığı şeklindeki görüşüne iştirak etmemekle birlikte, anılan görüşün bir an için doğru olduğu kabul edilse dahi, ilk haksız hareketiyle saldırıya neden olan sanığın da meşru savunma koşullarının oluşması hâlinde meşru savunma hükümlerinden istifade etmesi gerektiği gerek öğretide gerekse uygulamada kabul edilmiştir.
    Prof. Dr. İzzet Özgenç; saldırıya uğrayan kişi, kendi hareketiyle saldırıyı tahrik etmiş olabilir. Kanımızca, bir kimsenin saldırıyı kendi haksız davranışıyla tahrik etmesi durumunda dahi, bu saldırıya karşı meşru savunmada bulunabileceğini kabul etmek gerekir. Çünkü, tahrikin varlığına rağmen, gerçekleştirilen fiil, tecavüz ve dolayısıyla, haksızlık özelliğini muhafaza etmektedir.
    Ancak, meşru savunma hâlinde bulunan kişinin hareketi hukuka uygun olduğu için, bu kişiye karşı meşru savunmadan söz edilemez (Türk Ceza Hukuku-Genel Hükümler-15. Bası-s.369-370.).
    Prof. Dr. Kayıhan İçel; bir kimsenin saldırıya neden olması durumunda artık kendisini savunamayacağı sonucuna varılamaz. Çünkü, tahrik haksız olsa dahi karşı saldırıyı hukuka uygun hâle getirmez; saldırının hukuka aykırılığı devam eder.
    Buna karşılık, saldırıyı tahrik eden kimse, karşısındakini haklı savunma durumuna getirmişse, saldırı haksız sayılmayacaktır. Haklı savunmaya karşı haklı savunma, yani karşı haklı savunma olmaz (Ceza Hukuku Genel Hükümler-Yenilenmiş Bası 2017-s.335-342.).
    Teoride açıklanan görüşler, 765 sayılı Kanun döneminde aşağıda açıklanan içtihatlarla da desteklenmiştir.
    Sanığın eyleminin savunmaya yönelik olduğunu kabulde zorunluluk bulunduğundan ve olayın başlangıcında kendisinden sadır olan keyfi atışın nefsine yönelik saldırıyı def hakkını yok edemeyeceği tartışma kaldırmayacağından, TCK’nın 49. maddesi mucibince ceza tertibine yer olmadığına ve beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde mahkûmiyetine hükmedilmesi, yasaya aykırıdır (Yargıtay 1. C.D 28.12.1995, 3894-3990 YKD, Mart 1996, s. 470. ).
    Küfreden daha sonra küfredilen kişilerin saldırısına uğradığına göre, koşulların varlığı hâlinde yasal savunma içinde bulunabilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.10.1990 tarihli ve 158-178 sayılı kararı).
    Taariza hedef olan kimsenin kendi şahsi kusuru ile taaruza sebebiyet vermiş olması, savunmanın meşruluğunu ortadan kaldırmaz. Meşru savunmanın kabulü için, diğer şartlarla birlikte "saldırıya karşı savunmada zaruret" bulunması lazımdır. Bu zaruretin gerek savunma ile ona sebebiyet veren saldırı arasındaki nispet ve gerekse saldırıyı başka suretle bertaraf etmenin mümkün olup olmadığı bakımından incelenmesi icap eder. Bu şartın en önemli noktası, failin uğradığı saldırıdan başka suretle kurtulmak imkânı olup olmadığı, başka deyimle failin karşılaştığı saldırı dolayısıyla başka türlü hareket imkânı bulunup bulunmadığı keyfiyetidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.11.1983 tarihli ve 354-16 sayılı kararı) (Savaş/Mollamahmutoğlu 1.Bası, s.677/678.).
    Somut olayımızda saldırıya neden olan cinsel taciz eylemi sanık tarafından yapılmış olsa dahi, bu eylemin üzerinden yaklaşık olarak 8-10 saatlik bir zaman dilimi geçtikten sonra resmî mercilere müracaat imkânı bulunan katılan ..."ın olay yerine gittiğinde sanık tarafından gerçekleştirilen ve kendisine yönelik olmayan ilk eylemin dışında herhangi bir haksız harekete muhatap kaldığına dair hiçbir iddia dahi ileri sürülmemiştir. ..."ın eşine karşı işlendiği kabul edilen taciz eyleminden dolayı ... tarafından darbedilen sanığa sonradan olay yerine gelen diğer katılan ..."ın da saldırarak darbettiği bir sırada, sanığın da nerede duracağı belli olmayan saldırılara karşı ölçülü bir şekilde kendisine yönelen haksızlığı bertaraf etmek istemesinde, sırf ilk haksız hareketi yaptı diye meşru savunma koşullarının gerçekleşmediğini söylemenin, haksızlığı yenmek, adaletsizliği önlemek ve hukuksal yararlara saldırıları yasaklamak amacını güden hukukun özüne aykırı olacağı açıktır. Ayrıca savunmada bulunmanın, her canlının ve bu arada insanın kendisini ve mensup olduğu türü koruma içgüdüsünün kaçınılmaz sonucu olduğu ve zaman zaman bu sonucun insan iradesiyle önlenemeyeceği unutulmamalıdır. Meşru savunma koşullarını düzenleyen TCK’nın 25. maddesinde kendi haksız eylemiyle saldırıya neden olan sanığın meşru savunma hükümlerinden yararlanamayacağına dair bir düzenleme mevcut değildir. Kanun"da böyle bir düzenleme olmamasına karşın, içtihat yoluyla böyle bir sonuca ulaşılması TCK’nın 2. maddesinde düzenlenen ve Anayasa"nın 38. maddesi ile güvence altına alınan kanunilik ilkesine de aykırıdır. Zira hiçbir hukuk sistemi, herhangi bir kişinin sırf ilk haksız hareketi yaptı diye başına gelebilecek en ağır sonuçlara katlanmasını isteyemez. Aksine düşüncede; karşısındaki kişiye hakeret içerikli sözler sarfeden kişinin, kendisine makinalı tüfekle ateş etmek isteyen kişiye engel olmak amacıyla o anda eline geçirdiği herhangi bir cismi ateş etmek isteyen kişiye fırlatarak ölümüne neden olması durumunda; sırf ilk haksız hareketi yaptı diye meşru savunma hükümlerinden istifade edemeyeceğinin kabul edilmesi anlamına gelir ki; böyle bir kabulün ceza kanununun en temel ilkelerine aykırı olacağı açıktır. Her somut olayda mevcut delil durumuna göre yargılamayı yapan mahkeme meşru savunma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemesi gerekmektedir.
    Sonuç itibarıyla;
    İtiraza konu; sanık ... ile katılan ... arasında markette geçen olayda; yengesine karşı işlendiği kabul edilen cinsel taciz eyleminden dolayı bu eylem sırasında olay yerinde bulunması hâlinde haksız tahrik ya da koşulların oluşması durumunda meşru savunma hükümlerinden yararlanabileceği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamayan katılan ...’ın yengesinin çağrısı üzerine ilk olayın üzerinden yaklaşık 8-10 saat geçtikten sonra resmî mercilere müracaat etmek yerine sanığı darbeden ...’a yardım etmek amacıyla markete giderek daha önce darbedilen sanığa ikinci kez saldırarak darbetmekten ibaret eyleminin ilk haksız hareket olarak sayılacağının benzer olaylardaki yerleşik uygulamalarda benimsenmiş olması, sanık tarafından yapılan cinsel taciz eylemi, ilk haksız hareket olarak kabul edilmiş olsa dahi bu hareketin katılan ...’ı meşru savunma konumuna getirmeyeceğinin tartışmaya gerektirmeyecek kadar açık olması, meşru savunmanın saldırıya ve savunmaya ilişkin bütün koşullarının ikinci saldırıya maruz kalan sanık ... açısından gerçekleşmiş olması ve saldırıya sebebiyet veren sanığın da koşulların oluşması hâlinde meşru savunma hükümlerinden yararlanacağının gerek öğretide gerekse uygulamada kabul edilmiş olması karşısında: "Hukuk, hukuka aykırılığı görmezlikten gelmez" düşüncesiyle kendisine yönelik saldırıyı ölçülü bir şekilde bertaraf etmek isteyen sanık ... hakkında; meşru savunma hükümlerinin uygulanması gerekirken, ilk haksız hareketin sanık tarafından yapıldığı iddiasıyla meşru savunma koşullarının oluşmadığını kabul eden Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir.", düşüncesiyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Dosya içeriğine göre ...’ın ev hanımı olduğu, eşi ve iki çocuğuyla birlikte balkonu yerden bir metre yükseklikte bulunan müstakil bir evde yaşadıkları, olay tarihinden yaklaşık on gün önce balkonda oturduğu esnada sanık ...’ın gelerek kendisine kaş göz işaretleri yaptığı, bunun üzerine ...’ın hemen evin içine girdiği, bundan on gün kadar sonra inceleme konusu yaralama olayından yaklaşık sekiz saat kadar önce saat 10.30-11.00 sıralarında ise balkonda halı yıkadığı sırada sanık ...’ın tekrar geldiği, ...’ın sanığa "Sen manyak mısın? Çek git." dediği, pantolonunun fermuarını açan sanığın katılan mağdureye cinsel organını göstererek eylemlerine devam ettiği, "O…, seni sinkaf edeceğim." dedikten sonra ve ...’ın komşularının, bağırma seslerine çıkması üzerine olay yerinden ayrıldığı, sanığın bu eylemlerinden dolayı cinsel taciz ve hakaret suçlarından verilen mahkûmiyet kararlarının Özel Dairece onanarak kesinleştiği, ...’ın hemen eşi ...’ı telefonla aradığı, eve gelen ...’a durumu anlattığı, ...’ın eşi ...’la birlikte sanığı bulmak için sokak aralarında dolaştıkları, sanığı bulamayınca akşamüzeri alışveriş yapmak için girdikleri markette sanığı fark ettiği, ...’a sanığı gösterdiği ve hemen ardından kayınbiraderi katılan ...’ı telefonla arayıp haber verdiği, ...’un sanığa yaklaşması üzerine sanığın ...’a "Ne oluyor lan?" dediği, ...’un ise sanığa "Herkesin namusu ortada mı?" dedikten sonra yerden sert bir cisim alarak vurduğu ve sanığı basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, olay yerine gelen ve ağabeyi ...’un sanıkla kavga ettiğini gören katılan ...’ın da sanığa yumruk attığı, ... ve ..."un sanık ..."u yaralamaktan dolayı mahkûmiyetlerine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve sanığın da ..."a yumrukla karşılık verdiği sabittir. ..."un eşine yönelik taciz ve hakaret eyleminin etkisi altında kalarak markette karşılaştıkları sanığa sert bir cisimle vurmak suretiyle yaraladığı, ..."ın ise olay yerine çağrı üzerine geldikten sonra kardeşi ..."un fiiline katılıp sanığı darbettiği, buna karşılık sanığın ise kendisine saldıran ...’ı basit şekilde yaraladığı, diğer deyimle kendisine saldıran kişiye karşılık verdiği sabit olup olayın gerçekleşme biçimi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yerel Mahkeme sanığın kendisine yumrukla saldıran ..."a yönelik yaralama eyleminden dolayı mahkûmiyet kararı vermiş, Özel Daire ise özetle "Sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK"nın 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen meşru müdafaa kapsamında kaldığı kabul edilerek hakkında atılı suçtan dolayı ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar vermiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise "Saldırıya kendi haksız hareketiyle neden olan sanığın somut olayda meşru savunma hükümlerinden yararlanamayacağı" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir. Sanığın kasten yaralama suçunda meşru savunma koşullarının oluşup oluşmadığı Ceza Genel Kurulu tarafından değerlendirilmiş, sayın çoğunluk tarafından meşru savunma koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Kanaatimizce bu değerlendirme yasal ve yerinde değildir.
    Şöyle ki; meşru savunma, 5237 sayılı TCK"nın 25. maddesinin birinci fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir.
    Meşru müdafaa öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması", "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" ve "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" biçimlerinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında ise "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımlara göre bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eşzamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiiller meşru müdafaa kabul edilmektedir. Yine bu tanımlara göre meşru müdafaanın temel özelliği saldırı karşısında kalan kimsenin gösterdiği doğal ve zorunlu tepki olmasıdır. Doğal ve zorunlu tepki olmasına bağlı olarak yasa koyucu tarafından hukuka uygunluk nedeni sayılmıştır. Bu hukuka uygunluk nedeninin gerçekleşmesi durumunda CMK"nın 223/2-d maddesi uyarınca beraat kararı verilecektir.
    Başta Ceza Genel Kurulu olmak üzere yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin aşağıdaki gösterilen şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
    1- Saldırıya ilişkin şartlar:
    a) Bir saldırı bulunmalıdır. Somut olayda ... ve ...’ın sanığa saldırdığı dosya içeriği ve Yerel Mahkemenin kararı ile sabittir.
    b) Bu saldırı haksız olmalıdır. Olayımızda tartışmalı olan koşul budur ve ayrıntılarına aşağıda yer verilecektir.
    c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur. Somut olayda sanığa yönelik iki kişi tarafından yaralama suçu işlendiği, vücut bütünlüğüne yönelik olduğu ve bu hakkın da korunması zorunlu bir hak olduğu tartışmasızdır.
    d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır. Somut olayda saldırı ve savunmanın eş zamanlı olduğu, kendisine yönelik yaralamaya hemen karşılık verildiği açıktır.
    2- Savunmaya ilişkin şartlar:
    a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. İncelemeye konu olayda iki kişinin ne zaman sonlanacağı belirsiz saldırısına uğrayan sanığın buna karşılık vermesi dışında, kendisini koruma şansı yoktur. Dolayısıyla savunma yapması zorunludur.
    b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. Somut olayda bu koşulda gerçekleşmiştir. Çünkü savunma önce saldırıda bulunan ...’a yöneliktir.
    c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Olayda oran konusunda da uyuşmazlık yoktur, çünkü birisi sert bir cisimle olmak üzere kendisine yönelik ne zaman sonlanacağı belirsiz yaralama fillerine karşılık olarak basit tıbbi müdahale ile giderilecek düzeyde yaralama eylemi gerçekleştirilmiştir. Aynı nedenle sınırın aşılması da söz konusu değildir.
    Somut olayda tartışılması gereken saldırının haksız olup olmadığı ve etki tepki dengesinin sanık lehine değişip değişmediği hususudur.
    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazında "Kendi haksız hareketi nedeniyle saldırıya uğrayanın, saldırıdan kurtulmak için yaptığı savunmanın meşru olup olmadığı doktrinde tartışmalıdır. Ancak uygulamada kendi haksız hareketiyle saldırıya neden olan kişinin yasal savunmadan değil fakat haksız tahrik dengesinin lehine değişmesi hâlinde haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılmasının mümkün olduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır (1. CD 28.05.2013 tarihli ve 314-4021 sayılı kararı). Somut olayda da sanık, mağdur sanık ..."ın yengesi olan ..."a karşı cinsel taciz ve hakaret suçlarının işlemiş, bu nedenle hem ..."ın eşi olan ... hem de kayınbiraderi olan ... ile kavga etmiş olmasına göre, etki-tepkiden kaynaklanan haksız tahrik dengesinin sanık lehine değiştiğinin kabulü hâlinde ancak haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması mümkün iken, saldırıya kendi haksız hareketiyle neden olan sanığın yasal savunma hükümlerinden yararlandırılması gerektiğine dair Yüksek Daire bozma gerekçesine katılmak mümkün değildir." görüşüne yer verilmiştir. İtirazda özetle haksız harekette bulunan kişinin buna karşılık saldırı geldiğinde, etki tepki dengesi sanık lehine değişse dahi sadece haksız tahrikten yararlanacağı, haksız harekette bulunanın hiçbir zaman meşru savunmada yararlanamayacağı ileri sürülmüştür. Kanımızca bu değerlendirme hatalıdır. Tartışmalı olmakla birlikte doktrin ve uygulamaya göre bir kişi kendi haksız hareketiyle saldırıya sebebiyet vermiş olsa dahi, etki tepki dengesinin lehine değişmesi hâlinde meşru savunmadan yararlanabilir. Taarruza hedef olan kimsenin kendi şahsi kusuru ile taarruza sebebiyet vermesi müdafaanın meşruluğunu ortadan kaldırmaz, CGK"nın 31.01.1983 tarihli ve 354-16 sayılı kararı bu yöndedir. Çünkü bir kişi haksız bir hareketiyle sebep olsa dahi, bu nedenle saldıran kişilerin eylemi bir haksızlıktır ve suçtur. Nitekim yaralama suçundan mahkûm olmuşlardır. Özetle meşru müdafanın koşulu olan haksız eylem koşulu olayda gerçekleşmiştir.
    Ayrıca somut olayda yengesine yönelik taciz nedeniyle sanığa saldırıda bulunan ... taciz sırasında yengesinin yanında bulunan ve bundan etkilenen bir kişi değildir. Taciz ve hakaret eylemi olaydan yaklaşık sekiz saat ve on gün önce iki kez gerçekleşmiş, tacizin mağduru veya eşi tarafından adli makamlara bir başvuru yapılmamıştır. Olay sırasında tacize maruz kalanın eşi sanıkla karşılaşmış ve başına sert bir cisimle vurup yaralamıştır. Burada da kolluğa haber vermek yerine kayınbirader ... olay yerine çağrılarak boyutu artırılan saldırıya devam edilmiştir. Dolayısıyla etki-tepki dengesi sanık lehine değişmiştir.
    Taciz ve hakarete maruz kalan kişi, eşi veya birinci derecede yakınlarının tahrik altında kalarak saldırıda bulunmaları ve bu nedenle tahrik hükümlerinden yararlanmaları mümkündür. Kayınbirader olup, tahrikten ziyade tacizciyi darbetmek üzere adeta onu yasa dışı yöntemle cezalandırmak üzere olay yerine çağrılan üçüncü kişi konumundaki ..."ın tahrik hükümlerinden dahi yararlandırılması mümkün değildir. Çünkü sanığın haksız hareketiyle karşılaşıp eylemi gerçekleştirmemiştir. Aksinin kabulü hâlinde haksız hakarette bulunduğu iddia edilen kişiyi uzak akrabalar dahil herkesin darbetmesi durumunda kendisini savunma hakkının olmadığı sonucuna ulaşılır. Bu hukuka ve meşru müdafa kurumunun yapısına da aykırıdır. Çünkü, meşru müdafa, saldırıya maruz kalan kişinin kendini koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal ve zorunlu bir tepkidir. Haksız harekette bulunan bir kişinin kendini koruması da bu doğal tepkinin sonucudur. Dolayısıyla, haksız harekette bulunduğu kişi ve bundan etkilenen çok yakınları dışındaki kişilerin ne kadar süreceği ve nasıl sonlanacağı belirsiz saldırısına katlanmasını beklemek insanın doğasına aykırıdır.
    Sayın çoğunluğun görüşü bir şekilde haksız harekette bulunmuş bir kişinin bu nedenle kimin saldırısına uğrarsa uğrasın tepkisiz kalmaya zorlayan bir değerlendirmedir. Haksız harekette kimlerin etkileneceği ve haksız harekette bulanan kimsenin bunu takiben kimlerin saldırısına ne kadar katlanmak zorunda olduğu konusunda bir sınırlama getirilmesi hukuk devleti olmanın zorunlu sonucu olduğu hâlde, iş bu kararla haksız harekette bulunan kişi herkesin saldırısına açık ve savunmasız bırakılarak adeta lincin yolu açılmıştır. Bu çağdaş bir toplumda ve hukuk devletinde kabul edilebilir bir yorum ve değerlendirme değildir.
    Özetle; olay sırasında sanığın taciz ve hakaret eylemi üzerinde uzun zaman geçtiği ve devam eden haksız fiilinin bulunmadığı, sanığa saldıran kayınbirader ...’ın uzak akraba olduğu, haksız tahrikin yanında gerçekleşmediği ve bunun etkisiyle saldırıyı gerçekleştirmediği, sanığı yasal olmayan yoldan darbederek cezalandırmak üzere olay yerine sonradan çağrılan üçüncü kişi olduğu, taciz ve hakaret eylemi üzerinde uzun zaman geçtiği hâlde adli makamlara bildirilmediği, sokak aralarında eşi tarafından arandığı, bu eylemi gerçekleştirdiği ileri sürülen sanık markette görüldüğünde dahi eşin saldırısı sonrası yine kolluğa bildirilmeyip ... çağrılarak darp eyleminin sürdürüldüğü, dolayısıyla ...’ın saldırısının haksızlık içerdiği ve sanığın buna karşı kendisini savunma hakkının bulunduğu, saldırı ile orantılı savunma amaçlı basit yaralama eylemini gerçekleştirdiği, dolayısıyla meşru müdafa koşullarının oluştuğu, aksinin kabulünün bir şekilde haksız harekette bulunmuş bir kişinin bu nedenle kim tarafından darbedilirse edilsin savunmasız kalmaya zorlanacağı, herkesin saldırısına açık bırakacağı, bunun ise çağdaş bir hukuk devletinde kabul edilebilir bir değerlendirme olmayacağı kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmek mümkün olmamıştır." düşüncesiyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığa atılı kasten yaralama suçunda meşru müdafaa hükümlerinin uygulanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
    2- Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 21.06.2017 tarihli ve 10272-3484 sayılı, sanık ... yönünden katılan ..."a yönelik basit yaralama suçunda meşru savunma koşulları oluştuğuna ilişkin bozma kararının KALDIRILMASINA,
    2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 08.10.2020 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 20.10.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi