Abaküs Yazılım
Ceza Genel Kurulu
Esas No: 2018/56
Karar No: 2020/438

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/56 Esas 2020/438 Karar Sayılı İlamı

Ceza Genel Kurulu         2018/56 E.  ,  2020/438 K.

    "İçtihat Metni"

    Kararı Veren
    Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
    Mahkemesi :Asliye Ceza
    Sayısı : 203-388

    6136 sayılı Kanun"a aykırılık suçundan sanık ..."nün aynı Kanun"un 13/1 ve TCK"nın 62/1, 52/2, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis ve 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ilişkin Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.11.2009 tarihli ve 24-937 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 19.02.2013 tarih ve 28114-4563 sayı ile;
    "Sanığın sabıka kaydının incelenmesinde, 15.12.2008 tarihinde aracında yapılan arama sonucu 6136 sayılı Yasa"ya aykırılık teşkil eden tabanca bulunarak Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesine dava açıldığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, yargılamaya konu davada da farklı bir tabanca bulundurduğu iddiası ile sanığa aynı suçlamanın yöneltildiği anlaşıldığından, mükerrer cezalandırmanın önlenmesi açısından, Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.05.2009 tarihli, 735/474 sayılı dava dosyası mahkemece getirtilip incelenerek, iddianame ve iddianamenin kabul tarihlerine göre hukuki kesinti oluşup oluşmadığı hususu da karşılaştırılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 23.12.2013 tarih ve 246-666 sayı ile sanığın ilk hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 28.09.2015 tarih ve 9853-34239 sayı ile;
    "Mahkemece verilen 05.11.2009 tarihli ve 2009/24 sayılı ilamın, Yargıtay 4. Dairesinin 19.02.2013 tarihli ve 2010/28114-2013/4563 sayılı ilamı ile "Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.05.2009 tarihli, 735/474 sayılı dava dosyası mahkemece getirtilip incelenerek, iddianame ve iddianamenin kabul tarihlerine göre hukuki kesinti oluşup oluşmadığının karşılaştırılması gerekliliği" nedeniyle bozulması karşısında, bozma doğrultusunda inceleme yapılıp hukuki kesinti oluşup oluşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılmadan mahkûmiyet kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 03.03.2016 tarih ve 663-156 sayı ile 6136 sayılı Kanun"un 13/1 ve TCK"nın 62/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca belirlenen 2 yıl 1 ay hapis ve 1.240 TL adli para cezasından sanık hakkında aynı Mahkemece 07.05.2009 tarih ve 735-474 sayı ile verilip açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmüne konu 1 yıl hapis ve 600 TL adli para cezasının mahsubu ile sanığın neticeten 1 yıl 1 ay hapis ve 640 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 23.02.2017 tarih ve 7874-1739 sayı ile;
    "1- Sanığın 6136 sayılı Kanun kapsamında bir veya daha fazla silahı taşımasının temadi eden tek suç oluşturacağı ve Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 15.12.2008 tarihli olaya ilişkin düzenlenen 18.12.2008 tarihli, 2008/3877 numaralı iddianame ile bu dosyanın konusu olan 14.11.2008, 02.12.2008 ve 05.12.2008 tarihlerinde silahla tehdit suçunu işlerken kullandığı silaha ilişkin olayları da kapsadığının kabulü ile mükerrer açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,
    2- Kabul ve uygulamaya göre de;
    Mahkemenin 2008/735 esas, 2009/474 sayılı kararı ile sanık hakkında verilip açıklanması geri bırakılan 1 yıl hapis ve 600 TL adli para cezasının verilen cezadan mahsup edilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 02.06.2017 tarih ve 203-388 sayı ile;
    "Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18.12.2008 tarihli, 2008/3877 numaralı iddianamede "adli emanetin 2008/2691 sırasında kayıtlı bulunan bulundurma ruhsatlı tabancanın ruhsat süresinin 30.09.2001 tarihinde bitmiş olmasına rağmen ruhsatını yeniletmeksizin söz konusu silahı o tarihten sonra sürekli olarak evinde bulundurduğu ve yine ayrıca ruhsata aykırı şekilde bu silahı üzerinde ve aracında da taşımak suretiyle üzerine atılı suçu işlemiş olduğu" şeklinde anlatım ile emanette kayıtlı, 35 KK 707 plaka sayılı otomobilin torpido gözünden ele geçirilen silah hakkında dava açıldığı sabittir.
    CMK"nın 225/1. maddesi "hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.",
    CMK"nın 223/7. maddesi "aynı fiil nedeniyle aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir." hükümlerini içermektedir.
    Yukarıda açıklandığı üzere Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18.12.2008 tarihli, 2008/3877 numaralı iddianamede ve Mahkememizin 07.05.2009 tarihli, 2008/735 esas, 2009/474 karar sayılı kararında kamu davasına konu tabanca emanette kayıtlı bulundurma ruhsat tarihi biten tabancadır.
    Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05.01.2009 tarihli, 2009/47 numaralı iddianamede 6136 sayılı Yasa"ya muhalefet suçuna konu tabanca 14.11.2008 ve 02.12.2008 tarihlerinde silahla tehdit suçunda kullanılan ele geçirilemeyen tabancadır. Ele geçirilemeyen tabanca ile ilgili daha önce açılmış bir dava bulunmadığından mükerrer açılan davanın reddine karar verilmesi yönündeki bozma kararı yasaya uygun değildir. Her ne kadar Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.12.2008 tarihli olaya ilişkin düzenlenen 18.12.2008 tarihli, 2008/3877 numaralı iddianamenin düzenlendiği tarihten sonra işlenmiş bir suç bulunmamakta, belirtilen iddianamenin kabul edildiği tarih itibarıyla hukuki kesinti meydana geldiği, bu nedenle sanığın eylemleri 6136 sayılı Yasa"ya muhalefet suçundan tek suç oluşturmakta ise de; sanığın 18.12.2008 tarihinden önce iki tabanca bulundurması, silahla tehdit suçlarında kullandığı tabancayı teslim etmemesi, suç kastının yoğunluğu nedeniyle alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle ceza tayin edilmesi gerektiğinden Mahkememizce daha önce verilen kararda direnilmesine, sanığın daha önce yargılamaya konu emanette kayıtlı tabanca ile ele geçirilemeyen ikinci tabancayı taşıması nedeniyle 2 yıl 6 ay hapis ve 75 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına, hükmolunan cezasından daha önce Mahkememizin 2008/735 esas, 2009/474 karar sayılı HAGB kararı nedeniyle verilen cezanın mahsup edilerek cezalandırılmasına" şeklindeki gerekçe ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
    Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.10.2017 tarihli ve 47237 sayılı "onama" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun"un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK"nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.01.2018 tarih ve 21952-627 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    TÜRK MİLLETİ ADINA
    CEZA GENEL KURULU KARARI
    Sanık ... hakkında inceleme dışı katılan ...’e yönelik mala zarar verme suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar mercisince itirazın reddedilmesi suretiyle; inceleme dışı katılanlar ... ile ...’a yönelik silahla tehdit suçundan verilen mahkûmiyet kararları ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme sanık hakkında 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 05.01.2009 tarihli iddianame ile 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan açılan kamu davasının mükerrer olup olmadığı ve bu bağlamda açılan davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
    İncelenen dosya kapsamından;
    Kolluk tarafından düzenlenen 12.11.2008 tarihli olay yeri inceleme raporunda; aynı gün tanık ...’a ait olup Tuzla Caddesi, No: 62 Çiğli/İzmir adresinde bulunan “Akyol Bilişim-İnternet” isimli iş yerinin kurşunlanması olayına ilişkin olarak yapılan incelemede iş yeri giriş kapı camı üzerinde bir adet mermi giriş deliği, iş yeri içinde bulunan MDF tahta üzerinde bir adet mermi giriş ve çıkış deliği olduğu ancak mermi çekirdeği veya kovana rastlanmadığının belirtildiği,
    Kolluk tarafından düzenlenen 14.11.2008 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre; aynı gün saat 02.00 sıralarında inceleme dışı katılan ... .../2 Çiğli/İzmir adresinde meydana gelen olayda söz konusu evin mutfak balkon kapı camı ile oturma odası pencere camının kısmen kırılmış olduğu, oturma odasında bulunan kapı üzerindeki duvarda isabet izi bulunduğu, yine aynı oda içinde pencerenin alt kısmında deforme olmuş mermi çekirdeğinin ele geçirildiği, evin dışında yapılan incelemede de yaya kaldırımı üzerinde iki adet MKE yapımı 7,65 mm kovan elde edildiği,
    İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen 25.11.2008 tarihli ve 6005 sayılı ekspertiz raporunda; 14.11.2008 tarihinde inceleme dışı katılan ... Aydın’ın evinin kurşunlamasına ilişkin olarak olay yerinden elde edilen 7,65 mm çapında iki adet kovanın aynı silah ile atıldıkları, yine inceleme dışı katılan ... Aydın’ın evinden elde edilen 7,65 mm çapında deforme olmuş bir adet mermi çekirdeği ile tanık ... tarafından iş yerinde bulunup teslim edilen 7,65 mm çapında deforme olmuş bir adet mermi çekirdeğinin aynı silah ile atıldıkları görüşünün belirtildiği,
    Kolluk tarafından düzenlenen 02.12.2008 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre; inceleme dışı katılan ...’ın 8215/4 Sokak, .../İzmir adresinde meydana gelen olay sonucu yapılan incelemede aynı sokak üzerinde MKE yapımı 7,65 mm çapında üç adet kovan ele geçirildiği, inceleme dışı katılan ...’ın evinin salon penceresi alt kısmında bulunan duvar ile salonda bulunan alüminyum doğrama pencere pervazında mermi giriş deliği olduğu, söz konusu dairenin içinde salon penceresinin önünde zeminde bir adet 7,65 mm çapında deforme olmuş mermi çekirdeğinin ele geçirildiği,
    Kolluk tarafından 02.12.2008 tarihinde saat 04.30’da düzenlenen görgü ve tespit tutanağında; inceleme dışı katılan ... ..., Daire: 2 Çiğli/İzmir adresinde bulunan ikametinde yapılan incelemede zemin kat üstü olan dairenin 120x90 cm ebadındaki iki kanatlı salon penceresinin sağ kanadında bulunan camının kırılmış olduğu bilgisine yer verildiği,
    03.12.2008 tarihli muhafaza altına alma tutanağına göre; aynı gün saat 10.00 sıralarında inceleme dışı katılan ...’ın 8215/4 Sokak, .../İzmir adresindeki ikametinin bahçesinde üzerinde “Yaptık ağır ödeyeceksin, attığın adımlara dikkat et” ve “Hatalarının bedelini ağır ödeyeceksin, attığın adımlara dikkat et” yazılı olan iki adet not kâğıdının bulunduğu,
    05.12.2008 tarihli görgü ve tespit tutanağında; inceleme dışı katılan ... ..., Daire: 2 Çiğli/İzmir adresinde bulunan ikametinde yapılan incelemede mutfak kapı camının taş atılmak suretiyle kırılmış olduğu, taş parçasının da mutfak balkonunda bulunduğu bilgisine yer verildiği,
    09.12.2008 tarihli ihbar tutanağına göre; aynı gün saat 13.16’da Asayiş Şube Müdürlüğü Gasp Büro Amirliğini arayan ve ismini vermek istemeyen erkek şahsın inceleme dışı katılanlar ... ile ...’ın evlerini kurşunlayan kişinin sanık ... olduğunu belirttiği,
    15.12.2008 tarihli yakalama ve muhafaza altına alma tutanağına göre; 09.12.2008 tarihli ihbar içeriği doğrultusunda 15.12.2008 tarihinde saat 10.00 sıralarında sanığın ikametinin bulunduğu ... Çiğli/İzmir adresine gidildiği, sanığa hakkındaki suçlamaların anlatıldığı, ardından ruhsatı yenilenmeyen silahının nerede olduğunun sorulduğu, sanığın silahın arabasında olduğunu ve teslim edebileceğini belirterek söz konusu binanın otoparkında bulunan... plaka sayılı aracından Kırıkkale marka, 7,65 mm çapında, 6871518 seri numaralı tabancasını çıkartarak kolluk görevlilerine teslim ettiği,
    Dosya arasında bulunan ruhsat fotokopisine göre; sanık ... adına, Kırıkkale marka, 7,65 mm çapında, 6871518 seri numaralı tabancaya ilişkin olarak, 337 Sokak, No: 17/2 Karataş/Konak/İzmir adresli olup 30.09.2001 tarihine kadar geçerli olan bulundurma ruhsatı düzenlendiği,
    İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen 16.12.2008 tarihli ve 3766 sayılı ekspertiz raporunda; 02.12.2008 tarihinde inceleme dışı katılan ...’ın ikametine ateş edilmesi olayı ile ilgili olarak gönderilen iki adet not kâğıdı üzerinde yer alan “Yaptık ağır ödeyeceksin, attığın adımlara dikkat et” ve “Hatalarının bedelini ağır ödeyeceksin attığın adımlara dikkat et” şeklindeki yazıların sanık ...’nün eli mahsulü olmadıkları kanaatinin belirtildiği,
    İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen 16.12.2008 tarihli ve 6189 sayılı ekspertiz raporuna göre; 14.11.2008 ve 02.12.2008 tarihlerinde meydana gelen olaylardan elde edilen toplam 5 adet kovanın aynı silahla, toplam 3 adet mermi çekirdeğinin de aynı silahla atıldıklarının ancak bahse konu kovan ve mermi çekirdeklerinin sanıktan elde edilen Kırıkkale marka, 7,65 mm çapında, 6871518 seri numaralı tabanca ile atılmadıklarının tespit edildiği,
    İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen 16.12.2008 tarihli ve 6294 sayılı ekspertiz raporunda; sanıktan elde edilen Kırıkkale marka, 7,65 mm çapında, 6871518 seri numaralı yarı otomatik tabancanın atışına engel mekanik bir arızasının bulunmadığı, yapılan deneme atışlarında çap ve tipine uygun fişekleri patlattığı bu anlamda 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak niteliği haiz silahlardan olduğunun belirtildiği,
    İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen 17.12.2008 tarihli ve 3783 sayılı ekspertiz raporunda; 02.12.2008 tarihinde inceleme dışı katılan ... Aydın’a yönelik tehdit olayı ile ilgili olarak gönderilen bir yüzünde “Bu sana son uyarı dikkate al...” şeklinde başlayıp diğer yüzünde “...akıllı ol” şeklinde son bulan yazıların sanık ...’nün eli mahsulü olduğu kanaatinin bildirildiği,
    Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 18.12.2008 tarihli ve 21555-548 sayılı kararı ile; 14.11.2008 ve 02.12.2008 tarihlerinde meydana gelen silahla tehdit ve mala zarar verme suçlarında kullanılmadığı anlaşılan Kırıkkale marka, 6871518 seri numaralı, 7,65 mm çapında tabancaya ilişkin olarak sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan evrakın ayrılarak hazırlığın 2008/21555 sırasına kaydına karar verildiği,
    19.12.2008 tarihli arama tutanağına göre; Karşıyaka (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.12.2008 tarihli ve 647 değişik iş sayılı arama kararına istinaden sanık ...’nün ... Çiğli/İzmir adresinde bulunan ikametinde ve... plaka sayılı aracında yapılan aramada suç unsuruna rastlanılmadığının belirtildiği,
    Adli Tıp ve Adli Belge İnceleme Uzmanı tarafından hazırlanan 29.12.2008 tarihli bilirkişi raporunda; inceleme konusu olan ve adli emanetin 2008/2663 sırasında kayıtlı bulunan üzerinde “Bu sana son uyarı...akıllı ol” yazıları bulunan belge ile yine adli emanetin 2008/2671 sırasında kayıtlı olan üzerinde “Yaptık ağır...” ve “Hatalarının...” yazıları bulunan iki adet belgenin sanığın eli ürünü olduğu kanaatinin bildirildiği,
    Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun 13.01.2009 tarihli ve 009537 sayılı yazısı ekinde yer alan HTS kayıtlarına göre; sanık ... adına kayıtlı olan 0 505 311 77 78 numaralı hattın inceleme dışı katılan ... Aydın tarafından kullanıldığı belirtilen 0 505 595 98 86 numaralı hattı; 04.12.2008 tarihinde saat 23.32’de aradığı, görüşme süresinin 2 saniye olduğu, saat 23.44’te aradığı, görüşme süresinin 3 saniye olduğu, 05.12.2008 tarihinde saat 00.21’de aradığı, görüşme süresinin 1 saniye olduğu, saat 00.43’te aradığı, görüşme süresinin 2 saniye olduğu, saat 00.45’te aradığı, görüşme süresinin 1 saniye olduğu, saat 00.52’de aradığı, görüşme süresinin 6 saniye olduğu, saat 01.14’te aradığı, görüşme süresinin 3 saniye olduğu, saat 01.16’da aradığı, görüşme süresinin 3 saniye olduğu, saat 01.19’da aradığı, görüşme süresinin 3 saniye olduğu,
    Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun 20.01.2009 tarihli ve 015515 sayılı yazısı ekinde yer alan HTS kayıtlarına göre; sanık ... adına kayıtlı olan 0 505 311 77 78 numaralı hattın inceleme dışı katılan ...’ın annesi olan Emine Kılıç adına kayıtlı olan 0 232 376 25 71 numaralı hattı; 04.12.2008 tarihinde saat 23.17’de aradığı, görüşme süresinin 4 saniye olduğu, 05.12.2008 tarihinde saat 00.16’da aradığı, görüşme süresinin 6 saniye olduğu, yine sanık ... adına kayıtlı olan 0 505 311 77 78 numaralı hattın inceleme dışı katılan ...’ın adına kayıtlı olan 0 536 323 99 93 numaralı hattı; 05.12.2008 tarihinde saat 00.21’de aradığı, görüşme süresinin 6 saniye olduğu, saat 00.25’te aradığı, görüşme süresinin 2 saniye olduğu, saat 00.27’de aradığı, görüşme süresinin 2 saniye olduğu, saat 00.42’de aradığı, görüşme süresinin 3 saniye olduğu, saat 00.45’te aradığı, görüşme süresinin 2 saniye olduğu, saat 00.49’da aradığı, görüşme süresinin 57 saniye olduğu, saat 00.51’de aradığı, görüşme süresinin 25 saniye olduğu, saat 00.52’de aradığı, görüşme süresinin 23 saniye olduğu, saat 00.55’te aradığı, görüşme süresinin 33 saniye olduğu,
    İnceleme dışı katılanlar ... ve ...’a yönelik 14.11.2008 ve 02.12.2008 tarihlerinde meydana gelen silahla tehdit ve mala zarar verme olaylarında kullanılan ve ele geçirilemeyen 7,65 mm çapında tabancaya ilişkin olarak sanık ... hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 05.01.2009 tarihli ve 94-47 sayılı iddianamesi ile 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan kamu davası açıldığı, Karşıyaka 3.Asliye Ceza Mahkemesince 14.01.2009 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verildiği,
    İnceleme konusu dosya arasında bulunan Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/735 esas sayılı dosyası incelendiğinde; 15.12.2008 tarihinde sanık ...’nün aracında ele geçirilen ve bulundurma ruhsat süresi 30.09.2001 tarihinde sona eren Kırıkkale marka, 7,65 mm çapında, 6871518 seri numaralı tabancaya ilişkin olarak sanık ... hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 18.12.2008 tarihli ve 9137-3877 sayılı iddianamesi ile 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan kamu davası açıldığı, Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 07.05.2009 tarih ve 735-474 sayı ile sanık ...’nün 6136 sayılı Kanun’un 13/1 ve TCK’nın 52/2. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, CMK"nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve sanık hakkında 5 yıl denetim süresi belirlenmesine ancak denetimli serbestlik tedbiri olarak bir yükümlülük yüklenmesine yer olmadığına karar verildiği, bu kararın itiraz edilmeksizin 15.05.2009 tarihinde kesinleştiği, yapılan UYAP sorgulamasında ise sanığın kesinleşme tarihinden sonra kasıtlı yeni bir suç işlemediği,
    Anlaşılmaktadır.
    İnceleme dışı katılan ... Aydın 14.11.2008 tarihinde kollukta; Özel Çiğli Kent Hastanesinde sekreter olarak çalıştığını, aynı gün saat 02.15 sıralarında uyandığını, daha sonra evinin caddeye bakan odasının pencere camının kırıldığını duyduğunu, balkona çıkıp baktığında kimseyi göremediğini, daha sonra polise haber verdiğini, yapılan incelemede mutfak ve salon camlarında da kurşun deliği tespit edildiğini, ancak silah sesi duymadığını, kurşunlama olayının bir gün öncesinde kendisinin evde bulunmadığı sırada gerçekleşmiş olabileceğini, bildiği kadarıyla bir düşmanı bulunmadığını, şikâyetçi olduğunu,
    02.12.2008 tarihinde kollukta; aynı gün saat 01.00 sıralarında yattığını, saat 04.00 sıralarında duyduğu ses nedeniyle uyandığını, yaptığı kontrolde salon camının kırık olduğunu gördüğünü, daha önce de kurşunlanma olayı olduğundan korktuğu için dışarı bakamadığını, polislerin dışarıda bir poşet içinde taşa sarılı vaziyette üzerinde “dikkat et aptal olma senin için iyi olmaz sonun iyi olmayacak son uyarı”, yine arka sayfasında "bu sana son uyarı dikkate al son uyarı arkadaşıma" şeklinde yazılar bulunan not bulduklarını, bu notla ilgili bilgisi bulunmadığını,
    05.12.2008 tarihinde kollukta; 04.12.2008 tarihinde saat 23.30 sıralarında kullanmış olduğu 0 505 595 98 86 numaralı telefonunun gizli numaradan arandığını karşısındaki şahsın konuşmadan kapattığını, daha sonra 05.12.2008 tarihinde 01.30’a kadar yapılan aramaların çaldırıp kapatma şeklinde devam ettiğini, sanık ...’yü arkadaşı olan inceleme dışı katılan ... vasıtasıyla yaklaşık üç yıldır tanıdığını, evine ateş edilmesi ve tehdit edilmesi olaylarının bu şahıs tarafından yapılmış olabileceğini düşündüğünü, kendisinin inceleme dışı katılan ... ile yakın arkadaşlığı bulunduğundan sanığın kendilerini korkutup sindirmeye çalıştığını düşündüğünü, sanıktan şikâyetçi olduğunu,
    05.12.2008 tarihinde ek ifadesinde kollukta; aynı gün saat 15.30 sıralarında evine gittiğinde mutfak camının kırılmış olduğunu gördüğünü, şüphelendiği kimse olmadığını, evine zarar veren kişiden şikâyetçi olduğunu,
    Mahkemede; önceki ifadelerini tekrarlayarak sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini,
    İnceleme dışı katılan ... 03.12.2008 tarihinde kollukta; Özel Kent Hastanesinde sekreter olarak çalıştığını, annesi ve on iki yaşında olan kızı ile birlikte yaşadığını, eşinden boşandıktan sonra sanık ... ile arkadaş olduğunu, çocuklar nedeniyle çıkan anlaşmazlık sonucu üç ay kadar önce ayrıldıklarını, aynı iş yerinde çalıştığı inceleme dışı katılan ... Aydın’ın da yakın arkadaşı olduğunu, sanık ile ayrıldıktan sonra cep telefonunun gizli numaradan aranmaya başlandığını, bu arayan kişinin sanık olduğunu düşündüğünü çünkü birlikte oldukları dönemde de kısa süreli ayrılıklarında aynı şekilde arandığını, barıştıktan sonra da bu aramaların kendisi tarafından yapıldığını sanığın söylediğini, 14.11.2008 tarihinde inceleme dışı katılan ... Aydın’ın evine ateş edilmesi olayı sonrasında inceleme dışı katılan ...’i alarak kendi evine getirdiğini, bir süre kaldıktan sonra inceleme dışı katılan ...’in evine geri döndüğünü, 02.12.2008 tarihinde sabah saatlerinde işe giderken annesinin o gece silahla ateş edilmesi nedeniyle uyuyamadığını söylediğini ancak ciddiye almadığını, akşam evine geldikten sonra da komşusundan aynı gece silahla ateş edildiğini öğrendiğini bunun üzerine yaptığı kontrolde evinin camında delik olduğunu görmesi üzerine polise haber verdiğini, evine ateş eden kişilerden şikâyetçi olduğunu,
    05.12.2008 tarihinde kollukta; 04.12.2008 tarihinde saat 23.30 sıralarında 376 25 71 numaralı ev hattının birkaç defa çalıp kapandığını, bir arama sırasında da karşısındaki şahsın kendisini dinleyip konuşmadan telefonu kapattığını, 05.12.2008 tarihinde saat 00.26-00.29 arasında 0 536 323 99 93 numaralı telefonunun gizli numaradan arandığını, 00.29’da yapılan arama sırasında karşısındaki tanımadığı erkek şahsın “İyi davranmasını öğrenin cezanızı çekeceksiniz.” diyerek telefonu kapattığını, daha sonra aynı gün saat 02.00’ye kadar defalarca arandığını, karşısındaki şahsın kendisi ile konuşmadan sadece dinlediğini, gizli numaradan arayan şahıstan şikâyetçi olduğunu,
    Mahkemede; önceki ifadelerini tekrarlayarak sanıktan şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini,
    Tanık ... 15.11.2008 tarihinde kollukta; Akyol Bilişim isimli internet salonunun işletmecisi olduğunu, 14.11.2008 tarihinde saat 20.00 sıralarında iş yerinde CD kabı içinde bir adet mermi çekirdeği bulduğunu, düşmanı bulunmadığını, üst katında oturan inceleme dışı katılan ... Aydın’ın evinde de mermi çekirdeği bulunduğunu, her iki olayın aynı gün meydana gelmiş olduğunu düşündüğünü, şikâyetçi olmadığını,
    İfade etmişlerdir.
    Sanık aşamalarda benzer şekilde; inceleme dışı katılanlardan ...’ın üç ay öncesine kadar kız arkadaşı olduğunu, daha sonra ayrıldıklarını, ...’ı da ...’ın arkadaşı olması nedeniyle tanıdığını, inceleme dışı katılan ... ile ayrıldıktan sonra bir daha bu şahıslarla görüşmediğini, aralarında bir problem olmadığını, 14.11.2008, 02.12.2008 ve 05.12.2008 tarihlerinde meydana gelen mala zarar verme ve tehdit olaylarına ilişkin olarak üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, 15.12.2008 tarihinde ele geçirilen ve ruhsat süresi 30.09.2001 tarihinde sona eren bulundurma ruhsatlı tabancasını evinden dışarı çıkartmadığını, karakoldan gelen yazı üzerine de teslim etmek amacıyla aracının torpido gözüne koyduğunu, olay tarihinde kolluk görevlilerinin silahını istemeleri üzerine teslim ettiğini savunmuştur.
    Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle ani ve kesintisiz suç kavramları ile TCK"nın 43. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen zincirleme suç kavramına değinilmesinde fayda bulunmaktadır.
    Tipikliğin gerçekleşmesi ile tamamlanan ve aynı zamanda biten diğer bir ifade ile icrası devam etmeyen suçlara ani suç, suçun unsuru olarak gösterilen hareketin yapılmasıyla tamamlanan ancak icrası devam eden suçlara mütemadi suç adı verilmektedir. Kesintisiz suçlarda ihlal bir anda olup bitmemekte, zaman içinde failin iradesi veya üçüncü kişilerin müdahalesi ile kesintiye uğrayıncaya kadar devam etmektedir. Failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda ise temadi bitmekte yani suç işlenmiş olmaktadır. Bu aşamaya kadar fail tarafından gerçekleştirilen eylemler ise hukuksal anlamda tek fiil oluşturmaktadır.
    Buna karşın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na hâkim olan ve kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza söz konusu olacağına ilişkin gerçek içtima kuralının istisnalarından biri olarak aynı Kanun"un 43. maddesinin birinci fıkrasında "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." şeklinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında birden fazla fiil, bu anlamda birden fazla suç olmasına karşın bir suç işleme kararının icrası kapsamında hareket eden fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, sadece bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır.
    Öte yandan niteliği itibarıyla kesintisiz suçlar arasında yer alan ruhsatsız ateşli silah taşıma suçunun da düzenlendiği 6136 sayılı Kanun"un 13. maddesi;
    "Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
    Ateşli silahın, bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlardan olması ya da silâh veya mermilerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
    Bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlar dışındaki ateşli silahın bir adet olması ve mutat sayıdaki mermilerinin ev veya işyerinde bulundurulması halinde verilecek ceza bir yıldan iki yıla kadar hapis ve yirmibeş günden yüz güne kadar adlî para cezasıdır.
    Ateşli silahlara ait mermilerin pek az sayıda bulundurulmasının veya taşınmasının mahkemece vahim olarak takdir edilmemesi durumunda hükmolunacak ceza altı aya kadar hapis ve yüz güne kadar adlî para cezasıdır.
    Kuru sıkı tabir edilen ses veya gaz fişeği ya da benzerlerini atabilen tabancayı, teknik özelliklerinde değişiklik yaparak öldürmeye elverişli silah haline dönüştüren kişi, bu maddenin birinci fıkrası hükümlerine göre cezalandırılır.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
    Yargıtayın yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere kesintisiz suçlar arasında yer alan, nitelik ve sayı bakımından vahim olmayan ruhsatsız ateşli silah taşıma suçuna konu ateşli silah sayısı birden fazla olsa bile fail hakkında hukuksal anlamda tek olan bu fiil nedeniyle 6136 sayılı Kanun’un 13/1. maddesi uyarınca, suça konu silah sayısı da gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle hüküm kurulmalıdır. Her bir ateşli silaha ilişkin ayrı ayrı dava açılması hâlinde mümkün ise açılan bu davalar birleştirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumu değerlendirilmelidir.
    Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "hukuki kesinti" kavramı üzerinde durulması gerekmektedir.
    Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK"nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. İddianamenin düzenlenmesiyle olaylar arasında hukuki kesinti oluştuğundan iddianamenin düzenlenmesinden sonra devam eden eylemler ise başka bir ceza soruşturmasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumda, yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacaktır.
    Nitekim Ceza Genel Kurulu 18.09.2012 tarihli ve 303-296 sayılı kararı ile 12.03.1996 tarihli ve 24-34 sayılı kararında; "mahkûmiyet hükmü, şikâyetten vazgeçme üzerine verilen düşme kararı ve af yasasında olduğu gibi iddianamenin düzenlenmesi de hukuki kesinti oluşturmaktadır. Mütemadi suçlarda hukuki kesintiden sonra fiile devam edilmesi, müteselsil suçlarda ise fiilin tekrarlanması yeni ve müstakil bir suçu oluşturmaktadır.", 11.03.2003 tarihli ve 325-28 sayılı kararında; "iddianame düzenlenmesiyle hukuki kesinti husule geldikten sonraki zapt ve tasarruf eylemleri ayrı bir suçu oluşturur.", 05.02.2002 tarihli ve 28-179 sayılı kararında; "iddianameyle dava açılması gibi suçta hukuki kesinti husule gelmesi halinde ayrı bağımsız suçlar oluşur.", 03.02.1998 tarihli ve 306-2 sayılı kararında; "iddianamenin düzenlenmesi suçta hukuki kesinti meydana getirir. Mütemadi suçlarda hukuki kesintiden sonra eyleme devam edilmesi yeni ve müstakil bir suçu oluşturduğundan bu konuda ayrıca bir dava açılması zorunludur." sonucuna ulaşmıştır.
    Öğretide de; "İddianame, olaylar arasında hukuki bir kesinti meydana getirir ve iddianameden sonra devam eden olaylar artık başka bir ceza yargılamasının konusunu oluşturur. Bu nedenle, devam eden hareketler, kesin hükme dahil sayılmaz; bunlar, yeni bir yargılamanın konusu yapılabilir. Hukuki kesintiden sonraki eylemler, kendi aralarında zincirleme suç kapsamında değerlendirilebilir." (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 2013, s.1566-1567; Ali Rıza Çınar, Hükmün Konusu ve Eylemi Değerlendirmede Mahkemenin Yetkisi, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, sayı 84, 2009, s.56.) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
    Öte yandan 1412 sayılı CMUK"da iddianamenin kabulü kurumuna yer verilmemesi nedeniyle Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen iddianamenin mahkemeye verilmesiyle kamu davasının açıldığının kabul edildiği, ancak 5271 sayılı CMK"nın 175. maddesinde iddianamenin kabulü kurumuna yer verilmesi nedeniyle kamu davasının açılmasının iddianamenin kabulü koşuluna bağlandığı görülmektedir. Diğer bir anlatımla kovuşturmanın başlaması için düzenlenen iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesi şarttır. Bu nedenle 01.06.2005 tarihinden sonra düzenlenen iddianamelerin hukuki kesinti oluşturabilmesi için mahkemece kabul edilmiş olması gerekir.
    Buna göre mahkeme tarafından kabul edilen iddianamenin düzenlendiği tarihten itibaren hukuki kesinti oluşacak, sonra devam eden eylemler başka bir ceza davasının konusunu oluşturacaktır.
    Bu aşamada “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kurumu üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu"nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun"un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun"un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun"un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
    Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun"un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun"un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa"nın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılap Kanunları"nda yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun"un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez." cümlesi, 6545 sayılı Kanun"un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez." cümlesi eklenmiştir.
    5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK"nın 231. maddesinde yapılan ile değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
    1) Suça ilişkin olarak;
    a- Yapılan yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
    b- Suçun Anayasa"nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
    2) Sanığa ilişkin olarak;
    a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,
    b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,
    c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
    d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
    e- Sanığın, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
    Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
    Bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.
    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmüdür. İkinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği, varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.
    Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK"nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir.
    CMK"nın 231/5. maddesinde sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmadığı belirtilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, yine müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi bakımından hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle bu karar esasında kesin bir hükmün hukuki sonuçlarını doğurmaktadır (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, 13. Bası, İstanbul, 2016, s. 779-780.).
    Diğer taraftan ceza muhakemesi yapılabilmesi için bir takım "olmazsa olmaz" (sine qua non) şartlar aranır. Bu bağlamda muhakeme yapılabilmesinin şartlarından birisi de "Non bis in idem" olarak ifade edilen, aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmamasıdır.
    "Non bis in idem" ilkesi evrensel hukukun temel ilkelerinden biri olup doktrinde de kabul edildiği gibi yazılı kural hâline getirilmemiş olsa bile uygulanması gereken bir kuraldır. 1412 sayılı CMUK"nın 253. maddesinin üçüncü fıkrası; "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir.", 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK"nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrası ise "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, sonradan açılmış olan davanın reddine karar verilecektir.
    "Non bis in idem" ilkesine uluslararası sözleşmelerde de yer verilmiş olup konu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi"nin 7 numaralı Ek Protokolünün "Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı" başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; "Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm edilemez." şeklinde ifade edilmiştir.
    Gelinen aşamada "Adil yargılanma hakkı" ilkesi de incelenmelidir.
    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi"nin 6. maddesinde hüküm altına alınan "adil yargılanma hakkı" hukukun üstünlüğü ile adalete erişimi koruyan ve kişilerin ceza muhakemesinin ilk aşaması olan soruşturmanın başından itibaren açık ve adil bir şekilde yargılanmalarını teminat altına alan mutlak bir hak olup kişilerin hukuk devleti kuralları içinde makul sürede yargılanmasını öngörür. Adil yargılanma hakkı hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup, bireyler için bir hak, devlet için ise bir görevdir. Adil yargılanma hakkının amacı, yargılamanın doğru, hakkaniyete uygun ve adil bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır.
    Adil yargılama, ceza muhakemesi hukukunda, sanığa ve mağdura tanınan hakların tümü ve insan hakları ihlal edilmeden yapılan yargılama olarak tanımlanmakta olup soruşturma ve kovuşturma evrelerinin tamamında geçerli olan bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha önce soruşturma veya kovuşturmaya tabi tutulmuş olan bireyin, aynı fiilden dolayı tekrar soruşturmaya veya kovuşturmaya tabi tutulması ve hatta buna tabi tutulabileceği endişesi taşıması adil yargılanma hakkı ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Anayasamızın 36. maddesinde güvence altına alınan bu ilkenin temelinde insan onurunun korunması yatmaktadır. Kişinin daha önce soruşturma ve kovuşturmaya tabi olduğu fiilden dolayı, önceden kanunla belirlenmiş istisnai şartlar gerçekleşmeden tekrar şüpheli veya sanık statüsüne sokulması, insan olmasından kaynaklanan varlığını yani onurunu zedeleyici niteliktedir.
    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
    Sanık ...’nün 14.11.2008 ve 02.12.2008 tarihlerinde inceleme dışı katılanlar ... ile ...’a yönelik işlediği silahla tehdit ve mala zarar verme suçlarına ilişkin olarak 15.12.2008 tarihinde saat 10.00 sıralarında ikametinin bulunduğu ... Çiğli/İzmir adresinde yakalandığı, sanığa hakkındaki suçlamalar anlatıldıktan sonra ruhsatı yenilenmeyen silahı sorulduğunda sanığın, silahın arabasında olduğunu ve teslim edebileceğini belirterek söz konusu binanın otoparkında bulunan... plaka sayılı aracının içinden Kırıkkale marka, 7,65 mm çapında, 6871518 seri numaralı olup bulundurma ruhsat süresi 30.09.2001 tarihinde sona eren tabancasını çıkartarak kolluk görevlilerine teslim ettiği, yapılan inceleme sonucunda ele geçirilen silahın 14.11.2008 ve 02.12.2008 tarihlerinde meydana gelen silahla tehdit ve mala zarar verme olaylarında kullanılan silah olmadığının tespit edilmesi üzerine Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca bu silaha ilişkin sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan evrakın ayrılarak hazırlığın 2008/21555 sırasına kaydına karar verildiği, ardından Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca ele geçirilen söz konusu tabancaya ilişkin olarak 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan sanık ... hakkında 18.12.2008 tarihli ve 9137-3877 sayılı iddianame ile kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesince 07.05.2009 tarih ve 735-474 sayı ile sanık ...’nün 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan aynı Kanun’un 13/1 ve TCK’nın 52/2. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, CMK"nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve sanık hakkında 5 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği, bu kararın da itiraz edilmeksizin 15.05.2009 tarihinde kesinleştiği, inceleme dışı katılanlar ... ve ...’a yönelik 14.11.2008 ve 02.12.2008 tarihlerinde meydana gelen silahla tehdit ve mala zarar verme olaylarında kullanılan ve ele geçirilemeyen 7,65 mm çapında tabancaya ilişkin olarak ise sanık ... hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığının 05.01.2009 tarihli ve 94-47 sayılı iddianamesi ile 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan kamu davası açıldığı, Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesince 14.01.2009 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verildiği anlaşılan olayda;
    14.11.2008, 02.12.2008 ve 15.12.2008 tarihlerinde 7,65 mm çapında biri ele geçirilen diğeri ise ele geçirilemeyen iki adet ruhsatsız ateşli silah taşıdığı anlaşılan sanığın eylemleri arasında hukuki kesinti oluşmadığı, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere kesintisiz suçlar arasında yer alan ruhsatsız ateşli silah taşıma suçuna konu ateşli silah sayısı birden fazla olsa bile sanığın eyleminin hukuksal anlamda tek olan aynı fiili oluşturduğu; sanık hakkında Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığınca ruhsatsız ateşli silah taşıma suçundan 18.12.2008 tarihli ve 9137-3877 sayılı iddianame ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesince 07.05.2009 tarih ve 735-474 sayı ile sanığın aynı suçtan cezalandırılmasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün CMK"nın 231/5. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına, sanık hakkında 5 yıl denetim süresi belirlenmesine ancak denetimli serbestlik tedbiri olarak bir yükümlülük yüklenmesine yer olmadığına karar verildiği, bu kararın da itiraz edilmeksizin 15.05.2009 tarihinde kesinleştiği; CMK"nın 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın sanığın belirli sürelerle denetime tabi tutulmasını öngörmesi, adli sicile işlenmese dahi kendisine mahsus bir sisteme kaydedilmesi, 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra ikinci kez hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine engel teşkil etmesi, müsadere, yargılama giderleri ve bu kapsamda vekâlet ücretinin sanığa yüklenmesi şeklinde gerçekleşen hukuki etkilerinin bulunması nedenleriyle esasında kesin hükmün bir kısım hukuki sonuçlarını doğurduğu; denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlemeyen sanık hakkında açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak düşme kararı verilmesinin gerektiği; sanığın hukuksal anlamda tek olan ruhsatsız ateşli silah taşıma fiili nedeniyle ikinci kez soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulmasının da adil yargılanma ilkesine aykırılık oluşturduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde hukuksal anlamda tek olan ruhsatsız ateşli silah taşıma fiiline ilişkin olarak sanık hakkında 05.01.2009 tarihli iddianame ile açılan ikinci davanın mükerrer dava niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında 05.01.2009 tarihli ikinci iddianame ile mükerrer açılan kamu davasının CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca reddi yerine yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık ...’nün 15.12.2008 tarihinde aracında ele geçirilen ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu edilen silah ile 14.11.2008-02.12.2008 tarihlerinde iki ayrı müştekiye ait evlerin kurşunlanması sırasında kullanılan ve ele geçirilemeyen ayrı bir ruhsatsız silahtan dolayı açılan davanın mükerrer dava sayılıp sayılamayacağı hususunda Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
    Uyuşmazlığın çözümü için 5271 sayılı CMK’nın 223/7 ve 225. maddelerinin birlikte irdelenerek, süresi sona eren bulundurma ruhsatlı silahı taşımaktan ibaret eylemden dolayı henüz iddianame düzenlemeden önce iki ayrı olayda kullanılan ve ele geçirilemeyen ayrı ruhsatsız silah taşımaktan ibaret eylemden dolayı sonradan açılan davada mükerrer dava koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin öğretideki görüşler ve benzer olaylardaki yargı kararlarından yararlanılarak belirlenmesi gerekmektedir.
    5271 sayılı CMK’nın 223/7. maddesi; "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.",
    5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesi; "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.",
    Prof. Dr. Feridun Yenisey, Prof. Dr. Ayşe Nuhoğlu (Ceza Muhakemesi Hukuku, 8. Bası, sayfa: 784.).
    Görülmekte olan dava, aynı konuda, aynı fiilden dolayı, aynı kişi hakkında ikinci bir dava açılmasını engeller. Ceza davası, Devletin suçluların cezalandırılma görevinin yerine getirilmesi için açıldığına ve dava üzerine muhakeme denilen kollektif bir çalışma sonunda müşterek bir hükme varıldığına göre, bir eylemden dolayı bir kimse aleyhine bir ceza davası açıldıktan sonra o davanın muhakemesi sona ermeden de aynı eylemden dolayı ikinci bir ceza davası açılamaz.
    Adil yargılanma hakkı gereklerinden biri olan bu kural AİHS 7 No’lu Protokolün 4. maddesi ile Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi"nin 14/7. maddelerinde düzenlenmiştir.
    Ceza Muhakemesi Hukuku açısından fiil, maddi ceza hukuku anlamındaki fiil ile aynı anlamda olmayıp, şüphelinin suç fiili öncesindeki davranışlarını da bir bütün olarak kapsayan ve genel hayat tecrübelerine göre iddianamede tanımlanan fiil ile bağlantılı, onunla bütünleşen bir olay teşkil eden davranışların bütünüdür.
    Prof. Dr. Nur Centel, Prof. Dr. Hamide Zafer (Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Bası, sayfa: 610-611-612.).
    Muhakeme hukuku anlamında fiil kavramı, ceza hukukundaki fiil kavramından farklıdır. Ceza hukukunda, fiili tanımlamak için hukuk kavramları kullanılmaktadır. Örneğin bir kimsenin taşınır malını almak, mala zarar vermek gibi. Oysa ki muhakeme hukukunda fiil, olaylar bütünüdür.
    Ceza Muhakemesi Yasası, uyuşmazlık konusunu belirlemede ilk ölçütün iddianame olacağını açıkça göstermektedir (CMK"nın 225/1. maddesi.). İddianamede belirtilen olay, muhakemenin konusunu oluşturur ve fiilin iddianamedeki bireyselleştirilmesi olarak adlandırılır. Ancak bunun yeterli olmadığını ve bu olayların yanı sıra, iddianamede gösterilen olaylarla bağlantı içinde olan olayların da muhakemenin konusunu teşkil ettiğini söylemek mümkündür.
    Hüküm, iddianamede belirtilen olayı ve o olayla sıkı bağlantı içinde olan ve sonradan ortaya çıkan tüm olayları kapsar. Ancak, hukuki açıdan bakıldığında ayrı bir suç görünümü veren olayları, muhakeme konusu olayla ne kadar sıkı bağlantı içinde olurlarsa olsunlar, yeni bir iddianame düzenlemeden muhakemeye dahil etmek mümkün değildir.
    Kural olarak, muhakeme boyunca mahkeme konusunun objektif (maddi fiile ilişkin) ve subjektif (şahsi) unsurları aynı kalmalıdır. Muhakeme konusunun subjektif unsurunun aynı kalması için, hakkında dava açılan kişi değişmemelidir. Muhakeme konusunun objektif (maddi fiil unsurunun), yani iddianameye esas alınan olayın da muhakeme boyunca değişmemesi gerekir. Muhakeme konusunun değişmesi, yani yargılama konusu olaya dahil olmayan olayların ortaya çıkması hâlinde, bu muhakeme konusunun davaya dahil edilmesi şu yolla olur: Yeni olaya ilişkin yeni bir iddianame düzenlenerek yeni bir dava açılır ve bu iki uyuşmazlık bağlantı nedeniyle birleştirilir. Bu tür iddianamelere uygulamada ek iddianame de denilmektedir.
    Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2018/243 karar sayılı ilamında;
    Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, bir adet ruhsatsız tabanca ve bir adet yasak bıçak ele geçirilmesi hâlinde, TCK’nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca en ağır cezayı gerektiren fiilden hüküm kurulmalı, buna göre de sadece 6136 sayılı Kanun"un 13/1. maddesinde tanımlanan ruhsatsız tabanca taşımak suçundan dolayı ele geçirilen bıçak da dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle ceza tayin edilmelidir.
    Bu durumda, kasten öldürme suçunu işleyen sanığın aynı gün üzerinde taşıdığı tabanca ve bıçakla ilgili olarak, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca rapor aldırılıp 6136 sayılı Kanun"a göre yasak niteliği haiz olduklarının anlaşılması durumunda, hukuki anlamda tek bir fiille 6136 sayılı Kanun"un 13/1 ve 15/1. maddelerini ihlal eden sanık hakkında, TCK’nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükümleri uyarınca en ağır cezayı gerektiren 6136 sayılı Kanun"un 13/1. maddesine göre cezalandırılması ve tabanca ile bıçağın müsaderesine karar verilmesi istemiyle kamu davası açılması; bunun mümkün olmaması durumunda, kasten öldürme ve ruhsatsız tabanca taşımak suçlarından yargılama yapan mahkemece, emanette bulunan bıçakla ilgili rapor aldırılıp ayrı bir iddianame ile dava açılması sağlandıktan sonra, her iki kamu davasının birleştirilerek TCK’nın 44. maddesi delaletiyle sanığın en ağır cezayı gerektiren 6136 sayılı Kanun"un 13/1. maddesi uyarınca alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle cezalandırılması gerektiği hâlde; ruhsatsız silah taşımak suçundan verilen ve Özel Dairece onanarak kesinleşen ilk hükme yönelik aleyhe temyiz olmadığı da gözetildiğinde, hukuksal anlamda tek olan fiil nedeniyle sanık hakkında ayrı ayrı kamu davaları açılarak sanığın ayrı ayrı cezalandırılmasında isabet bulunmamaktadır.
    Bu itibarla, hukuksal anlamda tek bir fiil nedeniyle açılan ikinci dava "mükerrer dava" niteliğinde olduğundan, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün, mükerrer açılan davanın 5271 sayılı CMK"nın 223/7. maddesi uyarınca reddi yerine, duruşmaya devamla hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
    Yargıtay Yüksek 8. Ceza Dairesinin 2013/2702 karar sayılı ilamında;
    İş yerinde yapılan aramada bir adet tabanca ve bir adet kama benzeri bıçak ele geçen sanık hakkında 6136 sayılı Yasa"nın 13/3. maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verildikten sonra bıçakla ilgili olarak da suç duyurusunda bulunulması karşısında, 5237 sayılı TCK"nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca en ağır cezayı gerektiren fiilden dolayı alt sınırın üzerinde ceza tayini gerektiği cihetle 6136 sayılı Yasa"ya aykırı nitelikte bıçak bulundurmak suçundan dava açılması hâlinde birleştirilerek alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
    2013/25626 karar sayılı ilamında;
    Sanığın evinde ruhsatsız tabanca bulunduğundan bahisle mahkûmiyetine karar verildikten sonra, dava konusu olmayan ruhsatlı tabancanın da iadesine hükmedilmiş ise de, evinde ruhsatsız tabanca bulunduran ve konutta bulundurma ruhsatlı tabancasını da iş yerine taşıyan sanığın eyleminin, suçun niteliği de gözetildiğinde tek bir suçu oluşturup alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini gerektiği nazara alınarak suç duyurusunda bulunulması, taşıma suçundan dava açıldığında davaların birleştirilerek tüm delillerin birlikte takdiri ile hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi,
    Yukarıda örnek olarak gösterilen içtihatlarda özet olarak;
    Ruhsatsız silah taşımak suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve hukuki kesinti olarak kabul edilen iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar aynı madde kapsamına giren birden fazla silahın taşınmasından ibaret eylemlerden dolayı açılan davaların derdest olması hâlinde her iki davanın birleştirilmesi, ya da silahlardan birisiyle ilgili açılan davanın derdest olması hâlinde diğer silahla ilgili ek iddianame ile dava açıldıktan sonra her iki davanın birleştirilmesi hususunda herhangi bir duraksamanın bulunmamasına karşın, davalardan birisinin kesinleşmesi hâlinde ikinci silahla ilgili dava açılmamış ise mükerrer dava olacağından bahisle aynı konuda dava açılamayacağı, ikinci silahla ilgili dava açılmış ise açılan davanın mükerrerlik nedeniyle reddinin gerekeceği, farklı tür silahlar olması hâlinde ise aynı şekilde davaların derdest olması hâlinde her iki davanın birleştirilerek TCK’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı içeren maddeden ceza tayin edilmesi, ancak davalardan birisinin kesinleşmesi hâlinde tek suçun oluşacağından bahisle ikinci davanın reddine karar verilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bir taraftan davanın derdest olması hâlinde hem Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu, hem de Yargıtay Yüksek 8. Ceza Dairesi, iddianameye dahil edilmeyen diğer silahtan dolayı dava açılmış ise birleştirilmesi, açılmamış ise dava açılması sağlanarak her iki davanın birleştirilerek TCK’nın 61. maddesinin de gözetilmesi suretiyle teşdit hükümlerinin uygulanması gerektiğini kabul ederken, diğer taraftan davanın birisinin kesinleşmesi hâlinde, iddianameye ve dolayısıyla hükme dahil edilmeyen silahtan dolayı açılan ikinci davanın reddine karar verilmesi gerektiğini kabul etmek suretiyle çok büyük bir çelişkiye düşülmüştür. Zira birinci iddianameye dahil edilmeyen silah ya da silahlardan dolayı açılan ya da açılacak olan davanın mükerrer dava olup olmadığının birinci davanın kesinleşmesi ile hiçbir ilgisinin olamayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Davalardan birisinin kesinleşmesi hâlinde de olağanüstü yasa yolları kullanılarak, kesinleşen kararın ortadan kaldırılması sağlanarak her iki davanın birleştirilmesi, ya da bütün olağan ya da olağan üstü yasa yollarının kapalı olması durumunda da; kesinleşen hükme dahil edilmeyen silahtan dolayı yargılama yapılarak, teşdit hükümlerinin uygulanmasından sonra kesinleşen cezanın mahsup edilmesi suretiyle mükkerrer mahkûmiyetin engellenmesi mümkün olabilir. Örneğin zincirleme suç hükümlerinin uygulanması sırasında da sonuç itibarıyla tek suçtan ceza verilip, belli oranda artırım hükümleri uygulanırken, zincire dahil olan suçlardan birisinin kesinleşmesi hâlinde, ikinci ya da üçüncü suçlardan dolayı yargılama yapılıp, bütün eylemlerden dolayı temel ceza belirlenip, TCK’nın 43/1. maddesindeki artırım hükümlerinin uygulanmasından sonra, kesinleşen cezanın mahsubuna karar verilerek, mükerrer mahkûmiyetin bu şekilde engellendiği gerek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, gerekse özel dairelerin zaman içerisinde istikrar kazanan içtihatları, yerleşik uygulamaya dönüşmüştür (Örnek YCGK; 2016/128 k. sayılı ilamı.).
    Doktrinde ki görüşler ve uygulamadaki içtihatlar ışığında somut olayımıza baktığımızda; sanığın aracında ele geçirilen süresi dolmuş bulundurma ruhsatlı silahı taşımaktan ibaret eyleminden dolayı düzenlenen iddianamede, iki ayrı müştekinin evinin kurşunlanmasında kullanılan ve henüz ele geçirilmeyen silahtan hiç bahsedilmemiş olması, ikinci ruhsatsız silahtan dolayı açılan dava sırasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin dosya getirtilerek incelenip, teşdit hükümlerinin uygulanmasından sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararda açıklanması geri bırakılan hükümdeki ceza mahsup edilerek, bir taraftan mükerrer mahkûmiyet önlenirken, diğer taraftanda iki ayrı olayda farklı zamanlarda kullanılan ve henüz ele geçirilemeyen silahta hükme dahil edilerek TCK’nın 3. maddesindeki hakkaniyet ve orantılılık ilkesine uygun davranıldığı kanaatindeyiz. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesi hukuk sistemimize 5271 sayılı Kanun"la getirilen yeni bir müessese olması nedeniyle kararın kesinleşmesi hâlinde mahsup işleminin yapılacağına dair herhangi bir içtihada rastlanılamamasına karşın, zincirleme suç hükümlerinde tereddütsüzce yapılan uygulamanının, sanık lehine hüküm doğurması nedeniyle kıyas yoluyla dava dışı bırakılan ancak tek suç olarak kabul gören eylemlere uygulanmasında yasal bir engel bulunmamaktadır. Sonuçta hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu edilen mahkûmiyet deneme süresi içerisinde suç işlenilmemesi hâlinde düşme kararı verileceğinden hiçbir şekilde sonuç doğurmayacak, hükmün açıklanmasının koşullarının oluşması hâlinde de açıklanan hüküm istinaf ya da temyiz yasa yolu ile incelenebileceği için herhangi bir hak kaybına sebebiyet vermeyecektir. Aksine düşüncenin; iddianameye dahil edilmeyen ancak bir şekilde kesinleşen karardaki eylemin devamı niteliğinde ya da tek suç olarak kabul edilmesi gereken bütün eylemler mükerrer dava olarak kabul edilmek suretiyle yargılamanın dışına itilmesi anlamına gelir ki; böyle bir kabulün maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen ceza muhakemesinin amacı ile bağdaşmayacağı gibi ceza hukukunun olmazsa olmaz ilkeleri arasında yer alan hakkaniyet ilkesine aykırı olacağı açıktır. Örneğin somut olayımıza benzer şekilde 4 ayrı olayda ayrı silahın kullanılması hâlinde; 6136 sayılı Kanun"un 13/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı dahi tartışılmadan; sırf hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesinleşti diye farklı olaylarda kullanılan 4 ayrı silahın yargılama alanının dışına çıkarılması anlamına gelen davanın reddi ile sonuçlandırılmasının hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmayacağı açıktır. Yine aynı şekilde hırsızlık suçunda, yaklaşık 1.000.000 TL çalınmasına karşın, sadece bir kalemin çalındığının iddianamede belirtilmesi durumunda; sadece 1 kalemin çalınmasından ibaret eylemi yargılayan yerel mahkemece TCK’nın 145. maddesinin uygulanması suretiyle kesinleşen hükümden sonra; geriye kalan eşyaların aynı suça dahil olduğundan bahisle iddianameye dahil edilmemesine karşın, yargılamanın dışına itilmesi CMK’nın 223/7. maddesinde düzenlenen mükerrer davanın koşullarıyla bağdaşmayacağı gibi anılan maddenin konuluş amacına da aykırı olacağı açıktır.
    Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak etmemekle birlikte şayet nihai anlamda hüküm niteliğinde olmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karardaki cezanın mahsup edilmeyeceğinin bir an için kabul edilmesi hâlinde; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar, nihai anlamda hüküm niteliğinde olmadığı için, hükmün içeriğine değil ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kanun yararına bozma yolu ile kaldırılmasından sonra her iki dava birleştirilerek tek suçtan hüküm kurulması da mümkün olabilirdi. Zira hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu edilen eylemde taşınan silah ile müştekilere ait evlerin kurşunlanmasında kullanılan ayrı silah tek suçu oluşturacağından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar nihai hüküm olmadığından, hükmün içeriğinin kanun yararına bozma yolu ile incelenmesinin mümkün olmadığı hususunda tereddüt bulunmamasına karşın, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı kanun yararına bozma yoluna gidilebileceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
    Sonuç itibarıyla, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu edilen silah ile müştekilerin evlerinin kurşunlanmasında kullanılan silahların farklı silahlar olması nedeniyle CMK’nın 223/7. maddesindeki mükerrer dava koşullarının gerçekleşmemesine karşın, yargılamaya konu edilmeyen ve farklı olaylarda kullanılan silahın, sırf daha önceden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kesinleştiğinden bahisle mükerrer dava kabul edilerek davanın reddine dair Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir." görüşüyle,
    Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle karşı oy kullanmışlardır.
    SONUÇ:
    Açıklanan nedenlerle;
    1- Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.06.2017 tarihli ve 203-388 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında 05.01.2009 tarihli ikinci iddianame ile mükerrer açılan kamu davasının CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca reddi yerine yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
    2- Dosyanın mahalline gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.11.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.



    Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.

    Son Eklenen İçtihatlar   AYM Kararları   Danıştay Kararları   Uyuşmazlık M. Kararları   Ceza Genel Kurulu Kararları   1. Ceza Dairesi Kararları   2. Ceza Dairesi Kararları   3. Ceza Dairesi Kararları   4. Ceza Dairesi Kararları   5. Ceza Dairesi Kararları   6. Ceza Dairesi Kararları   7. Ceza Dairesi Kararları   8. Ceza Dairesi Kararları   9. Ceza Dairesi Kararları   10. Ceza Dairesi Kararları   11. Ceza Dairesi Kararları   12. Ceza Dairesi Kararları   13. Ceza Dairesi Kararları   14. Ceza Dairesi Kararları   15. Ceza Dairesi Kararları   16. Ceza Dairesi Kararları   17. Ceza Dairesi Kararları   18. Ceza Dairesi Kararları   19. Ceza Dairesi Kararları   20. Ceza Dairesi Kararları   21. Ceza Dairesi Kararları   22. Ceza Dairesi Kararları   23. Ceza Dairesi Kararları   Hukuk Genel Kurulu Kararları   1. Hukuk Dairesi Kararları   2. Hukuk Dairesi Kararları   3. Hukuk Dairesi Kararları   4. Hukuk Dairesi Kararları   5. Hukuk Dairesi Kararları   6. Hukuk Dairesi Kararları   7. Hukuk Dairesi Kararları   8. Hukuk Dairesi Kararları   9. Hukuk Dairesi Kararları   10. Hukuk Dairesi Kararları   11. Hukuk Dairesi Kararları   12. Hukuk Dairesi Kararları   13. Hukuk Dairesi Kararları   14. Hukuk Dairesi Kararları   15. Hukuk Dairesi Kararları   16. Hukuk Dairesi Kararları   17. Hukuk Dairesi Kararları   18. Hukuk Dairesi Kararları   19. Hukuk Dairesi Kararları   20. Hukuk Dairesi Kararları   21. Hukuk Dairesi Kararları   22. Hukuk Dairesi Kararları   23. Hukuk Dairesi Kararları   BAM Hukuk M. Kararları   Yerel Mah. Kararları  


    Avukat Web Sitesi