
Esas No: 2013/1869
Karar No: 2013/1869
Karar Tarihi: 2/12/2015
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
ERDENER DEMİREL BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/1869) |
|
(Karar Tarihi: 2/12/2015) |
R.G. Tarih ve Sayı: 19/1/2016-29598 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh KALELİ |
|
|
Nuri NECİPOĞLU |
|
|
Hicabi DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Raportör |
: |
Hüseyin TURAN |
Başvurucu |
: |
Erdener DEMİREL |
Vekili |
: |
Av. Metin FİLORİNALI |
I. BAŞVURUNUN
KONUSU
1. Başvuru; cezaevinde slogan atma
nedeniyle tutukluya disiplin cezası verilmesinin ifade özgürlüğünü, disiplin
cezasına yapılan itirazın Cumhuriyet savcısının mütalaası tebliğ edilmeden
İnfaz Hakimliğince gerekçesiz olarak reddedilmesinin
adil yargılanma hakkını, disiplin cezasına ilişkin düzenlemenin öngörülebilir
olmamasının suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği iddialarına
ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/3/2013 tarihinde
Anayasa Mahkemesine İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.
Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen
eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil
edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/3/2015
tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından
yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015
tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte
yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına
(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 7/5/2015
tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 8/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,
başvurucuya 21/7/2015 tarihinde bildirilmiştir.
Başvurucu, karşı görüşlerini 4/8/2015 tarihinde
Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili
olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, başvuru tarihinde Tekirdağ 2 No.lu F Tipi
Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.
9. Başvurucunun 30/3/2012 tarihinde
arkadaşlarıyla birlikte “ölen insanları
anmak” için “Şehitlerimizin
hesabını sorduk, soracağız”, “Kahrolsun
faşizm, kahrolsun emperyalizm”, “Tecride
işkenceye son, yaşasın mücadelemiz, yaşasın önderimiz Dursun Karataş”
şeklinde slogan attığı tespit edilmiştir.
10. Başvurucu, Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli
Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 11/4/2012
tarihli ve K.2012/268 sayılı kararı ile 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza
ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (e) bendi hükmü uyarınca “2 ay
süre ile ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezası ile
cezalandırılmıştır.
11. Söz konusu karara karşı başvurucunun yaptığı itiraz,
Tekirdağ İnfaz Hâkimliğinin 26/11/2012 tarihli ve
E.2012/1294, K.2012/3075 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
12. İnfaz Hâkimliği kararının gerekçe kısmı şöyledir:
“…Disiplin Kurulunun 11/04/2012 tarihli 2012/268 sayılı kararında usul ve yasaya
aykırılık bulunmadığı, soruşturmanın süresinde açıldığı ve bitirildiği, eylemin
nitelendirilmesinde bir hatanın olmadığı, cezanın da mevcut düzenlemeler
çerçevesinde belirlendiğinden yerinde görülmeyen şikayet başvurularının
reddine…”
13. İnfaz Hakimliği kararına karşı
yapılan itiraz, Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/12/2012 tarihli ve
2012/1844 Değişik İş sayılı kararında “…kararın
usul ve yasaya uygun olduğu, her hangi bir usul ve yasa hükmüne aykırılık
bulunmadığı...” gerekçesiyle reddedilmiş, karar başvurucuya
cezaevinde 31/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 4/3/2013 tarihinde
bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz
Hâkimliği Kanunu’nun “İnfaz hâkimliğince
şikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6. maddesinin (2)
numaralı fıkrası şöyledir:
“Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın
dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar
vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma
yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu
ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek
cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Disiplin cezasına
karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını
aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra
kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.)
Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz
etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek
cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli
görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da
alabilir.”
16. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesi şöyledir:
“(1) Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir
yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun,
tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı
davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile
ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır.
(2) Suç oluşturan eylemlerden dolayı açılan
kamu davası, disiplin soruşturması yapılmasını ve cezanın uygulanmasını
engellemez”
17. 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (e) bendi şöyledir:
“(1) Haberleşme veya iletişim araçlarından
yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup,
faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten,
telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya
kısmen yoksun bırakılmasıdır.
(2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır:
…
e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan
atmak,
…”
18. 5275 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası
ve (2) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:
“(1) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma
cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar ziyaretçi görüşüne çıkarılmamasıdır.
(2) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma
cezasını gerektiren eylemler şunlardır:
...
d)
Kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya
davranışta bulunmak.”
IV. İNCELEME VE
GEREKÇE
19. Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde
yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 4/3/2013 tarihli ve 2013/1869 numaralı
bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun
İddiaları
20. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Tekirdağ 2 No.lu F
Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 30/3/2012
tarihinde arkadaşlarıyla birlikte demokratik haklarını kullanarak ifade
özgürlüğü kapsamında attıkları sloganı “gereksiz” olarak nitelendirmek
suretiyle “2 ay süre ile ziyaretçi
kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezası ile cezalandırıldığını,
bu şekilde dış dünya ile bağlantısının tamamen koparıldığını ve tecrit içinde
tecrit uygulandığını, “gereksiz” ibaresinin soyut ve muğlak olması nedeniyle
Anayasa"nın 38. maddesine aykırı olduğunu, İnfaz Hâkimliği kararının gerekçesiz
olduğunu, bu karara itiraz aşamasında Cumhuriyet savcısının mütalaasına karşı
savunma hakkı tanınmadığı için silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilerek
adil yargılanma hakkının elinden alındığını, şiddete dayanmayan bir protesto
yöntemi olan slogan atma eylemi nedeniyle hem kendisinin hem de ailesinin cezalandırılmasının
demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını ileri sürerek ifade
özgürlüğünün, suç ve cezada kanunilik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini belirtmiştir.
B. Değerlendirme
21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan
hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini
kendisi takdir eder (Tahir Canan,
B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu
bakımdan başvurucunun, slogan atması nedeniyle hakkında verilen disiplin
cezasının ifade özgürlüğünün, disiplin cezasına konu 5275 sayılı Kanun"un 42.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin muğlak ve belirsiz olması
nedeniyle suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının
Anayasa’nın 26. maddesi; Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi
nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesinin ihlal
edildiği iddiasının ise Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.
Somut olay bakımından temel sorun, başvurucunun slogan atması nedeniyle
hakkında disiplin cezasının uygulanması olduğundan başvurucunun diğer
şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
1. Kabul
Edilebilirlik
22. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu
Ceza İnfaz Kurumunda demokratik hakkını kullanarak attığı sloganın “gereksiz”
olarak nitelendirilmek suretiyle “2 ay süre
ile ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezası ile
cezalandırıldığını belirterek ifade özgürlüğünün, İnfaz Hâkimliği kararına
yaptığı itiraz aşamasında Cumhuriyet savcısının mütalaasına karşı savunma hakkı
verilmediğini belirterek silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia
etmiştir.
23. Bakanlık görüşünde başvurunun kabul edilebilirliğine
ilişkin olarak herhangi bir husus belirtilmemiştir.
24. Başvurucunun, cezaevinde slogan atması nedeniyle hakkında
verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ve
Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği
ilkesinin ihlal edildiği iddiası açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca
başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu
kısımlarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. İfade
Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası
25. Başvurucu; hükümlü olarak bulunduğu Tekirdağ 2 No.lu F
Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 30/3/2012
tarihinde arkadaşlarıyla birlikte demokratik haklarını kullanarak ifade
özgürlüğü kapsamında attıkları sloganı “gereksiz” olarak nitelendirmek suretiyle
“2 ay süre ile ziyaretçi kabulünden yoksun
bırakma” disiplin cezası ile cezalandırıldığını, bu ibarenin soyut
ve muğlak olduğunu ileri sürmüştür.
26. Bakanlık; ifade özgürlüğüne yönelik
bir müdahale olup olmadığı, gerçekleştirilen müdahalenin yasayla öngörülmüş
olup olmadığı, müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin
demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı temelinde incelenmesi gerektiğini
belirterek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bazı kararlarına atıfta
bulunarak cezaevlerinde düzenin ve disiplinin sağlanmasının çok önemli
olduğundan kuralların daha sıkı uygulanabileceğini ve bu tür uygulamaların
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesine uygun olacağını
ifade etmiştir. Bakanlık, başvuru konusu olayda başvurucunun gereksiz
olarak slogan atması nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırıldığını
belirtmiştir.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda yasada
açıkça belirtilmeyen bir nedenle cezalandırma yoluna gidildiğini ve hakka
getirilen kısıtlamaların dar yorumlanması gerektiğini belirtmiştir.
28. Anayasa’nın “Düşünceyi
açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka
yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu
hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da
vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya
benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,
kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti
ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların
cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin
açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının
yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin
gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına
ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,
düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında
uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
29. Sözleşme’nin 10. maddesi şöyledir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu
makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat
özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde,
Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi
tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin
kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin,
toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması
ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve
haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı
erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı
formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
30. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün
kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz,
yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade
aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın [GK], B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).
31. İfade özgürlüğü insanın haber ve bilgilere, başkalarının
fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi; edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı
kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla
serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına
aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (Emin
Aydın [GK], § 40).
32. AİHM’e göre veciz ve çarpıcı niteliği öne
çıkarılarak özellikle güncel bir konuda kamuoyunun dikkatini çekmek üzere
reklam ve siyasi propaganda amaçlı kullanılan bir slogan da Sözleşme’nin 10.
maddesi kapsamına girer. Dolayısıyla slogan atma nedeniyle cezai bir müeyyideye
tabi tutulma hâlinde bu durumun ifade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir
müdahale oluşturduğu açıktır (Savgın/Türkiye
Krallık, B. No: 13304/03, 2/2/2010, § 32).
33. Somut olayda başvurucunun, arkadaşlarıyla birlikte “Şehitlerimizin hesabını sorduk, soracağız”,
“Kahrolsun faşizm, kahrolsun emperyalizm”,
“Tecride işkenceye son, yaşasın mücadelemiz,
yaşasın önderimiz Dursun Karataş” şeklinde, ölen insanları anmak
için slogan attıkları ve bunun bir çeşit ifade yöntemi olduğu hususunda
herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
34. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak
alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak
sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri,
B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65; Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, §
69). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü de (Yankov/Bulgaristan, B. No: 39084/97, 11/12/2003; T./Birleşik
Krallık, B. No: 8231/78, 12/10/1983) Anayasa ve Sözleşme kapsamında
koruma altındadır.
35. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen
istisnalar gereğince ifade özgürlüğü, mutlak bir hak niteliğinde değildir.
Sınırlanabilir nitelikte olmasına rağmen ifade özgürlüğünün demokratik
toplumlar için önemi gözetildiğinde sınırlamaların daha dar yorumlanması ve bir
sınırlamanın gerekliliğinin inandırıcı ve makul olması gerekmektedir (Yankov/Bulgaristan, § 129). Temel hak ve
özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler
dikkate alınmak zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen
sınırlamaların denetiminin, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler
çerçevesinde ve 26. maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 70).
36. Öte yandan cezaevinde bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak
suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin ve düzenin
korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda,
mahkûmların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir. Ancak bu durumda
dahi hükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir sınırlandırma makul
ve ölçülü olmalıdır (Silver ve
diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72; 6205/73,… 23/3/1983, §§ 99-105).
37. Açıklanan ilkeler ışığında başvuruya konu olayda, ifade
özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde öncelikle
müdahalenin mevcut olup olmadığının; sonrasında ise müdahalenin haklı sebeplere
dayanıp dayanmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
i. Müdahalenin
Varlığı
38. Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan başvurucu “ölen
insanları anmak için” diğer dokuz tutuklu ve hükümlü ile birlikte “gereksiz”
slogan atmaları nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmıştır. Dolayısıyla
verilen disiplin cezasının, başvurucunun kendini ifade etmek için söylediği
ifadeler temelinde ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır.
ii. Müdahalenin İhlal
Oluşturup Oluşturmadığı
39. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 26. maddesinin
ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına
dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine
getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu
nedenle sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,
Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,
Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet’in
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup
olmadığının belirlenmesi gerekir.
Kanunilik
40. Başvurucu, disiplin cezasına neden olan 5275 sayılı
Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde geçen “gereksiz yere” ifadesinin tanımının
yapılmamış olması ve “Gereksiz olarak marş
söylemek veya slogan atmak”
kuralının
soyut olması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesine aykırılık bulunduğunu ileri
sürmüştür.
41. Bakanlık görüşünde, başvurucunun gerçekleştirmiş olduğu
eyleme ilişkin verilen cezanın kanuni dayanağının bulunduğu, suç ve cezaların
kanuniliği prensibi ilkesi gereğince bir eylemin tüm ayrıntılarının kanunda
düzenlenmesinin mümkün olmadığı, bazı muhtemel belirsizliklerin yargısal
yorumla açıklanacağı ve aydınlatılacağı, kanun koyucunun “gereksiz” ibaresinin yorumlanmasını
uygulamacıya bıraktığı belirtilmiştir.
42. 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının (e) bendinde ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilecek “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” eyleminin
bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma disiplin cezası ile cezalandırılacağı
hüküm altına alınmıştır. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275
sayılı Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak
disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma
koşulları Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Bu çerçevede
Kanun’da yer alan herhangi bir disiplin suçunun oluşabilmesi için özel hükümde
belirtilen eylemlerin 37. madde gereği, ceza infaz kurumunda “düzenli bir
yaşamın sürdürülmesi”ni veya “güvenliğin” ya da
“disiplinin” sağlanmasını kusurlu olarak engelleyecek şekilde işlenmesi
gerekmektedir.
43. Buna göre Kanun’un 37. maddesi de dikkate alındığında
ceza infaz kurumunda tek başına slogan atma eylemi yapılmasının disiplin
suçunun oluşabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki
güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek
şekilde gerçekleştirilmesi de gerekmektedir. Dolayısıyla bu niteliği taşımayan
slogan atma eyleminin cezalandırılması kanun tarafından öngörülmediğinden
disiplin cezasına konu düzenlemede “suçun yasallığı ve “belirlilik” ilkelerine
aykırılık bulunmamaktadır (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013)
44. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 5275 sayılı Kanun’un
42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin, öngörülebilir ve
ulaşılabilir bir şekilde “gereksiz olarak
marş söylemek veya slogan atmak” eylemine karşılık disiplin
yaptırımını kabul ettiğinden başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin
kanuni dayanağı olduğu açıktır.
Meşru Amaç
45. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru
olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen millî
güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet’in temel nitelikleri,
devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların
önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş
bilgilerin açıklanmaması; başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile
hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama
görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik olması
gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK],
B. No: 2013/9343, 5/6/2015, § 57).
46. Başvuru konusu olayda, başvurucunun hükümlü olması
nedeniyle yukarıdaki paragrafta belirtilen meşru amaçların cezaevinin kendi
koşulları açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede gereksiz slogan
atmak nedeniyle disiplin cezası verilmesi açısından ceza infaz kurumlarında
bulunan hükümlü ve tutukluların hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasındaki
temel meşru amaç, kamu düzeni ve suçların önlenmesi genel amacı temelinde
cezaevinde güvenliğin ve disiplinin sağlanmasıdır. Slogan atmak nedeniyle
başvurucuya disiplin cezası verilmesinin; cezaevi düzeninin, güvenliğinin
sağlanması ve suçun önlemesi amacıyla yapıldığı, bunun da Anayasa’nın ifade
özgürlüğüne ilişkin 26. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç
taşıdığı sonucuna varılmıştır.
Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük
47. İfade özgürlüğü bazı sınırlandırmalara tabi olabilir.
İfade özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında
sayılan sınırlandırmaların Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan
demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp
bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirmenin yapılması gerekmektedir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 64).
48. 1982 Anayasası’nda belirtilen “demokratik toplum düzeni” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir
anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik
toplum düzeni” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile Sözleşme’nin “demokratik toplum düzeninin gerekleri”
ölçütünün bulunduğu 8., 9., 10. ve 11. maddelerindeki
paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü;
çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Mehmet Ali Aydın [GK], § 65).
49. Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde
sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokratik bir hukuk devletinde,
temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle getiren
sınırlamalara yer verilemez. Anayasa’nın, temel hak ve hürriyetlerin
sınırlanmasını düzenleyen 13. maddesinde de temel hak ve özgürlüklerin özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla
sınırlanabileceği kabul edilmiştir. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her
temel hak ve özgürlük açısından farklılık gösterir. Bununla birlikte kanunla
getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların
kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve
etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 66).
50. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulmaksızın yapılan
sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine
aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bir başka deyişle öze dokunan sınırlamalar
“demokratik toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük ilkesi”ne
aykırı olacağından Anayasa koyucu temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan
sınırlamalar yönünden “demokratik toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük
ilkesi” bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek görmemiştir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 67).
51. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden
gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı;
öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai
tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en
son önlem olarak kendini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum
düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın
demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına
yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal
ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek en son çare niteliğinde değilse
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak
değerlendirilemez (Mehmet Ali Aydın
[GK], § 68).
52. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun
temellerinden olan ifade özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen veya
zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil; devletin veya
toplumun bir bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden
ifadeler için de geçerli olduğu kuşkusuzdur. Çünkü bunlar, demokratik toplum
düzeninde geçerli olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin
gerekleridir (Handyside/Birleşik Krallık, § 49).
53. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275
sayılı Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak
disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma
koşulları 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur.
Kanun’daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde
uyarınca bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının
uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel
hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki
şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesine
göre hükümlü hakkında ceza infaz kurumunda; düzenli bir yaşamın sürdürülmesi,
güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile
idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları,
kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre
kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111,
10/10/2013).
54. Somut olayda başvurucu, “ölen insanları anmak” için diğer
dokuz tutuklu ve hükümlü ile birlikte slogan atmıştır (bkz. § 9). Bunun dışında
disiplin soruşturması esnasında ve sonrasında farklı bir amacı olduğuna dair
herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında her
türlü sloganın değil, sadece bu eylemlerin ceza infaz kurumlarındaki güvenliği
veya disiplini bozacak veya ceza infaz kurumlarındaki düzenli yaşamın
sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi hâlinin disiplin cezasına
bağlandığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla somut olay açısından esas olan
başvurucunun attığı sloganın ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini
bozacak nitelikte olup olmadığının incelenmesidir. Bu bağlamda ceza infaz
kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak şekilde slogan atmanın disiplin
müeyyidesine bağlanması, tek başına ifade özgürlüğü ihlali sonucunu
doğurmayacaktır.
55. Başvurucu ve diğer dokuz hükümlü/tutuklu birlikte hareket
ederek DHKP-C terör örgütünün lideri D.K.yı ve diğer
ölenleri anmak, siyasi tutsaklara uygulanan
tecridi protesto etmek amacıyla slogan atmıştır. Eyleme konu olayın ölen terör
örgütü liderine ve üyelerine ilişkin olması ve toplu hareket edilmesi; ceza
infaz kurumu tarafından kurumun düzeni ve güvenliği için bir tehdit olarak
değerlendirilmiştir. Bu tehdide yönelik olarak Ceza İnfaz Kurumu idaresi, çok
ağır olduğu söylenemeyecek bir disiplin cezası ile (bkz. §10) düzenin ve
güvenliğin bozulmasını engellemeyi hedeflemiştir.
56. Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması
için toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiğinde herhangi bir
tereddüt bulunmamaktadır. Eylemin slogan atarak gerçekleştirilmiş olması bu
durumu değiştirmemektedir. Özellikle terör örgütü için hareket edilmesi bu
durumun açıkça görülmesine de sebep olmaktadır. Başvuru konusu olayda da ölen
terör örgütü liderinin ve üyelerinin slogan atarak anılmasının toplu olarak yapılması,
ceza infaz kurumunun düzeni ve güvenliği açısından idarenin daha hassas
davranmasını gerektirdiği açıktır. Bu nedenle başvurucuya verilen disiplin
cezasının; ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin, dolayısıyla kamu
düzeninin sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması
gereken tedbirler kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir. Bu bağlamda
demokratik toplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamında
başvurucunun ifade özgürlüğü sınırlandırılırken ceza infaz kurumunda düzeninin
sağlanması şeklindeki kamu yararı ile kişilerin ifade özgürlüğü arasında makul
dengenin kurulamadığı kabul edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).
57. Başvuru konusu olayda başvurucu “2 ay süre ile ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma”
ile cezalandırılmıştır. 5275 sayılı Kanun’un öngördüğü disiplin cezaları ile
karşılaştırıldığında ağır sonuçlar doğurmayan ceza, başvurucunun belirtilen
süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılmasını öngörmektedir. Bu bağlamda
başvurucunun kurum tarafından düzenlenecek diğer aktivitelere katılımının
engellenmesi ya da diğer haberleşme ve iletişim araçlarından istifade etmesinin
yasaklanması söz konusu olmadığından tecrit şartları oluşmamıştır. Dolayısıyla
verilen disiplin cezasının, cezaevinde düzenin ve disiplinin sağlanması amacını
gerçekleştirmek için yapılan ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez (Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.)).
58. Açıklanan nedenlerle başvurucunun slogan atması nedeniyle
hakkında verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği şikâyeti
yönünden Anayasanın 26. maddesinin ihlal
edilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Adil
Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
59. Başvurucu, Tekirdağ İnfaz Hâkimliği tarafından verilen
karara yaptığı itiraz incelemesinde Cumhuriyet savcısının mütalaasının
kendisine tebliğ edilmediğini ileri sürmüştür.
60. Bakanlık görüşünde; AİHM
içtihatlarına göre silahlarda eşitlik ilkesinin adil yargılanma hakkı içinde
yer alan usul güvencelerinden en önemlisi olduğu, bu ilke gereği bir davada tüm
taraflara, ortaya konulan kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi
olma ve görüş bildirebilme imkânının verilmesinin gerekli olduğu, başvuru
konusu olayda itiraz incelemesinde Mahkemece Cumhuriyet savcısının yazılı
mütalaasının alınarak duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verildiği
belirtilmiştir.
61. Anayasa’nın “Hak arama
hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile
adil yargılanma hakkına sahiptir.”
62. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.
maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes davasının, … cezai
alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,
yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, hakkaniyete
uygun ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme
hakkına sahiptir.”
63. Adil yargılanma hakkının en önemli usule ilişkin
güvencelerinden biri de silahların eşitliği ilkesidir. Hem cezai hem de cezai
olmayan davalarda uygulanan bu ilke, bir davada tüm taraflara talep ve
açıklamalarını diğer tarafa göre dezavantajlı olmayacak şekilde ileri
sürebilmeleri için makul bir fırsat verilmesini gerektirir (Kress/Fransa, B. No: 39594/98, 7/6/2001,
§ 72).
64. Silahların eşitliği ilkesi kapsamında mahkeme önünde
cereyan eden yargılama sürecinde, davanın tarafları arasında sahip olunan hak
ve yükümlülükler bakımından tam bir eşitlik sağlanmış olmalı ve bu eşitlik,
yargılama süresince de devam etmelidir. Yargılama sürecinde yapılan her türlü
usule ilişkin işlem, delil ve karşı delil sunma, iddia ve karşı iddiada bulunma
gibi hususlar da silahların eşitliği ilkesine uygun olarak
gerçekleştirilmelidir (Yankı Bağcıoğlu ve
diğerleri, B. No: 2014/253, 9/1/2015, § 64)
65. Dava dosyasına sunulan belgelerin
incelenmesi ve bu belgelerden suret alınması, mahkemenin kararına dayanak
oluşturduğu bilirkişi raporlarına ulaşılması ve bunları edinme fırsatının
tanınmış olması, yargılamanın taraflarından birinin ileri sürdüğü delillere ve
belgelere karşı diğer tarafa itiraz etme, görüş açıklama ve bu delilleri
çürütme, ayrıca karşı delil gösterme hakkının tanınması silahların eşitliği
ilkesinin bir gereğidir (Yankı Bağcıoğlu ve
diğerleri, § 65)
66. Ancak silahların eşitliğinin denetlenmesinde esas olan,
eşitlik denetimine konu olan işlemin yargılamadaki önemidir. AİHM, silahların
eşitliği ilkesine uyulup uyulmadığını denetlerken somut olayda şikâyet konusu
eşitsizliğin yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletsiz kılıp kılmadığına
bakmaktadır (Kremzov/Avusturya B. No: 12350/86, 21/9/1993, § 75). Davanın taraflarından birinin iddiası
karşısında diğer tarafa bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan
delilleri sunma imkânı tanınmıyorsa silahların eşitliği açısından ihlal
doğabilmektedir (De Haes
ve Gijsels/Belçika B. No: 19983/92, 24/2/1997, § 58).
67. Silahların eşitliği, başvurucunun dava dosyasına
ulaşabilmesine imkân verilmesini gerektiren bir ilkedir. Cumhuriyet savcısının
görüşlerine etkili bir şekilde cevap verebilme imkânı, kural olarak
başvurucunun söz konusu belgelere ulaşması hâlinde mümkün olabilir. Bu
gerekliliğin hangi şekilde yerine getirileceğini belirlemek, kanun koyucuya ait
olmakla beraber tarafların beyanlarının birbirlerine bildirilmesi ve tarafların
da bu beyanlara cevap verebilme imkânına sahip olması gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan,
B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 77).
68. Başvurucu, hükümlü bulunduğu cezaevinde arkadaşlarıyla
birlikte slogan atması nedeniyle cezaevi disiplin kurulunca “2 ay süre ile ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma”
disiplin cezası ile cezalandırılmış; idarenin bu kararına itiraz edilmesi
üzerine Tekirdağ İnfaz Hâkimliği tarafından başvurucunun savunması da alınarak
itirazın reddine karar verilmiştir. İnfaz Hâkimliğinin bu kararına itiraz
üzerine Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi, dosya üzerinde inceleme yaparak kesin
olarak itirazın reddine karar vermiştir. Dolayısıyla söz konusu başvuruda
Cumhuriyet savcısının, başvurucunun itirazının kabul veya reddedilmesi yönünde
dosyaya görüş bildirmesinden sonra Mahkeme heyetinin kararı üzerinde etki
yapmasına imkân sağlayan bir konuma geçeceği ve Mahkemenin vereceği karar
üzerinde bir etki yapacağı açıktır (Meral/Türkiye
B. No: 33446/02, 27/11/2007, § 23). Nitekim
Mahkeme, açık bir şekilde kararını Cumhuriyet savcısının görüşüne uygun olarak
verdiğini belirtmiştir.
69. Açıklanan nedenlerle disiplin cezasına itiraz
incelemesinde Cumhuriyet Savcılığından alınan görüşün başvurucuya
bildirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde teminat altına alınan
silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı
Kanunun 50. Maddesi Yönünden
70. Başvurucu, ifade özgürlüğü
ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yargılama giderlerine
hükmedilmesini talep etmiştir.
71. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin
(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından
kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama
yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında
hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya
genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama
yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı
ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar
verir.”
72. İhlal iddiasına konu olan
itiraz incelemesinde Savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi işlemine karşı
disiplin cezasının yerine getirilmiş olması nedeniyle yeniden yargılama kararı
verilmesinde hukuki yarar görülmemiş, başvurucunun tazminat talebinin
bulunmaması nedeniyle de ihlalin tespiti ile yetinilerek bu hususta herhangi
bir karar verilmemiştir.
73. Dosyadaki belgelerden tespit
edilen 198,35 TL harcın ve 1.500 TL vekâlet ücretinin ödenmesine karar
verilmesi gerekir.
74. Başvuruya konu uygulamada
ihlal kararı verilmiş olduğundan kararın bir örneğinin Bakanlığa gönderilmesine
karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasının KABUL
EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin
iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade
özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan silahların
eşitliği ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. 198,35 TL harcın ve 1.500 TL vekâlet ücretinden ibaret
yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede
gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar
geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
E. Kararın bir suretinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin
(3) numaralı fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığına gönderilmesine
2/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.