
Esas No: 2013/7020
Karar No: 2013/7020
Karar Tarihi: 2/12/2015
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
SEYFİ POLAT BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/7020) |
|
Karar Tarihi: 2/12/2015 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh
KALELİ |
|
|
Nuri NECİPOĞLU |
|
|
Hicabi
DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Raportör |
: |
Hüseyin TURAN |
Başvurucu |
: |
Seyfi POLAT |
Vekili |
: |
Av. Keleş ÖZTÜRK |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1.
Başvuru; tutukluluğun makul ve kanuni süreyi aşması, tutuklama ve tutukluluğun
devamına ilişkin kararların gerekçesiz olması, resen yapılan tutukluluk
incelemelerinin ve tutukluluğa ilişkin yapılan itiraz incelemesinin duruşmasız
yapılması ve itiraz incelemesinde alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi
nedenleriyle Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2.
Başvuru 16/8/2013 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla
yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi
neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.
Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul
edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Yapılan
incelemede 2014/5998 numaralı başvurunun, kişi ve konu bakımından aynı
nitelikte olması nedeniyle 2013/7020 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve
incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm
Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin
birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet
Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
6. Bakanlığın 5/11/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin
önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında
görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7.
Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle
şöyledir:
8.
Başvurucu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün birçok
ilde eş zamanlı yürüttüğü yasa dışı MLKP örgütü operasyonu kapsamında 8/9/2006
tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/9/2006
tarihli ve 2006/41 Sorgu sayılı kararıyla “yüklenen
suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, kaçma şüphesi, kuvvetli suç
şüphesini gösteren olgular ve yüklenen suçun CMK.100/3-a/8-9 maddesinde sayılan
suçlardan bulunması” gerekçesiyle tutuklanmıştır.
9.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 17/5/2007 tarihinde 2006/1013 soruşturma
sayılı iddianamesiyle başvurucu hakkında anayasal düzeni silahlı ayaklanma
yoluyla değiştirmeyi amaçlayan silahlı terör örgütünü yönetme, sahte kimlik
kullanma, patlayıcı madde bulundurma ve 10/7/1953 tarihli 6136 sayılı Ateşli
Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet etme
suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açılmıştır.
10. İddianamenin
kabul edilmesinden sonra İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/303 sayılı
dosyasında yürütülen davanın ilk duruşması 26/10/2007 tarihinde yapılmıştır.
11. Başvurucu,
yargılama süresince birçok kez tahliye talebinde bulunmuş ancak bu tahliye
talepleri benzer gerekçelerle reddedilmiştir.
12.
Son olarak İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 4/6/2013 tarihli kararında
başvurucunun tahliye talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:
“…üzerlerine atılı suçların
niteliği, mevcut delil durumu, arama ve yakalama tutanakları, arama sırasında
ele geçen belge içerikleri, vahim nitelikteki silahlar ve patlayıcı maddeler, döküman ve bilgisayar inceleme tutanakları, fiziki takip tutanakları
ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların kuvvetli suç şüphesi altında
bulunmaları, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan
olması, arama ve yakalamalar sırasında sanıkların bir çoğunun sahte olduğu
iddia olunan kimlik ve belgelerle yakalanmış olması nedeniyle kaçacakları ve
saklanacakları konusunda olgular bulunması, sanıkların üzerine atılı suçun
ağırlığına göre serbest kalmaları halinde kaçma şüphesinin karine olarak kabul
edilmesinde zorunluluk bulunması, tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin
bu aşamada sanıklar açısından yetersiz kalacağı ve Anayasa"nın 13. Maddesinde
ifade olunan "Ölçülülük" ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha hafif
koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı ve CMK"nın 100. maddesindeki şartlar[ın]
devam etmesi dikkate alınarak sanıkların tutukluluk hallerinin devamına [karar
verilmiştir.]”
13.
Bu karara karşı başvurucu 10/6/2013 tarihinde İstanbul 11. Ağır Ceza
mahkemesine itirazda bulunmuş, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17/6/2013
tarihli ve 2013/307 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar vermiş
ve bu karar 17/7/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.
14.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 5/11/2013 tarihli ve E.2007/303, K.2013/192
sayılı kararıyla başvurucunun üzerine atılı suçların bir kısmı yönünden
mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
15.
Bu karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devam etmektedir.
16.
Başvurucu 16/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
17.
Başvurucu, birleştirme kararı verilen 25/4/2014 tarihli ve 2014/5998 sayılı
bireysel başvurusunda dile getirdiği hususlara ek olarak yedi yılı aşan
tutukluluğun aynı zamanda kanuni süreyi aştığını belirterek tahliye ve tazminat
talebinde bulunmuştur.
18. Başvurucu,
dosyanın temyiz aşamasında iken değişik tarihlerde ve değişik mahkemelerde
21/2/1014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun gereğince azami tutukluluk süresinin beş
yıla indirilmiş olması gerekçesiyle tahliye talebinde bulunmuştur. Başvurucunun
bu tahliye talebi en son İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/4/2014 tarihli
ve 2014/392 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiş, ret kararı 22/4/2014
tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.
19.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 6526 sayılı Kanun’un geçici 14. maddesi ile
kapatılmasından sonra dosyanın devredildiği İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi
8/5/2014 tarihinde yurt dışına çıkamamak suretiyle başvurucunun adli kontrol
altına alınmasına ve tahliye edilmesine karar vermiştir.
B. İlgili
Hukuk
20.
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin (2)
numaralı fıkrası şöyledir:
“
Birinci
fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası
verilir.”
21.
4/12/20104 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi
şöyledir:
“(1)
Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin
bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.
İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması
halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2)
Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli
veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut
olgular varsa.
b) Şüpheli
veya sanığın davranışları;
1.
Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık,
mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında
kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)
Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı
halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a)
26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda
yer alan;
…
11.
Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,
312, 313, 314, 315),”
22.
5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi şöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde
bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk
hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi
üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü Madde
hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir.
…
(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın
tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar
gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde
de re"sen karar verir.”
23.
5271 sayılı Kanun’un 270. maddesi şöyledir:
“İtirazı inceleyecek merci, yazı ile cevap verebilmesi
için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme
ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da
emredebilir.”
24.
5271 sayılı Kanun’un 271. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz
hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde
Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25.
Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 16/8/2013
tarihli ve 2013/7020 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A.
Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu;
tutukluluğunun makul ve kanuni süreyi aştığını, tutuklama ve tutukluluğun
devamına ilişkin kararların gerekçesiz olduğunu, resen ve itiraz üzerine
yapılan tutukluluk incelemelerin duruşmasız yapıldığını ve itiraz incelemesinde
alınan Savcılık görüşünün tebliğ edilmediğini belirterek Anayasa’nın 19.
maddesinde düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüş; tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Tutukluluğun Kanuni Süreyi Aştığı İddiası
27.
Başvurucu bu dosya ile birleştirilen 2014/5998 sayılı başvurusunda, dile
getirdiği hususlara ek olarak yedi yılı aşan tutukluluğun aynı zamanda kanuni
süreyi aştığını ileri sürmüştür.
28. 30/3/2011
tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü”
kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği
tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren
otuz gün içinde yapılması gerekir. …”
29.
Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından olan başvuru süresine
riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında resen
dikkate alınması gereken bir başvuru koşuludur. Bireysel başvurunun; başvuru
yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği
tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013, §§ 19, 20).
30.
Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel
başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya
da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu
tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk hâlinin
devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve
böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen
nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla
yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla
tutukluluk hâli devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:
2012/726, 2/7/2013, § 30).
31.
Ancak başvurucu hakkında ilk derece mahkemesinde mahkûmiyet kararı verilmiş ise
bireysel başvuru açısından talep, hukuka aykırılığın tespiti ve tazminatla
sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru
yolları denendikten sonra bireysel başvuru yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).
32.
“Bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı,
başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan
tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak
kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği
tarihtir (Murat Narman, B. No:
2012/1137, 2/7/2013, § 66).
33.
Bu kapsamda “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma” durumunda, tutukluluk süresinin kanuni
veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun, ilk derece
yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada
başvuru yolları tüketildikten sonra veya serbest bırakılmadan itibaren başvuru
süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet Emin
Kılıç, B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 28).
34.
Somut olayda başvurucu, isnat edilen suçlar nedeniyle 12/9/2006 tarihinde
tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında yürütülen ilk derece yargılaması, İstanbul
10. Ağır Ceza Mahkemesince 4/11/2013 tarihinde verilen mahkûmiyet kararıyla
sonuçlanmıştır.
35.
Başvurucu, hakkında verilen hükmen tutukluluğun devamına ilişkin karara değişik
tarihlerde ve değişik mahkemelerde 6526 sayılı Kanun gereğince azami tutukluluk
süresinin beş yıla indirilmiş olduğunu ileri sürerek yaptığı tahliye talepleri
en son İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 17/4/2014 tarihinde
reddedilmiş ve Mahkemenin ret kararı 22/4/2014 tarihinde başvurucu tarafından
öğrenilmiştir. Başvurucu, isnat edilen suçlarla ilgili yargılama kapsamında
mahkûmiyet kararının verildiği tarihe kadar geçen sürede “bir suç isnadına bağlı olarak”
özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. Mahkûmiyet kararından sonra başvurucunun
tutulması ise “mahkûmiyet sonrası
tutma” kapsamındadır. Buna göre “bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukla
ilgili şikâyetleri içeren bireysel başvurunun ilk derece mahkemesinin nihai
kararının tebliği olan 4/11/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması
gerekirken 25/4/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu
sonucuna varılmıştır.
36.
Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının süre
aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Tutmanın Hukuki Olmadığı İddiası
37.
Başvurucu; hakkında isnat edilen suçlarla ilgili somut delil olmamasına rağmen
tutuklandığını ve tutukluluğunun devamına karar verildiğini, tutuklama
kararının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
38.
Anayasa"nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,
ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek
maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen
diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun
gösterir.”
39.
6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların
kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar başlıklı 48.
maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların
kabul edilemezliğine karar verebilir.”
40.
Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi özgürlüğü ve
güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü
fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin
özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.
Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak
Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin
varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Ramazan
Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).
41.
Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında suçluluğu hakkında kuvvetli
belirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya
değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan
ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme
bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç
işlediği hususunda kuvvetli bir belirti bulunmasına bağlıdır. Bu unsur,
tutuklama tedbiri için olmazsa olmaz niteliktedir. Bunun için suçlamanın
kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı
delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın
kendine özgü şartlarına bağlıdır (Hanefi
Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46).
42.
Buna bağlı olarak yakalama veya tutuklama anındaki deliller mutlaka kişinin
suçla itham edilebilmesini sağlayacak düzeyde olmayabilir. Zira tutukluluğun
amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin
tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya
ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmek ve
ilerletmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüpheye dayanak
oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak
olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde
değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali
Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).
43.
Tutuklamaya ve tutukluluğun devamına ilişkin hususlar 5271 sayılı Kanun’un 100.
ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre kişi ancak hakkında
suç işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığını gösteren olguların ve bir
tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama
nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli veya sanığın
kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, (b)
şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veya
değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması
girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı
verilebilecektir. Düzenlemede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe
bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar belirtilmiştir (Ramazan Aras, § 46).
44.
Diğer yandan Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler, ihlal edilmediği sürece
derece mahkemelerinin kararlarındaki kanun hükümlerinin yorumlanmasına ya da
maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele
alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara
uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun
veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlik hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren
bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü
bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz (Ramazan Aras, § 49).
45.
Somut olayda başvurucu, hakkında açılan kamu davası kapsamında 12/9/2006
tarihinde “anayasal düzeni silahlı ayaklanma yoluyla değiştirmeyi amaçlayan
silahlı terör örgütünü yönetme, sahte kimlik kullanma, patlayıcı madde
bulundurma ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet” suçlarından tutuklanmıştır.
Tutuklama kararının gerekçelerinde isnat edilen suçlamaya ilişkin suçun vasfı
ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suç için kanunda öngörülen ceza miktarı ve
suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunması gösterilmiştir.
46.
Dolayısıyla başvurucunun suçla ilgili inandırıcı nedenler bulunmadığı hâlde
tutuklandığı iddiasının yerinde olmadığı, gösterilen deliller ve tutuklama
kararlarında yer alan gerekçeler dikkate alındığında tutuklamanın kuvvetli
şüphe olgusunu karşıladığı, böylece tutuklama nedenlerinin oluştuğu, isnat
edilen suça ilişkin somut olgular olmadan gerekçesiz olarak tutuklama kararı
verildiğine yönelik şikâyetinin dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.
47.
Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
c. Resen Yapılan Tutukluluk İncelemesinin Duruşmasız
Yapıldığı İddiası
48. Başvurucu, herhangi bir tarih belirtmeksizin hakkında resen
verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararların duruşma yapılmadan dosya
üzerinden inceleme yapılarak verildiğini ileri sürmüştür.
49. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci
fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan
kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna
aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir
yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
50.
Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebeple olursa olsun
hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında süratle karar
verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir
mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
(Sözleşme) ve anılan Anayasa hükümleri, esas olarak tutukluluğun yasallığına
ilişkin itiraz başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan
davalardaki tahliye talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının
incelenmesi açısından bir güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:
2012/1158, 21/11/2013, § 30).
51.
5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinde, soruşturma evresinde şüphelinin
tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk
hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda Cumhuriyet savcısının istemi
üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100. madde hükümleri göz önünde
bulundurularak kovuşturma evresinde ise tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin
devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde
oturumlar arasında ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkim veya mahkemece
resen karar verileceği hükme bağlanmıştır.
52.
5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine göre yapılacak değerlendirmeler, resen (ex officio) yapılmakta olup
Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye
tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında değerlendirilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 32).
53.
Somut olayda, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 4/7/2013 tarihinde 5271 sayılı
Kanun’un 108. maddesi gereğince başvurucunun tutukluluk incelemesini duruşma
açmaksızın dosya üzerinden yaparak karar vermiştir.
54.
Bu çerçevede resen gerçekleştirilen tutuklulukla ilgili incelemeler sonucunda
verilen kararlar konu bakımından yetki kapsamı dışındadır (Hanefi Avcı, § 40). Bireysel başvuru
kapsamında olmayan bu kararların usulüne dâhil alt unsurlar da kararlarla aynı
hukuki sonuca tabidir.
55.
Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının konu
bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
d. Cumhuriyet Savcısının Görüşünün Tebliğ Edilmediği İddiası
56.
Başvurucu, herhangi bir tarih belirtmeksizin tutukluluğa itiraz üzerine
Cumhuriyet savcısından alınan mütalaanın Mahkemece kendisine bildirilmediğini
ve bu nedenle hakkında yürütülen yargılamada çelişmeli yargılama ve silahların
eşitliği ilkelerine riayet edilmediğini ileri sürmüştür.
57. Anayasa’nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan
kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna
aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir
yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
58. Tutukluluk hâline
itirazda bulunulan bir davada, Cumhuriyet savcısı ve tutuklunun davaya katılma
hakkı bulunmaktadır. Ayrıca tutukluluk hâline itiraz başvurusunda Cumhuriyet
savcısı ve tutuklu arasında silahların eşitliği ilkesinin gözetilmesi
gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan,
§ 76).
59. Silahların eşitliği,
başvurucunun soruşturma dosyasına ulaşabilmesine imkân verilmesini gerektiren
bir ilkedir. Cumhuriyet savcısının görüşlerine etkili bir şekilde cevap
verebilme imkânı, kural olarak başvurucunun söz konusu belgelere ulaşması
hâlinde mümkün olabilir. Bu gerekliliğin hangi şekilde yerine getirileceğini
belirlemek kanun koyucuya ait olmakla beraber tarafların beyanlarının
birbirlerine bildirilmesi ve bu beyanlara cevap verebilme imkânına sahip
olmaları gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan,
§ 77).
60. Şüpheli veya sanığın
salıverilme taleplerinin incelenmesine ilişkin usulün belirlendiği 5271 sayılı
Kanun’un 105. maddesinin (1) numaralı fıkrasına, 11/4/2013 tarihli ve 6459
sayılı Kanun’un 15. maddesi ile “Duruşma
dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz.” cümlesi eklenerek
duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karar verilirken tarafların görüşlerinin
alınmayacağı hükme bağlanmıştır. Böylece 6459 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği
30/4/2013 tarihinden sonraki salıverilme taleplerinin duruşma dışında
değerlendirilmesi hâlinde incelemeler dosya üzerinden gerçekleştirilecek ve
tarafların görüşleri alınmayacaktır.
61. Dolayısıyla itiraz
incelemelerinde mahkemece dosya üzerinden ve duruşma açılmadan tutukluluğun
inceleneceğine karar verildiği durumlarda yargılamaya herhangi bir tarafın
(şüpheli ya da sanık ile Cumhuriyet savcısı) sözlü olarak katılmaması durumunda
silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkesi ihlal edilmiş olmayacaktır.
62. Somut olayda başvurucu
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/6/2013 tarihli tutukluluk hâlinin
devamına dair kararına 10/6/2013 tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz merci olan
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 17/6/2013 tarihli ve 2013/307 Değişik İş
sayılı kararıyla dosya üzerinden inceleme yaparak ve duruşma açmaksızın
başvurucunun itirazını reddetmiştir. Başvurucu, ileri sürdüğü bu şikâyet
bakımından herhangi bir tarih belirtmemiş ise de 11. Ağır Ceza Mahkemesinin ret
kararı üzerine başvuru yapılması nedeniyle sözü edilen kararın incelenmesinden
Cumhuriyet savcısından tutukluluğun devamı yönünde bir görüş alınmadığı gibi
kendisinden de bu hususta bir görüş sorulmadığı anlaşılmaktadır.
63.
Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça
dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar
verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
64.
Başvurucunun tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçesiz olduğu ve
tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız yapıldığı iddialarının açıkça
dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de
bulunmadığı görüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi
gerekir.
a. Tutuklamaya Yönelik İtiraz Başvurularının İtiraz Merciince
Duruşmasız İncelendiği İddiası
65.
Başvurucu; tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız olarak dosya üzerinden
gerçekleştirildiğini, çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine
riayet edilmediğini ileri sürmüştür.
66.
Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan
kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna
aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir
yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
67.
Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, yakalama veya tutuklama yoluyla
özgürlüğünden yoksun bırakılan kişiye, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının
yasaya uygunluğunun özünü oluşturan usule ve esasa ilişkin koşullar ile ilgili
olarak yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı tanımaktadır. Hürriyeti
kısıtlanan kişinin şikâyetleri ile ilgili olarak yetkili yargı merciince
yapılacak değerlendirmenin, adli nitelik taşıması ve özgürlükten mahrum bırakılan
kişilerin itirazları bakımından uygun olan teminatları sağlaması gerekir. Ayrıca
tutukluluğun yasaya aykırı olup olmadığının hâkim önünde düzenlenen
duruşmalarda etkili olarak incelenmesini talep etme ve tutukluluk hâlinin
gerekli olup olmadığının yetkililer tarafından hızlı bir şekilde tespit
edilmesini isteme hakkını da teminat altına almaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan, §§ 64-66).
68.
Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca tutukluluğun devamına
ilişkin olarak mahkemelerce verilen kararlara yapılan her itirazda başvurucunun
dinlenilmesi gerekli olmamakla beraber tutuklu kişinin makul aralıklarla
dinlenilmeyi talep etme hakkı vardır. Tutukluluğunun gözden geçirilmesi
esnasında yapılan incelemenin “çelişmeli yargı” ve “silahların eşitliği”
ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 68).
69.
5271 sayılı Kanun’un 104. Maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre şüpheli veya
sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında herhangi bir süre
beklemeksizin salıverilmesini talep edebilir. Aynı Kanun’un 267. maddesine göre
ise resen ya da talep üzerine tutukluluk hakkında verilmiş tüm kararlar mahkeme
önünde itiraza konu olabilir.
70.
Somut olayda itiraz incelemesi sırasında duruşma yapılmamıştır. Başvurucunun ve
Cumhuriyet savcısının tutukluluk hâlinin hukuka aykırı olup olmadığına ilişkin
sözlü açıklama yapmak üzere Mahkemeye çağrılmadığı ve dinlenmediği incelemede,
silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğinden bahsedilemez (Firas Aslan ve Hebat Aslan,
§ 71).
71.
Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında öngörülen kural dikkate
alındığında hürriyeti kısıtlanan kişinin durumu hakkında kısa sürede karar
verilmesi dâhil olmak üzere tutukluluk kararına karşı yapılan her itirazda
duruşma yapılması ceza yargılaması sistemini işlemez hâle getirecektir. Bu
nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan yargılama
usulüne ilişkin yükümlülükler, duruşma yapmayı gerektirecek özel bir durum
olmadığı sürece tutukluluğa karşı yapılacak her itiraz için duruşma yapılmasını
gerektirmez (Firas Aslan ve Hebat Aslan,
§ 73)
72.
Somut olayda başvurucu hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/6/2013
tarihli duruşmada tutukluluğun devamına karar verilmiş, başvurucu ve müdafii 12/3/2013 ve 4/6/2013 tarihli celselerde tutukluluk
hâli ile ilgili itirazlarını duruşmada dile getirme ve mahkeme önünde sözlü
savunma yapma fırsatı bulmuştur. Bu nedenle İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince
yapılan incelemeden on iki gün gibi makul bir süre sonra 17/6/2013 tarihinde
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz incelemesinde duruşma
yapılması bir zorunluluk olarak kabul edilemez.
73.
Açıklanan nedenlerle itiraz incelemesi esnasında başvurucu hakkında verilen
tutukluluk kararına ilişkin olarak duruşma yapılmamış olmasının Anayasa’nın 19.
maddesinin sekizinci fıkrasını ihlal etmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası
74. Başvurucu
tutukluluğun makul süreyi aştığını, tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin
kararların gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
75. Başvurucunun
bu şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası çerçevesinde
değerlendirilmesi gerekir.
76.
Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan
kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma
sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma
ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine
getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
77. Anayasa’nın
19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan
kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya
kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence
altına alınmıştır.
78. Tutukluluk
süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir ilke çerçevesinde
değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu
sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre
değerlendirilmelidir. Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”
şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesi; yargılama süresince kişinin
hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir.
Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.
maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha
ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir
(Murat Narman, § 61).
79. Bir
davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece
mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini
etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest
bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması
gerekir (Murat Narman, § 62).
80.
Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının
yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya
değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama
nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse
de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin
devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”
ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp
yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair
olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen
özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte
değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca
ulaşılabilir (Murat Narman, §
63).
81.
Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip
edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerine
ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler
tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler
çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate
alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç
işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya
birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar
tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat Narman, §§ 63, 64).
82. Bir kişinin gerekçeden tamamen
yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve
tutukluluğun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber
tutukluluğu meşru kılan gerekçeler
gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının
keyfî olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı
derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama
kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu
çerçevede değerlendirilmemelidir (Kemal
Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).
83. İtiraz veya temyiz merciinin, itiraz veya temyiz
incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki gerekçelere katıldığı
durumlarda buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak gerekçelendirmemesi, kural
olarak gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil etmez (Kemal Aktaş ve Selma Irmak, § 46).
84. Somut
olayda başvurucu 4/6/2013 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan
19. celsede tahliye talebinde bulunmuştur. Başvurucunun bu talebi “…üzerlerine atılı suçların niteliği, mevcut delil
durumu, arama ve yakalama tutanakları, arama sırasında ele geçen belge
içerikleri, vahim nitelikteki silahlar ve patlayıcı maddeler, döküman ve bilgisayar inceleme tutanakları, fiziki takip
tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların kuvvetli suç şüphesi altında
bulunmaları, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan
olması, arama ve yakalamalar sırasında sanıkların bir çoğunun sahte olduğu
iddia olunan kimlik ve belgelerle yakalanmış olması nedeniyle kaçacakları ve
saklanacakları konusunda olgular bulunması, sanıkların üzerine atılı suçun
ağırlığına göre serbest kalmaları halinde kaçma şüphesinin karine olarak kabul
edilmesinde zorunluluk bulunması, tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin
bu aşamada sanıklar açısından yetersiz kalacağı ve Anayasa"nın 13. Maddesinde
ifade olunan "Ölçülülük" ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha hafif
koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersiz kalacağı ve CMK"nın 100 maddesindeki şartlar devam etmesi dikkate
alınarak sanıkların tutukluluk hallerinin devamına,” gerekçesiyle
reddedilmiştir.
85.
Başvurucu, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/6/2013 tarihli kararına itiraz
etmiş; itiraz, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/6/2013 tarihli ve
2013/307 Değişik İş sayılı kararında “üzerlerine
atılı suçun vasıf ve mahiyeti, gerektirdiği ceza miktarı, kuvvetli suç
şüphesinin bulunması, mevcut delil durumu ve tutuklulukta geçirdikleri süreler
göz önüne alınarak mahkemesince verilen tutukluluk hallerinin devamına dair
kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığı” gerekçesiyle
reddedilmiştir.
86. Görüldüğü gibi başvurucunun tahliye talebi, üzerine
atılı suçun 5271 sayılı Kanun"un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında
sayılan suçlardan olması ve kaçma şüphesinin varlığı gerekçesiyle bu karara
karşı yapılan itiraz da benzer gerekçelerle reddedilmiştir. Suçluluğu hakkında
kuvvetli belirti bulunan kişiler; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini
veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu
kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilir. Bu şartların tutukluluk
süresince devam ediyor olması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve
meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam
edip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen
işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir. Kaçma tehlikesinin
varlığı, söz konusu olan cezanın ağırlığı temelinde değil; bu tür bir
tehlikenin bulunduğunu teyit edebilecek veya bu tehlikenin tutuklanmayı haklı
gösterecek kadar büyük olup olmadığını gösteren başka unsurlar temelinde de
incelenmelidir (Taciroğlu/Türkiye,
B. No: 25324/02, 2/2/2006, § 21). Bu bağlamda karar gerekçesinde hangi durumda
kaçma tehlikesinin belirleyici hâle geldiği ve neden bu gerekçenin bu denli
uzun süre geçerliliğini koruduğunun belirtilmiş olması gerekir (Benzer yöndeki
AİHM kararı için bkz. Yurt /Türkiye, B. No:12439/03, 20/2/2007, § 23). Bu
açıdan bakıldığında İlk Derece Mahkemesinin tutukluluğunun devamına ilişkin
kararlarında bu nitelikte yeterli bir gerekçenin bulunmadığı görülmektedir.
87. Makul
sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp
gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı durumlarda ise
tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı
tarihtir. Ancak kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada
mahkûmiyetine karar verilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk
hâli sona erer (Murat Narman, §§
66, 67). Somut olayda başvurucunun tutukluluk
süresi 8/9/2006 tarihinde gözaltına
alınması ile ilk derece mahkemesinin 4/11/2013 tarihli kararı üzerine hapis
cezası ile cezalandırılması arasındaki 7 yıl 1 ay 26 gündür.
88. Derece mahkemelerince verilen tutukluluğa itiraz ve
itirazın reddine dair kararların gerekçeleri incelendiğinde bu gerekçelerin
tutukluluğun devamını haklı gösterecek içerikte olmadığı ve aynı hususların
tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Yedi yılı aşan bir tutukluluk hâlinin devamına
ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. Bu çerçevede
başvurucunun İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılaması devam ederken tutuklu
bulunduğu süre makul olarak değerlendirilemez.
89.
Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluk süresinin makul olmadığı yönündeki
şikâyeti ile ilgili olarak Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal
edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
90. 6216
sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas
inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine
karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan
kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit
edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını
ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye
gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde
başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması
yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan
kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
91.
Başvuruda Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna
varılmıştır.
92. Başvurucu 45.000 TL manevi
tazminat talebinde bulunmuştur.
93. Başvurucuya, özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik
müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki
manevi zararının varlığı ve somut olayın özelliklerini dikkate alarak net 9.000
TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
94.
Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet
ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine
karar verilmesi gerekir.
95. Kararın
bir örneğinin ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
96. V. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle;
A. 1.
Tutmanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutukluluğun kanuni süreyi
aştığına ilişkin iddianın süre aşımı
nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Resen yapılan tutukluluk
incelmesinin duruşmasız yapıldığına ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
OLDUĞUNA,
4. Cumhuriyet savcısının
görüşünün tebliğ edilmediğine ilişkin iddianın açıkça
dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Tutukluğun makul süreyi
aştığı ve tutuklamaya yönelik itiraz başvurusunun itiraz merciince duruşmasız
incelendiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1.
Başvurunun itiraz merciince
duruşmasız incelendiği iddiası yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci
fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Tutukluluk süresinin makul
olmadığı iddiası yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL
EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 9.000 TL manevi tazminat ödenmesine ve
tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE
E. Kararın bir örneğinin İstanbul (kapatılan) 10. Ağır
Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,
ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine
kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına
2/12/2015
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.