
Esas No: 2013/5967
Karar No: 2013/5967
Karar Tarihi: 2/12/2015
Anayasa Mahkemesinin bu kararı bireysel başvuru kararı olup kişisel veri içerme ihtimali bulunmaktadır. Her ne kadar yayınlamakta yasal bir sakınca bulunmasa da bunun kişilere zarar verme ihtimali karşısında bu kararı yayınlamıyoruz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
MUSTAFA FEHMİ OKAY BAŞVURUSU |
(Başvuru Numarası: 2013/5967) |
|
Karar Tarihi: 2/12/2015 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Burhan ÜSTÜN |
Üyeler |
: |
Serruh
KALELİ |
|
|
Nuri NECİPOĞLU |
|
|
Hicabi
DURSUN |
|
|
Hasan Tahsin GÖKCAN |
Raportör |
: |
Aydın ŞİMŞEK |
Başvurucu |
: |
Mustafa Fehmi OKAY |
Vekili |
: |
Av. Arzu ACIMAZ |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle
Anayasa’nın 19. maddesi ile güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği
hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 30/7/2013 tarihinde İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi
aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön
incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir
eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/12/2013 tarihinde,
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar
verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 16/9/2015 tarihinde, başvurunun
kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru
belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)
gönderilmesine karar verilmiştir.
5.
Bakanlık 7/10/2015 tarihinde, daha önce yapılan bireysel başvurularda, benzer
şikâyetlerin incelenmesinde göz önüne alınacak kriterlere dair görüş
bildirildiğinden başvuruya ilişkin görüş sunulmasına gerek duyulmadığını belirtmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6.
Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi
(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar
özetle şöyledir:
7.
Başvurucu, kimya mühendisi olup İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (4/12/2004
tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250. maddesi ile
görevli bölümü) 2009/1831 sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında
28/9/2009 tarihinde gözaltına alınmıştır.
8.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) 29/9/2009
tarihli ve 2009/108 sorgu sayılı kararı ile başvurucunun “örgüt faaliyeti
çerçevesinde uyuşturucu madde imal etme” suçundan
tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Şüpheliye yüklenen suçun niteliği, aleyhine mevcut
delil durumu yüklenen suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesini varlığını
gösteren olguların bulunduğu , delillerin tam olarak
toplanmamış bulunması ve suçun niteliğine göre CMK 100/3-a,8, maddesi gereğince
tutuklama nedenlerinin var olduğu kabul edildiğinden ...”
9.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 14/1/2010 tarihli ve E.2010/43 sayılı
iddianamesi ile başvurucunun “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,
suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması
istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İddianamede,
başvurucu ile birlikte toplam yirmi üç sanık hakkında cezalandırılma talebinde
bulunulmuştur.
10.
Davaya bakan İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli)
tarafından E.2010/15 sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamada 27/5/2010
tarihli celsede başvurucunun kimlik tespiti yapılmış ve savunması alınmış,
yargılama başvurucu yönünden tutuklu olarak sürdürülmüştür.
11.
Mahkeme 21/5/2013 tarihli celsede başvurucunun tutukluluğunun devamına karar
vermiştir.
12.
Başvurucu 27/5/2013 tarihinde karara itiraz etmiş, İstanbul 10. Ağır Ceza
Mahkemesinin 13/6/2013 tarihli ve 2013/274 Değişik İş sayılı kararı ile “tutukluluğun devamına ilişkin ara karar usul ve
yasaya uygun bulunduğundan” itirazın kesin olarak reddine karar
verilmiştir.
13.
Anılan karar başvurucuya 2/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
14.
Başvurucu 30/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
15.
İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılamanın devamında 10/1/2014 tarihli
celsede başvurucunun “tutuklu kaldığı süreyi
göz önüne alarak” tahliyesine karar vermiştir.
16.
21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un
mülga 250. maddesi ile görevli olan ağır ceza mahkemeleri kaldırıldığından
İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/3/2014 tarihli ve E.2010/15 sayılı kararı
ile başvurucunun yargılanmakta olduğu dava, İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza
Mahkemesine E.2014/115 sayılı dosya numarası ile devredilmiştir.
17.
İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/6/2015 tarihli ve E.2014/115,
K.2015/243 sayılı kararı ile başvurucunun atılı “suç işlemek amacı ile kurulan
örgüte üye olma ve örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde imal etme”
suçlarından, “suçu işlediğine dair aleyhinde
mahkumiyetine yeterli her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı kanıt
bulunmadığı” gerekçesiyle beraatına karar verilmiştir. Mahkemenin
gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“Suç işlemek amacıyla
örgüt kurma, Yönetme, Örgüte üye olma Suçu yönünden:
... somut olayda,
kurulduğu iddia edilen örgütün ne zaman kim tarafından kurulduğu, örgüt
liderinin kim olup, hangi suçları örgüt faaliyeti kapsamında işlediklerine
ilişkin somut bir iddia ve kanıtın olmayışı, sanıkların çoğunun birbirlerini
tanımıyor oluşları, elde edilen başlangıçtaki iddiaya uygun uyuşturucu hapların
olmayışı karşısında tüm sanıkların bu nedenle atılı suçtan beraatlerine
karar verilmiştir.
...
Diğer Uyuşturucu
Madde İmal Etme ve Ticaretini Yapma suçları ile ilgili olarak ise:
... Kimya Mühendisi
olan sanığın ... 1989 yılında … Kimya Şirketini kurup işletmesi, şirketin 2008
yılında iflas etmesi nedeniyle Beylikdüzünde bulunan
bazı malzemelerin sanık H.R.I. tarafından kurulan … Kimya ile yine sanık G.Ç.’ye ait Tuzla da bulunan … Kimya Şirketinin depolarına
konulmuş olması yine teknik ve fiziki takibe göre sanığın bu iş yerine en son
22/06/2009 tarihinde gelmiş olması oysa aramanın yapıldığı 09/09/2009 tarihine
kadar şirkete gelip gitmediğinin sabit olması daha önceden H.R.I. ile ortaklık
yapmış olmaları nedeniyle bu ortaklık ilişkisinin gerektirdiği görüşmeler
dışında iddianame de belirtildiği üzere amfetamin üretimi konusunda diğer
sanıklar ile hareket ettiğine ilişkin somut hiçbir kanıtın bulunmayışı
nedeniyle sanığın bu suçtan beraatine karar
verilmiştir.”
18.
Dava, inceleme tarihi itibarıyla diğer bir kısım sanıklar yönünden temyiz
aşamasındadır.
B. İlgili Hukuk
19.
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun’un “Uyuşturucu
veya uyarıcı madde imal ve ticareti” kenar başlıklı 188. maddesinin
(1), (5) ve (8) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Uyuşturucu veya
uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç
eden kişi, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve yirmibin
güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(5) (Değişik:
18/6/2014 – 6545/66 md.) Yukarıdaki fıkralarda
gösterilen suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi
hâlinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek için teşkil edilmiş bir
örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat
artırılır.
(8) Bu maddede
tanımlanan suçların tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık
memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti
veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından
işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
20.
5237 sayılı Kanun’un “Suç işlemek amacıyla
örgüt kurma” kenar başlıklı 220. maddesinin (2) numaralı fıkrası
şöyledir:
“
Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
21.
5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama nedenleri”
kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut
delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık
hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya
güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki
hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya
sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular
varsa.
b) Şüpheli veya
sanığın davranışları;
1. Delilleri yok
etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya
başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli
şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki
suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,
tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli
ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde
188),
...”
22.
5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama kararı”
kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına
Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma
evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re"sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka
gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten
hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)
Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin
reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek
açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,
ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda
belirtilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23.
Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 30/7/2013
tarihli ve 2013/5967 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24.
Başvurucu, kalıplaşmış ve kanıtlanmamış gerekçelerle tutukluluğun devamına
karar verildiğini, tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamayı yapan
Mahkeme ve itiraz mercileri tarafından kişisel durumunun göz ardı edildiğini, tutululuğa ilişkin itirazlarının gereken özen
gösterilmeksizin incelendiğini belirterek Anayasa’nın 19. maddesi ile koruma
altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri
sürmüş ve hak ihlali tespiti ile birlikte tazminat talep etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25.
Başvurucunun iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ayrıca başka bir
kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı görüldüğünden başvurunun kabul
edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
26.
Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve
güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü
fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin
özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.
Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak
Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin
varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat
Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
27.
Anayasa’da yer alan kurallara benzer şekilde Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin
özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu, anılan fıkranın (a) ve (f)
bentlerinde belirtilen hâller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan
hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912,
6/3/2014, § 42).
28.
Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli
belirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya
değiştirilmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu
kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri
hükme bağlanmıştır (Mustafa Ali Balbay,
B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).
29.
Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece
mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara
dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk
konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece
mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz
şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlik
bulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların
bireysel başvuruda incelenmesi gerekir (Abdullah
Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,
§ 39).
30.
Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve
soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.
Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını
veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
31.
Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında
tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma
veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu
güvence altına alınmıştır (Murat Narman, §
60).
32.
Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde
değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu
sürenin makul olup olmadığı her davanın kendi özelliklerine göre
değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen
Anayasa"nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği
hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması durumunda
haklı bulunabilir (Murat Narman, §
61).
33.
Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece
mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini
etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest
bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya
konulması gerekir (Murat Narman, §
62).
34.
Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının
yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya
değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama
nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse
de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin
hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu
gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli
yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize
suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde
gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların
birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca
ulaşılabilir (Murat Narman, §
63).
35.
Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip
edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma taleplerine
ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler
tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler
çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne
alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç
işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği
sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul
edilmesi gerekir (Murat Narman, §§
64, 65).
36.
Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun
uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler
gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfî olduğunu söylemek
mümkün değildir. Ancak aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm
gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu
çerçevede değerlendirilmemelidir. Ayrıca itiraz veya temyiz merciinin, itiraz
veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki gerekçelere
katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak
gerekçelendirmemesi, kural olarak gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil
etmez (İbrahim Ayhan, B. No:
2013/9895, 2/1/2014, §§ 45, 46).
37.
Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez
yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı
durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin
serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).
38.
Somut olayda başvurucunun yargılandığı İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin
E.2010/15 sayılı dosyasında 28/5/2010 tarihli celsede “... üzerlerine atılı suçun yasal yaptırımı, kuvvetle
suç şüphesinin devam ettiğini gösterir mevcut bulgular, dikkate alınarak”
başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Mahkeme 26/10/2010,
17/3/2011, 14/7/2011, 1/12/2011, 22/3/2012, 4/5/2012 ve 27/6/2012 tarihli
celselerde aynı gerekçeyi tekrarlayarak başvurucunun tutukluluğunu devam
ettirmiştir.
39.
Mahkeme, yargılamanın devamında 14/12/2012 tarihli celsede “...isnat olunan suçların mahiyetine, yasada
gösterilen olası cezaların sınırlarına sanıklara isnat edilen suçların 5271
sayılı CMK."nun 100/3. maddesinde gösterilen katalog
suçlardan olmasına, soruşturma aşamasında ele geçirilen ve düzenlenen
iddianamede gösterilen İddia, bir kısım sanık ikrarları, tüm dosya
kapsamındaki, yakalama ve muhafaza altına alma tutanağı, olay, arama yakalama
ve el koyma tutanağı, ekspertiz raporu ve tüm dosya kapsamındaki deliller
değerlendirildiğinde, mevcut olan bu delillerin sanıklar hakkında kuvvetli suç
şüphesinin varlığını gösteren bu olgu olarak kabul edilerek, bu durumun
kuvvetli suç şüphesinin varlığının bu açıdan halen devam ediyor olmasına, gerek
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına ve gerekse 6352 sayılı Yasanın 96
ve devamı maddeleri ile değişik 5271 sayılı CMK."nun
100 ve devamı maddeleri hükümlerine göre tutuklulukta geçen makul süreyi aşan
bir durumun bulunmamasına, sanıkların serbest kalması halinde kaçma şüphesinin
sanıkların üzerlerine atılı suçların ağırlığına göre karine olarak kabul
edilmesinde zorunluluk bulunmasına, tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin
bu aşamada sanıklar açısından yetersiz kalacağı ve T.C. Anayasasının 19.
maddesinde ifade olunan "ölçülülük" ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha
hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının dava konusu
açısından yetersiz kalacağı” gerekçesiyle başvurucu (ve diğer bazı
sanıklar) yönünden tutukluluğun devamına karar vermiştir. Mahkeme 8/2/2013,
19/3/2013, 21/5/2013, 2/7/2013, 13/9/2013 ve 21/11/2013 tarihli celselerde aynı
gerekçeyi tekrarlayarak başvurucunun tutukluluğunu devam ettirmiştir.
40.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını,
delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar
gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde
tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,
tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz
bir koşul teşkil etmekle birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve
yeterli gerekçelerle ortaya konması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin
gösterilmesi gerekir (Burhan İsmailoğlu,
B. No: 2012/349, 25/6/2014, § 37).
41. Somut
olayda başvurucu, 28/9/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve 29/9/2009 tarihinde
tutuklanmıştır. Başvurucu, tutuklu olarak sürdürülen yargılamada 10/1/2014
tarihinde tahliye edilmiştir. Buna göre başvurucunun özgürlüğünden yoksun
kaldığı süre 4 yıl 3 ay 12 gündür.
42.
Dava, toplam yirmi üç sanık hakkında “örgütlü olarak uyuşturucu madde imal ve
ticareti yaptıkları ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklandığı”
suçlamasına dayalı olarak görülmüştür. Başvurucunun tutuklu olduğu süreç
içerisinde on dokuz duruşma yapılmıştır. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi
tarafından başvurucunun tahliyesini müteakip bir duruşma yapıldıktan sonra
Kanun değişikliği gereği (bkz. § 16) dosyanın devredildiği İstanbul Anadolu 6.
Ağır Ceza Mahkemesince yapılan altı duruşmanın sonunda dosya karara
bağlanmıştır.
43.
Dava dosyası incelenirken Derece Mahkemelerince başvurucunun tutukluluğunun
devamına ilişkin kararların gerekçelerinde 14/12/2012 tarihine kadar yalnızca
kuvvetli suç şüphesine ve suçun niteliğine dayanıldığı, anılan tarihten sonra
ise bu gerekçelerin yanı sıra suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3)
numaralı fıkrasında belirtilen tutuklama nedeni bulunduğu varsayılan “katalog” suçlardan olmasına, suçun ağırlığı
itibarıyla kaçma şüphesinin (karine olarak) bulunduğuna ve tutuklamaya
alternatif koruma tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağına değinildiği
görülmektedir. Mahkemelerce 4 yılı aşkın bir süre kuvvetli suç şüphesi altında
bulunduğu kabul edilen başvurucu hakkında yürütülen yargılamada, tahliye
tarihinden yaklaşık 1 yıl 6 ay sonra kurulan nihai hüküm ile başvurucunun atılı
suçları işlediğine yönelik yeterli kanıt bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı
verilmiştir. İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat
kararında, başvurucunun tahliye edilmesinden sonra erişilen yeni bir delilin
beraat kararı verilmesinde belirleyici olduğuna yönelik bir tespit
bulunmamaktadır (bkz. § 17). Başvurucu hakkındaki tutukluğun devamına ilişkin
kararların gerekçelerinin, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve
tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığı, aynı
hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Somut olaydaki tutukluluk
hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin 4 yıl 3 ayı aşan bir özgürlükten
yoksun bırakılma yönünden ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. İlgili ve
yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum
bırakıldığı dikkate alındığında söz konusu tutukluluk süresi makul olarak
değerlendirilemez.
44. Açıklanan
nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar
verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun"un 50. Maddesi Yönünden
45.
30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi
hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere
hükmedileceği belirtilmiştir. Ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari
eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
46. Başvuruda
Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu, miktar ve nitelik
belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle
yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı
karşılığında somut olayın özellikleri ve başvurucunun talebi de dikkate
alınarak başvurucuya takdiren net 6.500 TL manevi
tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
47. Dosyadaki
belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan
toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi
gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan
gerekçelerle;
A.
Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.
Tutukluluğunun makul süreyi aşmış olması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin
yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya
net 6.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. Dosyadaki
belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden
oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin,
kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden
itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin
sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz
uygulanmasına,
F. Karar
örneğinin İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine
2/12/2015
tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Sayın kullanıcılarımız, siteden kaldırılmasını istediğiniz karar için veya isim düzeltmeleri için bilgi@abakusyazilim.com.tr adresine mail göndererek bildirimde bulunabilirsiniz.