Hukuk Genel Kurulu 2017/940 E. , 2021/236 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu"nun (HMK) geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu"nun (HUMK) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 01.02.2001 tarihli akaryakıt alım ve satımına ilişkin bayilik sözleşmesi imzalandığını, var olan ticari ilişki nedeniyle bayilik sözleşmesine ek olarak 01.02.2001 tarihli prim protokolü düzenlendiğini, prim protokolüne göre müvekkili şirketin bir yıl içinde satın almayı taahhüt ettiği 4000 metreküp beyaz ürünü satın aldığı takdirde, 4000 metreküpe kadar almış olduğu her bir metreküp beyaz akaryakıt için 3 Dolar ve bu miktarın üzeri için 7 Dolar, sekiz tonun üzerinde gerçekleşen her bir madeni yağ alımı için 100 Dolar prim almaya hak kazanacağını ancak davalının sözleşmeden kaynaklanan borcunu yerine getirmediğini, 2010 yılı için 23.367,17TL prime hak kazandığını ve 31.12.2011 tarihli faturayı düzenlediğini, faturanın ödenmemesi üzerine icra takibi yapıldığını ancak davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra takibinin devamına, asıl alacağın %40’ı oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında devam eden bir sözleşme bulunmadığını, dolayısıyla sözleşmenin yetkiye ilişkin maddesinin hükümsüz olduğunu, müvekkili şirketin 31.12.2011 tarihli faturaya ilişkin borcunun bulunmadığını, faturanın iade edildiğini, ortada likit ve hesaplanabilir bir alacak olmadığını belirterek davanın reddi ile davalının kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.09.2013 tarihli ve 2012/69 E., 2013/240 K. sayılı kararı ile; sözleşmenin 8.7. maddesine göre sözleşmenin süresinin, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl olduğu, sürenin sona ermesi ile tarafların sözleşme ve taahhütlerine uygun davranmış olmaları hâlinde bayiinin de uygun iradesi ile sözleşmenin otomatik olarak yenilenmiş olacağı, prim protokolünün minimum satın alma tonajının beyaz üründe 4000 m3, madeni yağ için sekiz ton olacağı ve beyaz üründe 4000 m3 kadar satın almış olduğu beyaz akaryakıt için metreküp başına 3 Dolar ve 4000 metreküp üzerinde satın alacağı her metreküp ürün için 7 Dolar olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin 31.10.2010 tarihinde sona erdiği, sözleşmenin daha evvel feshedildiğine ilişkin bir iddia ve delil ileri sürülmediği gibi 31.10.2010 tarihine kadar yenilendiğinin ve prim protokolünün de yürürlükte bulunduğunun sonucuna varıldığı, davanın 2010 yılı prim alacağına ilişkin olup sözleşme sona ermeden önceki 2008 ve 2009 yıllarında da sözleşme hükmüne uygun olarak davacı tarafından fatura düzenlenip aynen ödendiği, davacının prim alacağı protokolde yazılı bulunduğundan ve davalının davacıya ne kadar ürün sattığını bilebilecek durumda olduğundan itirazın iptali ile icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 03.03.2014 tarihli ve 2014/587 E., 2014/4195 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 01.02.2001 tarihli akaryakıt alım satımına ilişkin bayilik sözleşmesi imzalandığını, ayrıca taraflar arasında bayilik sözleşmesine ek olarak 01.02.2001 tarihli prim protokolü imzalandığını, prim protokolüne göre, müvekkili şirketin 2010 yılı için 23.367,17TL prime hak kazandığını, müvekkilinin prim alacağına ilişkin düzenlediği 31.12.2011 tarihli faturanın ödenmemesi üzerine davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına ve %40 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; 31.12.2011 tarihli faturaya ilişkin bir borçları olmadığını, faturanın iade edildiğini, ortada herhangi bir likit ve hesaplanabilir bir alacak olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve dosya kapsamına göre; uyuşmazlığın 2010 yılı prim alacağına ilişkin olduğu, sözleşme sona ermeden evvel 2008 ve 2009 yıllarına ait prim alacaklarına ilişkin sözleşme hükmüne uygun olarak davacı tarafından düzenlenen fatura bedellerinin davalı yanca ödendiği, davacının sözleşme hükümleri gereğince bilirkişi tarafından hesaplanan miktarda prim alacağı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, ayrıca %40 oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Taraflar arasındaki sözleşmenin 4. paragrafında primlerin ürün olarak ödeneceğine dair hüküm bulunmaktadır. Mahkemece belirtilen sözleşme hükmü değerlendirilip sonucuna göre bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.05.2015 tarihli ve 2015/30 E., 2015/349 K. sayılı kararı ile; primin ürün olarak verileceğine ilişkin sözleşmenin 4. maddesinin değerlendirilmesi için karar bozulmuş ise de, gerekçeli kararın içeriğinde ve tüm dosya kapsamında taraflar arasındaki ilişkinin 31.10.2010 tarihi itibariyle sonlandığının yazılı olduğu, bayilik ilişkisi sona erdiğinden ürün alımı yapılamayacağı ve sözleşmede de prim bedelinin yazılı bulunduğu göz önüne alındığında, davacının bayiliğinin sona ermiş olması nedeniyle sözleşme süresi içerisinde ürün olarak verilme imkânının kalmadığı, icra takibinin yapıldığı tarihin de 03.02.2012 olduğu, bu tarih itibariyle ticari ilişki sonlandığından bu hüküm üzerinde durulmasında gerek bulunmadığı, primin ürün olarak verileceğine ilişkin hükmün uygulanmasının imkânsız hâle geldiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesi ve prim protokolüne göre sözleşmenin sona erdiği de dikkâte alındığında primlerin ürün olarak ödeneceğine ilişkin protokol hükmünün mahkemece değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.
IV. GEREKÇE
13. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir (6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’ya eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan HUMK’nın 429. maddesi).
14. Mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanarak veya bozmadan esinlenip gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek dolayısıyla da ilk kararının gerekçesinde dayandığı hukuki olguyu değiştirerek karar vermiş olması hâlinde direnme kararının varlığından söz edilemez.
15. İstikrar kazanmış Yargıtay içtihatlarına göre; mahkemece direnme kararı verilse dahi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm olarak kabul edilir.
16. Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince, yerel mahkemece davanın kabulüne dair verilen ilk kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, taraflar arasındaki sözleşmenin (prim protokolünün) 4. paragrafında primlerin ürün olarak ödeneceğine dair sözleşme hükmü değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. Bozma kararı sonrasında mahkemece ilk kararda direnildiği belirtilmiş ise de, taraflar arasındaki ilişkinin 31.10.2010 tarihi itibariyle sonlandığı, bayilik ilişkisi sona erdiğinden ürün alımı yapılamayacağı, davacının bayiliğinin sona ermiş olması nedeniyle prim ödemesinin ürün olarak verilme imkânının kalmadığı, icra takibinin yapıldığı tarihinin de 03.02.2012 olduğu, bu tarih itibariyle ticari ilişki sonlandığından bu hükmün üzerinde durulmasında gerek bulunmadığı, primin ürün olarak verileceğine ilişkin hükmün uygulanmasının imkânsız hâle geldiği gerekçesiyle önceki kararda direnilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
17. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara göre, mahkemece prim protokolün 4. paragrafı değerlendirilmek suretiyle ve Özel Daire bozma kararının gereğini yerine getirecek şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
18. Bu itibarla, mahkemece verilen kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni hüküm niteliğinde olduğu açıktır.
19. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.
20. Bu nedenle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.03.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.